<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/">
	<channel>
		<title><![CDATA[Efsane Board - Bitkiler ve Hayvanlar]]></title>
		<link>/</link>
		<description><![CDATA[Efsane Board - ]]></description>
		<pubDate>Tue, 21 Apr 2026 01:01:40 +0000</pubDate>
		<generator>MyBB</generator>
		<item>
			<title><![CDATA[TÜRKİYE’DE HAYVANCILIK]]></title>
			<link>/showthread.php?tid=22964</link>
			<pubDate>Wed, 04 Oct 2023 05:24:28 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="/member.php?action=profile&uid=8">RasitTunca</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">/showthread.php?tid=22964</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">TÜRKİYE’DE HAYVANCILIK</span></span><br />
<br />
Evcil hayvanların ürünlerinden ( et, süt, yumurta, bal, yün, deri) ve gücünden yaralanmak için üretilmesi ve yetiştirilmesi faaliyetine denir. İnsanın ekonomik faaliyetleri içinde önemli yeri olan hayvancılık beslenmenin temel taşlarından biridir. Dengeli beslenmede hayvan ürünlerinin maddesi olan protein önemli yere sahiptir. Ayrıca hayvanlardan elde edilen yün, deri ve diğer ürünler dokuma endüstrisi başta olmak üzere pek çok sanayi dalına hammadde sağlar. Tarımsal faaliyetler arasında yer şekillerimizin engebeli olduğu yörelerimizde hayvanların gücünden yararlanılır. <br />
<br />
Örnek: Aşağıdaki endüstri dallarını hangisi üretiminde hayvansal hammaddeden yararlanmaz?<br />
a.)                                                b.) Konfeksiyon                                      c.) Seramik<br />
                                d.) Dokuma                                              e.) İlaç<br />
<br />
Çözüm: Et ve balık eti                              endüstrisinde ; yün , ipek ve deri dokuma ve konfeksiyon endüstrisinde ; balık , kemik gibi yan ürünlerde ilaç endüstrisinde hammadde olarak kullanılır. Seramik endüstrisinin hammaddesi ise toprak ve boyadır. (cevap C)<br />
<br />
Yer şekillerinin engebeli olan ülkemizde değişik tür cinste hayvan yetiştirilir. Sığır , koyun , keçi , manda , kümes hayvanları ülkemizde en çok yetiştirilen hayvan türleridir. İpek böcekçiliği ve arıcılıkta diğer bir hayvancılık türleridir. Ayrıca çevremizdeki denizlerde avlanan balıklarda hayvancılığın sektörünün diğer bir şeklidir. <br />
Türkiye’de hayvancılık faaliyeti tek başına yapılmaz. Tarla , bahçe ve bağ işleri ile birlikte götürülür. Yani tarım faaliyetleri ile paralel olarak götürülür. Tarımdan elde edilen gelirin üçte biri hayvancılıktan elde edilir. <br />
Hayvan sayısı bakımından Avrupa’da birinci sırada yer alan ülkemiz çevresindeki ülkelere hayvan ürünleri ihraç eder.<br />
Hayvan türlerinin dağılış ile ülkemizin doğal bitki topluluğu arasında sıkı bir ilişki vardır. Yüksek dağ çayırlarının bulunduğu Karadeniz ve Akdeniz bölgelerinin yüksek dağlarıyla Doğu Anadolu sığır yetiştiriciliği, cılız otlarla kaplı İç Anadolu ve Güney Doğu Anadolu’da küçük baş hayvancılık yapılır. <br />
Türkiye’de makineli tarıma geçişin en önemli sonuçlarından biride doğal çayır ve meraların azalmasıdır. Bu ise ahır hayvancılığını gerekli kılarken , yem sorununu ortaya çıkarmıştır. <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">*Türkiye’de Hayvancılığı Etkileyen Başlıca Faktörler Şunlardır;</span></span><br />
<br />
• Otlak ve mera hayvancılığı yapılması. <br />
• Erken otlanmanın önlenmesi <br />
• Hayvan sayılarının ıslahı ( iyileştirilmesi )<br />
• Ahır ve besi hayvancılığının yaygınlaştırılması. <br />
• Doğal-yapay yem üretiminin artırılması. <br />
• Erken kesimin önlenmesi. <br />
• Pazarlama olanaklarının artırılması. <br />
• Hayvan hastalıklarının önlenmesi. <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Otlak ve Mera Hayvancılığı :</span></span><br />
<br />
Ülkemizde yüksek sıra dağlar ve platolar geniş yer kaplar. Buralarda kendiliğinden ot topluluklarının yetiştiği alanlara mera denir. <br />
Hayvanların doğal beslenme alanları olan otlak ve meralar, Türkiye yüz ölçümünün dört’te birini oluşturur. Ancak artan hayvan sayısı , mera alanlarının tarlaya dönüştürülmesi ve erozyon , otlak alanlarının gün geçtikçe azalmasına ve zayıflamasına neden olmuştur. <br />
Mera alanları sabit olmasına rağmen bu alanlardan beslenen hayvan sayısının artması, mera’ların zayıflamasına ve yok olmasına neden olmuştur. Özellikle erozyon nedeni ile artan toprak kaybı , mera alanlarını verimsizleştiren en önemli sorunlardan biridir. <br />
Türkiye’de traktör , kullanımının yaygınlaşması mera’ların tarlaya dönüştürülmesi hayvancılığı olumsuz yönde etkilemiştir. <br />
Otlak ve mera hayvancılığının doğal şartlara bağlı olması hayvanlarda alınan verimin yıllara göre değişimine neden olmaktadır. Özellikle kurak geçen yılarda zayıf kalan otlar , hayvanların yeterince beslenememesine ve verimlerinin azalmasına neden olur. Bunun için otlak alanlarında yapılması gereken çalışmalar şunlardır ; <br />
• Ot örtüsü zayıflamış mera alanlarında hayvan otlatılmasına belirli bir süre ara verilmesi gerekir. <br />
• Erken otlatmanın önlenmesi gerekir. <br />
• Aşırı otlatma önlenmeli ve üreticiye yem alımı için kredi sağlanmalıdır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Hayvan Soylarının Islah :</span></span><br />
<br />
Türkiye hayvan sayısı bakımından Avrupa’da ilk sırada , Dünyada ise sekizinci sırada yer alır. Ancak hayvan sayısının fazla olmasından çok , elde edilen ürünlerin fazla olması gelirin çok olması önemlidir. Ülkemizdeki hayvan cinslerinin verimi düşüktür. <br />
Alınan süt ve et gibi ürünlerin miktarını hayvan sayılarına oranladığımızda verim çok düşüktür. Örneğin ülkemizde , yerli ırktan bir ineğin günlük süt üretimi 2-3 kg.’ ı geçmez iken , Danimarka’da bu miktar 30-40 kg.’ a yaklaşır. Ülkemizde yerli ırktan alınan et verimi de düşüktür. <br />
Yerli ırkın veriminin artırılması için iyi cins yabancı türlerle suni tohumlama yoluyla melez türler elde edilmelidir. Bu şekilde et ve süt verimi yüksek , iyi cins hayvan soyu elde edilecekti.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Ahır ve besi Hayvancılığı :</span></span><br />
<br />
Besi hayvancılığı daha ziyade eti için , ahır hayvancılığı ise süt üretimi için yapılan hayvancılıktır. Artan nüfusun et ve süt ihtiyacının karşılanması için ahır ve besi hayvancılığı zorunlu hale gelmiştir. Bu gün nüfus yoğunluğunun fazla olduğu bölgelerde bu tür hayvancılık gelişmiştir. <br />
Özellikle Ege , Marmara , ve iç Anadolu bölgelerinin büyük kentleri çevresinde bu tür hayvancılık gelişmektedir. <br />
Et ve süt üretimine yönelik modern çiftliklerde kısa zamanda yetiştirilen hayvanlar tüketimin çok yoğun olduğu kentlerde satışa arz edilmektedir. <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Yem Üretimi :</span></span><br />
<br />
Ahır ve besi hayvancılığının gelişmesi daha çok yem üretiminin artırılmasına bağlıdır. Yem , besi ve ahır hayvancılığında maliyeti artıran en önemli sorunlardan biridir. Bunun için yem bitkileri üretiminin artırılması besi hayvancılığını olumlu yönde etkileyecekti. <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Erken Kesim :</span></span><br />
<br />
Türkiye’de hayvancılığı erken kesim , hastalıklarla mücadele ve kredi gibi faktörlerde etkilidir. Yeterli ağırlığa ulaşmayan kuzu ve danaların kesilmesi verimi azaltan önemli unsurlardan biridir. Toplu ölümlere neden şap gibi bulaşıcı hastalıklarda hayvancılığı olumsuz yönde etkiler. <br />
<br />
<span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Türkiye’de Hayvan Varlığı ve Coğrafi Dağılışı :</span></span><br />
<br />
Türkiye yer şekilleri ve iklim çeşitliliği nedeni ile yüksek bir hayvancılık potansiyeline sahiptir. Kırsal kesimin tarla ve bahçe tarımından sonra en önemli gelir kaynağıdır. Doğu Anadolu’nun Kuzey Doğu Anadolu bölümünde hayvancılık birinci derece ekonomik faaliyettir. <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Küçükbaş Hayvancılık :</span></span><br />
<br />
Türkiye’de en yaygın olarak yapılan hayvancılıktır. Bunun en önemli nedeni Türkiye’nin iklim ve bitki örtüsünün daha çok bu tür hayvancılığa elverişli olmasıdır. Ülkemizin büyük bir bölümünde yaşanan  yaz kuraklığı ot örtüsünün kurumasına neden olur , büyük baş hayvancılığın yapılmasını güçleştirilir. Çünkü sığır gibi büyük baş ancak gür otlakların bulunduğu alanlarda beslenebilir. <br />
Bozkır alanlarını geniş yer kapladığı İç Anadolu ve Güney Doğu Anadolu bölgelerinde daha ziyade küçük baş hayvancılık yaygın olarak yapılır. <br />
<br />
Koyun : Kısa boylu bozkır bitki topluluğunun yaygın olduğu bölgelerimizde yetiştirilen hayvan türüdür.<br />
Başlıca Türleri : Kıvırcık , karaman , dağlıç sakız ve merinostur. <br />
Kıvırcık : Daha çok Marmara Bölgesinin Trakya kesiminde yetiştirilir.<br />
Karaman ( Koğruklu Koyun ) : İç Anadolu ( ak karaman ) ve Doğu Anadolu Bölgesinde ( mor karaman ) yetiştirilir. <br />
Dağlıç : Batı Anadolu’da Ege ve Marmara’da üretilir. <br />
Sakız : Ege’nin dağlık alanlarında yetiştirilir. <br />
Merinos : Yurt dışından getirilen cinslerden biridir. Güney Marmara’da yünü kıymetli olan koyun türüdür. <br />
Keçi : İç bölgelerde meşe ormanlarının yoğun olduğu kıyı kesimleri ve maki bitki topluluğunun yoğun olduğu yerlerde yetiştirilen hayvan türüdür. Koyuna göre daha çevik olan keçi , her türlü arazi şartlarına uyum sağlayabilir. İki türü vardır. Bunlar ağaçların yeni sürgünleriyle beslenen kıl keçisi ve bozkır alanlarında beslenen tiftik ( Ankara ) keçisidir. <br />
Kıl keçisi daha çok maki bitki türünün yoğun olduğu Akdeniz Bölgesinde geliştirilir. Ancak Güney Doğu Anadolu bölgelerinin dağlık alanlarında da yaygındır. Ormanların tahrip edilmesi nedeni ile son yıllarda üretiminin azaltılması için çeşitli özendirici tedbirler alınmaktadır. <br />
Tiftik keçisinin ana vatanı Anadolu yarımadasıdır. Ankara ve çevresinde çok eski devirlerden bu yana yetiştirilen hayvan türüdür. Yünü çok kıymetli olan tiftik keçisi daha çok Ankara , Eskişehir ve Siirt çevresinde yetiştirilir. <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Bükük Baş Hayvancılık : </span></span><br />
<br />
Dağ çayırlarının geniş alanlara yayıldığı ülkemizde büyük baş hayvan türlerinden en fazla sığır yetiştirilir. Karadeniz-Akdeniz Bölgelerinin yüksek dağları ve Doğu Anadolu platolarında yetiştirilir. Doğu Anadolu Bölgesinde şiddetli karasallık nedeni ile yazların kısa sürmesi ve yağışlı geçmesi tarım faaliyetlerini olumsuz yönde etkiler. Yaz yağışları otlak alanlarının gürleşmesini sağlar. <br />
Tarımı olumsuz yönde etkileyen bu şartlar büyük baş hayvancılığı olumsuz yönde etkiler. Marmara ve Ege Bölgelerinde daha çok ahır ve besi hayvancılığı yaygındır. Burada otlak alanlarının azalması mera hayvancılığının yapılmasını engeller. Ancak bölgelerin büyük tüketim alanı olmaları et ve süt ihtiyacını artırmıştır. Bunun sonucu olarak ahır ve besi hayvancılığı gelişmiştir. <br />
Gücünden ve yağlı sütünden faydalanılarak manda , özellikle yer şekillerinin makine kullanımını imkansız hale getirdiği Karadeniz’in sulak yörelerinde yetiştirilir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Arıcılık :</span></span><br />
<br />
Türkiye çok çeşitli iklim ve bitki topluluklarına sahiptir. Bu özelliği arıcılık faaliyeti için büyük bir potansiyeldir. Çiçekli bozlar ve dağ çayırları , arıcılık için en uygun alanlardır. Doğu Anadolu’nun yüksek platolarında , Akdeniz ve Karadeniz Bölgelerinin yüksek kesimlerinde çiçek bal’ı üreticiliği yapılır. <br />
Muğla çevresinde kızılcam ormanlarında ise daha çok çam bal’ı üretimi yapılır. <br />
Bal üretimi ile ünlü başlıca yörelerimiz şunlardır ; Bitlis , Şemdinli , Kars , Ağrı , Sivas ve Muğla’dır. <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">İpek Böcekçiliği : </span></span><br />
<br />
İpek böcekçiliği dut ağacının yetiştirildiği her bölgede yapılabilir. Ülkemizde yüzyıllardır Güney Marmara’da geleneksel bir hayvancılık şekli olarak uygulanır. İpek böceği tırtıllarının kelebek olmak için çevrelerine ördükleri kozadan elde edilen ipek , dünya’nın en kıymetli halı ve kumaşlarının dokunmasında kullanılır. <br />
Güney Marmara’da ; Bursa , Bilecik , ve Balıkesir , İç Anadolu’da ; Eskişehir , Ankara , Güney Doğu Anadolu’da ; Diyarbakır’da yetiştirilir. <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Kümes Hayvancılığı : </span></span><br />
<br />
Büyük ve küçük baş hayvancılıktan sonra en fazla yapılan hayvancılık faaliyetidir. Tavuk eti ve yumurta üretimine yönelik bu faaliyet ülkemizde beyaz et tüketiminin artmasına paralel olarak gelişmiştir. <br />
Kümes hayvancılığının en yoğun olarak yapıldığı yerler büyük tüketim alanları olarak Batı Karadeniz , Marmara ve Ege Bölgeleri alanlarına yakındır. <br />
Diğer hayvancılık türlerinden farklı olarak doğal bitki topluluğuna en az bağımlı olmasıdır. Çünkü çiftlik tavukçuluğunda besin maddesi olarak fabrika ortamında yapılan yem kullanılır. <br />
<br />
Örnek : Türkiye’de aşağıdaki hayvancılık faaliyetlerinden hangisi ile bitki örtüsü yada bitki türleri arasındaki ilişki en azdır.<br />
<br />
a.) Büyük baş hayvancılık                                  b.) Küçük baş hayvancılık<br />
c.) Kümes hayvancılığı                                      d.) Arıcılık<br />
                                        e.) İpek böcekçiliği<br />
<br />
