’’Ramazan'da bu 4 hasleti çok yapın, ikisiyle RABBİNİZİ razı edeceksiniz, ikisi de zaruri ihtiyacınız, ALLAH’tan mutlaka isteyeceksiniz.
✍️Hadis-i Şerif
1- KELİME-İ ŞEHADET GETİRMEK
▪ Eşhedü en la ilahe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abduhu ve rasuluh."
——————————————————————————— 2-İSTİĞFAR ETMEK
▪ Estağfirullah
İstiğfar çok okuyun, Çok af isteyin, Affolmamış kalmayın!
——————————————————————————— 3-CENNETİ ÇOK İSTEMEK
▪ Allahumme inni es'elukel cenneh
▪ ya da Allahümme edhılnil cenneh
——————————————————————————— 4-CEHENNEMDEN ÇOK SIĞINMAK
▪ Allahumme inni euzü bike minennar
——————————————————————————— TOPLANMIŞ HALİ
"Eşhedü en la ilahe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abduhu ve rasuluh. Estağfirullah. Allahumme inni es elükel cenneh, ve euzu bike min en-nar"
Rabbim cümlemizi amele muvaffak eylesin
Salavat-ı Fatih - Salavat-ı Fatih'in Arapçası Türkçe Manası Fazilet ve Sırları
Salavatı Fatih (Arapça: صلاة الفاتح; Açılış Duası), seçkin gnostik ve âlim Ebu’l-Makarim Şeyh Muhammed Şemseddin ibn Ebi’l-Hasan el-Bekri tarafından aktarılmıştır. Kendisi, yüce doğruluk(Sıddıkiyye) makamını miras aldığı ve mistik ilahi ilimlerde ustalığın en yüce mertebelerine ulaştığı Ebu Bekir es-Sıddık’ın soyundan gelmektedir. Allah tarafından kendisine bir kağıt parçası üzerinde vahyedildiği söylenir. Ticaniyye Sufi tarikatının kurucusu Şeyh Ahmed Ticanî’ye de atfedilir. Dua, dünyanın dört bir yanındaki milyonlarca Ticaniyye bağlısı tarafından günlük virdlerinin bir parçası olarak okunmaktadır.
Ey Allah’ım, kapanmış olanın açıcısı, öncekinin mührü, Hakk’ın Hakk’la yardımcısı ve Senin dosdoğru yolunun rehberi olan efendimiz Muhammed’e salât eyle. Allah’ım, onun büyüklüğü ve yüce mertebesine uygun olarak Ailesi üzerine dualar gönder.
Fatih Salavatı, Ahmed Ticani Hazretleri tarafından Hazreti Resulullah'a sorulmuş bir salavattır. Bu yazıda, Fatih Salavatı'nın Arapça duası, Türkçe manası ve faziletleri detaylı bir şekilde incelenecektir. Salavatın manevi dereceleri ve etkileri üzerine bilgiler sunulacaktır.
Fatih Salavatı
Fatih Salavatı, Kutbül Aktab Ahmed Ticani Hazretleri tarafından Hazreti Resulullah'a sorulan ve faziletleri bildirilen bir salavattır. Bu makalede, Fatih Salavatı'nın Arapça duası, Türkçe manası ve faziletleri ayrıntılı bir şekilde ele alınacaktır.
Fatih Salavatı'nın Faziletleri
Hazreti Resulullah, Fatih Salavatı'nın faziletlerini şu şekilde bildirmiştir: "Bir kimse Salavat-ı Fatihi bir defa okusa, zamanın başından bu salavatı getirenin okumuş olduğu zamana dek insanlardan, cinlerden ve meleklerden getirilmiş olan salavata eşit sevaba nail olur. Günahları da affolur. " Gece uyumadan önce on bir defa okuyan kişi, güzel rüyalar görür. Bu salavatı 40 gün boyunca 40 kere okuyan kişi, bağımlılıklardan kurtulur ve işleri açılır. Bir kimse Salavat-ı Fatihi bin kere okursa, Allah'ın rahmeti, barışı ve bereketi üzerine düşer. Küs olduğu biri varsa, barışır. Günlük olarak ezberden kırk kere okuyan kişi, %100 başarı ve mutluluğa erişir. Sorunları varsa, Allah'ın izniyle çözülür.
Salavat-ı Fatih'in Dereceleri
Salavat-ı Fatih'in üç derecesi vardır: dış derece, iç derece ve son derece olan "gizli ışık". Bu dereceler, kişinin manevi yolculuğunda ilerlemesine yardımcı olur.
Salavat-ı Fatih Arapça Duası
"Allahümme salli ve sellim ve barik ala seyyidina Muhammedinil fatihi lima uğlika vel hatimi li ma sebeka ven nasırıl hakkı bil hakkı vel hadi ila sıratikel müstekıymi sallellahü aleyhi ve ala alihi ve ashabihi hakka kadrihi ve mikdarihil aziym"
Salavat-ı Fatih Türkçe Manası
Allah'ım! Kapalı kapıları açan, geçmişe son veren, hakka hakikat ile dayanak olan, mahluku senin doğru yoluna ileten, Efendimiz Muhammed'e (Sav), O'nun aline ve ashabına O'nun yüce kadri kıymetince, salat eyle, selam eyle ve O'nu mübarek kıl.
Fatih Salavatı'nın Fazilet ve Sırları
Fatih Salavatı'nın yüz yirmi bin salavatı şerifenin gücünde olduğu, mana alemi ile Peygamberimiz (s. a. v.) tarafından bildirilmiştir.
Bu salavatı şerife okuyanı cehennemden korur.
Kırk gün boyunca okuyan kişinin tövbesi kabul olur ve günahları affolur.
Cuma gecesi bin kere okuyan, Efendimiz (S.A. V) ile rüyada görüşür.
Geçmiş tarihte, zamanın Kutbu Muhammed-el Bekri (K. S) Hazretlerine ait bu salavat, çok güçlü bir salavattır. Resulullah (S.A. V)'ın mana aleminde beyanı ile ömründe bir defa dahi bu salavatı okuyan kişi cehenneme girmez. Bu salavatı bir kere okumak, altı kere Kur'an-ı Kerim'in hatmine denktir.
Fatih Salavatı'nı kırk gün süreyle okuyan kişiye Allah'u Teâlâ günahlardan tövbe nasip eder. Kim bu salavatı Perşembe, Cuma veya Pazartesi gecesi bin defa okursa, Resulullah (S.A. V) efendimiz ile uyanık halde buluşur. Ancak, bu dört rekat namaz kılıp okunmalıdır. Bu namazın birinci rekatında üç defa Kadir Suresi, ikinci rekatında üç defa Zelzele Suresi, üçüncü rekatında üç kere Kafirun, dördüncü rekatında da üçer mu'avvizeteyn (Felak ve Nas sureleri) okunur.
Muhammed el-Bekrî (Kuddise Sirruhû) ya ait olan bu salât öyle büyük bir salâttır ki Rasûlüllâh
(Sallallâhu Aleyhi ve Sellem) in mana alemindeki beyanı veçhile
***ömründe 1 kere dahi bu salâtı okuyan kişi cehenneme girmez. (Cehenneme girmesi mukadder olana nasip edilmez.)
Mağrib sâdâtından bazısının nakline göre bu salât Allâh-u Te’âlâ tarafından bir sahife ile bu zata indirilmiştir.
***Bu salâtın 1 defa okunması 6 kere Kur’ân-ı Kerîm’in hatmine denktir.
***Bir rivayet 10 bin salavat okumaya denktir.
***bir rivayet 600 bin salât okumaya muâdildir
***Bu salata 40 gün devam edene Allâh-u Te’âlâ bütün günahlardan tevbe nasib eder.
***Her kim bu salavatı perşembe veya cuma ya da pazartesi gecesi 1000 defa okursa Rasûlüllâh (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem) ile uyanık halde buluşur.Ancak bu, dört rekat namazın ardından okunmalı, bu namazın birinci rekatında üç kere Kadr Sûresi, ikinci rekatında üç kere Zelzele Sûresi, Üçüncü rekatında üç kere Kâfirûn Sûresi, dördüncü rekatında da üçer kere mu’avvizeteyn (Felak ve Nâs sûreleri) kıraat edilmelidir ve bu salâtın tilâveti esnasında ûd yakılmalıdır. İsteyen bunu deneyebilir.
***Ahmed Dalılân (Rahimehullâh) ın beyanına göre; bu salata günde 100 kere devam edene manevî perdeler açılır (kalp gözü açılır)
***Allâh-u Te’âlâ’dan başka kimsenin bilemeyeceği kadar nurlar saçılır.
Bu salâtın sahibi olan büyük kutub demiştir ki:
***”Ömründe 1 kere bu salâtı okuyan cehenneme girerse Allah’ın huzurunda beni yakalasın.” Bu sözün sahibi olan zat Abdülkadir-i Geylânî (Kuddise Sirruhû) dan sonra: “Benim bu ayağım doğuda ve batıda bulunan bütün velilerin boynu üzerindedir” diyebilmiş ikinci zattır. Bir kere kendisi Rasûlüllâh (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem) in kabrini ziyaret ederken Rasûlüllâh (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem) ona şifahen: “Allah seni ve zürriyetini mübarek kılsın.” diye hıtab etmiştir. Şa’rânî, Şihâb ve Münâvî gibi bir çok âlim bu zatı en mübalağalı ifadelerle methetmiş-lerdir. (es-Sâvî, el-Esrâru’r-Rabbâniyye, sh:45; Yûsuf-u Nebhânî, Efdalü ‘s-salevât, Salât no:50, sh:89-96)
Salâvat-ı Fatih, eski zamanda Kutbül Aktab Ahmed Ticani Hazretleri, yakaza halinde bu Salâvatın faziletini Hazreti Resûlullah’a sorar.
