Zamanın, sadece dakika ve saatlerden ibaret olmadığı anlar vardır. Kimi vakitler, sıradanlığın ötesine geçer, bir anlam ve ruhaniyet yüklenir; kalpleri yumuşatan, nefisleri terbiye eden, insanı Yaratan’a bir adım daha yaklaştıran bir iklime dönüşür. İşte hicrî takvimde “şehrullah” (Allah’ın ayı) olarak nitelenen Recep ayı ile başlayan “Üç Aylar” da böylesine müstesna bir zaman dilimidir. Recep, Şaban ve Ramazan ayları, manevî bir yolculuğun, arınmanın ve yeniden doğuşun kapılarını aralayan, birbirini tamamlayan kutsal bir üçlemedir.
Üç Aylar’ın ilki olan Recep Ayı, “recm” kökünden türemiştir; savaşmanın haram kılındığı, kötülüklerin atıldığı, günahlardan arınılan bir ay anlamına gelir. Bu ay, İslam dünyasında “üç aylar”ın başlangıcı olarak kabul edilir ve bir “manevî baharın” ilk müjdecisidir. Havada, kutlu bir geleceğin, yani Ramazan’ın ve Kadir Gecesi’nin heyecanı hissedilir. Recep ayı, bir nevi manevî hazırlık dönemidir. Nasıl ki toprak, bahar yağmurlarıyla canlanmaya hazırlanırsa, müminin kalbi de Recep’in bereketiyle yumuşar, ibadetlere ve tövbeye açık hale gelir. Bu ayda tutulan oruçların, kılınan namazların ve yapılan duaların ayrı bir kıymeti olduğuna inanılır.
Peygamber Efendimiz (s.a.v.), “Recep Allah’ın ayı, Şaban benim ayım, Ramazan ise ümmetimin ayıdır” buyurmuştur. Bu hadis-i şerif, her bir ayın taşıdığı özel manayı veciz bir şekilde ortaya koyar. Recep, kulun Rabbi ile olan bağını güçlendirdiği, gafletten uyanıp ilahi rahmete sığındığı bir aydır. Bu ayda özellikle Regaib ve Miraç kandilleri kutlanır. Regaib Kandili, rahmet ve mağfiretin coştuğu, duaların semaya yükseldiği bir gecedir. Miraç Kandili ise, Hz. Muhammed’in (s.a.v.) Allah’ın huzuruna yükseldiği, insanlık için büyük hediyelerle (beş vakit namaz gibi) döndüğü mucizevi bir yolculuğun yıldönümüdür. Bu gece, kulun Allah’a olan yakınlığının simgesidir ve insana, maddi dünyanın ötesindeki manevî alemi hatırlatır.
Üç Aylar’ın ikincisi Şaban Ayı, Recep ile Ramazan arasında bir köprü, bir ara istasyondur. Bu ayda amellerin Allah’a yükseltileceği inancıyla, ibadetlere devam edilir. Berat Kandili ile manevî temizlik ve af fırsatı zirveye çıkar. Nihayetinde, bu hazırlık ve arınma süreci, insanı Ramazan Ayı’nın eşsiz feyiz ve bereketine hazır hale getirir. Üç Aylar, bir bütün olarak ele alındığında, adeta bir “manevî eğitim kampı” gibidir. Recep’te uyanılır, Şaban’da hazırlanılır ve Ramazan’da olgunlaşılır.
Sonuç olarak, Üç Aylar ve özellikle Recep ayı, Müslümanlar için sıradan bir zaman akışı değil, hayatı anlamlandıran, ruhu besleyen ve ahlakı güzelleştiren kutsal bir fırsatlar mevsimidir. Bu aylar, gaflet perdesini aralayıp, kalp gözünü açmak; geçici dünya hengâmesinde, ebedî olanı hatırlamak için bir davettir. Bizlere düşen, bu davete icabet etmek, bu bereketli iklimin nimetlerinden azami ölçüde istifade etmeye çalışmaktır. Çünkü bu aylar, her yeni günüyle bize yeniden başlama, affedilme ve ruhen yücelme imkânı sunan, ilahi rahmetin en yoğun tecelli ettiği vakitlerdir.