Çözüm : Büyük baş hayvancılık ve arıcılık dağ çayırlarına , küçük baş hayvancılık bozkıra , ipek böcekçiliği ise dut apacına bağlı olarak yapılan hayvancılık türüdür. Kümes hayvanlarına hazır yem yedirdiği için doğrudan doğrudan bitki örtüsüne bağlı değildir. ( Cevap C )<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Su Ürünleri : </span></span><br />
<br />
Hayvancılık faaliyetlerinde olduğu gibi evcil hayvanların üretilmesinden daha çok deniz ve göllerde bulunan su canlılarının avlanması işine genel olarak balıkçılık denir. <br />
Denizlerde ve göllerde bulunan balık türleri ( hamsi , karides ) ve yumuşacakların <br />
( ahtapot , kalamaç ) avlanması işlerinin genel adına balıkçılık faaliyeti denir. Bunların dışında inci , mercan , yosva , sünger avcılığı gibi diğer ürünlerde balıkçılık faaliyetleri içinde kabul edilir. <br />
Türkiye bir yarımada ülkesi olduğu için çok uzun sahil şeridine sahiptir. Toprakları üzerinde sayısız akarsu ve göl bulunur. Sahil kıyı uzunluğu ve iç suları ile ülkemiz balıkçılık potansiyeli bakımından zengindir. Boğazların balıkların önemli göç yolları üzerinde bulunması ise ülkemizin bu konuda ki avantajıdır. <br />
Türkiye Balıkçılığını Etkileyen Şartlar : <br />
Bütün bu özelliklerin yani sıra ülkemizde balıkçılığın yeterince gelişmediği görülür. Bunun başlıca sebepleri şunlardır ; <br />
• Çok çeşitli iklim tipine sahip olan ülkemizde sayısız besin maddesinin bulunması balık ürünlerine duyulan ihtiyacı azaltmıştır. <br />
• Halkın                                  toprağa ve toprak ürünlerine bağlı olması , deniz ürünleri tüketme alışkanlığının yeterince yerleşmemesine neden olmuştur. <br />
• Türkiye’de daha çok kıyı balıkçılığı yapılır. Ancak deniz balıkçılığı yapılmaz bu avlanma alanının daralması nedeni ile balık miktarını azaltır. <br />
• Türkiye’de açık deniz balıkçılığının yapılması için gerekli olan teknik donanıma sahip gemilerin bulunmaması. <br />
• Denizlerimizde avlanma yöntemlerinin usulünce yapılmaması. Özellikle balık yumurtalarını yok eden diptrolü adı verilen ağlarla avlanılması . <br />
• Balıkların yumurtlama döneminde ( Mayıs-Eylül ) kaçak olarak avlanılması. <br />
<br />
Denizlerimizde iç sularımızda yeteri kadar balık gelişmemiştir. Türkiye’nin akarsularının rejiminin düzensiz olması ve güllerimizin bazılarının kapalı hava özelliği göstermesi nedeni ile suların tuzlu veya sodalı olmasıdır. <br />
<br />
Türkiye’deki deniz ürünlerinin üretiminin denizlerimizdeki payı ( DİE 1998 )<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Deniz Balıkçılığı :</span></span><br />
<br />
Kıyı bölgelerimizde yapılan balıkçılıktır. Karadeniz kıyıları Türkiye’de avlanan toplam balık miktarının %70’ ini karşılar. <br />
Bu bölgede balıkçılığın gelişmesinin nedenleri ; Balık miktarı bakımından zengin olmasıdır. Bu bölgede bulunan büyük akar sular denize çok miktarda besin maddesi taşıdığı için balık sürüleri için en uygun ortam haline gelir.<br />
Balıkçılığın en fazla yapıldığı bölgelerden bir diğeri boğazlar ve Marmara Denizidir. <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Tatlı Su Balıkçılığı : </span></span><br />
<br />
Türkiye’de bulunan akarsu , göl , baraj gölü ve göletlerde yapılan balıkçılık şeklidir. Deniz balıkçılığı kadar önemli bir ekonomik faaliyet değildir. Türkiye’de tatlı su balıkçılığının yapıldığı akarsular Kızılırmak , yeşilırmak  ve Sakarya gibi nehirlerimizdir. Göller ise Eğir’dir , Bey şehir gibi tatlı su gölleridir. <br />
Van , Tuz , Acı ve Burdur gibi göllerimiz sularının acı veya tuzlu olması nedeni ile balıkçılık yapılmaz. Ancak Van gölüne dökülen akar suların ağız kısmında Van kesali adı verilen adı verilen balık türü avlanır. <br />
Türkiye’de avlanan tatlı su balık türleri şunlardır ; Sazan , Kefal , Yayın , Turna ve Alabalıktır. <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Kültür balıkçılığı : </span></span><br />
<br />
Artan nüfusun balık ihtiyacının karşılanması için daha ziyade balık çiftliği adı verilen yerlerde oluşturulan büyük havuzlarda yapılan balıkçılık türüdür. Özellikle alabalık çiftlikleri son yıllarda hızla artmıştır. Büyük marketlerde ve dinlenme tesislerinde satılması için balık öğretmektedirler. <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Hayvancılığın Türkiye Ekonomisindeki Yeri :</span></span><br />
<br />
Hayvancılığın Türkiye ekonomisindeki katkıları şunlardır ; <br />
• Hayvan ürünleri insanların beslenmesinde önemli yer tutar.<br />
• Türkiye’de tarımdan elde edilen gelirin üçte biri hayvancılıkta elde edilir. <br />
• Hayvan ürünleri sanayi için hammadde de oluşturur. <br />
• Hayvan ürünleri iç ve dış ticaretimizde önemli yer tutar. <br />
• Hayvan ürünleri için Doğu Anadolu Bölgesi için en önemli geçim kaynağı olan hayvancılık diğer bölgelerimizde de tarımı destekleyen en önemli ikinci sektördür. <br />
<br />
</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">TÜRKİYE’DE HAYVANCILIK</span></span><br />
<br />
Evcil hayvanların ürünlerinden ( et, süt, yumurta, bal, yün, deri) ve gücünden yaralanmak için üretilmesi ve yetiştirilmesi faaliyetine denir. İnsanın ekonomik faaliyetleri içinde önemli yeri olan hayvancılık beslenmenin temel taşlarından biridir. Dengeli beslenmede hayvan ürünlerinin maddesi olan protein önemli yere sahiptir. Ayrıca hayvanlardan elde edilen yün, deri ve diğer ürünler dokuma endüstrisi başta olmak üzere pek çok sanayi dalına hammadde sağlar. Tarımsal faaliyetler arasında yer şekillerimizin engebeli olduğu yörelerimizde hayvanların gücünden yararlanılır. <br />
<br />
Örnek: Aşağıdaki endüstri dallarını hangisi üretiminde hayvansal hammaddeden yararlanmaz?<br />
a.)                                                b.) Konfeksiyon                                      c.) Seramik<br />
                                d.) Dokuma                                              e.) İlaç<br />
<br />
Çözüm: Et ve balık eti                              endüstrisinde ; yün , ipek ve deri dokuma ve konfeksiyon endüstrisinde ; balık , kemik gibi yan ürünlerde ilaç endüstrisinde hammadde olarak kullanılır. Seramik endüstrisinin hammaddesi ise toprak ve boyadır. (cevap C)<br />
<br />
Yer şekillerinin engebeli olan ülkemizde değişik tür cinste hayvan yetiştirilir. Sığır , koyun , keçi , manda , kümes hayvanları ülkemizde en çok yetiştirilen hayvan türleridir. İpek böcekçiliği ve arıcılıkta diğer bir hayvancılık türleridir. Ayrıca çevremizdeki denizlerde avlanan balıklarda hayvancılığın sektörünün diğer bir şeklidir. <br />
Türkiye’de hayvancılık faaliyeti tek başına yapılmaz. Tarla , bahçe ve bağ işleri ile birlikte götürülür. Yani tarım faaliyetleri ile paralel olarak götürülür. Tarımdan elde edilen gelirin üçte biri hayvancılıktan elde edilir. <br />
Hayvan sayısı bakımından Avrupa’da birinci sırada yer alan ülkemiz çevresindeki ülkelere hayvan ürünleri ihraç eder.<br />
Hayvan türlerinin dağılış ile ülkemizin doğal bitki topluluğu arasında sıkı bir ilişki vardır. Yüksek dağ çayırlarının bulunduğu Karadeniz ve Akdeniz bölgelerinin yüksek dağlarıyla Doğu Anadolu sığır yetiştiriciliği, cılız otlarla kaplı İç Anadolu ve Güney Doğu Anadolu’da küçük baş hayvancılık yapılır. <br />
Türkiye’de makineli tarıma geçişin en önemli sonuçlarından biride doğal çayır ve meraların azalmasıdır. Bu ise ahır hayvancılığını gerekli kılarken , yem sorununu ortaya çıkarmıştır. <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">*Türkiye’de Hayvancılığı Etkileyen Başlıca Faktörler Şunlardır;</span></span><br />
<br />
• Otlak ve mera hayvancılığı yapılması. <br />
• Erken otlanmanın önlenmesi <br />
• Hayvan sayılarının ıslahı ( iyileştirilmesi )<br />
• Ahır ve besi hayvancılığının yaygınlaştırılması. <br />
• Doğal-yapay yem üretiminin artırılması. <br />
• Erken kesimin önlenmesi. <br />
• Pazarlama olanaklarının artırılması. <br />
• Hayvan hastalıklarının önlenmesi. <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Otlak ve Mera Hayvancılığı :</span></span><br />
<br />
Ülkemizde yüksek sıra dağlar ve platolar geniş yer kaplar. Buralarda kendiliğinden ot topluluklarının yetiştiği alanlara mera denir. <br />
Hayvanların doğal beslenme alanları olan otlak ve meralar, Türkiye yüz ölçümünün dört’te birini oluşturur. Ancak artan hayvan sayısı , mera alanlarının tarlaya dönüştürülmesi ve erozyon , otlak alanlarının gün geçtikçe azalmasına ve zayıflamasına neden olmuştur. <br />
Mera alanları sabit olmasına rağmen bu alanlardan beslenen hayvan sayısının artması, mera’ların zayıflamasına ve yok olmasına neden olmuştur. Özellikle erozyon nedeni ile artan toprak kaybı , mera alanlarını verimsizleştiren en önemli sorunlardan biridir. <br />
Türkiye’de traktör , kullanımının yaygınlaşması mera’ların tarlaya dönüştürülmesi hayvancılığı olumsuz yönde etkilemiştir. <br />
Otlak ve mera hayvancılığının doğal şartlara bağlı olması hayvanlarda alınan verimin yıllara göre değişimine neden olmaktadır. Özellikle kurak geçen yılarda zayıf kalan otlar , hayvanların yeterince beslenememesine ve verimlerinin azalmasına neden olur. Bunun için otlak alanlarında yapılması gereken çalışmalar şunlardır ; <br />
• Ot örtüsü zayıflamış mera alanlarında hayvan otlatılmasına belirli bir süre ara verilmesi gerekir. <br />
• Erken otlatmanın önlenmesi gerekir. <br />
• Aşırı otlatma önlenmeli ve üreticiye yem alımı için kredi sağlanmalıdır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Hayvan Soylarının Islah :</span></span><br />
<br />
Türkiye hayvan sayısı bakımından Avrupa’da ilk sırada , Dünyada ise sekizinci sırada yer alır. Ancak hayvan sayısının fazla olmasından çok , elde edilen ürünlerin fazla olması gelirin çok olması önemlidir. Ülkemizdeki hayvan cinslerinin verimi düşüktür. <br />
Alınan süt ve et gibi ürünlerin miktarını hayvan sayılarına oranladığımızda verim çok düşüktür. Örneğin ülkemizde , yerli ırktan bir ineğin günlük süt üretimi 2-3 kg.’ ı geçmez iken , Danimarka’da bu miktar 30-40 kg.’ a yaklaşır. Ülkemizde yerli ırktan alınan et verimi de düşüktür. <br />
Yerli ırkın veriminin artırılması için iyi cins yabancı türlerle suni tohumlama yoluyla melez türler elde edilmelidir. Bu şekilde et ve süt verimi yüksek , iyi cins hayvan soyu elde edilecekti.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Ahır ve besi Hayvancılığı :</span></span><br />
<br />
Besi hayvancılığı daha ziyade eti için , ahır hayvancılığı ise süt üretimi için yapılan hayvancılıktır. Artan nüfusun et ve süt ihtiyacının karşılanması için ahır ve besi hayvancılığı zorunlu hale gelmiştir. Bu gün nüfus yoğunluğunun fazla olduğu bölgelerde bu tür hayvancılık gelişmiştir. <br />
Özellikle Ege , Marmara , ve iç Anadolu bölgelerinin büyük kentleri çevresinde bu tür hayvancılık gelişmektedir. <br />
Et ve süt üretimine yönelik modern çiftliklerde kısa zamanda yetiştirilen hayvanlar tüketimin çok yoğun olduğu kentlerde satışa arz edilmektedir. <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Yem Üretimi :</span></span><br />
<br />
Ahır ve besi hayvancılığının gelişmesi daha çok yem üretiminin artırılmasına bağlıdır. Yem , besi ve ahır hayvancılığında maliyeti artıran en önemli sorunlardan biridir. Bunun için yem bitkileri üretiminin artırılması besi hayvancılığını olumlu yönde etkileyecekti. <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Erken Kesim :</span></span><br />
<br />
Türkiye’de hayvancılığı erken kesim , hastalıklarla mücadele ve kredi gibi faktörlerde etkilidir. Yeterli ağırlığa ulaşmayan kuzu ve danaların kesilmesi verimi azaltan önemli unsurlardan biridir. Toplu ölümlere neden şap gibi bulaşıcı hastalıklarda hayvancılığı olumsuz yönde etkiler. <br />
<br />
<span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Türkiye’de Hayvan Varlığı ve Coğrafi Dağılışı :</span></span><br />
<br />
Türkiye yer şekilleri ve iklim çeşitliliği nedeni ile yüksek bir hayvancılık potansiyeline sahiptir. Kırsal kesimin tarla ve bahçe tarımından sonra en önemli gelir kaynağıdır. Doğu Anadolu’nun Kuzey Doğu Anadolu bölümünde hayvancılık birinci derece ekonomik faaliyettir. <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Küçükbaş Hayvancılık :</span></span><br />
<br />
Türkiye’de en yaygın olarak yapılan hayvancılıktır. Bunun en önemli nedeni Türkiye’nin iklim ve bitki örtüsünün daha çok bu tür hayvancılığa elverişli olmasıdır. Ülkemizin büyük bir bölümünde yaşanan  yaz kuraklığı ot örtüsünün kurumasına neden olur , büyük baş hayvancılığın yapılmasını güçleştirilir. Çünkü sığır gibi büyük baş ancak gür otlakların bulunduğu alanlarda beslenebilir. <br />
Bozkır alanlarını geniş yer kapladığı İç Anadolu ve Güney Doğu Anadolu bölgelerinde daha ziyade küçük baş hayvancılık yaygın olarak yapılır. <br />
<br />
Koyun : Kısa boylu bozkır bitki topluluğunun yaygın olduğu bölgelerimizde yetiştirilen hayvan türüdür.<br />
Başlıca Türleri : Kıvırcık , karaman , dağlıç sakız ve merinostur. <br />
Kıvırcık : Daha çok Marmara Bölgesinin Trakya kesiminde yetiştirilir.<br />
Karaman ( Koğruklu Koyun ) : İç Anadolu ( ak karaman ) ve Doğu Anadolu Bölgesinde ( mor karaman ) yetiştirilir. <br />
Dağlıç : Batı Anadolu’da Ege ve Marmara’da üretilir. <br />
Sakız : Ege’nin dağlık alanlarında yetiştirilir. <br />
Merinos : Yurt dışından getirilen cinslerden biridir. Güney Marmara’da yünü kıymetli olan koyun türüdür. <br />
Keçi : İç bölgelerde meşe ormanlarının yoğun olduğu kıyı kesimleri ve maki bitki topluluğunun yoğun olduğu yerlerde yetiştirilen hayvan türüdür. Koyuna göre daha çevik olan keçi , her türlü arazi şartlarına uyum sağlayabilir. İki türü vardır. Bunlar ağaçların yeni sürgünleriyle beslenen kıl keçisi ve bozkır alanlarında beslenen tiftik ( Ankara ) keçisidir. <br />