***”Bir kimse Salâvat-ı Fatih'i 1 defa okursa zamanın başından Salâvat getirenin okuduğu zamana kadar ins ü cinin ve meleklerinin getirdiği (bütün zikir,tesbih,dua) ve salavata denk sevap kazanır. Günahları da bağışlanır.” buyurmuşlardır.
***Gece yatmadan önce 11 defa okunursa çok güzel rüyalar görür.
***Bu Salâvat-ı Şerifi 40 gün 40 defa okuyan bağlılıktan kurtulur.
***İşleri açılır.
***Bu Salâvat-ı Şerifi 1000 kez okuyanın üzerine Allah’ın rahmeti barış ve bereketi iner.
***Küs olduğu kim varsa barışır.
***Günlük ezberden 40 defa okunursa, % 100 başarı ve mutluluk getirir, maksadına kavuşturur. Allah’ın izniyle sorunları çözülür.
***Salavat-ı Fatih Kilitli kapıları açar ve üç derecesi vardır. Dış derecesi, iç derecesi, son derecesi (gizli ışık) Salavatı Fatih Şerife’nin Arapça ve Türkçe anlamını okuyalım.
Hazreti Şeyh Yusuf Bin İsmail :
***40 gün 1.000 ( Bin ) KERE ” Ya LATİF ” Esmaül Hüsna Zikredip Ardından 100 Kere Okunduğunda Günahların Afolunacağı Rivayet Olunur.
***120 bin Salâvat-ı Şerife gücünde olduğu manâ aleminde Peygamber Efendimiz Sâllallahu Aleyhi Vesellem tarafından bildirilmiştir.
***Cuma gecesi bin defa okuyan Efendimiz Sâllallahu Aleyhi Vesellem ile görüşür.
***Bu Salâvatı Şerife aslında Kur’an’ı Kerim'de bir sır olarak saklanmıştır. Allah’ın en büyük sırrı olduğu söylenir.
***Bu Salâvat-ı Şerîf, harikalar ve mucizelerle doludur.
***Bu Salâvat-ı Şerîf hakkında eksik bilgi verilmiş.İnsanların çoğu bu gerçekten mahrum kalmıştır.Öğrenmesi engellenmiştir.
***400 hac değerindedir.”
sonra şöyle devam etti kim
***bu Salâvat-ı Şerifi okuyup dua ederse 1 kez, o şimdiye kadar bütün cinlerin, insanlar ve melekler tarafından okunan bütün zikir, tesbih ve duaları okumuş gibi ecre nail olur.
***600 bin nimet, zamanın başlangıcından itibaren.
***Hz.Seyyid Ahmed Hilam (r.a) ve Gavsa-ı Azam Bağdat Şeyh Abdul Kadir Geylani (r.a) en favori salavatıdır ve bu Salâvat-ı Şerifin bir ışık olduğunu söylemiştir.
Hazreti Şeyh Yusuf Bin İsmail :
***Merhametli olur.
Hazreti Ebu Mukarreb inançla günlük 40 kez, özellikle erkek toplumun okuması gerektiğini söylemiştir.
Hazreti Şeyh Muhammed Bakari günlük inançla ezberde okunması gerektiğini söylemiştir.
***Bu Salâvat-ı Şerîf okuyana, refah ve kısmet getirir ve tüm karmaşık sorunlarını çözer.
Bu Salâvat yüce Allah’ın gözünde çok büyük önem taşımaktadır.
***Okuyanın üzerine barış, bereket ve Allah’ın rahmeti ve esenliği onun üzerine olur.
***70.000 Delailül Hayrat okumaya denktir.
***yoksulluğu ve açlığı ortadan kalkar.
***sabah-akşam 10 defa okursa Allah’ın yardımını alır.
***Cuma günü ikindiden sonra 100 defa okursa tüm sıkıntılarından ve dertlerinden kurtlur.Bu Salâvata ezber gerekir. Çok büyük bir zikirdir.
***Cuma günü okunmasında çok fayda vardır.
***Bütün savaşlara katılmış mücahidlerin faziletini kazanır.
İnnallâhe ve melâiketehu yusallûne alen nebiyyi, yâ eyyuhâllezîne âmenû sallû aleyhi ve sellimû teslîmâ (33/Ahzab 56.ayet)
Muhakkak ki Allah ve melekleri, Nebî’ye (Peygamber’e) salat ederler. Ey âmenû olanlar (ölmeden önce Allah’a ulaşmayı dileyenler), siz (de) O’na salat edin ! Ve (O’na) teslim olarak salat edin !
Pek çok şuyuh ve gnostik düzenli olarak Salavatı Fatih okumanın faydalarını anlatmıştır. Aynı zamanda El-Ezher’in önde gelen âlimlerinden olan büyük gnostik Şeyh Ahmed el-Savi (ö. 1241 H/1825 M), dini ilimleri ve ruhani yolu kendisinden aldığı Şeyh Ahmed ed-Derdîr’in (ö. 1204 H/1786 M) litaratürüne yazdığı şerhte şu ifadelere yer vermiştir
Faydalarından biri de şudur: Kim onu ömründe bir kere okursa cehennem ateşine girmez…
Bazıları bu duanın tek bir okunuşunun 10.000 – ve bazıları 600.000 – başka duaya eşit olduğunu söylemiştir.
Bu duayı 40 gün boyunca aralıksız okuyan kişinin Allah’ın tüm günahları için tövbesini kabul edeceği de söylenir.
Bu duayı Perşembe, Cuma veya Pazartesi gecesi 1000 defa okuyan kişi Peygamber Efendimiz (s. a.v.) ile birlikte haşrolunur. Bu duanın okunmasına 4 rekât namaz kıldıktan sonra başlanmalıdır; birinci rekâtta Kadir Suresi, ikinci rekâtta Zelzele Suresi, üçüncü rekâtta Kâfirun Suresi ve dördüncü rekâtta iki sığınma suresi (Felak ve Nas Sureleri) okunur. Bu duayı okuduktan sonra bir miktar zakkum ağacı kokusu (Oudh) yakılmalıdır. Dilerseniz bunu deneyin.
Salavatı Fatih’in faydaları Seyyid Ahmed Dahlan (ö. 1304 H. / 1886 M.) tarafından da dualar derlemesinde belirtilmiştir. O şöyle demiştir:
Bu dua, üstadım, mükemmel kutup ve peygamberlik soyundan gelen asil üstat Şeyh Abdülkadir el-Cilani’ye atfedilmiştir. Yola yeni başlayanlar için olduğu kadar yolun ortasında ve sonunda olanlar için de faydalıdır. Gnostiklerin çoğu onun sırlarını ve akılları şaşırtan mucizelerini not etmişlerdir.
Her kim bunu her gün 100 defa devamlı olarak okursa, kendisinden birçok perdeler kalkar ve sadece Allah’ın bildiği ölçüde nurlara ve ihtiyaçlarının giderilmesine nail olur.
Mübarek şehir Medine’den Şeyh Habib Muhammed el-Haddar (ö. 1418 H./1997 M.) şöyle demiştir:
Perşembe akşamları 100 defa Salavatı Fatih okuyan kişi rüyasında Peygamber Efendimizi görür ve bu denenmiş ve test edilmiştir, Allah’a hamdolsun! Her gün 100 defa okuyan ve üzerinde sebat eden kimseden birçok perdeler kalkar, ilahi nurlar alır, dilekleri yerine gelir ve ilmi sadece Allah’a kalır.
Bir sorunun veya engelin üstesinden gelmeniz gerekiyorsa, her gece yatsıdan sonra abdest alın ve iki rekât namaz kılın, ardından Allah’tan açıklık isteyin ve 10 kez Salatul Fatiha okuyun. Açılışlar elde edene kadar buna devam edin ve sebat edin.
Seyyidi Habib Ömer bin Hafız, Rebiülevvel ayı boyunca 10.000 defa Salavatı Fatih okunmasını tavsiye eder.
Kaynaklar
The Muhammadan Litanies: Prayers upon the Prophet Muhammad ﷺ for Invocation and Reflection — From the works of Shaykh Yusuf al-Nabahani. Translation and Notes by Abdul Aziz Suraqah.
Ekstra Bilgiler
Bu salavatın sahibi olan büyük yazar Muhammed el-Bekri Hazretleri demiştir ki, "Ömründe bir defa bu salavatı okuyan cehenneme girerse, Allah huzurunda beni tutsun. " Yukarıdaki sözün sahibi olan zat, Abdülkadir Geylani Hazretlerinden sonra "Benim bu ayağım doğu ve batıda bulunan bütün velilerin boynu üzerinedir. " diyebilen ikinci bir zattır. Bir defa kendisi Resulullah'ın (S.A. V) kabrini ziyaret ederken, Resulullah (S.A. V) ona, "Allah seni ve zürriyetini mübarek kılsın" diye hitap etmiştir. Şa'rani, Şihab ve Münavi gibi birçok alim bu zatı en mübalağalı ifadelerle övmüşlerdir.