“Allah’ım! Recep ve Şaban’ı bize mübarek kıl ve bizi Ramazan’a ulaştır.” (Dua)
Takvim yaprakları usul usul tükenirken, aralık ayının son günlerinde dünyaya tuhaf bir heyecan yayılır. Sokaklar ışıltılı süslerle donanır, vitrinler parıldar, insanların yüzlerinde bir beklentinin tatlı telaşı okunur. Bu, sadece bir yılın bitip diğerinin başlaması değildir. Bu, insanlığın kolektif bir nefes alışı, ortak bir umuda doğru attığı dev bir adımdır. Yeni yıl, zamanın bize armağan ettiği en insani, en şiirsel ritüellerden biridir.
Yılbaşı gecesi, saatler gece yarısına yaklaştıkça, dünyanın dört bir yanında milyonlarca insan aynı anı bekler. Kimi sevdikleriyle sofrada, kimi kalabalık meydanlarda, kimi de yalnızlığın sessizliğinde. O sihirli an gelip çattığında, çanlar çalar, havai fişekler gökyüzünü boyar ve bir çığlık yükselir: "Mutlu Yıllar!" İşte o anda, geçmişe dair tüm yorgunluklar, düş kırıklıkları, küçük ya da büyük başarılar, sembolik olarak geride bırakılır. Yepyeni, tertemiz, lekelenmemiş bir sayfa açılır önümüzde. Bu sayfa, "yeniden başlama" ihtimaliyle doludur. Belki daha sağlıklı yaşamak, belki bir kitap yazmaya başlamak, belki kırgınlıkları unutmak, belki de sadece biraz daha fazla sevmek için...
Ancak yeni yıl, sadece geleceğe dair sınırsız hayaller kurmak değildir. Aynı zamanda bir muhasebe vaktidir. Geride bıraktığımız yıl, bize neler öğretti? Hangi fırtınalarda yelkenlerimizi daha iyi kullanmayı öğrendik? Hangi güneşli günlerin kıymetini bilemedik? Bu iç hesaplaşma, büyümemiz ve olgunlaşmamız için bir fırsattır. Hatalarımızla yüzleşir, minnet duyduğumuz anları hatırlarız. Belki de yeni yıl hediyemiz, bu içgörü ve bilgelik tohumlarıdır.
Yılbaşı kutlamalarının en güzel yanı, "umudun" evrensel bir şölene dönüşmesidir. Dünya, çatışmalar, kayıplar ve belirsizliklerle dolu olsa da, yılbaşı gecesi herkese aynı mesajı fısıldar: "Bitmedi. Her şey yeniden başlayabilir." Bu umut, bireyden topluma yayılır. Daha iyi bir dünya, daha barışçıl bir yaşam, daha adil bir gelecek hayali, bu gecede bir kez daha canlanır. Bir dilek tutarız ve o dileğin, sadece bize değil, tüm insanlığa değmesini arzularız.
Sonuç olarak, yeni yıl, insanoğlunun zaman karşısındaki en naif ve en görkemli direnişidir. Ölümlü olduğumuzu biliriz, zamanın geçip gittiğini görürüz, ama her aralık ayının sonunda, bir kez daha inanırız: Başlangıçlar hep mümkündür. Yenilenmek, affetmek, sevmek, hayal etmek ve büyümek için asla geç değildir.
Öyleyse, yeni yılı karşılarken, sadece takvim yaprağını değiştirmeyelim. İçimizdeki yaprakları da çevirelim. Geçmişin ağırlığını bırakıp, geleceğin hafifliğine kanat açalım. Çünkü yeni yıl, bize verilen en kıymetli hediyedir: Bir şans daha. Ve bu şansı, sevgiyle, emekle ve umutla doldurmak ise bizim elimizdedir.
Mutlu Yıllar... Yeni sayfalarınız aydınlık, umutlarınız gerçek olsun.
Gönderen: Serdar - 01-11-2026, 03:05 AM - Forum: Günün Şiiri
- Yanıt Yok
Kalbimin Gizli Bahçesi
Gözlerin, gecenin en sıcak karanlığı,
İçimi ısıtan bir köz saklı sessizce.
Adın, dilimde unutulmayan bir dua,
Her hecesi, ruhuma işleyen bir iz.