Kıl keçisi daha çok maki bitki türünün yoğun olduğu Akdeniz Bölgesinde geliştirilir. Ancak Güney Doğu Anadolu bölgelerinin dağlık alanlarında da yaygındır. Ormanların tahrip edilmesi nedeni ile son yıllarda üretiminin azaltılması için çeşitli özendirici tedbirler alınmaktadır. <br />
Tiftik keçisinin ana vatanı Anadolu yarımadasıdır. Ankara ve çevresinde çok eski devirlerden bu yana yetiştirilen hayvan türüdür. Yünü çok kıymetli olan tiftik keçisi daha çok Ankara , Eskişehir ve Siirt çevresinde yetiştirilir. <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Bükük Baş Hayvancılık : </span></span><br />
<br />
Dağ çayırlarının geniş alanlara yayıldığı ülkemizde büyük baş hayvan türlerinden en fazla sığır yetiştirilir. Karadeniz-Akdeniz Bölgelerinin yüksek dağları ve Doğu Anadolu platolarında yetiştirilir. Doğu Anadolu Bölgesinde şiddetli karasallık nedeni ile yazların kısa sürmesi ve yağışlı geçmesi tarım faaliyetlerini olumsuz yönde etkiler. Yaz yağışları otlak alanlarının gürleşmesini sağlar. <br />
Tarımı olumsuz yönde etkileyen bu şartlar büyük baş hayvancılığı olumsuz yönde etkiler. Marmara ve Ege Bölgelerinde daha çok ahır ve besi hayvancılığı yaygındır. Burada otlak alanlarının azalması mera hayvancılığının yapılmasını engeller. Ancak bölgelerin büyük tüketim alanı olmaları et ve süt ihtiyacını artırmıştır. Bunun sonucu olarak ahır ve besi hayvancılığı gelişmiştir. <br />
Gücünden ve yağlı sütünden faydalanılarak manda , özellikle yer şekillerinin makine kullanımını imkansız hale getirdiği Karadeniz’in sulak yörelerinde yetiştirilir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Arıcılık :</span></span><br />
<br />
Türkiye çok çeşitli iklim ve bitki topluluklarına sahiptir. Bu özelliği arıcılık faaliyeti için büyük bir potansiyeldir. Çiçekli bozlar ve dağ çayırları , arıcılık için en uygun alanlardır. Doğu Anadolu’nun yüksek platolarında , Akdeniz ve Karadeniz Bölgelerinin yüksek kesimlerinde çiçek bal’ı üreticiliği yapılır. <br />
Muğla çevresinde kızılcam ormanlarında ise daha çok çam bal’ı üretimi yapılır. <br />
Bal üretimi ile ünlü başlıca yörelerimiz şunlardır ; Bitlis , Şemdinli , Kars , Ağrı , Sivas ve Muğla’dır. <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">İpek Böcekçiliği : </span></span><br />
<br />
İpek böcekçiliği dut ağacının yetiştirildiği her bölgede yapılabilir. Ülkemizde yüzyıllardır Güney Marmara’da geleneksel bir hayvancılık şekli olarak uygulanır. İpek böceği tırtıllarının kelebek olmak için çevrelerine ördükleri kozadan elde edilen ipek , dünya’nın en kıymetli halı ve kumaşlarının dokunmasında kullanılır. <br />
Güney Marmara’da ; Bursa , Bilecik , ve Balıkesir , İç Anadolu’da ; Eskişehir , Ankara , Güney Doğu Anadolu’da ; Diyarbakır’da yetiştirilir. <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Kümes Hayvancılığı : </span></span><br />
<br />
Büyük ve küçük baş hayvancılıktan sonra en fazla yapılan hayvancılık faaliyetidir. Tavuk eti ve yumurta üretimine yönelik bu faaliyet ülkemizde beyaz et tüketiminin artmasına paralel olarak gelişmiştir. <br />
Kümes hayvancılığının en yoğun olarak yapıldığı yerler büyük tüketim alanları olarak Batı Karadeniz , Marmara ve Ege Bölgeleri alanlarına yakındır. <br />
Diğer hayvancılık türlerinden farklı olarak doğal bitki topluluğuna en az bağımlı olmasıdır. Çünkü çiftlik tavukçuluğunda besin maddesi olarak fabrika ortamında yapılan yem kullanılır. <br />
<br />
Örnek : Türkiye’de aşağıdaki hayvancılık faaliyetlerinden hangisi ile bitki örtüsü yada bitki türleri arasındaki ilişki en azdır.<br />
<br />
a.) Büyük baş hayvancılık                                  b.) Küçük baş hayvancılık<br />
c.) Kümes hayvancılığı                                      d.) Arıcılık<br />
                                        e.) İpek böcekçiliği<br />
<br />
Çözüm : Büyük baş hayvancılık ve arıcılık dağ çayırlarına , küçük baş hayvancılık bozkıra , ipek böcekçiliği ise dut apacına bağlı olarak yapılan hayvancılık türüdür. Kümes hayvanlarına hazır yem yedirdiği için doğrudan doğrudan bitki örtüsüne bağlı değildir. ( Cevap C )<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Su Ürünleri : </span></span><br />
<br />
Hayvancılık faaliyetlerinde olduğu gibi evcil hayvanların üretilmesinden daha çok deniz ve göllerde bulunan su canlılarının avlanması işine genel olarak balıkçılık denir. <br />
Denizlerde ve göllerde bulunan balık türleri ( hamsi , karides ) ve yumuşacakların <br />
( ahtapot , kalamaç ) avlanması işlerinin genel adına balıkçılık faaliyeti denir. Bunların dışında inci , mercan , yosva , sünger avcılığı gibi diğer ürünlerde balıkçılık faaliyetleri içinde kabul edilir. <br />
Türkiye bir yarımada ülkesi olduğu için çok uzun sahil şeridine sahiptir. Toprakları üzerinde sayısız akarsu ve göl bulunur. Sahil kıyı uzunluğu ve iç suları ile ülkemiz balıkçılık potansiyeli bakımından zengindir. Boğazların balıkların önemli göç yolları üzerinde bulunması ise ülkemizin bu konuda ki avantajıdır. <br />
Türkiye Balıkçılığını Etkileyen Şartlar : <br />
Bütün bu özelliklerin yani sıra ülkemizde balıkçılığın yeterince gelişmediği görülür. Bunun başlıca sebepleri şunlardır ; <br />
• Çok çeşitli iklim tipine sahip olan ülkemizde sayısız besin maddesinin bulunması balık ürünlerine duyulan ihtiyacı azaltmıştır. <br />
• Halkın                                  toprağa ve toprak ürünlerine bağlı olması , deniz ürünleri tüketme alışkanlığının yeterince yerleşmemesine neden olmuştur. <br />
• Türkiye’de daha çok kıyı balıkçılığı yapılır. Ancak deniz balıkçılığı yapılmaz bu avlanma alanının daralması nedeni ile balık miktarını azaltır. <br />
• Türkiye’de açık deniz balıkçılığının yapılması için gerekli olan teknik donanıma sahip gemilerin bulunmaması. <br />
• Denizlerimizde avlanma yöntemlerinin usulünce yapılmaması. Özellikle balık yumurtalarını yok eden diptrolü adı verilen ağlarla avlanılması . <br />
• Balıkların yumurtlama döneminde ( Mayıs-Eylül ) kaçak olarak avlanılması. <br />
<br />
Denizlerimizde iç sularımızda yeteri kadar balık gelişmemiştir. Türkiye’nin akarsularının rejiminin düzensiz olması ve güllerimizin bazılarının kapalı hava özelliği göstermesi nedeni ile suların tuzlu veya sodalı olmasıdır. <br />
<br />
Türkiye’deki deniz ürünlerinin üretiminin denizlerimizdeki payı ( DİE 1998 )<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Deniz Balıkçılığı :</span></span><br />
<br />
Kıyı bölgelerimizde yapılan balıkçılıktır. Karadeniz kıyıları Türkiye’de avlanan toplam balık miktarının %70’ ini karşılar. <br />
Bu bölgede balıkçılığın gelişmesinin nedenleri ; Balık miktarı bakımından zengin olmasıdır. Bu bölgede bulunan büyük akar sular denize çok miktarda besin maddesi taşıdığı için balık sürüleri için en uygun ortam haline gelir.<br />
Balıkçılığın en fazla yapıldığı bölgelerden bir diğeri boğazlar ve Marmara Denizidir. <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Tatlı Su Balıkçılığı : </span></span><br />
<br />
Türkiye’de bulunan akarsu , göl , baraj gölü ve göletlerde yapılan balıkçılık şeklidir. Deniz balıkçılığı kadar önemli bir ekonomik faaliyet değildir. Türkiye’de tatlı su balıkçılığının yapıldığı akarsular Kızılırmak , yeşilırmak  ve Sakarya gibi nehirlerimizdir. Göller ise Eğir’dir , Bey şehir gibi tatlı su gölleridir. <br />
Van , Tuz , Acı ve Burdur gibi göllerimiz sularının acı veya tuzlu olması nedeni ile balıkçılık yapılmaz. Ancak Van gölüne dökülen akar suların ağız kısmında Van kesali adı verilen adı verilen balık türü avlanır. <br />
Türkiye’de avlanan tatlı su balık türleri şunlardır ; Sazan , Kefal , Yayın , Turna ve Alabalıktır. <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Kültür balıkçılığı : </span></span><br />
<br />
Artan nüfusun balık ihtiyacının karşılanması için daha ziyade balık çiftliği adı verilen yerlerde oluşturulan büyük havuzlarda yapılan balıkçılık türüdür. Özellikle alabalık çiftlikleri son yıllarda hızla artmıştır. Büyük marketlerde ve dinlenme tesislerinde satılması için balık öğretmektedirler. <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Hayvancılığın Türkiye Ekonomisindeki Yeri :</span></span><br />
<br />
Hayvancılığın Türkiye ekonomisindeki katkıları şunlardır ; <br />
• Hayvan ürünleri insanların beslenmesinde önemli yer tutar.<br />
• Türkiye’de tarımdan elde edilen gelirin üçte biri hayvancılıkta elde edilir. <br />
• Hayvan ürünleri sanayi için hammadde de oluşturur. <br />
• Hayvan ürünleri iç ve dış ticaretimizde önemli yer tutar. <br />
• Hayvan ürünleri için Doğu Anadolu Bölgesi için en önemli geçim kaynağı olan hayvancılık diğer bölgelerimizde de tarımı destekleyen en önemli ikinci sektördür. <br />
<br />
</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[At - Atlar Hakkında Bilgiler]]></title>
			<link>/showthread.php?tid=19314</link>
			<pubDate>Sat, 24 Dec 2022 19:02:57 +0100</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="/member.php?action=profile&uid=8">RasitTunca</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">/showthread.php?tid=19314</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">At - Atlar Hakkında Bilgiler</span></span><br />
<br />
At (Equus caballus), Atgiller (Equidae) familyasına ait otobur bir toynaklı memeli. Evcilleri olduğu gibi, Amerikan bozkırlarında “Mustang” ve Altay dağlarının her iki yanındaki açık arazilerde “Prezewalski” denen yabani atlar sürüler halinde yaşar. En meşhur at türleri Arap, İngiliz, Ahal Teke, Rahvan (Türk) ve Midillidir. <br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Özellikler</span></span><br />
Tek toynaklılar (Perissodactyla) takımının, Atgiller (Equidae) familyasının tek mevcut cinsi olan Equus cinsine ait bir memelidir. Erkeğine aygır, dişisine kısrak, yavrusuna tay, yumurtaları çıkarılmış, iğdiş edilmiş olana da beygir denir. Küçük başlı ve kısa kulaklıdır. Yelesi ve kuyruk ucu uzun kıllıdır. Ömrü 20 ila 30 sene civarındadır. Arapçada binek ve yük hayvanı olan ata; dabbe, matiyye, Farsçada semend, tusen denir. Firdevsî'nin Şehnâme efsanelerinde adı geçen çil ata da rahş (رخش) denir. Hepsi otla beslenir. Geviş getirmezler. Memeleri kasık bölgesinde arka ayaklarına yakındır. Üçüncü parmakları geniş bir tırnakla çevrilmiş olup “toynak” adını alır. Bunun üzerine basarak yürürler. Ayrıca atların insanlardan 18 tane fazla kemiği vardır. <br />
<br />
İnsanlara hizmet eden hayvanların en kabiliyetlilerindendir. İnsanların, harp meydanlarında, izinsiz gösteri kontrolünde, yük taşımada, yarış, cirit, çit atlama ve av sporlarında yardımcısıdır. Silah gürültüsüne ve bando sesine rahatlıkla alışır. Atlar aynı zamanda dizlerini kilitleyebilir.<br />
<br />
At, cesur ve atılgan olduğu gibi sahibine son derece itaatkârdır. Sahibi dilerse dolu dizgin, dörtnala koşar, isterse aheste yürür, isterse durur. Her durumda sahibini memnun etmeye dikkat eder. Yorgunluğa bakmaksızın kendini çatlatmak pahasına da olsa olanca gayret ve kuvvetini itaat uğruna sarf eder.<br />
<br />
Atlar, bacak kemiklerinin kilitlenme özelliği sayesinde ayakta uyurlar ve kendilerini güvende hissederlerse yatarak da uyuyabilirler. Bu şekilde, ayakta uyurken yırtıcı hayvanlara karşı tetikte olurlar. Yatarak uyumak atlar için daha sağlıklıdır. Bir at yatarak uyuduğunda sürüdeki diğer atlardan biri yanında ayakta durur veya derin olmayan biçimde ayakta uyur. Tamamen yalnız olan bir at içgüdülerinin tehlike uyarısı nedeniyle hiç derin uyuyamaz ve bu nedenle uyku kalitesi düşer.[2]<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Yürüyüş biçimleri</span></span><br />
Atların değişik yürüyüş biçimleri vardır. Bunlar atın dört ayağının yere temas durumu, dördünün birden havada oldukları zaman diliminin kalanlarına göre uzunluğu, kaç zamanlı olduğu, her seferinde kaç nal sesi duyulduğu gibi özelliklere göre isimlendirilir: örn. adeta, tırıs, rahvan, rahim, ramize, eşkin, dörtnal gibi. Attan ata ve aynı at için duruma göre yürüyüş şekli değişiklik gösterir. Atın adımlarının yere temas sırası, nal sesleri ve zıplama durumları benzese de, kas kullanımı, bacak uzunluk ve açıları, zıplama yüksekliği gibi faktörlere bağlı olarak başka ortalama sürat, ve başka binicilik tekniği gerektiren durumlar ortaya çıkar. <br />
<br />
<br />
[attachment=87451]<br />
<br />
Adeta saatte 5–8 km <br />
<br />
[attachment=87452]<br />
<br />
Tırıs saatte 8–13 km <br />
<br />
[attachment=87453]<br />
<br />
Rahvan saatte 8–13 km<br />
<br />
[attachment=87454]<br />
<br />
Eşkin saatte 16–27 km<br />
<br />
[attachment=87455]<br />
<br />
Dörtnal saatte 25–30 km, rekor: 70.76 km<br />
<br />
<br />
[attachment=87456]<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Taksonomi ve Evrim</span></span><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Irklar</span></span><br />
<br />
Evcil atlar: Bazı bilim adamlarına göre atı ilk evcilleştiren topluluğun İskitler olduğu söylenmektedir. Bazı DNA testlerinde ise atın tek bir bölgede değil, birbirinden bağımsız 6 coğrafyada evcilleştirildiği sonuçlarına ulaşılmıştır. Nitekim Chauvet, Lascaux, Niaux, Cougnac, Cosquer ve Pech Merle Mağaralarındaki tasvirler buna örnek olarak gösterilebilir.[5] Atların evcilleştirilmesine ilk olarak 10.000 yıl önce başlandığı sanılmaktadır.[6]<br />
<br />