Sonuç olarak, Fatih Salavatı, Kur'an-ı Kerim içinde bir sır olarak saklanmış ve Allah'ın en büyük sırrı olduğu söylenmiştir. Bu Fatih Salavatı, harika ve mucizelerle doludur ve manevi yolculukta büyük bir öneme sahiptir.
Euzu Besmele Duasının Yazılışı Okunuşu Anlamı Arapçası ve Fazileti
Eûzü besmele nedir? Eûzü besmele getirmenin faydası ve fazileti nedir? İstiaze ve beslemeyi niçin getiriyoruz? Eûzü besmelenin anlamı, yazılışı, okunuşu ve Arapçası...
“Kovulmuş şeytandan Allah’a sığınırım” deriz. Bu sözü söylemeye “istiâze” denilir. “Eûzü”, sığınırım, emân dilerim, yardım taleb ederim, gibi anlamlara gelir. “İstiâze”, Kur’an okumaya başlamadan önce olmalıdır. Zira âyetteki “Kur’an okuduğun zaman” sözü, “Kur’an okumak istediğin zaman” mânasına gelir. (Bursevî, Rûhu’l-Beyân, I, 3)
İslâm’ın varlık, bilgi ve değere bakışını şekillendiren besmele, kulluk bilinciyle hayatı anlamlandırır.Müslüman besmele çekmekle, “Kendi adıma veya başka bir varlık adına değil, sadece Allah Teâlâ adına, O’nun rızasını kazanmak umuduyla ve O’nun izni çerçevesinde bu işi yapmaya başlıyorum.” demiş olur.
“Kur’an okuyacağın zaman kovulmuş şeytandan hemen Allah’a sığın!” (Nahl 16/98) emri gereğince Kur’ân-ı Kerîm okumaya başlarken:
اَعُوذُ بِاللّٰهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّج۪يمِ
“Kovulmuş şeytandan Allah’a sığınırım” deriz. Bu sözü söylemeye “istiâze” denilir. “Eûzü”, sığınırım, emân dilerim, yardım taleb ederim, gibi anlamlara gelir.
Cebrâil (a.s.)’in Peygamber Efendimiz’e getirdiği şeylerin ilki istiâze, besmele ve “Yaratan Rabbının adıyla oku!” (Alak 96/1) meâlindeki âyetidir.
“İstiâze”, Kur’ân okumaya başlamadan önce olmalıdır. Zira ayetteki “Kur’ân okuduğun zaman” sözü, “Kur’ân okumak istediğin zaman” mânasına gelir. (Bursevî, Rûhu’l-Beyân, I, 3)
“İstiâze”, huzûra girmek için kapıyı vurup izin istemeye benzer. Kur’ân okumak isteyen kimse, Allah Teâlâ ile konuşmaya başlayacağından, kendini ilgilendirmeyen konulardan uzak kalmalı, dedikodu, çekiştirme ve iftira gibi günah kirlerinden dilini temizlemelidir. Dilin, bu tür kirlerden temizlenmesi ise ancak “eûzü” çekmekle yani bunların tümünden Allah’a sığınmakla mümkün olabilir.
“İstiâze”, Allah’a yaklaşmak için mühim bir vesîle, O’ndan hakkıyla korkanlar için bulunmaz bir sığınak, günahkârlara tutamak, helâke uğramış olanlara barınak, âşıklara gönül aydınlığıdır.
İstiâze, Rabb ile kul arasında bir sözleşmedir. Allah Teâlâ: “Siz bana olan sözünüzü tutun ki, ben de size olan sözümü tutayım” (Bakara 2/40) buyurmaktadır. Sanki kul “Eûzü” çekerken, “Allahım, ben bir insan olarak noksanlarımla birlikte kulluk sözümü yerine getirdim; sana sığındım ve senden bağışlanma diliyorum. Sen ise iyilik ve ikramda kemâl sahibisin. Şanına yakışan, rabbim olarak bana verdiğin sözü yerine getirerek beni koruman ve himâyene almandır” demektedir. (Fahreddin er-Râzî, Mefâtîhu’l-gayb, I, 85-86)
Allah’a sığınmak, yaratılandan Yaratan’a, halktan Hakk’a dönmektir. Her türlü iyiliği elde eedip her türlü kötülükten uzaklaşma kastıyla hiçbir şeye ihtiyacı olmayan Allah’a yöneliştir. Böyle bir şuurla yapılan istiâzede “Allah’a koşun!” (Zâriyât 51/50) âyetinin sırrı tecellî eder. Ayrıca istiâze, kulun Cenâb-ı Hakk’a yakın olabilmek için acizliğini anlamaktan başka yol olmadığını bilmesidir. Acziyeti hissetmek ise mânevî makamların sonuncusudur.
“Allah” lâfz-ı celâli kelime yapısı itibariyle türemiş değildir. Çünkü bu kelimenin aslına vakıf olmak ve ne mânaya geldiğini tam olarak bilmek mümkün değildir. Nitekim İmam Teftâzânî bu hususa işaret ederek “Akıl, Allah’ın zât ve sıfatını bilmede nasıl şaşkınlığa düşmüşse, O’na isim olan kelime hakkında da aynı şaşkınlığa düşmüştür. Allah kelimesi «İsim mi, sıfat mı? Türemiş mi, değil mi? Alem yâni özel isim mi, değil mi?» soruları kolayca cevap verilecek cinsten değildir” demektedir.
“Şeytan”, Allah’ın rahmetinden kovulup lânete uğradıktan sonra bu ismi almıştır. Şeytan lâfzından açıkça anlaşılan İblîs ve yardımcılarıdır. Ancak bunun insan ve cinlerden doğru yolu bırakıp sapıklığa düşenler hakkında kullanılan genel bir isim olduğu da bir gerçektir. Nitekim Allah Teâlâ: “İnsan ve cin şeytanları” (En‘âm 6/112) ifadesiyle buna işaret buyurmaktadır.
“Racîm”, lânete uğraması sırasında, melekler tarafından göğün katlarından atılarak kovulan şeytan demektir. Yahut göğe yükselmek isteyen şeytanın yıldız kayması şeklinde taşlanarak kovulmasıdır. Göğün katlarına yükselip Levh-ı Mahfûz’dan bilgi çalmaya yeltenmesi, şeytanın kötü sıfatlarından biridir. Kur’ân’da şeytanla ilgili daha bir çok kötü isim ve sıfat vardır. Bunlar içinde onun tüm kötülüklerini ifade eden kelime “racîm”dir. Çünkü “racîm” şeytanla ilgili tüm cezaları kapsar. Bu yüzden Kur’ân okumaya başlarken şeytanın isim ve özellikleri arasından bu vasfı hususi olarak seçilmiştir.
ÜÇ ÇEŞİT İSTİAZE VE İSTİAZENİN BEŞ FAYDASI
Cenâb-ı Hakk’ın sıfatlarına, fiillerine ve zâtına yapılabilecek istiâze olmak üzere üç çeşit istiâzeden söz etmek mümkündür. Bunlara işaret etmek üzere Resûlullah (s.a.s.) şöyle buyurur: “Allahım, senin öfkenden hoşnutluğuna, ceza vermenden affına, senden yine sana sığınırım.” (Müslim, Salât 222; Ebû Dâvûd, Vitr 5; Tirmizî, Da‘avat 112)
İstiâze yapan mü’min;
İnanç, amel ve bedenle ilgili bütün kötülüklerden,
Bütün haramlardan,
Hastalık, yangın, suda boğulma, fakirlik, körlük ve sakatlık gibi sayısız belâ ve musîbetlerden,
İnsan, cin ve hayvanlardan gelebilecek her türlü şerlerden,
Korkulacak her türlü âfet, belâ ve musibetlerden her şeye gücü yeten Allah’a sığınmış olur.
Gerçek istiâze, sadece sözle gerçekleşmez. İstiâzenin gerçekleşebilmesi için kalb, dil ve fiil uygunluğu gereklidir. Diliyle “Allah’a sığınıyorum” dediği halde hâli ve fiili ile şeytana sığınanın istiâzesi makbûl bir istiâze sayılmaz. Belki bu, nefs ile şeytanın günah ve azgınlıkta birbirleriyle işbirliği yapması olarak telakki edilebilir.
Bu bakımdan insanlar, ancak mânevî durumlarına göre istiâze yaparlar. Sıradan insanlar, mânasını anlamadan sadece sığınma cümlelerini tekrar eder dururlar. Âriflerin istiâzesi ise, Allah’tan başkasını görmemek, böylece birliğe erip çokluktan uzak durmaktır. Zaten şeytan, ârifin nûruna yaklaşamaz, hatta ondan kaçar. Ebû Said Harrâz (k.s.)’ın şu hali bunun en güzel bir misalidir: Hazret, rüyâsında İblîs’i görür ve ona elindeki asâyla vurmak ister. İblîs ise ona: “Yâ Ebâ Said, ben asâdan değil, ârifin kalb semâsında doğan mârifet güneşinin ışığından korkarım” der.
KALP HUZURUYLA İSTİÂZEDE BULUNAN KİMSE İLE ŞEYTAN ARASINA ÜÇYÜZ PERDE KOYAR
Hasan Basrî (k.s.): “Allah Teâlâ, kalp huzuruyla istiâzede bulunan kimse ile şeytan arasına üçyüz perde koyar. Her perdenin kalınlığı, yer ile gök arası kadardır” buyurur.