Sen gülümsediğinde, zaman duruyor sanki,
Dünya, sadece bir fon, sen ise tablonun ta kendisi.
Ellerin, en derin yalnızlığıma uzanan köprü,
Dokunuşun, yaralarıma merhem, sözlerimden daha önce.
Bazen bir martı kanadında gelirsin aklıma,
Bazen yağmur damlasında, bazen eski bir şarkıda.
Seni düşünmek, kalbimin en güzel alışkanlığı,
Bir nehir gibi akıyor sevgim, usulca ve durmadan.
Ve biliyorum, belki sözcükler yetmez sana,
Ama işte bu son mısralar da senin olsun.
Çünkü sen, yazdığım her şiirin ilhamı,
Ve aşkım, seninle var olan sessiz bir devrim.
Gönderen: Serdar - 01-11-2026, 03:03 AM - Forum: Günün Şiiri
- Yanıt Yok
Seninle Bir Ömür
Sen bir sabah meltesi, uyanışımda ilk nefes,
Sokağa düşen güneş, penceremdeki cemre,
Adını her fısıldayışımda yeniden doğar zaman,
Sen benim sessiz devrimim, en huzurlu devrem.
Avuçlarımda tutsam, kuş misali ürker misin?
Bilmem, ama bakışın bile yetiyor yangınıma,
Bir bardak çayın dumanında bile arar oldum,
Gülüşünü, o en sıcak, en samimi buğusunu.
Dünya bazen çok yorar, biliyorum,
Ama gel, seninle bir çatı katı hayal edelim,
Rüzgâr çalsın perdeleri, kitaplar açık kalsın,
Biz sadece bakışarak anlayalım her şeyi.
Ve öyle kalalım, iki çınar gibi kök salmış,
Yapraklarımız birbirine değerek yaşlanmış,
Sen benim en güzel sabrım, en derin nefesim,
Ömrümün her mevsimi, bir tek seninle yeşermiş.
Gönderen: Serdar - 01-11-2026, 03:02 AM - Forum: Günün Şiiri
- Yanıt Yok
Sana Hasret
Sen bir bahar akşamısın, narin ve derin,
Gözlerin mavi hülyada bir çift yıldız,
Gülüşün sessiz bir şarkı, en tatlı ezgin,
İçimde sakladığım en sıcak deniz.
Ellerin tuttuğu her an zamana inat,
Bir ömür durur sanki, bir nefes arası,
Sesin rüzgarda uyanan ilk yaprak gibi,
Usulca dokunurken en tenha yanıma.
Senden artık her mevsim bir renk taşır içim,
Kış bile ısınırken senin adınla,
Sen yoksan eğer, yıldızlar söner gecelerde,
Sen varsan, en karanlık an aydınlığa döner.
Bırak, bu şiir sadece senin olsun,
Sessizce okunduğun her heceyi duyar gibi,
Çünkü sen, kalbimin yazdığı ilk ve son,
En güzel mısrasısın, bitmeyen aşkımın.
La İlahe İllallahu Vahdehu La Şerike Leh Lehul Mülkü ve Lehul Hamdü ve Hüve Ala Külli Şeyin Kadir
Duasının Yazılışı, Okunuşu ve Anlamı
Amr İbnu Şuayb an Ebîhi an Ceddihî radıyallahu anh anlatıyor:
EN FAZİLETLİ DUA
“Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz buyurdular ki:
“Duaların en faziletlisi Arefe günü yapılan duadır. Ben ve benden önceki peygamberlerin söyledikleri en faziletli söz, lâ ilâhe illallahu vahdehu lâ şerîke leh lehü’l mülkü ve lehü’l hamdü ve hüve alâ külli şey’in kadîr. (Allah’tan başka ilah yoktur, O tektir, O’nun ortağı yoktur, mülk O’nundur, hamd O’na aittir. O, her şeye kâdirdir) sözüdür.” [Muvatta, Kur’ân 32, (1, 214, 215); Tirmizî, Da’avât 133, (3579)]
GÜNDE YÜZ GÜNAHI SİLDİREN DUA
Ebû Hüreyre radıyallahu anh anlatıyor:
“Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdular ki:
"Lâ ilâhe illallâhu vahdehu lâ şerîke leh, lehül mülkü ve lehül hamdü ve hüve alâ külli şey'in kadîr.".