Bugünkü modern atların Asya yaban atından türediği şüphelidir. Bazı zoologlar Avrupa yaban atından türediğini ileri sürmektedirler. evcilleştirilmiş atların birçok soyları vardır. Bugün küçük Midilli atları ile Safkan Arap atlarının soy kütüğü kesin olarak bilinmemektedir.<br />
<br />
Atlar 20-30 sene yaşar, bazı kısraklar 15 yaşına kadar doğurur. On bir ay gebe kalır ve bir yavru doğururlar. Yavrunun gözleri açık olarak doğar ve birkaç dakika sonra ayağa kalkarak annesini takibe başlar. Yük çekme ve taşıma atları, kalın bacaklı, iri cüsselidir. Binek ve yarış atları ince uzun bacaklıdır. Atlar arasında haset yok ise de, birbirlerine gıpta etmek huyları vardır. Bu da yarışta, hendek ve çit atlamada kendini gösterir. Birbirlerine imrenerek daha hızlı koşup öne geçmek isterler. Saatte 60–70 km hızla koşanları vardır.<br />
<br />
Erkek eşek ile kısrak (dişi at) çiftleştirilirse katır elde edilir. Aygır (erkek at) ile dişi eşeğin (kancık) çiftleşmesinden de bardo ya da ester denen katır çeşidi elde edilir. Her iki melez de üremezler. Katır, bardodan daha dayanıklıdır. Kemikleri kırılırsa operasyon maliyetinin fazlalığı ve postoperatif dönemdeki bakım güçlükleri nedeniyle genellikle ötanazi yapılır. <br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Arap atı: </span></span>Çok dayanıklı mükemmel bir binek ve yarış atıdır. İngiliz atlarından daha dayanıklı olup, 24-28 saat hiç su içmeden yol alabilir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İngiliz atı:</span></span> İyi bir binek ve yarış atıdır. Özellikle yarış için yetiştirilir. Arap aygırı ile İngiliz yerli kısraklarının çiftleştirilmesinden türetilmiş bir soydur. Arap atından daha uzun bacaklıdır.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Midilli atı:</span></span> Küçük, sakin ve dayanıklı bir at çeşididir. Keçi veya koç büyüklüğünde. Çocuklar için iyi bir binek hayvanıdır. Hafif gezinti arabalarına koşulduğu gibi maden ocaklarında da istifade edilir. Shetland, İzlanda ve Norveç midillileri meşhurdur.<br />
<br />
Belçika atı Felemenklere özgü bir attı. Büyük gövdeli olmasına karşın bacakları kısadır.[7]<br />
<br />
Bugün Amerikan bozkırlarında yaşayan Mustang adı ile anılan vahşi atlar, İspanyolların Amerika’ya götürdükleri ehli atlardan kaçanlardan yabanileşenlerdir. Az yiyecekle yetinip, her türlü iklim şartlarına dayanırlar.<br />
<br />
Tarpan adıyla anılan Avrupa yaban atının (E. caballus gmelini) 1876’dan beri nesli tükendi. Bugün eski dünyada hala neslini devam ettiren yalnız bir yaban atı türü vardır. Bu at Orta Asya Moğolistan’ının soğuk ve ıssız ovalarında yaşar. Asya yaban atı veya Prezewalski dendiği gibi Moğol yaban atı da denir. Altay dağlarının her iki yanında yaşar. Siyah kısa ve dik yeleleri ile, ağır ve iri başları, küçük kulakları, uzun kıllı kuyrukları ile evcil atlardan farklılık gösterirler. Renkleri kırmızımtrak kahverengi olup çekici bir görünüşleri vardır. Burun kısımları beyazdır. Kışın kılları uzar ve böylece soğuktan korunurlar.<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Atın rengi (don)</span></span><br />
<br />
Atın rengine don adı verilir. Başlıca at donları yağız (kara), al (kızıl-kahve, kırmızıya çalan at kestanesi rengi), beyaz, doru (gövde kahverengi, yele, kuyruk ve ayakların uçları kara), kula (gövde koyu sarı, yele, kuyruk ve ayakların uçları kara), kır (koyu kıllarla karışık ak), boz (al don üzerine ak kıllar) ve ahreçtir (kıllar beyaz ve kırmızı, yele ile kuyruk siyah). Bu renkler de kendi aralarında çeşitli gruplara ayrılır (kuzguni yağız, donuk yağız, kirli yağız vb.).[8]<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Atın tarihçesi</span></span><br />
Avrupa, Asya, Avustralya ve Amerika’daki geniş bozkırlarda hâlâ vahşi at sürüleri (mustang) yaşamaktadır. Evcil atlar haralarda yetiştirilir. İstanbul'un ilk Arap Atı harası 1865’te Malatya Sultansuyu yanındaki Aziziye’de kuruldu. Türkiye'de ilk modern harası ise 1923’te açılan Karacabey harasıdır. <br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Mustang (okunuşu: Masteng)</span></span><br />
<br />
 genelde Amerika Birleşik Devletlerinin batı eyaletlerinde sahipsiz, başıboş gezen yabanileşmiş atlardır.<br />
<br />
Çoğunlukla yaban atı (İngilizce wild horse) olarak nitelendirilse de, gerçekte evcil attan (Equus ferus caballus) türeyen yabanileşmiş at (İng. feral horse) demektir[1].<br />
<br />
1900'lerde iki milyon nüfusa sahip oldukları tahmin ediliyor[2]. 2008 yılı rakamlarına göre 33.000 kadar mustang vardır. Günümüzde ABD'de Bureau of Land Management tarafından korunup kollanmaktadır.<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Adlandırma</span></span><br />
<br />
Türkçeye İngilizce mustang kelimesinden geçen ödünç kelimedir. Ödünç kelimeler, alıntı kelimelerden farklı olarak, orijinal [3] yazımıyla yazılırlar. İngilizceye de Meksika İspanyolcasında kullanılan mesteño (eril) / mesteña (dişil) ('sahipsiz, başıboş dolaşan hayvan; yılkı') kelimesinden geçmiştir[4].<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Özelliği</span></span><br />
<br />
Tabiatta tamamen doğal bir seçilim ile doğmakta ve hayatta kalmaktadırlar. Bu sebepten ötürü çok güçlü bir genetiğe sahiptirler. Diğer (evcil) türlere göre daha sağlam kemik ve tendonlara sahip atlardır.[5]<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Tarih</span></span><br />
<br />
Amerika'nın keşfinden sonra 1493 yılında[6][7] İspanyollar tarafından Yeni Dünya'ya (Florida ve Meksika) sokulan atlar genelde Fas kökenli Berberi atı, Portekiz kökenli Sorraia ve İspanya kökenli Endülüs atı gibi at ırklarının karışımları olan İber at ırklarıdır[2]. İspanyollarca Amerika'ya sokulan atlarla tanışan ve onu kullanmasını öğrenen ilk yerliler Pueblo Kızılderilileri olmuştur. Kızılderililer atlarla tanışmadan önce köpekleri çekim hayvanı olarak kullanırlardı[8].<br />
<br />
Komançilerin masteng atlarını (Komançice cobe) benimseyip onu güçlerinin odağına oturtmaları onları Teksas'taki en güçlü Kızılderili grubu hâline getirmiş ve Teksas-Kızılderili savaşlarında Beyazlara rakip olan en büyük güç durumuna gelmişlerdir[9].<br />
<br />
<br />
    Spanish Mustang<br />
    Gila Bend Mustang<br />
    Kiger Mustang<br />
    Pryor Mountain Mustang<br />
    Spanish Mustang<br />
    Sulphur Mustang<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Arap atı</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Efsane</span><br />
<br />
Efsaneye göre Arap cinsinin dişisini Muhammed bin Abdullah seçmiştir. Çölde uzun bir seyahatten sonra susayan kervandaki hayvanların sadakatini ve dayanıklılığını ölçmek için bir su kaynağının yakınına kadar sürdüğü hayvanları geri çağırmış, bu çağrıya yalnızca beş tane dişi at karşılık vermiş. Suyu bırakarak sahiplerine geri dönecek kadar sadık olmaları sebebiyle bu beş at, Küheyle, Seklaviye, Übeyye, Hamdaniye, Manekiye el-Hamse, yani beş olarak adlandırılmış. Bu atların, beş Arap atı türünün ataları olduğu söylenir. Bir diğer efsane de Süleyman'a Arap atı Dehman ismi dayanmaktadır.<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Diğer cinslere etkisi</span><br />
</span><br />
Günümüzde hemen hemen bütün yarış atlarında Arap atı kanı bulunur. Arap atı, genetik potansiyeli nedeniyle Endülüs atı, Kırma, American Quarter, Morgan, Amerikan bineği, Appoloosa, Oldenburg ve Trakehner gibi birçok sıcakkanlı at cinsine de genlerini vermiştir. Binek atlar dışında Parcheron ve Midilli'de de Arap atı geni görülür. Biçimli başları ve yüksek kuyrukları sayesinde diğer türlerden kolayca ayırt edilirler.<br />
<br />
Günümüzde yetiştiriciler birçok at çeşidi için "Arap kırması" yerine yeni isimler türetmişlerdir. Quarab (Arap-Quarter), Welara (Arap-Welsh Midillisi) veya Morab (Arap-Morgan) bu yeni türlerden bazılarıdır.<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Özellikleri<br />
Biçim</span></span><br />
<br />
Arap atının, profilden bakıldığında WV şeklinde bir kafası, geniş alnı, küçük burnu, geniş burun delikleri vardır. Arap atının gözlerinin arasında bedevilerin jibbah dediği, sıcak havada nefes almayı kolaylaştıran bir çıkıntı vardır. Boynu da oldukça geniştir. Altı yerine beş bel omuru bulunduğu için sırtı diğer cinslere göre daha küçüktür. Buna rağmen ağır binicileri kolaylıkla taşıyabilir. Bir diğer önemli özelliği de doğal olarak kalkık duran kuyruğudur.<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Boyut</span></span><br />
<br />
Arap atları birçok at ırkına kıyasla daha küçüktür, 1,40 ile 1,52 metre arasında bir cidago yüksekliğine sahiptir. İnce ve orta kemikli olanları 360 ile 450 kg ağırlığındadır. Bazı Polonya kökenli Arap atları ise 1,60 metre yüksekliğindedir. Bu atlar farklı fiziksel özelliklere sahip olsalar dahi hepsi çok zariftir.[1]<br />
Karakter<br />
<br />
Arap atları yüzyıllardır çöllerde insanlarla yakın ilişki içinde olmuşlardır. Savaşlarda başarılı olan atlar bazen evlerde misafir edilmiştir. Çocuklarla olan iyi ilişkileri nedeniyle 18 yaş altındaki çocukların binmesine izin verilen tek çeşittir.<br />
<br />
Arap atlarının çoğu zeki, çevresiyle iyi ilişkili ve hassastır. Kolay öğrenirler, sahiplerinden sevgi gördükleri zaman buna çok iyi karşılık verirler. Bu özellikleri onları hem evcil hem vahşi yapar. Çünkü düzensiz veya gereğinden fazla tekrarlanan eğitim Arap atlarını çok hırçınlaştırabilir.<br />
<br />
Arap atı, hızlarıyla bilinen cinslerin bulunduğu sıcakkanlı atlar sınıfına girer. Eğitiminin zor olduğunu düşünenlerin, bunun kendi davranışlarından kaynaklandığını bilmesi gerekir, çünkü Arap atı, sahibinin davranışına çok hızlı cevap veren hassas bir cinstir. Yanlış yetiştirilen Arap atları kamuoyunda olumsuz bir imaj bırakmıştır.<br />
Cavalo Arabe REFON.jpg<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Renkler</span></span><br />
<br />
Safkan Arap atları gri, fındık rengi veya kırmızıdır.<br />
<br />
Birçok Arap atının beyaz gibi görünmesine rağmen, bu aslında gri tüy renginin doğal bir özelliğidir. Birçok Arap atı doğduğunda fındık rengi veya kırmızıdır. Mevsim, yaş gibi koşullara bağlı olarak tüy renkleri değişse de derileri hep siyahtır. Beyaz Arap atları aslında gridir.<br />
<br />
Siyah Arap atı çok nadir bulunur. Bu renk genini taşıyanlar yanlış üretim sonucu sadece bazı kahverengi atlarda siyah beneklere dönüşmüştür. Bazı gelişmiş çiftlikler sipariş üzerine farklı renklerde çiftleştirme veya DNA üzerinde değişiklik yapmaktadır.<br />
<br />
Safkan Arap atlarında beyaz veya krem rengi tüye rastlanmaz. Yaşamış hiçbir safkan Arap atında Appaloosa (gövdenin yalnız bir bölgesinde benekler olması, gerisinin düz renk olması) benzeri bir renk görülmemiştir. Bu da DNA üzerinde çalışılarak elde edilebilir.<br />
<br />
At sahiplerinin, iyi atın aynı zamanda güzel renkte olmasını da istemeleri, Arap atının renklerine yüklenen anlamların sadece küçük bir parçasını oluşturur. Bedevi kültüründe her rengin, her tonun bir anlamı, sosyal statü üzerine etkisi vardır. Örneğin siyah Arap atları zor bulunduklarından, sahipleri zengin veya şanslı insanlar olarak bilinir. Üzerindeki en küçük bir beyaz benek Arap atının değerini düşürür, safkan olmadığı anlamına gelir.<br />
<br />
Gövdesinde fındık renginin farklı tonlarını bulunduran kayıtlı çok az Arap atı vardır ve hâlâ tartışma konusudurlar. Bu atlardan birçoğunun renk değiştirerek aslında gerçek Arap atı renklerinden biri olduğu görülmüştür. Bu durum en çok gri tüy renginde görülür.<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Diğer özellikleri</span></span><br />
<br />
Arap atlarının tüy renkleri değişse de derileri hep siyahtır. Siyah deri güneş ışınlarına karşı koruma sağlar. Göğüs ve ayakları çok kaslıdır.<br />
<br />
Çok dayanıklı olan Arap atı, yüksek süzülebilme kabiliyeti ile iyi yol tutuşu sağlar. Dengesi iyidir ve hızlı kalkış yeteneği vardır. Savaş atlarında olması gereken özelliklerin tümüne sahiptir.<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Tarihi</span></span><br />
<br />
Arap atı dünyanın en eski ırkı veya en eski ırklarından biridir. Günümüzdeki oryantal kökenli Arap atları, Arabistan Yarımadası'nda bulunan MÖ 2500'lü yıllardan kalma mağara resimlerindeki at figürleriyle aynıdır. Benzer yapıdaki at figürlerine bütün Anadolu, Kafkaslar ve Mezopotamya'daki mağara resimlerinde de rastlanır.<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Çöl kökeni</span></span><br />
<br />
Arap atının atalarının nerede yaşadığı halâ tartışma konusudur. Çoğu uzman Güneybatı Arabistan veya Kuzey Mezopotamya üzerinde yoğunlaşır. Mezopotamya'da görülen at figürlerinin bölge dışında da görülmesi bu at cinsinin Orta Doğu'ya göç etmiş Ön Türkler tarafından getirilen at ırklarından biri olması ihtimalini de gündeme getirmektedir.<br />
<br />
Arap atının ilk evcilleştirilmesi devenin kullanılmaya başlanmasıyla aynı dönemlere rastlar. Çölde yaşamaya uygun yapıdaki bu atlar kısa sürede çok tutulmuş, sağlıklı damızlıklar kullanılarak geleceğe yatırım yapılmıştır.<br />
<br />
Arap atı ırkı geliştikçe Bedeviler atlarının ırk kayıtlarını dilden dile aktararak kaydetmeye başladılar. Her aile ve kabilenin atlarının geçmişi, geldikleri dişi at gibi özellikleri hep kayıt altındaydı.<br />
<br />
"Arap atı" isminin geçtiği en eski yazılı kaynak MS 1330 yılına aittir. Irkının en kaliteli atları Asil olarak bilinirdi ve asil olmayan atların asillerle çiftleştirilmesi yasaktı. Bu atların dişileri daha değerliydi.<br />
<br />