İstiâze yaparken göz önünde bulundurulması gereken bir kısım edep kaideleri vardır. Bunlara dikkat edilince elbetteki sığınma duygusunun insan üzerindeki etkisi daha fazla olacaktır:
Allah’a sığınmada, yaratılmışlardan yaratana, mümkün varlıklardan varlığı kendinden olan Zât’a yükselme vardır. Kul muhtaç, Allah ise ganî ve müstağnîdir. Sığınan kul, Allah’ın bütün iyilikleri yaratmaya ve kötülükleri savmaya gücünün yeteceğine inanır ve bütün kalbiyle O’na yönelir.
Sığınan kul, nefsinin acizliğini, Rabbin kudretini itiraf etmiş olur. Zira Allah’a yaklaşmanın en kestirme yolu acziyet ve gönül kırıklığıdır.
Hayırlı ve sâlih ameller işlemek ancak şeytandan kaçmakla kolaylaşır. Bu kaçış da ancak Allah’a sığınmakla olur.
Şeytan insanın apaçık düşmanı (Fatır 35/6), Rahman olan Allah ise insanın yaratıcısı, efendisi ve bütün işlerini düzenleyenidir. İnsanın düşmanından dostuna sığınması ne güzel bir davranıştır.
Şeytanın vesvese verdiği işlerin en başında Kur’an okumak gelir. Zira Kur’an okuyan Allah’ın emirlerini hatırlar ve tutar, yasaklarından da kaçar. Bu hikmete dayalı olarak özellikle bilhassa Kur’ân-ı Kerîm okumaya başlarken istiâze çekilmesi istenmiştir.
Mü’minin biri açık diğeri gizli iki düşmanı vardır. Açık düşmanı kâfirler, gizli düşmanı ise şeytandır. Kâfirlerle mücadelede savaş emri varken, şeytanla mücadelede ise istiâze emri vardır. Her iki cihadda da Allah mü’minin yardımcısıdır. Açık düşmanı tarafından öldürüldüğünde mü’min şehîd olur, gizli düşmanı tarafından öldürüldüğünde ise kişi Allah’ın rahmetinden uzaklaştırılır. Bu sebeple gizli düşmanın şerrinden kaçınmak daha önceliklidir.
Mü’minin kalbi en şerefli ve en temiz yeridir. Mü’min kalbini şeytanın her türlü vesvesesinden temiz tutmalı ve oraya Allah’ın mârifetini yerleştirmeli ki, Allah da âhirette en temiz ve en güzel yer olan cenneti ona nasip kılsın. Yani kul kalbini bütünüyle Allah’a adamalı ki, Allah da ona âhirette cenneti nasip kılsın. (Fahreddin er-Râzî, Mefâtîhu’l-gayb, I, 81-83)
Unutmamak gerekir ki şeytan, insan tabiatına daha çok oburca yemek içmek yoluyla musallat olur. İnsan, yiyip içmeyi azaltıp oburluğu bıraktığı takdirde, midesinin ve nefsinin arzusunu önlemiş olur. O zaman şeytan ona nüfûz imkânı bulamaz. Onu etkileyemez.
Rivayete göre Nûh (a.s.) gemiden çıkınca İblîs’e sordu: “Ey Allah’ın düşmanı, kendilerini saptırıp helâke düşürmede sana ve askerlerine en çok yardımcı olan, insanların hangi huylarıdır?” İblîs şu karşılığı verdi: “Eğer bir insanda pintilik, hırs, hased, kibir ve acelecilik gibi huylardan biri varsa, biz onu helâk çukuruna yuvarlarız. Eğer bir kimsede sayılan bu kötü sıfatların hepsi toplanacak olursa böyle birine de: «Azgın şeytan» deriz. Çünkü bunlar, şeytanların liderlerinin özellikleridir.” (Bursevî, I, 6)
İşte biz, istiâze bereketiyle şeytanın bütün vesvese, tahrik ve kötülüklerinden Yüce Rabbimize sığınma fırsatı buluyor, peşinden okuyacağımız besmeleyle de yeryüzünde Allah’ın ismiyle ve Allah adına yapacağımız gerçek bir kullukla sorumluluğumuzu beyân ediyoruz:
BESMELE NEDİR?
Besmele Arapça Yazılışı:
بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ
Besmele Okunuşu: “Bismillahirrahmanirrahîm.”
Besmele Anlamı: “Rahman ve Rahim olan Allah’ın adı ile..”
Besmele Neden Okunur?
“Besmele”, Kur’ân-ı Kerîm sûrelerini birbirinden ayırmak üzere gelmiştir. Hanefilere göre Fâtiha dâhil hiçbir sûreye ait olmayan müstakil bir âyettir. Neml sûresi 20. âyette yer alan besmele ise o âyetin bir bölümünü oluşturur. Besmele, Kur’ân’ın anahtarıdır. Teberrük olarak, yani bereketinden istifade etmek maksadıyla her sûreye onunla başlanmaktadır. Bu vesileyle Resûlullah (s.a.s.) her hayırlı işe besmele ile başlamamızı tavsiye buyurmakta, besmele ile başlanmayan işlerin neticesinin sonuçsuz kalacağını şöyle haber vermektedir:
“Besmeleyle başlanmayan her mühim işin sonu eksiktir.” (Ali el-Müttakî, I, 555, no: 2491)
Okuyuş sırasında besmele istiâzeden sonra gelir. Bunun hikmeti şu olabilir:
Bir mekanı süsleyip güzelleştirmeye başlamadan önce oradaki lüzumsuz ve zararlı şeyleri çıkarıp temizlemek gerekir. Bu kurala göre kalb de öncelikle istiâzeyle yaratıklara yönelmekten temizlenir. Bunlardan tümüyle uzaklaşıp arındıktan sonra besmeleyle Allah’a yönelir, mânen gelişip güzelleşir. (Bursevî, I, 6)
“Bismillâhirrahmânirrahîm” sözü, “Rahman Rahîm Allah’ın ismiyle” anlamını taşımaktadır. Dolayısıyla Kur’an okumaya başlarken besmele çeken mü’min, “Kur’an okumaya Allah’ın ismiyle başlıyorum” demiş olur. Diğer güzel ve hayırlı amellere başlarken çekilen besmele de, o işe Allah’ın ismiyle başlandığını gösterir.
Besmelede Yüce Rabbimizin üç güzel ism-i şerifi zikredilir. Bunlar Allah, Rahmân ve Rahîm isimleridir:
“Allah”, Yüce Rabbimizin en büyük ismidir. “Kendisine kulluk edilen en yüce zât, yegâne ilâh” demektir. Bu isim, Cenâb-ı Hakk’ın, Kur’ân-ı Kerîm’de ve diğer ilâhî kitaplarda geçen bütün isim ve sıfatların hepsini kendinde toplamıştır. Cemâl ve celâl sıfatlarının hepsini içine alır. Tercih edilen bir görüşe göre Allah ismi, İsm-i Âzam’dır.” (Fahreddin er-Râzî, Mefâtîhu’l-gayb,I, 101)
“Rahmân”, rahmet kökündendir. Rahmet, sözlükte kalp inceliği ve şefkat anlamındadır. Anne rahmi de bu köktendir. Çünkü anne; rahminde taşıdığı yavruya karşı şefkat ve merhamet duyar. Burada rahmetten kastedilen, ikrâm ve ihsândır. Buna göre mâna: “Yaratıklarına rızık veren, onlardan belâ ve âfetleri uzaklaştıran, takvâsı sebebiyle takvâ sahibinin, günahı sebebiyle günahkârın rızkını artırıp eksiltmeyen, aksine herkese ve herşeye dilediği ölçüde rızık veren” demektir. Diğer bir tarifle: “Bütün yaratıklara rızıkları, hayatı devam ettirme vesileleri ve her türlü faydaları temin hususunda rahmeti yaygın olan rahmet sahibi demektir. Rahmeti, mü’min ya da kâfir, iyi veya kötü herkesi kuşatandır.” (Beyhakî, Kitâbu Esmâ ve Sıfât, s. 52)
“Rahîm”; acıyan, esirgeyen, istendiğinde veren, istenmediğinde öfkelenendir. İnsanoğlu kendisinden bir şey istendiğinde öfkelenir. Allah Teâlâ ise, istenmediği zaman öfkelenir. Zira rahmet, kendisinin zâtî sıfatı olup Allah’ın iyiliği ulaştırmayı, kötülüğü uzaklaştırmayı istemesidir. Allah’ın kullarına en büyük rahmeti, onları yaratmak suretiyle varlık nimetini onlara ulaştırması, yokluğun kötülüğünü de onlardan uzaklaştırmasıdır. Zira yok iken varolmak, en büyük iyilik ve benzersiz bir nimettir.