Anlamı (Türkçe Meali) :
"Allah'tan başka ibadete layık hiçbir ilah yoktur. O tektir, ortağı yoktur. Mülk yalnızca O'nundur, hamd yalnızca O'nadır ve O, her şeye hakkıyla gücü yetendir.".
Fazileti:
Bu zikri günde yüz defa okuyan kişiye on köle azat etmiş gibi sevap yazılır, yüz sevap verilir, yüz günahı silinir. Ayrıca bu zikir, üç gün boyunca onu şeytandan korur. Sabah namazından sonra okunduğunda ise İsmail (a.s.) evlatlarından bir köle azat etme sevabı verilir.
"Lâ ilâhe illallâhü vahdehû lâ şerîke leh, lehü'l-mülkü ve lehü'l-hamdü yuhyî ve yumît, ve hüve hayyün lâ yemût, bi-yedihil-hayr, ve hüve alâ külli şey’in kadîr."
Anlamı (Türkçe Meali) :
"Allah’tan başka ilah yoktur, O tektir, ortağı yoktur. Mülk O'nundur, hamd O'na mahsustur. O hayat verir ve öldürür. O, hiç ölmeyen, daima diri olandır. Hayır (iyilikler) O’nun elindedir. O, her şeye kâdirdir (gücü yetendir)."
Fazileti ve Önemi
Bu zikirle ilgili en bilinen hadislerden biri Tirmizi ve İbn Mace gibi kaynaklarda geçen "Çarşı-Pazar Duası" hadisidir:
Günahların Bağışlanması: Peygamber Efendimiz (s.a.v.), bir kimse çarşıya girdiğinde bu duayı okursa, Allah'ın ona bir milyon sevap yazacağını, bir milyon günahını sileceğini ve derecesini bir milyon yükselteceğini müjdelemiştir [Tirmizi, Daavat, 36].
Gaflete Karşı Kalkan: İnsanların dünya telaşına daldığı bir ortamda Allah’ı zikretmek, kişiyi manevi bir uyanıklığa ulaştırır.
Hayır Kapılarının Açılması: "Bi-yedihil-hayr" (Hayır O'nun elindedir) ifadesiyle, rızkın ve tüm güzelliklerin kaynağının yalnızca Allah olduğu tasdik edilir.
Bu zikri sadece çarşıda değil, sabah ve akşam namazlarından sonra veya gün içinde dilediğiniz vakitlerde okumanız tavsiye edilir. Daha fazla bilgi ve benzer dualar için Diyanet İşleri Başkanlığı'nın Dualar sayfasını ziyaret edebilirsiniz.
Peygamber Efendimizin Akşam Namazından Sonra Okuduğu Dua
Resulullah (S.A. V), akşam namazını kıldıktan sonra eve geldiğinde iki rekât namaz kılar ve ardından dua ederdi. Peygamber Efendimizin akşam namazından sonra okuduğu dua şu şekildedir:
"يَا مُقَلِّبَ الْقُلُوبِ وَالْأَبْصَارِ، ثَبِّتْ قُلُوبَنَا عَلَى دِينِكَ" (Yâ mukallibel kulûbi vel ebsâri, sebbit kulûbenâ alâ dînike)(Ey kalpleri ve gözleri çeviren Rabbim, kalplerimizi dinin üzerine sabit kıl.)
Ayrıca, akşam namazından sonra 10 kere şu dua okunmalıdır:
(Lâ ilâhe illallâhu vahdehû lâ şerîke leh, lehü'l-mülkü ve lehü'l-hamdu yuhyi ve yümît ve hüve hayyun lâ yemût, bi-yedihil-hayr ve hüve alâ kulli şey'in kadîr.)
Peygamber Efendimiz, akşam namazından sonra yukarıdaki duayı 10 kere okuyan kişinin, Allah tarafından sabaha kadar şeytandan korunması için muhafız melekleri gönderileceğini belirtmiştir. Bu duayı 10 defa okuyan kimseye cenneti gerektiren 10 sevap yazılır, ondan her biri helak edici olan 10 günah silinir ve bu zikir, o kişinin 10 mümin azat etmesi gibidir.