Bedeviler zamanla farklı özelliklerde alt ırklar ürettiler. İlk yedi çeşit Arap atı Küheylan, Seklavi, Übeyyan, Hamdani, Maneki, Dehman ve Hedban idi.<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Eski dünyada Arap atı</span></span><br />
<br />
Başlarında zırhlarıyla savaşan güçlü Arap atları Eski Mısır, Mezopotamya, Roma İmparatorluğu ve Eski Yunan sanat eserlerinde sıkça görülür. En ünlü Arap atlarından biri Büyük İskender'in Bucephalus isimli atıdır.<br />
İslam dünyasında Arap atları<br />
<br />
622 yılındaki Hicretle beraber İslam dünyası Arap atlarıyla tanışmıştır. 630'lu yıllarda Müslüman toplumlar Kuzey Afrika ve Orta Doğu'ya doğru genişleme çabasına girdi. Bu genişleme 711 yılında İspanya'ya kadar vararak 720'de bütün İspanya Yarımadasını kapladı. Arap ve Orta Doğu kökenli akıncıların atları en güçlü Avrupa kökenli atları ezip geçtiler. Endülüs atı bu sırada ortaya çıkmıştır. Amerika`yı keşfedenler de beraberlerinde Osmanlı İmparatorluğu sayesinde tanıştıkları Arap atlarını götürmüşlerdir. Osmanlı İmparatorluğu 1299 yılında yükselerek Orta Doğu'nun çoğunu kontrol altına aldı. Arap atlarını savaştan ticarete birçok alanda kullandılar ve Avrupa'ya da tanıttılar. İstanbul'un ilk Arap atı harası 1864’te Aziziye’de kuruldu.<br />
Avrupa'da Arap atları<br />
<br />
Müslümanların yaptığı fetihler ve Osmanlı, Arap atının Avrupa'ya gelişinin tek sebebi değildir. 1095'te başlayan Haçlı Seferleriyle Filistin'i işgal eden Avrupalılar geriye ganimet olarak Arap atlarıyla döndüler.<br />
<br />
15. yüzyılın başlarında ateşli silahların keşfiyle şövalyeler ve onları taşıyan zırhlı Arap atları birleşimi ortaya çıktı.<br />
<br />
Arap atlarının Avrupa'ya girişinin en kalabalık örneklerinden biri de Osmanlı İmparatorluğunun 1522 yılında Macaristan'a 300.000 atlı asker göndermesidir. 1529'da Viyana'ya ulaşan Türkler Polonyalı ve Macar güçler tarafından önlendiğinde ele geçirilen atlar Avrupa'daki en kaliteli Arap atlarının temelini oluşturmuştur. Daha sonra İngiliz, Rus, Polonya gibi ülkelerin kralları sömürge döneminde çölden Arap atları getirterek özellikle kendi ahırlarına katmışlardır. <br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kaynak ve Dipnotlar </span></span>:<br />
<br />
Wikipedia<br />
<br />
[attachment=87457]</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">At - Atlar Hakkında Bilgiler</span></span><br />
<br />
At (Equus caballus), Atgiller (Equidae) familyasına ait otobur bir toynaklı memeli. Evcilleri olduğu gibi, Amerikan bozkırlarında “Mustang” ve Altay dağlarının her iki yanındaki açık arazilerde “Prezewalski” denen yabani atlar sürüler halinde yaşar. En meşhur at türleri Arap, İngiliz, Ahal Teke, Rahvan (Türk) ve Midillidir. <br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Özellikler</span></span><br />
Tek toynaklılar (Perissodactyla) takımının, Atgiller (Equidae) familyasının tek mevcut cinsi olan Equus cinsine ait bir memelidir. Erkeğine aygır, dişisine kısrak, yavrusuna tay, yumurtaları çıkarılmış, iğdiş edilmiş olana da beygir denir. Küçük başlı ve kısa kulaklıdır. Yelesi ve kuyruk ucu uzun kıllıdır. Ömrü 20 ila 30 sene civarındadır. Arapçada binek ve yük hayvanı olan ata; dabbe, matiyye, Farsçada semend, tusen denir. Firdevsî'nin Şehnâme efsanelerinde adı geçen çil ata da rahş (رخش) denir. Hepsi otla beslenir. Geviş getirmezler. Memeleri kasık bölgesinde arka ayaklarına yakındır. Üçüncü parmakları geniş bir tırnakla çevrilmiş olup “toynak” adını alır. Bunun üzerine basarak yürürler. Ayrıca atların insanlardan 18 tane fazla kemiği vardır. <br />
<br />
İnsanlara hizmet eden hayvanların en kabiliyetlilerindendir. İnsanların, harp meydanlarında, izinsiz gösteri kontrolünde, yük taşımada, yarış, cirit, çit atlama ve av sporlarında yardımcısıdır. Silah gürültüsüne ve bando sesine rahatlıkla alışır. Atlar aynı zamanda dizlerini kilitleyebilir.<br />
<br />
At, cesur ve atılgan olduğu gibi sahibine son derece itaatkârdır. Sahibi dilerse dolu dizgin, dörtnala koşar, isterse aheste yürür, isterse durur. Her durumda sahibini memnun etmeye dikkat eder. Yorgunluğa bakmaksızın kendini çatlatmak pahasına da olsa olanca gayret ve kuvvetini itaat uğruna sarf eder.<br />
<br />
Atlar, bacak kemiklerinin kilitlenme özelliği sayesinde ayakta uyurlar ve kendilerini güvende hissederlerse yatarak da uyuyabilirler. Bu şekilde, ayakta uyurken yırtıcı hayvanlara karşı tetikte olurlar. Yatarak uyumak atlar için daha sağlıklıdır. Bir at yatarak uyuduğunda sürüdeki diğer atlardan biri yanında ayakta durur veya derin olmayan biçimde ayakta uyur. Tamamen yalnız olan bir at içgüdülerinin tehlike uyarısı nedeniyle hiç derin uyuyamaz ve bu nedenle uyku kalitesi düşer.[2]<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Yürüyüş biçimleri</span></span><br />
Atların değişik yürüyüş biçimleri vardır. Bunlar atın dört ayağının yere temas durumu, dördünün birden havada oldukları zaman diliminin kalanlarına göre uzunluğu, kaç zamanlı olduğu, her seferinde kaç nal sesi duyulduğu gibi özelliklere göre isimlendirilir: örn. adeta, tırıs, rahvan, rahim, ramize, eşkin, dörtnal gibi. Attan ata ve aynı at için duruma göre yürüyüş şekli değişiklik gösterir. Atın adımlarının yere temas sırası, nal sesleri ve zıplama durumları benzese de, kas kullanımı, bacak uzunluk ve açıları, zıplama yüksekliği gibi faktörlere bağlı olarak başka ortalama sürat, ve başka binicilik tekniği gerektiren durumlar ortaya çıkar. <br />
<br />
<br />
[attachment=87451]<br />
<br />
Adeta saatte 5–8 km <br />
<br />
[attachment=87452]<br />
<br />
Tırıs saatte 8–13 km <br />
<br />
[attachment=87453]<br />
<br />
Rahvan saatte 8–13 km<br />
<br />
[attachment=87454]<br />
<br />
Eşkin saatte 16–27 km<br />
<br />
[attachment=87455]<br />
<br />
Dörtnal saatte 25–30 km, rekor: 70.76 km<br />
<br />
<br />
[attachment=87456]<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Taksonomi ve Evrim</span></span><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Irklar</span></span><br />
<br />
Evcil atlar: Bazı bilim adamlarına göre atı ilk evcilleştiren topluluğun İskitler olduğu söylenmektedir. Bazı DNA testlerinde ise atın tek bir bölgede değil, birbirinden bağımsız 6 coğrafyada evcilleştirildiği sonuçlarına ulaşılmıştır. Nitekim Chauvet, Lascaux, Niaux, Cougnac, Cosquer ve Pech Merle Mağaralarındaki tasvirler buna örnek olarak gösterilebilir.[5] Atların evcilleştirilmesine ilk olarak 10.000 yıl önce başlandığı sanılmaktadır.[6]<br />
<br />
Bugünkü modern atların Asya yaban atından türediği şüphelidir. Bazı zoologlar Avrupa yaban atından türediğini ileri sürmektedirler. evcilleştirilmiş atların birçok soyları vardır. Bugün küçük Midilli atları ile Safkan Arap atlarının soy kütüğü kesin olarak bilinmemektedir.<br />
<br />
Atlar 20-30 sene yaşar, bazı kısraklar 15 yaşına kadar doğurur. On bir ay gebe kalır ve bir yavru doğururlar. Yavrunun gözleri açık olarak doğar ve birkaç dakika sonra ayağa kalkarak annesini takibe başlar. Yük çekme ve taşıma atları, kalın bacaklı, iri cüsselidir. Binek ve yarış atları ince uzun bacaklıdır. Atlar arasında haset yok ise de, birbirlerine gıpta etmek huyları vardır. Bu da yarışta, hendek ve çit atlamada kendini gösterir. Birbirlerine imrenerek daha hızlı koşup öne geçmek isterler. Saatte 60–70 km hızla koşanları vardır.<br />
<br />
Erkek eşek ile kısrak (dişi at) çiftleştirilirse katır elde edilir. Aygır (erkek at) ile dişi eşeğin (kancık) çiftleşmesinden de bardo ya da ester denen katır çeşidi elde edilir. Her iki melez de üremezler. Katır, bardodan daha dayanıklıdır. Kemikleri kırılırsa operasyon maliyetinin fazlalığı ve postoperatif dönemdeki bakım güçlükleri nedeniyle genellikle ötanazi yapılır. <br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Arap atı: </span></span>Çok dayanıklı mükemmel bir binek ve yarış atıdır. İngiliz atlarından daha dayanıklı olup, 24-28 saat hiç su içmeden yol alabilir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İngiliz atı:</span></span> İyi bir binek ve yarış atıdır. Özellikle yarış için yetiştirilir. Arap aygırı ile İngiliz yerli kısraklarının çiftleştirilmesinden türetilmiş bir soydur. Arap atından daha uzun bacaklıdır.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Midilli atı:</span></span> Küçük, sakin ve dayanıklı bir at çeşididir. Keçi veya koç büyüklüğünde. Çocuklar için iyi bir binek hayvanıdır. Hafif gezinti arabalarına koşulduğu gibi maden ocaklarında da istifade edilir. Shetland, İzlanda ve Norveç midillileri meşhurdur.<br />
<br />
Belçika atı Felemenklere özgü bir attı. Büyük gövdeli olmasına karşın bacakları kısadır.[7]<br />
<br />
Bugün Amerikan bozkırlarında yaşayan Mustang adı ile anılan vahşi atlar, İspanyolların Amerika’ya götürdükleri ehli atlardan kaçanlardan yabanileşenlerdir. Az yiyecekle yetinip, her türlü iklim şartlarına dayanırlar.<br />
<br />
Tarpan adıyla anılan Avrupa yaban atının (E. caballus gmelini) 1876’dan beri nesli tükendi. Bugün eski dünyada hala neslini devam ettiren yalnız bir yaban atı türü vardır. Bu at Orta Asya Moğolistan’ının soğuk ve ıssız ovalarında yaşar. Asya yaban atı veya Prezewalski dendiği gibi Moğol yaban atı da denir. Altay dağlarının her iki yanında yaşar. Siyah kısa ve dik yeleleri ile, ağır ve iri başları, küçük kulakları, uzun kıllı kuyrukları ile evcil atlardan farklılık gösterirler. Renkleri kırmızımtrak kahverengi olup çekici bir görünüşleri vardır. Burun kısımları beyazdır. Kışın kılları uzar ve böylece soğuktan korunurlar.<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Atın rengi (don)</span></span><br />
<br />
Atın rengine don adı verilir. Başlıca at donları yağız (kara), al (kızıl-kahve, kırmızıya çalan at kestanesi rengi), beyaz, doru (gövde kahverengi, yele, kuyruk ve ayakların uçları kara), kula (gövde koyu sarı, yele, kuyruk ve ayakların uçları kara), kır (koyu kıllarla karışık ak), boz (al don üzerine ak kıllar) ve ahreçtir (kıllar beyaz ve kırmızı, yele ile kuyruk siyah). Bu renkler de kendi aralarında çeşitli gruplara ayrılır (kuzguni yağız, donuk yağız, kirli yağız vb.).[8]<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Atın tarihçesi</span></span><br />
Avrupa, Asya, Avustralya ve Amerika’daki geniş bozkırlarda hâlâ vahşi at sürüleri (mustang) yaşamaktadır. Evcil atlar haralarda yetiştirilir. İstanbul'un ilk Arap Atı harası 1865’te Malatya Sultansuyu yanındaki Aziziye’de kuruldu. Türkiye'de ilk modern harası ise 1923’te açılan Karacabey harasıdır. <br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Mustang (okunuşu: Masteng)</span></span><br />
<br />
 genelde Amerika Birleşik Devletlerinin batı eyaletlerinde sahipsiz, başıboş gezen yabanileşmiş atlardır.<br />
<br />
Çoğunlukla yaban atı (İngilizce wild horse) olarak nitelendirilse de, gerçekte evcil attan (Equus ferus caballus) türeyen yabanileşmiş at (İng. feral horse) demektir[1].<br />
<br />
1900'lerde iki milyon nüfusa sahip oldukları tahmin ediliyor[2]. 2008 yılı rakamlarına göre 33.000 kadar mustang vardır. Günümüzde ABD'de Bureau of Land Management tarafından korunup kollanmaktadır.<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Adlandırma</span></span><br />
<br />
Türkçeye İngilizce mustang kelimesinden geçen ödünç kelimedir. Ödünç kelimeler, alıntı kelimelerden farklı olarak, orijinal [3] yazımıyla yazılırlar. İngilizceye de Meksika İspanyolcasında kullanılan mesteño (eril) / mesteña (dişil) ('sahipsiz, başıboş dolaşan hayvan; yılkı') kelimesinden geçmiştir[4].<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Özelliği</span></span><br />
<br />
Tabiatta tamamen doğal bir seçilim ile doğmakta ve hayatta kalmaktadırlar. Bu sebepten ötürü çok güçlü bir genetiğe sahiptirler. Diğer (evcil) türlere göre daha sağlam kemik ve tendonlara sahip atlardır.[5]<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Tarih</span></span><br />
<br />
Amerika'nın keşfinden sonra 1493 yılında[6][7] İspanyollar tarafından Yeni Dünya'ya (Florida ve Meksika) sokulan atlar genelde Fas kökenli Berberi atı, Portekiz kökenli Sorraia ve İspanya kökenli Endülüs atı gibi at ırklarının karışımları olan İber at ırklarıdır[2]. İspanyollarca Amerika'ya sokulan atlarla tanışan ve onu kullanmasını öğrenen ilk yerliler Pueblo Kızılderilileri olmuştur. Kızılderililer atlarla tanışmadan önce köpekleri çekim hayvanı olarak kullanırlardı[8].<br />
<br />
Komançilerin masteng atlarını (Komançice cobe) benimseyip onu güçlerinin odağına oturtmaları onları Teksas'taki en güçlü Kızılderili grubu hâline getirmiş ve Teksas-Kızılderili savaşlarında Beyazlara rakip olan en büyük güç durumuna gelmişlerdir[9].<br />
<br />
<br />
    Spanish Mustang<br />
    Gila Bend Mustang<br />
    Kiger Mustang<br />
    Pryor Mountain Mustang<br />
    Spanish Mustang<br />
    Sulphur Mustang<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Arap atı</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Efsane</span><br />
<br />
Efsaneye göre Arap cinsinin dişisini Muhammed bin Abdullah seçmiştir. Çölde uzun bir seyahatten sonra susayan kervandaki hayvanların sadakatini ve dayanıklılığını ölçmek için bir su kaynağının yakınına kadar sürdüğü hayvanları geri çağırmış, bu çağrıya yalnızca beş tane dişi at karşılık vermiş. Suyu bırakarak sahiplerine geri dönecek kadar sadık olmaları sebebiyle bu beş at, Küheyle, Seklaviye, Übeyye, Hamdaniye, Manekiye el-Hamse, yani beş olarak adlandırılmış. Bu atların, beş Arap atı türünün ataları olduğu söylenir. Bir diğer efsane de Süleyman'a Arap atı Dehman ismi dayanmaktadır.<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Diğer cinslere etkisi</span><br />