Kur’ân-ı Kerîm’deki kullanışlarına baktığımız zaman Rahman’a, “rahmetle sıfatlanmış olan”, Rahîm’e ise “rahmetiyle merhamet edici olan” mânası verilebilir. İbn Abbas (r.a.) şöyle der: “Rahmân, refîk olan, Rahîm ise yaratıklarını rızıklandırmakla şefkatini gösterendir.” (Âlûsî, Rûhu’l-me‘ânî, I, 161)
BESMELENİN FAZİLETİ
Besmelenin faziletiyle ilgili şöyle bir kıssa anlatılır:
Rum meliki Kayser, Hz. Ömer’e şöyle bir mektup yazdı: “Başımda dinmek bilmeyen bir ağrı var. Eğer bildiğiniz bir ilacı varsa lütfen bana gönderin. Çünkü gittiğim hiçbir doktor, derdime bir çare bulamadı.” Mektubu alan Ömer (r.a.) Kayser’e bir başlık gönderdi. Kayser bunu giyince ağrısı kesiliyor, çıkardığında yeniden başlıyordu. Merak etti: “Acaba bu başlıkta ne vardı ki ağrısını dindiriyordu.” Başlığı çıkarıp iyice kontrol edince üzerinde besmele yazılı bir kâğıt buldu.
Nakledildiğine göre sâlih zâtlardan biri, bir kağıda “Bismillahirrahmanirrahîm” diye yazmış, öldüğünde bu kağıdı kefeninin içine koymalarını yakınlarına vasiyet etmişti. “Bunun sana ne faydası olacak” diye sorduklarında ise şu cevabı vermişti:
“Kıyamet günü Rabbimin huzuruna varınca, «İlâhî! Sen bize bir kitap gönderdin, bu kitabın açılış sözünü ve başlığını da “Bismillahirrahmanirrahîm” yaptın. Şimdi senden bana o yüce kitabının başlığına ve orada zikrettiğin Rahmân ve Rahîm gibi sonsuz rahmet sıfatlarının gereğine göre davranmanı istiyorum» diyeceğim.” (Ayıntâbî, I, 13-14)
Besmeleyi bu iman ve anlayış içinde okuyan her müslüman, Allah’ın sınırsız merhametinden faydalanmak için O’nun kâinata serdiği sayısız nimetlere bakarak bütün bunların kendi istifadesine hizmet etmesi için insanın bilgiyle donanmış, tecrübelerle zırhlanmış olması gerektiğini anlar. Bütün insan bilgisinin Allah’ın rahmanlığından bir zerre olduğunu ve kendisinin bu zerredeki sayısız feyiz ve bereketlerden faydalanmaktan başka bir şey yapamayacağını farkeder. Allah’ın rahmanlığına sığınarak bu sayısız feyiz ve bereketlerden nasip almayı diler. Sonra kendisinin bütün çalışma ve gayretlerinin de ancak Allah’ın rahimliği sayesinde yeni ufuklar açmaya yardım ettiğini kavrayarak, bu ikramların yegane kaynağı olan Allah’ı zikretmiş olur.
EÛZÜ BESMELE DUASI NEDİR?
Eûzü besmele şeytanın vesvese ve şerrinden Rahman ve Rahim olan Allah’a sığınmak için okunur.
Eûzü Besmele Okunuşu: “Eûzü billahi mineşşeytanirracim bismillahirrahmanirrahim.”
Eûzü Besmele Anlamı: “Rahman ve Rahim olan Allah’ın adı ile kovulmuş şeytanın şerrinden Allah’a sığınırım. ”
“Allâhümme innî eûzü bike min ilmin lâ yenfeu, ve min kalbin lâ yahşeu, ve min nefsin lâ teşbeu, ve min davetin lâ yüstecâbu lehâ”
İSTİAZE VE BESMELE İLE İLGİLİ HADİSLER
Ebû Hüreyre (r.a.), Allah Resûlü’nün (s.a.v.) şöyle dua ettiğini söylemektedir:
“Allah’ım! Bozgunculuktan, münafıklıktan ve kötü ahlâktan sana sığınırım.” (Ebû Dâvûd, Vitr, 32; Nesâî, İstiâze, 21)
***
Hz. Âişe (r.a.) anlatıyor:
“Bir gece Allah Resûlü’nü yatakta bulamadım, onu el yordamıyla aramaya başladım. O sırada elim ayaklarının tabanlarına değdi. Ayaklarını dikmiş vaziyette secde hâlindeydi ve ‘Allah’ım! Gazabından rızana, cezandan affına sığınırım. Senden sana sığınırım. Sana tüm övgüleri saysam yine de bitiremem. Sen kendini nasıl övdüysen öylesin.’ diye dua ediyordu.” (Müslim, Salât, 222)
***
Ebû Hüreyre’den (r.a.) nakledildiğine göre, Hz. Peygamber (s.a.v.) şöyle dua ediyordu:
“Allah’ım! Fakirlikten, yokluktan ve zilletten sana sığınırım. Haksızlık etmekten ve haksızlığa uğramaktan da sana sığınırım.” (Ebû Dâvûd, Vitr, 32)
***
İbn Abbâs’tan (r.a.) nakledildiğine göre, Hz. Peygamber (s.a.v.) Hasan ile Hüseyin için dua ederek şu sözlerle (onların başına gelebilecek kötülüklerden) Allah’a sığınırdı:
“Her tür şeytandan, haşereden, kem nazardan Allah’ın tam kelimelerine (sonsuz iradesine ve hükmüne) sığınırım.” Sonra da “Atanız İbrâhim de bu duayı oğulları İsmâil ile İshak için yapardı.” derdi. (Buhârî, Enbiyâ, 10)
***
Şüteyr b. Şekel’in (r.a.) naklettiğine göre, babası Şekel b. Humeyd (r.a.) şunları anlatmıştı:
“Resûlullah’a giderek, ‘Ey Allah’ın Resûlü, bana kendisiyle Allah’a sığınacağım bir dua öğret.’ dedim. Resûlullah omzumdan tuttu ve şöyle buyurdu: ‘De ki Allah’ım! Kulağımın şerrinden, gözümün şerrinden, dilimin şerrinden, kalbimin şerrinden ve şehvetimin şerrinden sana sığınırım.’” (Tirmizî, Deavât, 74)
***
Zeyd b. Erkam (r.a.) şöyle demiştir:
Ben size sadece Resûlullah’ın bize öğrettiğini öğretiyorum. O şöyle derdi: “Allah’ım! Âcizlikten, tembellikten, cimrilikten, korkaklıktan, ihtiyarlıktan, kabir azabından sana sığınırım. Allah’ım! Nefsime takvasını (sorumluluk bilincini) nasip et ve onu arındır; onu en iyi arındıracak olan sensin. Onun dostu ve velisi sensin. Allah’ım! Huşû duymayan kalpten, doymayan nefisten, fayda vermeyen ilimden ve kabul olunmayan duadan sana sığınırım.” (Nesâî, İstiâze, 13; Müslim, Zikir, 73)
***
Ebû Hüreyre’nin (r.a.) naklettiğine göre, Allah Resûlü (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
“Yüce Allah’ı anarak başlanmayan her anlamlı söz veya iş, bereketsizdir/sonuçsuzdur.” (İbn Hanbel, II, 360)
***
Hz. Âişe’nin (r.a.) rivayet ettiğine göre, Allah Resûlü (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
“Biriniz yemek yiyeceği zaman ‘Bismillâh’ (Allah’ın adıyla) desin. Eğer yemeğin başında besmele çekmeyi unutursa, ‘Bismillâhi fî evvelihî ve âhirihî’ (Başında da sonunda da Allah’ın adıyla) desin.” (Tirmizî, Et’ıme, 47)
***
Câbir b. Abdullah’ın (r.a.) rivayet ettiğine göre, Hz. Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
“(Evine girdiğin zaman) besmele çekerek kapını kapa. Çünkü şeytan (besmeleyle) kapanan bir kapıyı açamaz. Besmele çekerek lambanı söndür. Besmele çekerek, (enine koyacağın) bir tahta parçası ile de olsa kabını(n ağzını) ört. Yine besmele çekerek su kabını(n ağzını da) ört.” (Ebû Dâvûd, Eşribe, 22)
***
Berâ’dan (r.a.) naklediyor:
Resûlullah yatağına yattığında, “Allâhümme bismike ahyâ ve bismike emût” (Allah’ım! Senin isminle yaşar, senin isminle ölürüm.) buyurur; uykudan uyandığında da “Elhamdülillâhillezî ahyânâ ba’de mâ emâtenâ ve ileyhi’n-nüşûr” (Canlarımızı aldıktan sonra bizi dirilten Allah’a hamdolsun; diriltmek yalnız ona mahsustur.) buyururdu. (Müslim, Zikir, 59)
***
İbn Ömer’in (r.a.) naklettiğine göre, cenaze kabre konulurken Hz. Peygamber (s.a.v.) şöyle derdi:
“Bismillâhi ve alâ milleti Resûlillâh” (Seni Allah’ın adıyla ve Resûlullah’ın dini üzere kabre koyuyoruz). (İbn Mâce, Cenâiz, 38)
***
Rasûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz şöyle buyurmuşlardır:
“Bilcümle semavi kitâbların anahtarı «Rahman, Rahîm Allah adı ile» dir; yani besmeledir.” (Râmûzû’l-ehâdîs, 241, Suyûtî, el-Câmiûs-Sağir, no: 3111)
***
“Meşrû işlerin hangisi olursa olsun besmele-i şerîfe ile başlanmazsa hayrına ve tamamına nâil olunamaz, bereketsiz kalır.” (Suyûtî, el-Câmiu’s-sağîr, no: 6284)
***
“Bir vartaya düştüğün vakit:
«Rahman, Rahîm Allah adıyla. Günahlardan korunmaya güç yetirmek ve taate kuvvet bulmak, ancak yüce ve Azîm olan Allah’ın tevfik ve yardımıyladır.» demeye devam et. Zira Cenâb-ı Allah bunların hürmetine belâ ve musibetlerin nicelerini def eder.” (Suyûtî, el-Camius-Sağir, no: 896; Râmûzü’l-ehâdis, 66)
***
İbn-i Mesʻûd (r.a) şöyle buyurur:
“Cehennemin başlıca me’murları olan ondokuz zebânînin azâbından necat bulmak isteyen kimse Besmele’ye devam etsin.” (İbn-i Kesîr, Tefsîr, I, 120)
***
Zira besmele ondokuz harftir.