“Kim, (Lâ ilâhe illallâhu vahdehu lâşerîke leh, lehu’l mülkü ve lehu’l hamdü ve hüve alâ külli şey’in kadîr = Allah’tan başka ilah yoktur. O birdir, ortağı yoktur, mülk ona aittir, hamdler de ona layıktır, her çeşit hayır O’nun elindedir. O her şeye kadirdir) duasını bir günde yüz kere söylerse, kendisine on köle âzad etmiş gibi sevab verilir, ayrıca lehine yüz sevab yazılır ve yüz günahı da silinir. Bu, ayrıca üç gün akşama kadar onu şeytana karşı muhafaza eder. Bundan daha fazlasını okumayan hiçbir kimse, o adamınkinden daha efdal bir amel de getiremez. Kim de bir günde yüz kere (Sübhânallahi ve bihamdihi) derse hataları dökülür, hatta denizin köpüğü kadar (çok) olsa bile.”
“Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdular ki:
“Kim, sabah namazının peşinden ‘La ilâhe illallahu vahdehu la şerîke leh, lehü’l-mülkü ve lehû’l-hamdü bi-yedihi’l-hayr ve hüve alâ külli şey’in kadîr.’ (Allah’tan başka ilah yoktur. O birdir, ortağı yoktur, mülk ona aittir, hamdler de ona layıktır, her çeşit hayır O’nun elindedir. O her şeye kadirdir) derse kendisine, Hz. İsmail’in -aleyhisselam- evlatlarından bir köleyi âzâd etmiş gibi sevap yazılır.”
Amr İbnu Şuayb an Ebîhi an Ceddihî (radıyallâhu anh) anlatıyor: "Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:
"Duaların en faziletlisi Arefe günü yapılan duadır. Ben ve benden önceki peygamberlerin söyledikleri en faziletli söz, lâ ilâhe illallahu vahdehu lâ şerîke leh lehü'l mülkü ve lehü'l hamdü ve hüve alâ külli şey'in kadîr. (Allah'tan başka ilah yoktur, O tektir, O'nun ortağı yoktur, mülk O'nundur, hamd O'na aittir. O, her şeye kâdirdir.) sözüdür." [Muvatta, Kur'ân 32, (1, 214, 215); Tirmizî, Da'avât 133, (3579)]
"Kim, 'Lâ ilâhe illallâhu vahdehu lâşerîke leh, lehu'l mülkü ve lehu'l hamdü ve hüve alâ külli şey'in kadîr.' duasını bir günde yüz kere söylerse, kendisine on köle âzad etmiş gibi sevab verilir, ayrıca lehine yüz sevab yazılır ve yüz günahı da silinir. Bu, ayrıca üç gün akşama kadar onu şeytana karşı muhafaza eder. Bundan daha fazlasını okumayan hiçbir kimse, o adamınkinden daha efdal bir amel de getiremez. Kim de bir günde yüz kere 'Sübhânallahi ve bihamdihi.' derse hataları dökülür, hatta denizin köpüğü kadar (çok) olsa bile." [Buhârî, Daavât 54, Bed'ü'l-Halk 11; Müslim, Zikr 28, (2691); Muvatta, Kur'ân 20, (1, 209); Tirmizî, Daavât 61, (3464)]
AÇIKLAMA:
1. Bu dua, bir rivâyette: يُحْيِى وَيُمِيتُ (hayat verir ve ölüm verir), bir başka rivâyette de, بِيَدِهِ اْلخَيْرُ (hayırlar O'nun elinde) ziyâdesiyle gelmiştir.
2. Bu duanın ne zaman okunacağı rivayetten rivâyete sarahat kazanır. Birinde "günde" diye mutlak iken, bir diğerinde "sabah olunca", bir diğerinde "sabah namazından sonra, konuşmazdan önce on defa" diye kayıtlanmıştır.
Ebu Sa'id radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:
"Kim, sabah namazının peşinden 'La ilâhe illallahu vahdehu la şerîke leh, lehü'l-mülkü ve lehû'l-hamdü bi-yedihi'l-hayr ve hüve alâ külli şey'in kadîr.' (Allah'tan başka ilah yoktur. O birdir, ortağı yoktur, mülk ona aittir, hamdler de ona layıktır, her çeşit hayır O'nun elindedir. O her şeye kadirdir.) derse kendisine, Hz. İsmail evlatlarından bir köleyi âzâd etmiş gibi sevap yazılır."