</span><br />
Günümüzde hemen hemen bütün yarış atlarında Arap atı kanı bulunur. Arap atı, genetik potansiyeli nedeniyle Endülüs atı, Kırma, American Quarter, Morgan, Amerikan bineği, Appoloosa, Oldenburg ve Trakehner gibi birçok sıcakkanlı at cinsine de genlerini vermiştir. Binek atlar dışında Parcheron ve Midilli'de de Arap atı geni görülür. Biçimli başları ve yüksek kuyrukları sayesinde diğer türlerden kolayca ayırt edilirler.<br />
<br />
Günümüzde yetiştiriciler birçok at çeşidi için "Arap kırması" yerine yeni isimler türetmişlerdir. Quarab (Arap-Quarter), Welara (Arap-Welsh Midillisi) veya Morab (Arap-Morgan) bu yeni türlerden bazılarıdır.<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Özellikleri<br />
Biçim</span></span><br />
<br />
Arap atının, profilden bakıldığında WV şeklinde bir kafası, geniş alnı, küçük burnu, geniş burun delikleri vardır. Arap atının gözlerinin arasında bedevilerin jibbah dediği, sıcak havada nefes almayı kolaylaştıran bir çıkıntı vardır. Boynu da oldukça geniştir. Altı yerine beş bel omuru bulunduğu için sırtı diğer cinslere göre daha küçüktür. Buna rağmen ağır binicileri kolaylıkla taşıyabilir. Bir diğer önemli özelliği de doğal olarak kalkık duran kuyruğudur.<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Boyut</span></span><br />
<br />
Arap atları birçok at ırkına kıyasla daha küçüktür, 1,40 ile 1,52 metre arasında bir cidago yüksekliğine sahiptir. İnce ve orta kemikli olanları 360 ile 450 kg ağırlığındadır. Bazı Polonya kökenli Arap atları ise 1,60 metre yüksekliğindedir. Bu atlar farklı fiziksel özelliklere sahip olsalar dahi hepsi çok zariftir.[1]<br />
Karakter<br />
<br />
Arap atları yüzyıllardır çöllerde insanlarla yakın ilişki içinde olmuşlardır. Savaşlarda başarılı olan atlar bazen evlerde misafir edilmiştir. Çocuklarla olan iyi ilişkileri nedeniyle 18 yaş altındaki çocukların binmesine izin verilen tek çeşittir.<br />
<br />
Arap atlarının çoğu zeki, çevresiyle iyi ilişkili ve hassastır. Kolay öğrenirler, sahiplerinden sevgi gördükleri zaman buna çok iyi karşılık verirler. Bu özellikleri onları hem evcil hem vahşi yapar. Çünkü düzensiz veya gereğinden fazla tekrarlanan eğitim Arap atlarını çok hırçınlaştırabilir.<br />
<br />
Arap atı, hızlarıyla bilinen cinslerin bulunduğu sıcakkanlı atlar sınıfına girer. Eğitiminin zor olduğunu düşünenlerin, bunun kendi davranışlarından kaynaklandığını bilmesi gerekir, çünkü Arap atı, sahibinin davranışına çok hızlı cevap veren hassas bir cinstir. Yanlış yetiştirilen Arap atları kamuoyunda olumsuz bir imaj bırakmıştır.<br />
Cavalo Arabe REFON.jpg<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Renkler</span></span><br />
<br />
Safkan Arap atları gri, fındık rengi veya kırmızıdır.<br />
<br />
Birçok Arap atının beyaz gibi görünmesine rağmen, bu aslında gri tüy renginin doğal bir özelliğidir. Birçok Arap atı doğduğunda fındık rengi veya kırmızıdır. Mevsim, yaş gibi koşullara bağlı olarak tüy renkleri değişse de derileri hep siyahtır. Beyaz Arap atları aslında gridir.<br />
<br />
Siyah Arap atı çok nadir bulunur. Bu renk genini taşıyanlar yanlış üretim sonucu sadece bazı kahverengi atlarda siyah beneklere dönüşmüştür. Bazı gelişmiş çiftlikler sipariş üzerine farklı renklerde çiftleştirme veya DNA üzerinde değişiklik yapmaktadır.<br />
<br />
Safkan Arap atlarında beyaz veya krem rengi tüye rastlanmaz. Yaşamış hiçbir safkan Arap atında Appaloosa (gövdenin yalnız bir bölgesinde benekler olması, gerisinin düz renk olması) benzeri bir renk görülmemiştir. Bu da DNA üzerinde çalışılarak elde edilebilir.<br />
<br />
At sahiplerinin, iyi atın aynı zamanda güzel renkte olmasını da istemeleri, Arap atının renklerine yüklenen anlamların sadece küçük bir parçasını oluşturur. Bedevi kültüründe her rengin, her tonun bir anlamı, sosyal statü üzerine etkisi vardır. Örneğin siyah Arap atları zor bulunduklarından, sahipleri zengin veya şanslı insanlar olarak bilinir. Üzerindeki en küçük bir beyaz benek Arap atının değerini düşürür, safkan olmadığı anlamına gelir.<br />
<br />
Gövdesinde fındık renginin farklı tonlarını bulunduran kayıtlı çok az Arap atı vardır ve hâlâ tartışma konusudurlar. Bu atlardan birçoğunun renk değiştirerek aslında gerçek Arap atı renklerinden biri olduğu görülmüştür. Bu durum en çok gri tüy renginde görülür.<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Diğer özellikleri</span></span><br />
<br />
Arap atlarının tüy renkleri değişse de derileri hep siyahtır. Siyah deri güneş ışınlarına karşı koruma sağlar. Göğüs ve ayakları çok kaslıdır.<br />
<br />
Çok dayanıklı olan Arap atı, yüksek süzülebilme kabiliyeti ile iyi yol tutuşu sağlar. Dengesi iyidir ve hızlı kalkış yeteneği vardır. Savaş atlarında olması gereken özelliklerin tümüne sahiptir.<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Tarihi</span></span><br />
<br />
Arap atı dünyanın en eski ırkı veya en eski ırklarından biridir. Günümüzdeki oryantal kökenli Arap atları, Arabistan Yarımadası'nda bulunan MÖ 2500'lü yıllardan kalma mağara resimlerindeki at figürleriyle aynıdır. Benzer yapıdaki at figürlerine bütün Anadolu, Kafkaslar ve Mezopotamya'daki mağara resimlerinde de rastlanır.<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Çöl kökeni</span></span><br />
<br />
Arap atının atalarının nerede yaşadığı halâ tartışma konusudur. Çoğu uzman Güneybatı Arabistan veya Kuzey Mezopotamya üzerinde yoğunlaşır. Mezopotamya'da görülen at figürlerinin bölge dışında da görülmesi bu at cinsinin Orta Doğu'ya göç etmiş Ön Türkler tarafından getirilen at ırklarından biri olması ihtimalini de gündeme getirmektedir.<br />
<br />
Arap atının ilk evcilleştirilmesi devenin kullanılmaya başlanmasıyla aynı dönemlere rastlar. Çölde yaşamaya uygun yapıdaki bu atlar kısa sürede çok tutulmuş, sağlıklı damızlıklar kullanılarak geleceğe yatırım yapılmıştır.<br />
<br />
Arap atı ırkı geliştikçe Bedeviler atlarının ırk kayıtlarını dilden dile aktararak kaydetmeye başladılar. Her aile ve kabilenin atlarının geçmişi, geldikleri dişi at gibi özellikleri hep kayıt altındaydı.<br />
<br />
"Arap atı" isminin geçtiği en eski yazılı kaynak MS 1330 yılına aittir. Irkının en kaliteli atları Asil olarak bilinirdi ve asil olmayan atların asillerle çiftleştirilmesi yasaktı. Bu atların dişileri daha değerliydi.<br />
<br />
Bedeviler zamanla farklı özelliklerde alt ırklar ürettiler. İlk yedi çeşit Arap atı Küheylan, Seklavi, Übeyyan, Hamdani, Maneki, Dehman ve Hedban idi.<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Eski dünyada Arap atı</span></span><br />
<br />
Başlarında zırhlarıyla savaşan güçlü Arap atları Eski Mısır, Mezopotamya, Roma İmparatorluğu ve Eski Yunan sanat eserlerinde sıkça görülür. En ünlü Arap atlarından biri Büyük İskender'in Bucephalus isimli atıdır.<br />
İslam dünyasında Arap atları<br />
<br />
622 yılındaki Hicretle beraber İslam dünyası Arap atlarıyla tanışmıştır. 630'lu yıllarda Müslüman toplumlar Kuzey Afrika ve Orta Doğu'ya doğru genişleme çabasına girdi. Bu genişleme 711 yılında İspanya'ya kadar vararak 720'de bütün İspanya Yarımadasını kapladı. Arap ve Orta Doğu kökenli akıncıların atları en güçlü Avrupa kökenli atları ezip geçtiler. Endülüs atı bu sırada ortaya çıkmıştır. Amerika`yı keşfedenler de beraberlerinde Osmanlı İmparatorluğu sayesinde tanıştıkları Arap atlarını götürmüşlerdir. Osmanlı İmparatorluğu 1299 yılında yükselerek Orta Doğu'nun çoğunu kontrol altına aldı. Arap atlarını savaştan ticarete birçok alanda kullandılar ve Avrupa'ya da tanıttılar. İstanbul'un ilk Arap atı harası 1864’te Aziziye’de kuruldu.<br />
Avrupa'da Arap atları<br />
<br />
Müslümanların yaptığı fetihler ve Osmanlı, Arap atının Avrupa'ya gelişinin tek sebebi değildir. 1095'te başlayan Haçlı Seferleriyle Filistin'i işgal eden Avrupalılar geriye ganimet olarak Arap atlarıyla döndüler.<br />
<br />
15. yüzyılın başlarında ateşli silahların keşfiyle şövalyeler ve onları taşıyan zırhlı Arap atları birleşimi ortaya çıktı.<br />
<br />
Arap atlarının Avrupa'ya girişinin en kalabalık örneklerinden biri de Osmanlı İmparatorluğunun 1522 yılında Macaristan'a 300.000 atlı asker göndermesidir. 1529'da Viyana'ya ulaşan Türkler Polonyalı ve Macar güçler tarafından önlendiğinde ele geçirilen atlar Avrupa'daki en kaliteli Arap atlarının temelini oluşturmuştur. Daha sonra İngiliz, Rus, Polonya gibi ülkelerin kralları sömürge döneminde çölden Arap atları getirterek özellikle kendi ahırlarına katmışlardır. <br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kaynak ve Dipnotlar </span></span>:<br />
<br />
Wikipedia<br />
<br />
[attachment=87457]</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Karanfil Çiçeği Yetiştiriciliği ve Bakımı Hakkında İlginç Bilgiler]]></title>
			<link>/showthread.php?tid=18108</link>
			<pubDate>Thu, 13 Oct 2022 13:52:09 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="/member.php?action=profile&uid=8">RasitTunca</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">/showthread.php?tid=18108</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Karanfil Çiçeği Yetiştiriciliği ve Bakımı Hakkında İlginç Bilgiler</span></span><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">NOT:</span></span> Karanfil çiçeğinin baharat olarak kullanılan karanfil bitkisi ile bir alakası yoktur. Çoğu kişi bunu karıştırmaktadır.<br />
<br />
Karanfil, karanfilgiller (Caryophyllaceae) familyasının Dianthus cinsinden karşılıklı, ensiz, sivri yapraklara sahip otsu çiçekli bitkilerin ortak adıdır. Kuzey Afrika ve Güney Afrika'da birkaç tür ve Kuzey Amerika'nın kutup bölgesinde D. repens türü olmak üzere esasen Avrupa ve Asya'ya özgü yerel bitkidir.<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Tarifi</span></span><br />
<br />
Türler çoğunlukla otsu çok yıllık, birkaçı yıllık veya iki yıllık ve bazıları alçak alt çalı odunsu bazal gövdelidirler.Yapraklar zıt, basit, çoğunlukla doğrusal ve genellikle kuvvetli gloköz gri yeşil ila mavi yeşildir. Dalcıkların ucunda tek tek ya da topluca bulunan çiçekleri beyaz, pembe ya da kırmızı renklidir. Her çiçek bir çanakçık oluşturan dört burgu yaprakçığıyla belirgindir. Çiçekleri tipik olarak fırfırlı veya pinked kenar boşluklu beş yapraklıdır ve (neredeyse tüm türlerde) soluk ila koyu pembedir. D. knappii türü mor merkezli sarı çiçeklidir. Bazı türleri özellikle de uzun ömürlü pembeler güçlü baharat kokularıyla bilinir.<br />
<br />
Bahçe karanfili en ünlüsüdür. Bu karanfilin katmerli, yarı katmerli, alacalı ve hoş kokulu pek çok çeşidi vardır. Çok yıllık bir bitki olan bu karanfil türü kesme çiçek elde etmek için özellikle seralarda yetiştirilir ve çelikle üremesi sağlanır. Bahçe çeşitleri genellikle fideyle çoğaltılır ve iki yıllık ya da çok yıllık bitkiler gibi yetiştirilir.<br />
<br />
Kır karanfili (Dianthus plumarius) çim gibi sık biten, çok zarif küçük çiçekli ve ince saçaklı taç yapraklıdır.<br />
<br />
İki yıllık ya da bir yıllık olan Çin karanfili (Diantus sinensis) çok değişik çiçekli bir bitkidir.<br />
<br />
İki yıllık ya da çok yıllık bir karanfil türü olan hüsnüyusuf olarak da bilinen (Diantus barbatus) sap ucunda şemsiye biçimde toplu küçük çiçekler açan bir türdür.<br />
<br />
Karanfil çiçekleri balgam söktürücü ve öksürük kesici olarak infusyon ya da şurup halinde kullanılır. Karanfiller çoğunlukla kuzey yarı kürenin ılıman bölgelerinde, özellikle Akdeniz havzasında yetişen bitkilerdir. 80 kadar cinsi 2000'den fazla türü vardır. <br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Karanfilin Işık İsteği:</span></span><br />
<br />
Karanfil güneş seven bir bitkidir. Ancak çok aşırı sıcakları sevmez. Gün içerisinde 4-5 saat güneş alması gerekir. Ancak yine de günün bazı zamanları gölgelik olabilecek yerlerde yetiştirilmesi yerinde olacaktır. Karanfil her ne kadar güneş sevse de aşırı sıcak bitkinin gelişiminde olumsuz rol oynar. Bu yüzden yarı gölge alanlar tercih edilmeli, ayrıca lodosa bakan yerlerde yetiştiriciliği yapılmalıdır.<br />
<br />
Eğer evde karanfil yetiştiriyorsanız yazın günün belirli saatlerinde gölge olabilecek yerlere almanızda fayda var. Zira çiçeklenmede sıkıntı yaşayabilirsiniz.<br />
Karanfilin Toprak İsteği:<br />
<br />
Karanfil yumuşak yapılı, humus bakımından iyi durumda olan, kumlu- hafif killi toprakları çok sever. Bu özelliklere sahip topraklarda bitkinin gelişimi çok iyi olmaktadır.<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Karanfilin Su İsteği:</span></span><br />
<br />
Eğer saksı yetiştiriciliği yapıyorsanız saksı dibinde muhakkak drenaj deliklerinin olması gerekmektedir. Şayet sulama yaptıktan sonra saksı tabanında ya da saksı içerisinde su kalırsa bu köklerin çürümesine neden olur. Ayırca karanfil bitkisinin hiç sevmediği durumdur bu.Karanfil çok suyu seven bir bitki değildir. Karanfil yetiştiriciliğinde dikkat edilecek nokta aşırı sulamaktan kaçınmaktır. Toprağı kurudukça sulamanın yapılması gerekmektedir. Hatta toprağın iyice kurumasını beklemelisiniz. Bunu gözlemledikten sonra sulamasını yapmalısınız. Birçok yetiştirici bunu bilmediği için sağlıklı karanfiller yetiştirememektedir. Ancak çok sıcak havalarda öğle saatlerinde karanfilin nem ihtiyacını karşılamak için yapraklarına su püskürtebilirsiniz.<br />
<br />
Karanfilin bulunduğu yerin kesinlikle havadar olması gerekiyor. Hatta lodos alan bölgeler bitkinin gelişiminde oldukça faydalı oluyor.<br />