“Sizden biriniz evine girmek istediği zaman şeytan onu ta’kîb eder. O kimse evine girdiği zaman besmele ile girerse şeytan der ki: Bu evde bana girecek yer yok.” (Müslim, Eşribe, 103; el-Ezkâr, 26)
***
“Her günün sabahında ve her gecenin akşamında:
«Allah’ın adıyla ki O’nun adı sayesinde ne semâda, ne yeryüzünde, hiçbir şey zarar veremez. O her şeyi işiten, her şeyi hakkıyle bilendir» diyen ve bunu üç defa tekrarlayan kimseye hiçbir şey zarar veremez.” (Ebû Dâvud, Edeb, 101; İbn-i Mâce, Duâ, II; İbn Hanbel, I, 62, 66, 72)
“Allah’ın adı anılmadan yenilen her yemek ancak hastalıktır, onda bereket yoktur. Bunun keffâreti, eğer sofra ortada ise Bismillah diyerek devam etmekdir. Eğer sofrayı kaldırdı isen yine Bismillah deyip parmaklarını yalamandır.” (bk. en-Nevevî, el-Ezkâr, 205. vd.)
Gönderen: Serdar - 02-01-2026, 07:38 AM - Forum: Günün Hadisi
- Yanıt Yok
Allah'ın ve Resulü'nün Anıldığı Meclislerde Bulunmanın Fazileti İle İlgili Hadis
Hadisi şerif kimleri müjdeliyor? Hadisi şerifi nasıl anlamalı ve amel etmeliyiz? Hadisi şeriften çıkarmamız gereken dersler nelerdir?
Ebû Hüreyre radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
“Allah Teâlâ’nın yollarda dolaşıp zikredenleri tesbit eden melekleri vardır. Bunlar Cenâb-ı Hakk’ı zikreden bir topluluğa rastladıkları zaman birbirlerine “Gelin! Aradıklarınız burada!” diye seslenirler ve o zikredenleri dünya semâsına varıncaya kadar kanatlarıyla çevirip kuşatırlar. Bunun üzerine Allah Teâlâ, meleklerden daha iyi bildiği halde yine de onlara:
- “Kullarım ne diyor?” diye sorar. Melekler:
- Sübhânallah diyerek seni ulûhiyyetine yakışmayan sıfatlardan tenzih ediyorlar, Allâhü ekber diye tekbir getiriyorlar, sana hamdediyorlar ve senin yüceliğini dile getiriyorlar, derler. Konuşma şöyle devam eder:
- “Peki onlar beni gördüler mi ki?”
- Hayır, vallahi seni görmediler.
- “Beni görselerdi ne yaparlardı?”
- Şayet seni görselerdi sana daha çok ibadet ederler, şânını daha fazla yüceltirler, ulûhiyyetine yakışmayan sıfatlardan seni daha çok tenzih ederlerdi.
- “Kullarım benden ne istiyorlar?”
- Cennet istiyorlar.
- “Cenneti görmüşler mi?”
- Hayır, yâ Rabbi! Vallahi onlar cenneti görmediler.
- “Ya cenneti görseler ne yaparlardı?”
- Şayet cenneti görselerdi onu büyük bir iştiyakla isterlerdi, onu elde etmek için büyük gayret sarfederlerdi.
- Bunlar Allah’a neden sığınıyorlar?”
- Cehennemden sığınıyorlar.
- “Peki cehennemi gördüler mi?”
- Hayır, vallahi onlar cehennemi görmediler.
- “Ya görseler ne yaparlardı?”
- Şayet cehennemi görselerdi ondan daha çok kaçarlar, ondan pek fazla korkarlardı.
Bunun üzerine Allah Teâlâ meleklerine:
- “Sizi şahit tutarak söylüyorum ki, ben bu zikreden kullarımı bağışladım” buyurur. Meleklerden biri:
- Onların arasında bulunan falan kimse esasen onlardan değildir. O buraya bir iş için gelip oturmuştu, deyince Allah Teâlâ şöyle buyurur:
- “Orada oturanlar öyle iyi kimselerdir ki, onların arasında bulunan kötü olmaz.”(Buhârî, Daavât 66. Ayrıca bk. Ahmed b. Hanbel, Müsned, II, 251-252, 358-359)
Müslim’in bir rivayeti şöyledir:
Ebû Hüreyre radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
“Allah Teâlâ’nın diğer meleklerden ayrı, sadece zikir meclislerini tesbit etmek üzere dolaşan melekleri vardır. Allah’ın zikredildiği bir meclis buldular mı, o kimselerin aralarına otururlar ve diğer melekleri oraya çağırarak cemaatin arasındaki boş yerleri ve oradan dünya semasına kadar olan mesafeyi kanatlarıyla doldururlar. Zikredenler dağılınca onlar da semâya çıkarlar. Allah Teâlâ daha iyi bildiği halde onlara:
- “Nereden geldiniz?” diye sorar. Melekler de:
- Yeryüzündeki bazı kullarının yanından geldik. Onlar Sübhânallah diyerek ulûhiyyetine yakışmayan sıfatlardan seni tenzih ediyorlar, Allâhü ekber diye tekbir getiriyorlar, lâ ilâhe illallah diyerek seni tehlil ediyorlar, elhamdülillâh diyerek sana hamdediyorlar ve senden istiyorlar, derler. (Konuşma şöyle devam eder):
- “Benden ne istiyorlar?”
- Cennetini istiyorlar.
- “Cennetimi gördüler mi?”
- Hayır, yâ Rabbi, görmediler.
- “Ya cenneti görseler ne yaparlardı?”
- Senden güvence isterlerdi.
- Benden neden dolayı güvence isterlerdi?”
- Cehenneminden yâ Rabbi.
- “Peki benim cehennemimi gördüler mi?”
- Hayır, görmediler.
- “Ya görseler ne yaparlardı?”
- Senden kendilerini bağışlamanı dilerlerdi.
Bunun üzerine Allah Teâlâ şöyle buyurur:
- “Ben onları affettim. İstediklerini onlara bağışladım. Güvence istedikleri konuda onlara güvence verdim.
Bunun üzerine melekler:
- Yâ Rabbi, çok günahkâr olan falan kul onların arasında bulunuyor. Oradan geçerken aralarına girip oturdu, derler. O zaman Allah Teâlâ şöyle buyurur:
- “Onu da bağışladım. Onlar öyle bir topluluktur ki, onların arasında bulunan kötü olmaz.” (Müslim, Zikir 25. Ayrıca bk. Tirmizî, Daavât 129)
Hadisi Nasıl Anlamalıyız?
Hadisimiz Allah’ı zikretmenin değerini, zikredenlerin kıymetini pek çarpıcı bir şekilde ortaya koymaktadır. “Allah’ı zikredenler” yani namaz kılan, Kur’an okuyan, hadis okuyan, Allah’a dua eden, ilim tahsil eden, ilmî sohbetler yapan kimseleri ziyaret etmek ve onların sohbetlerini dinlemek üzere vazifelendirilmiş melekler vardır. Hadisin bazı rivayetinde bu meleklerin, hafaza denilen koruyucu meleklerin dışında oldukları özellikle belirtilmektedir. Bunların dünya semâsına kadar, bir rivayete göre tâ arşa kadar birbirinin üstünde durdukları, bu bahtiyar insanları arayan diğer melekleri de haberdâr ettikleri, o zikir meclisindekilere kol kanat gerdikleri ve sohbetlerine kulak verdikleri belirtilmektedir.
Allah Teâlâ kullarının ne yaptığını meleklerden daha iyi bildiği halde yine de onlara “Kullarım ne diyor?” diye sormakla bir nevi târizde bulunmaktadır. Bilindiği üzere Allah Teâlâ meleklerine yeryüzünde bir halife yaratacağını haber verdiği zaman melekler buna karşı çıkmışlar, yeryüzünde fesat çıkaracak, orada kan dökecek insanı yaratmaya ne gerek var; zaten biz sana hamdü senâ ediyoruz, ulûhiyyetine yakışmayan sıfatlardan seni tenzih ediyoruz, demişlerdi [Bakara sûresi (2), 30]. Cenâb-ı Hak kendisini zikreden kulları hakkında meleklere muhtelif sorular sorup onlardan cevaplar almak suretiyle âdetâ onlara, görüyorsunuz ya, kullarımın arasında işte böyleleri de var. Onlar beni zikretme hususunda meleklerden farksızdır, demiş olmaktadır. Hatta onlara, kullarım beni böyle samimiyetle zikrettiklerine göre, onlar da sizin gibi beni, cenneti, cehennemi görmüşler mi, diye ayrı ayrı sormak ve her birine, hayır görmediler, diye cevap verdirmek, görselerdi daha fazla zikrederlerdi, cehenneminden daha çok korkarlardı, dedirtmek suretiyle kullarının yaptığı zikrin değerine işaret buyurmaktadır. Cenâb-ı Hakk’ın meleklerini mahcup etmemek için söylemediği ve fakat onların çok iyi bildiği bir diğer husus da, bütün vazifeleri Allah’ı zikretmek olan meleklerin insanlar gibi şeytanın vesvesesine ve baştan çıkarmasına muhatap olmamasıdır. Allah’ı zikreden bu kimseler şeytanın bütün düzenlerini bertaraf ederek Allah’ın rızâsını kazanmak için orada toplandıklarına göre, onların Cenâb-ı Mevlâ katındaki yeri ve değeri çok üstündür.