Namazı gerek cemaatle kılalım, gerekse tek başımıza kılalım; namazdan sonra tesbîhat yapmak sünnet-i seniyyedir. Tesbîhât cemaatle birlikte yapılabileceği gibi, ferdî olarak da yapılabilir.
Öncelikle her namazdan sonra bu duayı okumanın sünnet olduğunu belirtelim:
Resûl-ü Ekrem Efendimiz (asm) şöyle buyuyruyor:
“Her namazın ardından otuz üçer defa Sübhânallah, Elhamdülillâh ve Allahu ekber dersiniz. Sonra da 'Lâ ilâhe illallahü vahdehû lâ şerîke leh; lehü’l-Mülkü ve lehü’l-Hamdü ve hüve alâ külli şey’in kadîr.' dersiniz; deniz köpüğü kadar bile olsa, günahlarınız bağışlanır!”(1)
Ayrıca bu duayı akşam ve sabah namazlarından sonra on defa okumanın faziletiyle ilgili hadisler de vardır.(2) Bunlardan biri şöyledir:
“Her kim, sabah namazından sonra diz çökmüş olarak, konuşmadan önce on defa 'Lâ ilâhe illallahü vahdehû lâ şerîke lehü; lehü’l-mülkü ve lehû’l-hamdü yuhyî ve yümîtü ve hüve alâ külli şey’in kadîr.' (Anlamı: “Allah’tan başka ibadete lâyık hiçbir ilâh yoktur. O birdir; Onun hiçbir şeriki yoktur. Mülk Ona ait, hamd Ona mahsustur. Hayatı veren de Odur, ölümü veren de Odur. O, kendisine asla ölüm ârız olmayan Hayy-ı Ezelîdir. Bütün hayır Onun elindedir. O her şeye hakkıyla kàdirdir.”) derse kendisine onlarca sevap yazılır, on günahı silinir, on derece yükseltilir, o günün tamamında her şerden emin ve emniyette olur, Şeytan’dan korunur ve o gün hiçbir günah ona ulaşarak amelini iptal etmez!”(3)
Cenâb-ı Hakk'ı zikretmek, noksanlıklardan yüce tutmak ve şükretmek namazın özüdür. Tesbîhâtta otuz üçer defa tekrar edilen “Sübhanallah”, “Elhamdülillah”, “Allâhu ekber” ve “Lâ ilâhe illâllah” mübârek kelimeleri namazın çekirdekleri hükmündedir. Bu kudsî çekirdeklerin namazın içinde de yer alışı, tesbîhât kelimelerinin ibâdete ne kadar münâsip olduğunu ve mânevî hayatımız için ne büyük önemi bulunduğunu anlatır. (4)
Muâviye bin Hakem es-Selemî (ra) anlatır: Resûlullah (asm), “Bizim namazımız tesbîh, tekbîr ve Kur’ân tilâvetinden ibârettir; onda dünya kelâmı konuşulmaz!” buyurdu.(5)
Bu nedenle namazlardan sonra tesbihat yapmak sünnettir. Soruda geçen duayı her namazdan sonra, özellikle de sabah ve akşam namazlarından sonra tekrar ederek okumanın fazileti çoktur. Bu duaları namazlardan hemen sonra okumaya gayret etmek daha iyidir.
"La İlâhe İllallâhu Vahdehu La Şerîke Leh" Zikrinin Fazileti İle İlgili Hadis
"Lâ ilâhe illallahü vahdehû lâ şerîke leh, lehü’l-mülkü ve lehü’l-hamdü ve hüve alâ külli şey’in kadîr" zikrinin önemi ve fazileti...