<br />
Karanfilinizin çiçekleri solmaya başlamışsa bunları hemen budamakta fayda var. Ancak budama yaparken temiz ve keskin aletler tercih etmeniz gerekecek. Burada dikkat etmeniz gereken nokta ise sadece çiçeklerin budanmasıdır. Bazı yetiştiricilerimiz budama yaparken bitkinin gövdesinden ya da bazı yapraklarından başlamaktadır. Bu bitki için oldukça zararlı ve yanlış bir uygulamadır.<br />
<br />
Karanfil soğuklardan etkilenen bir bitkidir. Bu yüzden en düşük 5-7 C derece sıcaklıklara maruz bırakılmalıdır. Daha<br />
<br />
düşük sıcaklıklar bitkinin gelişimine olumsuz etki eder. Yaz aylarında 18-22 C derece sıcaklık, kış aylarında ise minimum 10-12 C derece sıcaklık ideal olacaktır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">NOT:</span> Karanfil çiçeğinin baharat olarak kullanılan karanfil bitkisi ile bir alakası yoktur. Çoğu kişi bunu karıştırmaktadır.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Karanfil Çoğaltma Yöntemleri</span></span><br />
<br />
Karanfil çiçeği yetiştiriciliği birçok okurumuzun en çok merak ettiği konulara arasında yerini alıyor. Sizler için hazırlamış olduğumuz karanfil çiçeği yetiştiriciliği yazımızda aklınıza takılan birçok sorunun cevabını bulabileceksiniz.<br />
<br />
Karanfil çiçeği en çok kesme çiçekçilik sektöründe karşımıza çıkan bir bitkidir. Ancak hobi yetiştiriciliğinde de çok sık yetiştirilen bir bitkidir. Genelde dış mekan süs bitkisi olarak kullanılır. Kesme çiçekçilik sektöründe de ön sıralarda yer alır. Saksı çiçeği olarak da yetiştiriciliğini yapabilirsiniz. Karanfilin genel özelliklerine bakacak olursak bir Akdeniz bitkisidir. Haziran ile Ağustos ayları arasında çiçek açarlar genelde. Seralarda her mevsim yetiştirilebilme özelliğine sahiptir. Beyaz, pembe, sarı ve kırmızı karanfil türleri şu an en çok yetiştirilenler arasında yerini almaktadır.<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Karanfilin Işık İsteği:</span></span><br />
<br />
Karanfil güneş seven bir bitkidir. Ancak çok aşırı sıcakları sevmez. Gün içerisinde 4-5 saat güneş alması gerekir. Ancak yine de günün bazı zamanları gölgelik olabilecek yerlerde yetiştirilmesi yerinde olacaktır. Karanfil her ne kadar güneş sevse de aşırı sıcak bitkinin gelişiminde olumsuz rol oynar. Bu yüzden yarı gölge alanlar tercih edilmeli, ayrıca lodosa bakan yerlerde yetiştiriciliği yapılmalıdır.<br />
<br />
Eğer evde karanfil yetiştiriyorsanız yazın günün belirli saatlerinde gölge olabilecek yerlere almanızda fayda var. Zira çiçeklenmede sıkıntı yaşayabilirsiniz.<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Karanfilin Toprak İsteği:</span></span><br />
<br />
Karanfil yumuşak yapılı, humus bakımından iyi durumda olan, kumlu- hafif killi toprakları çok sever. Bu özelliklere sahip topraklarda bitkinin gelişimi çok iyi olmaktadır.<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Karanfilin Su İsteği:</span></span><br />
<br />
Karanfil çok suyu seven bir bitki değildir. Karanfil yetiştiriciliğinde dikkat edilecek nokta aşırı sulamaktan kaçınmaktır. Toprağı kurudukça sulamanın yapılması gerekmektedir. Hatta toprağın iyice kurumasını beklemelisiniz. Bunu gözlemledikten sonra sulamasını yapmalısınız. Birçok yetiştirici bunu bilmediği için sağlıklı karanfiller yetiştirememektedir. Ancak çok sıcak havalarda öğle saatlerinde karanfilin nem ihtiyacını karşılamak için yapraklarına su püskürtebilirsiniz.<br />
<br />
Eğer saksı yetiştiriciliği yapıyorsanız saksı dibinde muhakkak drenaj deliklerinin olması gerekmektedir. Şayet sulama yaptıktan sonra saksı tabanında ya da saksı içerisinde su kalırsa bu köklerin çürümesine neden olur. Ayırca karanfil bitkisinin hiç sevmediği durumdur bu.<br />
<br />
Karanfilin bulunduğu yerin kesinlikle havadar olması gerekiyor. Hatta lodos alan bölgeler bitkinin gelişiminde oldukça faydalı oluyor.<br />
<br />
Karanfilinizin çiçekleri solmaya başlamışsa bunları hemen budamakta fayda var. Ancak budama yaparken temiz ve keskin aletler tercih etmeniz gerekecek. Burada dikkat etmeniz gereken nokta ise sadece çiçeklerin budanmasıdır. Bazı yetiştiricilerimiz budama yaparken bitkinin gövdesinden ya da bazı yapraklarından başlamaktadır. Bu bitki için oldukça zararlı ve yanlış bir uygulamadır.<br />
<br />
Karanfil soğuklardan etkilenen bir bitkidir. Bu yüzden en düşük 5-7 C derece sıcaklıklara maruz bırakılmalıdır. Daha<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Karanfil Yetiştiriciliği</span></span><br />
<br />
düşük sıcaklıklar bitkinin gelişimine olumsuz etki eder. Yaz aylarında 18-22 C derece sıcaklık, kış aylarında ise minimum 10-12 C derece sıcaklık ideal olacaktır.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">NOT:</span></span> Karanfil çiçeğinin baharat olarak kullanılan karanfil bitkisi ile bir alakası yoktur. Çoğu kişi bunu karıştırmaktadır.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Türler</span></span><br />
<br />
D. abchasicus – D. acantholimonoides – D. acicularis – D. acrochlorus – D. afghanicus – D. agrostolepis – D. akdaghensis – D. albens – D. algetanus – D. alpinus – D. altaicus – D. anatolicus – D. ancyrensis – D. andronakii – D. androsaceus – D. angolensis – D. angrenicus – D. angulatus – D. anticarius – D. arenarius – D. aristatus – D. armeria – D. arpadianus – D. arrostii – D. aticii – D. atschurensis – D. austroiranicus – D. awaricus – D. aydogdui – D. aytachii – D. balansae – D. balbisii – D. barbatus – D. basianicus – D. basuticus – D. behriorum – D. benearnensis – D. bessarabicus – D. bicolor – D. biflorus – D. bolusii – D. borbasii – D. borbonicus – D. brachycalyx – D. brevicaulis – D. brevipetalus – D. broteri – D. brutius – D. burchellii – D. burdurensis – D. busambrae – D. cachemiricus – D. caetüritosus – D. callizonus – D. campestris – D. candicus – D. capitatus – D. carbonatus – D. carmelitarum – D. carthusianorum – D. caryophyllus – D. caucaseus – D. charadzeae – D. charidemi – D. chimanimaniensis – D. chinensis – D. chouardii – D. ciliatus – D. cinnamomeus – D. cintranus – D. collinus – D. corymbosus – D. crassipes – D. crenatus – D. cretaceus – D. cribrarius – D. crinitus – D. crossopetalus – D. cruentus – D. cyprius – D. cyri – D. daghestanicus – D. darvazicus – D. deltoides – D. denaicus – D. deserti – D. desideratus – D. diffusus – D. dilepis – D. diutinus – D. diversifolius – D. dobrogensis – D. edetanus – D. elatus – D. elbrusensis – D. eldivenus – D. elegans – D. elongatus – D. elymaiticus – D. engleri – D. eretmopetalus – D. ernesti-mayeri – D. erythrocoleus – D. eugeniae – D. excelsus – D. falconeri – D. fallax – D. ferrugineus – D. floribundus – D. foliosus – D. formanekii – D. fragrans – D. freynii – D. fruticosus – D. furcatus – D. gabrielianae – D. galicicae – D. gallicus – D. genargenteus – D. giganteiformis – D. giganteus – D. glacialis – D. glutinosus – D. goekayi – D. goerkii – D. gracilis – D. graniticus – D. gratianopolitanus – D. grossheimii – D. guessfeldtianus – D. guttatus – D. haematocalyx – D. hafezii – D. halisdemirii – D. hamzaoglui – D. harrissii – D. helenae – D. × hellwigii – D. henteri – D. hoeltzeri – D. holopetalus – D. humilis – D. hymenolepis – D. hypanicus – D. hyrcanicus – D. hyssopifolius – D. ichnusae – D. imereticus – D. inamoenus – D. ingoldbyi – D. insularis – D. integer – D. integerrimus – D. jablanicensis – D. jacobsii – D. jacquemontii – D. japigicus – D. japonicus – D. jaroslavii – D. jugoslavicus – D. juniperinus – D. juzeptchukii – D. kapinaensis – D. karami – D. karataviensis – D. kastembeluensis – D. khamiesbergensis – D. kirghizicus – D. kiusianus – D. klokovii – D. koreanus – D. kubanensis – D. kuschakewiczii – Şablon:Türlast D. lactiflorus – D. laingsburgensis – D. langeanus – D. laricifolius – D. legionensis – D. lenkoranicus – D. leptoloma – D. leptopetalus – D. leucophaeus – D. leucophoeniceus – D. libanotis – D. lindbergii – D. longicalyx – D. longiglumis – D. longivaginatus – D. lusitanus – Şablon:Türlast D. macedonicus – D. macranthoides – D. macranthus – D. macroflorus – D. mainensis – D. marschallii – D. martuniensis – D. masmenaeus – D. mazanderanicus – D. membranaceus – D. mercurii – D. micranthus – D. microlepis – D. micropetalus – D. moesiacus – D. monadelphus – D. montüressulanus – D. mooiensis – D. multiaffinis – D. multiceps – D. multiflorus – D. multisquameus – D. muschianus – Şablon:Türlast D. namaensis – D. nangarharicus – D. nanshanicus – D. nardiformis – D. nihatii – D. nitidus – Şablon:Türlast D. ohridanus – D. oliastrae – D. orientalis – D. oschtenicus – D. paghmanicus – D. palinensis – D. pallidiflorus – D. pamiroalaicus – D. pancicii – D. patentisquameus – D. pavlovii – D. pavonius – D. pelviformis – D. pendulus – D. persicus – D. petraeus – D. pinifolius – D. platyodon – D. plumarius – D. plumbeus – D. polylepis – D. polymorphus – D. pontederae – D. praecox – D. pratensis – D. prilepensis – D. pseudarmeria – D. pseudocrinitus – D. pungens – D. purpureimaculatus – D. pusillus – D. pygmaeus – D. pyrenaicus – D. raddeanus – D. ramosissimus – D. recognitus – D. repens – D. rigidus – D. robustus – D. roseoluteus – D. rudbaricus – D. rupicola – D. ruprechtii – D. sachalinensis – D. saetabensis – D. sahandicus – D. sajanensis – D. sancarii – D. sardous – D. scaber – D. scardicus – D. schemachensis – D. seguieri – D. seidlitzii – D. seisuimontanus – D. semenovii – D. seravschanicus – D. serotinus – D. serpentinus – D. serratifolius – D. serrulatus – D. sessiliflorus – D. setisquameus – D. shinanensis – D. siculus – D. simulans – D. sinaicus – D. siphonocalyx – D. skopjensis – D. somanus – D. soongoricus – D. türhacioticus – D. türiculifolius – D. squarrosus – D. stamatiadae – D. stapfii – D. stenocephalus – D. stenopetalus – D. stepanovae – D. sternbergii – D. stramineus – D. stribrnyi – D. strictiformis – D. strictus – D. strymonis – D. subacaulis – D. subaphyllus – D. subscabridus – D. subulosus – D. superbus – D. sylvestris – D. szowitsianus – D. tabrisianus – D. takhtajanii – D. talyschensis – D. tenuiflorus – D. thunbergii – D. tlaratensis – D. toletanus – D. transvaalensis – D. trifasciculatus – D. tripunctatus – D. tunicoides – D. turkestanicus – D. tymphresteus – D. ucarii – D. ugamicus – D. uniflorus – D. uralensis – D. urumoffii – D. uzbekistanicus – D. vanensis – D. varankii – D. vigoi – D. viridescens – D. viscidus – D. vladimiri – D. vodnensis – D. volgicus – D. vulturius – D. webbianus – D. woroschilovii – Şablon:Türl D. zangezuricus – D. zederbaueri – D. zeyheri – Şablon:Türlast<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Ekoloji</span></span><br />
<br />
Karanfil türleri lahana güvesi, çift çizgili pug, büyük sarı alt kanatlı dahil olmak üzere Lepidoptera ve lychnis türlerinin larvalarınca besin bitkisi olarak kullanılır. Ayrıca Coleophoranın üç türü C. dianthi, C. dianthivora ve C. musculella (sadece D. superbus ile beslenir) sadece karanfille beslenir;<br />
Dianthus alpinus<br />
Sweet William Dwarf, Dianthus barbatus<br />
Dianthus superbus<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Yetiştirilmesi</span></span><br />
<br />
1717'den beri karanfil türleri yaygın şekilde yetiştirildi ve melezleştirildi, bahçede ve çiçekçilik de kullanım için beyaz, pembe, sarı ve kırmızının tüm tonlarında çok çeşitli çiçekler şeklinde binlerce kültürde çiçek üretildi. Karanfil genellikle aşağıdaki ana gruplara ayrılır:-[1][2]<br />
<br />
    Bordür karanfilleri - tamamen dayanıklı, 60 cm',e kadar büyüyen büyük çiçekleri vardır<br />
    Sürekli çiçek açan karanfiller - yıl boyunca çiçek açan, cam altında yetişen, genellikle teşhir amaçlı kullanılan, 150 cm (59 in) olarak büyüyen<br />
    Malmaison karanfilleri - yoğun "karanfil" kokusu için yetiştirilen, 70 cm e kadar büyüyen 'Souvenir de la Malmaison' çeşidinden elde edilir.<br />
    Eski moda pembeler - eski çeşitler; yaz aylarında çiçek yığınlarıyla mavi-yeşil yapraklardan höyükler oluşturan yaprak dökmeyen uzun ömürlü bitkiler 45 cm e kadar büyür.<br />
    Modern pembeler - 45 cm'e kadar büyüyen, genellikle yılda iki veya üç kez çiçek açan yeni çeşitlerdir.<br />
    Alp pembeleri - mat oluşturan çok yıllık bitkiler, taş döşeli veya alpi bahçesi için uygundur, 10 cm'e kadar büyür.<br />
<br />
<br />
</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Karanfil Çiçeği Yetiştiriciliği ve Bakımı Hakkında İlginç Bilgiler</span></span><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">NOT:</span></span> Karanfil çiçeğinin baharat olarak kullanılan karanfil bitkisi ile bir alakası yoktur. Çoğu kişi bunu karıştırmaktadır.<br />
<br />
Karanfil, karanfilgiller (Caryophyllaceae) familyasının Dianthus cinsinden karşılıklı, ensiz, sivri yapraklara sahip otsu çiçekli bitkilerin ortak adıdır. Kuzey Afrika ve Güney Afrika'da birkaç tür ve Kuzey Amerika'nın kutup bölgesinde D. repens türü olmak üzere esasen Avrupa ve Asya'ya özgü yerel bitkidir.<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Tarifi</span></span><br />
<br />
Türler çoğunlukla otsu çok yıllık, birkaçı yıllık veya iki yıllık ve bazıları alçak alt çalı odunsu bazal gövdelidirler.Yapraklar zıt, basit, çoğunlukla doğrusal ve genellikle kuvvetli gloköz gri yeşil ila mavi yeşildir. Dalcıkların ucunda tek tek ya da topluca bulunan çiçekleri beyaz, pembe ya da kırmızı renklidir. Her çiçek bir çanakçık oluşturan dört burgu yaprakçığıyla belirgindir. Çiçekleri tipik olarak fırfırlı veya pinked kenar boşluklu beş yapraklıdır ve (neredeyse tüm türlerde) soluk ila koyu pembedir. D. knappii türü mor merkezli sarı çiçeklidir. Bazı türleri özellikle de uzun ömürlü pembeler güçlü baharat kokularıyla bilinir.<br />