Cenneti ve cehennemi görmüşler mi, tarzındaki sorulardan, cennet ile cehennemin hâlen yaratılmış olduğu sonucunu çıkarmak da mümkündür.
Bu hadîs-i şerîf, 1438 numaralı hadiste de gördüğümüz gibi ilâhî vaad ve müjdenin hoş bir örneğidir. Bilindiği üzere Allah Teâlâ “Şayet (kulum) beni bir toplulukla beraber anarsa, ben de onu daha hayırlı bir topluluk içinde anarım” buyurmaktadır. Kendisini rızâsına uygun işlerle, zikir ve tesbihlerle anan kullarını, onlardan hoşnut olduğunu belirterek bağışlaması ne güzel bir tecellidir.
Zikir meclisinde bulunmayı düşünmediği halde, her ne sebeple olursa olsun onların arasına katılmaktan dolayı ilâhî affa kavuşan insanın durumu, Allah’ı anıp zikreden kimselerle beraber olmanın kişiye kazandıracağı imkânı ve fazileti göstermektedir. Güzel koku satıcısının yanında bulunan kimse, koku satın almasa bile etrafa yayılan güzel kokulardan nasıl faydalanırsa, iyi insanlarla oturup kalkan kimse de şu veya bu şekilde onların iyiliklerinden istifade eder.
Bir sonraki hadîs-i şerîf, bu hadisin özeti gibidir. Kendisini anıp zikredenlere Cenâb-ı Hakk’ın lutufları kısaca dile getirilmektedir.
Hadisten Çıkarmamız Gereken Dersler Nelerdir?
Allah Teâlâ kendisini anan kullarından hoşnut olur ve onları meleklerinin yanında anar.
Bazı meleklerin vazifesi Allah’ı anıp zikredenleri tesbit etmektir.
Melekler Allah’ı zikreden insanları sever ve onları himâye ederler.
Allah’ın anıldığı zikir meclislerinde bulunmak insana mânevî faydalar sağlar.
Cenâb-ı Hak kendisinden samimiyetle bağışlanma dileyen kullarını bağışlar ve onları korktuklarından emin kılar.
Gönderen: Serdar - 01-31-2026, 07:09 PM - Forum: Günün Hadisi
- Yanıt Yok
Cündeb el-Kasrî"den işitildiğine göre, Resûlullah (sav) şöyle buyurmuştur: “Her kim sabah namazını kılarsa, o kimse Allah"ın koruması altındadır.”
(M1494 Müslim, Mesâcid, 262)
***
Abdullah b. Ömer"den rivayet edildiğine göre, Resûlullah (sav) şöyle buyurmuştur: “İkindi namazını kaçıran kimse, sanki ailesini ve malını yitirmiş gibidir.”
Ebû Hüreyre"nin işittiğine göre, Resûlullah (sav) bir defasında şöyle demiştir: “Birinizin kapısının önünden bir nehir geçse ve onda her gün beş defa yıkansa, bu o kimsenin kirinden bir şey bırakır mı, ne dersiniz?” Sahâbîler, “Onun kirinden hiçbir şey bırakmaz.” demişler, bunun üzerine Resûlullah, “İşte beş vakit namaz da böyledir! Allah onlarla günahları yok eder.” buyurmuştur.
(B528 Buhârî, Mevâkîtü"s-salât, 6)
***
Saîd b. Müseyyeb"in Ebû Katâde b. Rib"î"den naklettiğine göre, Resûlullah (sav) şöyle buyurmuştur: “Yüce Allah şöyle buyurdu: "Senin ümmetine beş vakit namazı farz kıldım ve onları, vaktinde ve hakkını vererek kılanları cennete koyacağımı kendi katımda vaad ettim. Namazları düzenli kılmayanlar için ise katımda böyle bir vaad yoktur."”
Şüphesiz “Rabbimiz Allah’tır” deyip de, sonra dosdoğru olanlar var ya, onların üzerine akın akın melekler iner ve derler ki: “Korkmayın, üzülmeyin, size (dünyada iken) va’dedilmekte olan cennetle sevinin!”
Gönderen: Serdar - 01-31-2026, 03:52 PM - Forum: Günün Hadisi
- Yanıt Yok
"Allah'ın melekleri vardır; virdi olan kimselerin, virdini çekemediği günlerde, onların yerine virdini çekerler de onlar çekmiş gibi faziletine kavuşurlar." hadisi ve kaynaklarını yazar mısınız?
Sorduğunuz konuyla ilgili hadis literatüründe ve İslam alimlerinin açıklamalarında iki temel boyut bulunmaktadır: Birincisi, mazeret nedeniyle yapılamayan ibadetlerin sevabının aynen yazılacağı; ikincisi ise meleklerin bu amelleri tamamlamasıyla ilgili rivayetlerdir.
İstediğiniz hususla ilgili kaynaklar ve açıklamalar şöyledir:
1. Temel İlke: "Aynen Yapmış Gibi Sevap Yazılması" (Sahih Kaynaklar)
İslam hukukunda ve hadislerde bir kimse bir ameli adet haline getirmişse (vird edinmişse), hastalık veya yolculuk gibi bir engel çıktığında Allah ona yapmış gibi sevap yazar. Bu konuda en sağlam kaynak Buhârî'dir:
Buhârî Rivayeti: "Bir kul hastalanır veya yolculuğa çıkarsa, sıhhatli ve mukim iken yapmakta olduğu amellerin sevabı aynen kendisine yazılır." (Buhârî, Cihâd, 134)
Müslim Rivayeti: "Bir kimse, gece okuduğu virdini veya bir kısmını uykuda kalması gibi bir sebeple okuyamaz da, onu sabah namazı ile öğle namazı arasında okursa, sanki onu gece okumuş gibi sevap yazılır." (Müslim, Müsâfirîn, 142; Ebû Dâvûd, Tatavvu, 19)
2. Meleklerin Virdi Tamamlaması Meselesi
Sizin belirttiğiniz "kişi çekmediğinde meleklerin onun yerine virdini çekmesi" ifadesi, daha çok faziletlere dair eserlerde (Fezâilü'l-Amâl) ve tasavvufi şerhlerde yer alan bir müjdedir. Bu konuda nakledilen bazı rivayetler şöyledir:
Deylemî'nin Müsnedü'l-Firdevs'inde ve bazı zühd kitaplarında geçen bir rivayete göre: Bir kul, bir zikri veya ibadeti kendine vird edinir de (uyku, unutma veya hastalık gibi) bir mazeretle yapamazsa, melekler o ameli onun yerine yerine getirirler ve sevabı o kula yazılır.
İmam Gazali (İhyâ): İmam Gazali ve birçok sufi alim, melaikenin müminlere olan yardımını anlatırken; Allah’ın, virdine sadık kalan kulları için mazeretli oldukları günlerde bu ibadeti melekler aracılığıyla tamamlatacağını ifade ederler. Bu, kulun niyetindeki sadakatin bir ödülüdür.
3. Kaynak Özetleri
Eğer bu hadisin izini sürüyorsanız, şu kaynaklara bakabilirsiniz:
Buhârî, Sahih (Cihâd Bölümü): Mazeret halindeki amellerin devamlılığı hakkında.
Müslim, Sahih (Müsâfirîn Bölümü): Virdin kaza edilmesi ve aynı sevabın alınması hakkında.
Ebû Dâvûd, Sünen: Gece virdini kaçıranın gündüz tamamlaması hakkında.
İmam Gazalî, İhyâu Ulûmi’d-Dîn: (Virdlerin fazileti ve meleklerin yardımı bölümlerinde bu konuya işari olarak değinilir).
Kurtubî Tefsiri: "Şüphesiz 'Rabbimiz Allah'tır' deyip sonra dosdoğru yolda yürüyenlerin üzerine melekler iner..." (Fussilet, 30) ayetinin tefsirinde, meleklerin bu müminlere ibadetlerinde de destek ve yoldaş oldukları anlatılırken bu tür rivayetlere yer verilir.
Özetle: Bir kişi "virdim var" deyip buna niyet eder ve bunu adet haline getirirse, elinde olmayan sebeplerle yapamadığında Allah’ın rahmetiyle o günün sevabından mahrum kalmaz. Meleklerin o kulun yerine bu tesbihatı devam ettirmesi, Allah'ın o kuluna bir ikramı ve sadakatinin bir karşılığı olarak zikredilir.