Ebû Hüreyre radıyallahu anh Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in şöyle buyurduğunu söyledi:
“Bir kimse her gün yüz defa, lâ ilâhe illallahü vahdehû lâ şerîke leh, lehü’l-mülkü ve lehü’l-hamdü ve hüve alâ külli şey’in kadîr, derse, on köle âzâd etmiş kadar sevap kazanır; ona yüz iyilik sevabı yazılır; yüz günahı bağışlanır; bu zikir o gün akşama kadar o kimsenin şeytandan korunmasını sağlar. Bu zikri ondan daha fazla tekrarlayan kimse dışında hiç kimse daha faziletli bir iş yapmamış olur”. Resûl-i Ekrem sözüne şöyle devam etti: “Bir kimse günde yüz defa sübhânallâhi ve bi-hamdihî derse, onun günahları deniz köpüğü kadar bile olsa hepsi bağışlanır. (Buhârî, Bed’ü’l-halk 11; Daavât 64, 65; Müslim, Zikir 28. Ayrıca bk. Tirmizî, Daavât 59, 62; İbni Mâce, Duâ 14)
Aşağıdaki hadisle birlikte açıklanacaktır.
Ebû Eyyûb el-Ensârî radıyallahu anh'den rivayet edildiğine göre Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
“Bir kimse on defa, lâ ilâhe illallahü vahdehû lâ şerîke leh, lehü’l-mülkü ve lehü’l-hamdü ve hüve alâ külli şey’in kadîr, derse, İsmâil aleyhisselâm’ın soyundan dört kimseyi hürriyetine kavuşturmuş gibi sevap kazanır.” (Buhârî, Daavât 64; Müslim, Zikir 30. Ayrıca bk. Tirmizî, Daavât 103)
Hadisleri Nasıl Anlamalıyız?
Her iki hadiste de “Lâ ilâhe illallahü vahdehû lâ şerîke leh, lehü’l-mülkü ve lehü’l-hamdü ve hüve alâ külli şey’in kadîr” zikri tavsiye edilmektedir. Genellikle namazlardan sonra ve dua etmeden önce okunan bu zikrin mânası şudur: “Allah’tan başka ilah yoktur, yalnız Allah vardır. O tektir, ortağı yoktur. Mülk O’nundur, hamd O’na mahsustur. O’nun gücü her şeye yeter”. Birinci hadiste sözünün devamında Resûl-i Ekrem Efendimiz’in tavsiye buyurduğu sübhânallahi ve bi-hamdihî zikrinin anlamı ise, “Ben Allah’ı ulûhiyyet makamına yakışmayan sıfatlardan tenzih eder ve O’na hamdederim” demektir.
Hadisimizdeki “Mülk O’nundur” cümlesiyle Cenâb-ı Hakk’ın muazzam saltanatının yüceliği anlatılmaktadır. Melekler âlemiyle birlikte bütün kâinat, daha açık bir ifadeyle yaratılmış ne varsa hepsi O’nun malı, O’nun saltanatının bir parçasıdır. Dolayısıyla bunlar üzerinde tasarruf etme hakkı da sadece O’nundur. Bir şeyi var etmek, yok etmek, ele geçirmek, yönetmek, nimet vermek, cezalandırmak, büyütmek, küçültmek, yapmak, yıkmak, ağlatmak, güldürmek, kısaca hükmünü icrâ etmek sadece O’nun yetkisi dahilindedir.
Böyle bir varlık her şeye kâdirdir. O’nun gücü her şeye yeter. Hiçbir yardımcıya, hiçbir vekile ve vasıtaya ihtiyacı yoktur. Her ne isterse kendi güç ve kudretiyle yapar. O “ol!” der, her şey oluverir.
Şüphesiz mülk ve saltanat, güç ve kudret kime aitse, şânına lâyık hamd de O’na mahsustur.
Bu zikir ne zaman ve kaç defa okunacak? Bazı rivayetlerde bu zikrin sabahleyin yapılması tavsiye edilmektedir. Bu ilâve birinci hadisimizdeki “O gün akşama kadar şeytan kendisine bir fenalık yapamaz” ifadesine de açıklık getirmektedir. Bu kadar sağlam olmayan bir başka rivayette de sabah namazından sonra ve kimseyle konuşmadan önce on defa okunması tavsiye edilmektedir (Tirmizî, Daavât, 63).