“Sabah namazını kılan kimse Allah’ın himayesindedir. Allah, bizzat himayesinde olan bir konuda sizi sorguya çekmesin. Allah, himayesindeki bir konudan sorguya çektiği kimseyi cezalandırır, sonra da onu yüzüstü cehenneme atar.” (Müslim, Mesâcid 262; Tirmizî, Salât 51, Fiten 6; İbn Mâce, Fiten 6)
Allahualem, hadiste, namazın önemine işaret edilmiş ve -kendi içinde farklı bir niyet taşısa bile- namaz kılan kimsenin mutlak manada mümin kabul edilmesi gerektiğine dikkat çekilmiştir. Yani namazın bir iman alameti, bir İslam nişanesi olduğuna, bu sebeple namaz kılan kimsenin mümin olduğuna ve müminin hukukuna riayet etmenin önemine, ona haksızlık yapmanın ise büyük günah olduğuna vurgu yapılmıştır.
Buna göre, hadisin manasını iki şekilde anlamak mümkündür:
a. Müminin hak ve hukukuna verilen önem
“Sabah namazını kılan kimse -Allah’a itaat eden bir mümin olarak- Allah’ın himayesindedir. Sakın, Allah’ın himayesine ve emanına aldığı bir kimseye eziyet etmeye ve haksızlık / kötülük yapmaya kalkmayın ki, Allah, bizzat kendi himayesinde olan bir konuda sizi sorguya çekmesin. -İyi bilesiniz ki- Allah, kendi himayesinde olan bir konudan sorguya çektiği kimseyi cezalandırır, sonra da onu yüzüstü cehenneme atar.”
Hadiste sabah namazının zikredilmesinin sebebi, bu vakitte kalkmanın güçlüğü ve güneş doğmadan uyanmış olmanın faziletinden dolayıdır. Hadisin bir başka rivayetinde “cemaatle kılma” kaydı da bulunmaktadır ki, sevabı çok ve fazileti yüksek olan budur.
b. Namazın hukukuna yapılan vurgu
Bazı alimler hadisten şunu da anlamışlar:
Namaz Allah’ın zimmetidir, himayesidir, korunağıdır. Namaz kılan kimse bu koruğnağın içinde yer alır ve korunmaya alınmış olur. Namazı terk eden kimse ise Allah’ın bu himayesini / korumasını, zimmetini elinin tersiyle itmiş olur ve böylece iman vesikasıyla bağlandığı İlahî akdi bozmuş olur. İşte hadiste bu akdi bozanların kötü akıbetinden haber vermektedir. (bk. Tuhfet’u’l-Ahvezî, ilgili hadisin şerhi)
Sabah namazı vaktinde kalkmak, Müslümanlar için çok büyük önemi haizdir. Çünkü günün en bereketli saati ve rızıkların taksim olunduğu zaman dilimi olarak adlandırılan seher vakti, duanın, ibadet ve tâatin en makbul olduğu, rızık talebi için bütün canlıların yeryüzüne yayıldığı bir an olmanın yanında, insan sağlığı için de büyük önem taşımaktadır. Ayrıca kâfirlerin ve münafıkların uyku vakti olarak bilindiğinden dolayı onlara muhalefet etmek için de uyanıklık tavsiye olunmuştur. İslam ordularının hareketi, düşman üzerine yürümeleri ve zafere ulaşmalarının çok kere sabahın erken saatlerinde oluşu tesadüfî değil, iradeli bir davranışın sonucudur.
Allah'ın zimmetinde olmak, dünyada ve ahirette onun koruması, himayesi, kefalet ve teminatı altında olmak anlamlarına gelir. Bir insan Allah'a verdiği sözü yerine getirmez, yapmaya güç yetirebileceği işleri yapmaz, iyi ve güzel davranışlarda bulunmazsa bundan dolayı hesaba çekilir. Allah'ın kişiyi huzuruna istemesi, onu hesaba çekmesi anlamına gelir. Kulluk şuuru dediğimiz şey, hesaba hazır olmamızı gerektirir. İşte Resûl-i Ekrem (asm)'in bize hatırlattığı bunlardır.
Özetle:
1. Hadis, sabah namazını cemaatle kılmaya ve erken uyanmaya teşvik etmektedir. Sabah namazı vaktinde uyanmalı ve namazı cemaatle kılmaya özen göstermeliyiz.
2. Allah ve Resûlü (asm)'in emir ve tavsiyelerine uymak, bizi hem bu dünyada hem ahiret hayatında huzura kavuşturur; Allah'ın koruması ve emniyeti altında olmamızı sağlar.
3. Ahdini yerine getirmeyen, mü’minliğin gereğini yapmayan ve Allah’a verdiği sözü tutmayan kimse cehennemi hakeder. Allah'ın huzurunda hesaba çekilmezden önce, hesabımızı iyi yapmamız gerekir. (bk. Riyazü’s-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, Peygamberimizden Hayat Ölçüleri, Erkam Yay., H. No: 234, 390, 1051)
"Sabah Namazını Kılan Kimse Allah'ın Himayesindedir" Hadisi
Sabah namazının önemi ve fazileti nedir? "Sabah namazını kılan kimse Allah'ın (c.c) himayesindedir" hadisini nasıl anlamalıyız? Hadisi şeriften çıkarmamız gereken dersler nelerdir?
Cündüb İbni Abdullah radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre, Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
“Sabah namazını kılan kimse Allah’ın himâyesindedir. Allah, bizzat himâyesinde olan bir konuda sizi sorguya çekmesin. Allah, himâyesindeki bir konudan sorguya çektiği kimseyi cezalandırır, sonra da onu yüzüstü cehenneme atar.” (Müslim, Mesâcid 262. Ayrıca bk, Tirmizî, Salât 51, Fiten 6; İbn Mâce, Fiten 6)
Cündüb İbni Abdullah Kimdir?
Cündüb İbni Abdullah İbni Süfyan el-Becelî, sahâbe-i kirâmdandır. Ebû Abdullah diye künyelenir. Önce Kûfe’de yerleşen Cündüb, daha sonra Basra’ya taşındı. Kendisinden Basra’lı ve Kûfe’li raviler hadis naklettiler. Hasan el-Basrî, Muhammed İbni Sîrin, Enes İbni Sîrin, Ebu’s-Sevvâr, Bekr İbni Abdullah, Ebû İmrân, Abdulmelik İbni Umeyr, Esved İbni Kays, Cündüb’ün ravilerindendir.
Cündüb İbni Abdullah, Resûl-i Ekrem Efendimiz’den 48 hadis rivayet etmiştir. Bu hadislerden 12 tanesini Buhârî ve Müslim kitaplarında müştereken nakletmişlerdir. Allah ondan razı olsun.
Hadisi Nasıl Anlamalıyız?
Hadiste sabah namazının zikredilmesinin sebebi, bu vakitte kalkmanın güçlüğü ve güneş doğmadan uyanmış olmanın faziletinden dolayıdır. Hadisin bir başka rivayetinde “cemaatle kılma” kaydı da bulunmaktadır ki, sevabı çok ve fazileti yüksek olan budur. Sabah namazı vakti, insanların ihtiyaçlarını temin için yeryüzüne yayılmaya başlayıp, Allah’tan rızık talep ettikleri bereketli bir zamandır. Bu vakti uyku ile geçirmek, dinimizde hoş karşılanmamıştır. Bu sebeple müslümanlar, sabah erken kalkmaya, çok büyük önem verirler. Sabah erken kalkmak rızık için olduğu kadar, sağlık ve sıhhat için de önemlidir. Bir çok hastalığın, özellikle beyin ve sinir sistemi, kalb ve damar hastalıklarının teşekkül etmemesi veya mevcutların artmamasına erken kalkmanın ne derece fayda sağladığını, günümüzde mütahassıs tabibler de ifade ve tavsiye etmektedir.
Allah’ın himâyesinde olmak, O’nun kefâlet ve teminatı, koruması altında olmak anlamına gelir. Bu hem maddi hem manevi bir himâyedir. Çünkü, rızık talebi için erken bir vakitte kalkmış ve aynı şekilde erken bir zamanda Allah’ın emri olan ibadeti cemaatle yerine getirerek, Allah’a dua ve niyâzda bulunmuştur. Böylece Allah’ın rızasına, hoşnutluğuna nâil olmuştur ki, bir mü’min için bundan daha kıymetli bir mertebe olamaz.
Bir himâyeden dolayı, Allah’ın kişiyi sorguya çekmesi ise, böyle bir sorgulamada bulunduracak işler yapması ve Allah’ın hoşnut olmayacağı bir davranış içinde bulunması sebebiyledir. Allah’ın Resûlü bizi bu gibi hallerden sakındırmakta ve O’nun koruması ve güvencesinden mahrum kalmanın sonunun cehennem ateşi olduğunu hatırlatmaktadır. Bu gibi tehditler, bir haramın işlenmesi, Allah’a verilen bir ahitten, bir sözden cayılması sonucu olur. O halde müslümanlar, Allah’la yaptıkları ahitleri yerine getirmelidirler. Müslüman olmak, İslâm’ı kabul etmek, Allah’la ahitleşmek, O’nun emir ve yasaklarına uymak anlamına gelir. Hadis, 390 ve 1051 numaralarla da gelecektir.
Hadisten Çıkarmamız Gereken Dersler
Hadis, sabah namazını cemaatle kılmaya ve erken uyanmaya teşvik etmektedir.
Allah’ın emir ve yasaklarına riâyet eden mü’min kişi O’nun himâyesi, kefaleti, teminatı ve emniyetine girmiş olur.
Ahdini yerine getirmeyen, mü’minliğin gereğini yapmayan ve Allah’a verdiği sözü tutmayan kimse cehennemi hakeder.