Birinci rivayette bu zikrin günde yüz defa, ikinci rivayette ise on defa söylenmesi istenmektedir. Zira herkes her gün bu zikri yüz defa söylemeye imkân bulamayabilir. Yoğun işi sebebiyle bu zikri büsbütün terkederek onun sevabından mahrum kalmamak için hiç değilse günde on defa söylenmesi arzu buyurulmaktadır. Namazlardan sonra ve dua etmeden önce bu zikri zaten beş defa söyleyen müslümanların, beş defa daha söyleyerek Efendimiz’in bu tavsiyesini yerine getirmeleri hiç de zor değildir. Bu zikri günde yüz defa tekrarlamak isteyenlerin, hepsini aynı zamanda söylemesi de gerekmez. Şüphesiz en münasibi başlayınca bitirmek ve akşama kadar şeytandan korunmak için de sabahleyin okumaktır. Zaten bu zikrin söylenmesi en fazla 7-8 dakika alır. Buna imkânı ve vakti olmayanlar fırsat buldukça beşer onar defa tekrarlayarak da yüze tamamlayabilirler
Kazanılacak Sevap Miktarı. Birinci hadiste bu zikri yüz defa okuyana on köle âzâd etmiş sevabı verileceği söylenirken, ikinci hadiste rastgele köleler değil de İsmâil aleyhisselâm’ın soyundan on köleyi âzâd etmiş gibi sevap kazanacağı belirtilmektedir.
Hadisimizdeki “Günahları deniz köpüğü kadar bile olsa hepsi bağışlanır” ifadesini, bu konudaki genel kaideye göre değerlendirmek ve bağışlanan bu hataların küçük günahlar olduğunu bilmek gerekir. Zira yapılan büyük günahlar Allah Teâlâ'yı ilgilendiriyorsa, o günahı işleyen kimsenin Mevlâ'sından af dileyip günahına tövbe etmesi gerekir; şayet günahı kul hakkını ilgilendiriyorsa, kendisine haksızlık ettiği kimseyi bulup onunla helâlleşmesi, ödemesi gereken bir şey varsa ödeyip kendini bağışlatması şarttır. Küçük günahlar, insanın Allah'a karşı sorumlu olup da yapmadığı görevler yüzünden kazanılır. "Size yasak edilen büyük günahlardan kaçınırsanız, kusurlarınızı örter ve sizi şerefli bir yere koyarız" [Nisâ sûresi (4), 31] âyetinden de öğrendiğimize göre, küçük günahların bağışlanması, büyük günahlardan sakınma şartına bağlıdır.
Hadislerden Çıkarmamız Gereken Dersler
Bu zikir Cenâb-ı Hakk’ın kudretini en güzel şekilde ifade etmektedir.
Elden geliyorsa günde yüz defa, değilse on defa tekrarlanmalıdır.
Bir günde on köleyi hürriyetine kavuşturma sevabı kazanmak, amel defterine yüz iyilik kaydettirmek, yüz günahını bağışlatmak ve hele günahları deniz köpüğü kadar bile olsa hepsini affettirmek, üstelik o gün akşama kadar şeytandan korunmak, başka türlü ele geçmez bir fırsattır.
Evet, Microsoft bulut hizmeti olan OneDrive ve SharePoint üzerinden bir dosyayı bağlantı olarak herkesin indirebileceği şekilde paylaşabilirsiniz; bunun için dosyayı seçip "Paylaş" düğmesine basıp, erişim ayarlarından "Bağlantıya sahip herkes" (Genel erişim) seçeneğini işaretlemeniz ve sonra bağlantıyı kopyalayıp paylaşmanız yeterlidir.
Paylaşın: Oluşturulan bağlantıyı e-posta, mesaj veya başka bir platform aracılığıyla istediğiniz kişilerle paylaşın. Bağlantıya sahip herkes dosyayı açabilir ve indirebilir.
Microsoft 365 Uygulamalarından (Word, Excel, PowerPoint) Paylaşma
Uygulamada dosyayı açın.
Sağ üst köşedeki Paylaş düğmesine tıklayın.
Açılan menüden "Bağlantıya sahip herkesin düzenlemesine izin ver" gibi seçeneklerden birini seçin.
Bağlantıyı kopyalayıp paylaşın.
Bu adımlar sayesinde dosyayı sadece belirli kişilere değil, bağlantıyı alan herkese açık ve indirilebilir hale getirebilirsiniz