<br />
Bahçe karanfili en ünlüsüdür. Bu karanfilin katmerli, yarı katmerli, alacalı ve hoş kokulu pek çok çeşidi vardır. Çok yıllık bir bitki olan bu karanfil türü kesme çiçek elde etmek için özellikle seralarda yetiştirilir ve çelikle üremesi sağlanır. Bahçe çeşitleri genellikle fideyle çoğaltılır ve iki yıllık ya da çok yıllık bitkiler gibi yetiştirilir.<br />
<br />
Kır karanfili (Dianthus plumarius) çim gibi sık biten, çok zarif küçük çiçekli ve ince saçaklı taç yapraklıdır.<br />
<br />
İki yıllık ya da bir yıllık olan Çin karanfili (Diantus sinensis) çok değişik çiçekli bir bitkidir.<br />
<br />
İki yıllık ya da çok yıllık bir karanfil türü olan hüsnüyusuf olarak da bilinen (Diantus barbatus) sap ucunda şemsiye biçimde toplu küçük çiçekler açan bir türdür.<br />
<br />
Karanfil çiçekleri balgam söktürücü ve öksürük kesici olarak infusyon ya da şurup halinde kullanılır. Karanfiller çoğunlukla kuzey yarı kürenin ılıman bölgelerinde, özellikle Akdeniz havzasında yetişen bitkilerdir. 80 kadar cinsi 2000'den fazla türü vardır. <br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Karanfilin Işık İsteği:</span></span><br />
<br />
Karanfil güneş seven bir bitkidir. Ancak çok aşırı sıcakları sevmez. Gün içerisinde 4-5 saat güneş alması gerekir. Ancak yine de günün bazı zamanları gölgelik olabilecek yerlerde yetiştirilmesi yerinde olacaktır. Karanfil her ne kadar güneş sevse de aşırı sıcak bitkinin gelişiminde olumsuz rol oynar. Bu yüzden yarı gölge alanlar tercih edilmeli, ayrıca lodosa bakan yerlerde yetiştiriciliği yapılmalıdır.<br />
<br />
Eğer evde karanfil yetiştiriyorsanız yazın günün belirli saatlerinde gölge olabilecek yerlere almanızda fayda var. Zira çiçeklenmede sıkıntı yaşayabilirsiniz.<br />
Karanfilin Toprak İsteği:<br />
<br />
Karanfil yumuşak yapılı, humus bakımından iyi durumda olan, kumlu- hafif killi toprakları çok sever. Bu özelliklere sahip topraklarda bitkinin gelişimi çok iyi olmaktadır.<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Karanfilin Su İsteği:</span></span><br />
<br />
Eğer saksı yetiştiriciliği yapıyorsanız saksı dibinde muhakkak drenaj deliklerinin olması gerekmektedir. Şayet sulama yaptıktan sonra saksı tabanında ya da saksı içerisinde su kalırsa bu köklerin çürümesine neden olur. Ayırca karanfil bitkisinin hiç sevmediği durumdur bu.Karanfil çok suyu seven bir bitki değildir. Karanfil yetiştiriciliğinde dikkat edilecek nokta aşırı sulamaktan kaçınmaktır. Toprağı kurudukça sulamanın yapılması gerekmektedir. Hatta toprağın iyice kurumasını beklemelisiniz. Bunu gözlemledikten sonra sulamasını yapmalısınız. Birçok yetiştirici bunu bilmediği için sağlıklı karanfiller yetiştirememektedir. Ancak çok sıcak havalarda öğle saatlerinde karanfilin nem ihtiyacını karşılamak için yapraklarına su püskürtebilirsiniz.<br />
<br />
Karanfilin bulunduğu yerin kesinlikle havadar olması gerekiyor. Hatta lodos alan bölgeler bitkinin gelişiminde oldukça faydalı oluyor.<br />
<br />
Karanfilinizin çiçekleri solmaya başlamışsa bunları hemen budamakta fayda var. Ancak budama yaparken temiz ve keskin aletler tercih etmeniz gerekecek. Burada dikkat etmeniz gereken nokta ise sadece çiçeklerin budanmasıdır. Bazı yetiştiricilerimiz budama yaparken bitkinin gövdesinden ya da bazı yapraklarından başlamaktadır. Bu bitki için oldukça zararlı ve yanlış bir uygulamadır.<br />
<br />
Karanfil soğuklardan etkilenen bir bitkidir. Bu yüzden en düşük 5-7 C derece sıcaklıklara maruz bırakılmalıdır. Daha<br />
<br />
düşük sıcaklıklar bitkinin gelişimine olumsuz etki eder. Yaz aylarında 18-22 C derece sıcaklık, kış aylarında ise minimum 10-12 C derece sıcaklık ideal olacaktır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">NOT:</span> Karanfil çiçeğinin baharat olarak kullanılan karanfil bitkisi ile bir alakası yoktur. Çoğu kişi bunu karıştırmaktadır.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Karanfil Çoğaltma Yöntemleri</span></span><br />
<br />
Karanfil çiçeği yetiştiriciliği birçok okurumuzun en çok merak ettiği konulara arasında yerini alıyor. Sizler için hazırlamış olduğumuz karanfil çiçeği yetiştiriciliği yazımızda aklınıza takılan birçok sorunun cevabını bulabileceksiniz.<br />
<br />
Karanfil çiçeği en çok kesme çiçekçilik sektöründe karşımıza çıkan bir bitkidir. Ancak hobi yetiştiriciliğinde de çok sık yetiştirilen bir bitkidir. Genelde dış mekan süs bitkisi olarak kullanılır. Kesme çiçekçilik sektöründe de ön sıralarda yer alır. Saksı çiçeği olarak da yetiştiriciliğini yapabilirsiniz. Karanfilin genel özelliklerine bakacak olursak bir Akdeniz bitkisidir. Haziran ile Ağustos ayları arasında çiçek açarlar genelde. Seralarda her mevsim yetiştirilebilme özelliğine sahiptir. Beyaz, pembe, sarı ve kırmızı karanfil türleri şu an en çok yetiştirilenler arasında yerini almaktadır.<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Karanfilin Işık İsteği:</span></span><br />
<br />
Karanfil güneş seven bir bitkidir. Ancak çok aşırı sıcakları sevmez. Gün içerisinde 4-5 saat güneş alması gerekir. Ancak yine de günün bazı zamanları gölgelik olabilecek yerlerde yetiştirilmesi yerinde olacaktır. Karanfil her ne kadar güneş sevse de aşırı sıcak bitkinin gelişiminde olumsuz rol oynar. Bu yüzden yarı gölge alanlar tercih edilmeli, ayrıca lodosa bakan yerlerde yetiştiriciliği yapılmalıdır.<br />
<br />
Eğer evde karanfil yetiştiriyorsanız yazın günün belirli saatlerinde gölge olabilecek yerlere almanızda fayda var. Zira çiçeklenmede sıkıntı yaşayabilirsiniz.<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Karanfilin Toprak İsteği:</span></span><br />
<br />
Karanfil yumuşak yapılı, humus bakımından iyi durumda olan, kumlu- hafif killi toprakları çok sever. Bu özelliklere sahip topraklarda bitkinin gelişimi çok iyi olmaktadır.<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Karanfilin Su İsteği:</span></span><br />
<br />
Karanfil çok suyu seven bir bitki değildir. Karanfil yetiştiriciliğinde dikkat edilecek nokta aşırı sulamaktan kaçınmaktır. Toprağı kurudukça sulamanın yapılması gerekmektedir. Hatta toprağın iyice kurumasını beklemelisiniz. Bunu gözlemledikten sonra sulamasını yapmalısınız. Birçok yetiştirici bunu bilmediği için sağlıklı karanfiller yetiştirememektedir. Ancak çok sıcak havalarda öğle saatlerinde karanfilin nem ihtiyacını karşılamak için yapraklarına su püskürtebilirsiniz.<br />
<br />
Eğer saksı yetiştiriciliği yapıyorsanız saksı dibinde muhakkak drenaj deliklerinin olması gerekmektedir. Şayet sulama yaptıktan sonra saksı tabanında ya da saksı içerisinde su kalırsa bu köklerin çürümesine neden olur. Ayırca karanfil bitkisinin hiç sevmediği durumdur bu.<br />
<br />
Karanfilin bulunduğu yerin kesinlikle havadar olması gerekiyor. Hatta lodos alan bölgeler bitkinin gelişiminde oldukça faydalı oluyor.<br />
<br />
Karanfilinizin çiçekleri solmaya başlamışsa bunları hemen budamakta fayda var. Ancak budama yaparken temiz ve keskin aletler tercih etmeniz gerekecek. Burada dikkat etmeniz gereken nokta ise sadece çiçeklerin budanmasıdır. Bazı yetiştiricilerimiz budama yaparken bitkinin gövdesinden ya da bazı yapraklarından başlamaktadır. Bu bitki için oldukça zararlı ve yanlış bir uygulamadır.<br />
<br />
Karanfil soğuklardan etkilenen bir bitkidir. Bu yüzden en düşük 5-7 C derece sıcaklıklara maruz bırakılmalıdır. Daha<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Karanfil Yetiştiriciliği</span></span><br />
<br />
düşük sıcaklıklar bitkinin gelişimine olumsuz etki eder. Yaz aylarında 18-22 C derece sıcaklık, kış aylarında ise minimum 10-12 C derece sıcaklık ideal olacaktır.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">NOT:</span></span> Karanfil çiçeğinin baharat olarak kullanılan karanfil bitkisi ile bir alakası yoktur. Çoğu kişi bunu karıştırmaktadır.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Türler</span></span><br />
<br />
D. abchasicus – D. acantholimonoides – D. acicularis – D. acrochlorus – D. afghanicus – D. agrostolepis – D. akdaghensis – D. albens – D. algetanus – D. alpinus – D. altaicus – D. anatolicus – D. ancyrensis – D. andronakii – D. androsaceus – D. angolensis – D. angrenicus – D. angulatus – D. anticarius – D. arenarius – D. aristatus – D. armeria – D. arpadianus – D. arrostii – D. aticii – D. atschurensis – D. austroiranicus – D. awaricus – D. aydogdui – D. aytachii – D. balansae – D. balbisii – D. barbatus – D. basianicus – D. basuticus – D. behriorum – D. benearnensis – D. bessarabicus – D. bicolor – D. biflorus – D. bolusii – D. borbasii – D. borbonicus – D. brachycalyx – D. brevicaulis – D. brevipetalus – D. broteri – D. brutius – D. burchellii – D. burdurensis – D. busambrae – D. cachemiricus – D. caetüritosus – D. callizonus – D. campestris – D. candicus – D. capitatus – D. carbonatus – D. carmelitarum – D. carthusianorum – D. caryophyllus – D. caucaseus – D. charadzeae – D. charidemi – D. chimanimaniensis – D. chinensis – D. chouardii – D. ciliatus – D. cinnamomeus – D. cintranus – D. collinus – D. corymbosus – D. crassipes – D. crenatus – D. cretaceus – D. cribrarius – D. crinitus – D. crossopetalus – D. cruentus – D. cyprius – D. cyri – D. daghestanicus – D. darvazicus – D. deltoides – D. denaicus – D. deserti – D. desideratus – D. diffusus – D. dilepis – D. diutinus – D. diversifolius – D. dobrogensis – D. edetanus – D. elatus – D. elbrusensis – D. eldivenus – D. elegans – D. elongatus – D. elymaiticus – D. engleri – D. eretmopetalus – D. ernesti-mayeri – D. erythrocoleus – D. eugeniae – D. excelsus – D. falconeri – D. fallax – D. ferrugineus – D. floribundus – D. foliosus – D. formanekii – D. fragrans – D. freynii – D. fruticosus – D. furcatus – D. gabrielianae – D. galicicae – D. gallicus – D. genargenteus – D. giganteiformis – D. giganteus – D. glacialis – D. glutinosus – D. goekayi – D. goerkii – D. gracilis – D. graniticus – D. gratianopolitanus – D. grossheimii – D. guessfeldtianus – D. guttatus – D. haematocalyx – D. hafezii – D. halisdemirii – D. hamzaoglui – D. harrissii – D. helenae – D. × hellwigii – D. henteri – D. hoeltzeri – D. holopetalus – D. humilis – D. hymenolepis – D. hypanicus – D. hyrcanicus – D. hyssopifolius – D. ichnusae – D. imereticus – D. inamoenus – D. ingoldbyi – D. insularis – D. integer – D. integerrimus – D. jablanicensis – D. jacobsii – D. jacquemontii – D. japigicus – D. japonicus – D. jaroslavii – D. jugoslavicus – D. juniperinus – D. juzeptchukii – D. kapinaensis – D. karami – D. karataviensis – D. kastembeluensis – D. khamiesbergensis – D. kirghizicus – D. kiusianus – D. klokovii – D. koreanus – D. kubanensis – D. kuschakewiczii – Şablon:Türlast D. lactiflorus – D. laingsburgensis – D. langeanus – D. laricifolius – D. legionensis – D. lenkoranicus – D. leptoloma – D. leptopetalus – D. leucophaeus – D. leucophoeniceus – D. libanotis – D. lindbergii – D. longicalyx – D. longiglumis – D. longivaginatus – D. lusitanus – Şablon:Türlast D. macedonicus – D. macranthoides – D. macranthus – D. macroflorus – D. mainensis – D. marschallii – D. martuniensis – D. masmenaeus – D. mazanderanicus – D. membranaceus – D. mercurii – D. micranthus – D. microlepis – D. micropetalus – D. moesiacus – D. monadelphus – D. montüressulanus – D. mooiensis – D. multiaffinis – D. multiceps – D. multiflorus – D. multisquameus – D. muschianus – Şablon:Türlast D. namaensis – D. nangarharicus – D. nanshanicus – D. nardiformis – D. nihatii – D. nitidus – Şablon:Türlast D. ohridanus – D. oliastrae – D. orientalis – D. oschtenicus – D. paghmanicus – D. palinensis – D. pallidiflorus – D. pamiroalaicus – D. pancicii – D. patentisquameus – D. pavlovii – D. pavonius – D. pelviformis – D. pendulus – D. persicus – D. petraeus – D. pinifolius – D. platyodon – D. plumarius – D. plumbeus – D. polylepis – D. polymorphus – D. pontederae – D. praecox – D. pratensis – D. prilepensis – D. pseudarmeria – D. pseudocrinitus – D. pungens – D. purpureimaculatus – D. pusillus – D. pygmaeus – D. pyrenaicus – D. raddeanus – D. ramosissimus – D. recognitus – D. repens – D. rigidus – D. robustus – D. roseoluteus – D. rudbaricus – D. rupicola – D. ruprechtii – D. sachalinensis – D. saetabensis – D. sahandicus – D. sajanensis – D. sancarii – D. sardous – D. scaber – D. scardicus – D. schemachensis – D. seguieri – D. seidlitzii – D. seisuimontanus – D. semenovii – D. seravschanicus – D. serotinus – D. serpentinus – D. serratifolius – D. serrulatus – D. sessiliflorus – D. setisquameus – D. shinanensis – D. siculus – D. simulans – D. sinaicus – D. siphonocalyx – D. skopjensis – D. somanus – D. soongoricus – D. türhacioticus – D. türiculifolius – D. squarrosus – D. stamatiadae – D. stapfii – D. stenocephalus – D. stenopetalus – D. stepanovae – D. sternbergii – D. stramineus – D. stribrnyi – D. strictiformis – D. strictus – D. strymonis – D. subacaulis – D. subaphyllus – D. subscabridus – D. subulosus – D. superbus – D. sylvestris – D. szowitsianus – D. tabrisianus – D. takhtajanii – D. talyschensis – D. tenuiflorus – D. thunbergii – D. tlaratensis – D. toletanus – D. transvaalensis – D. trifasciculatus – D. tripunctatus – D. tunicoides – D. turkestanicus – D. tymphresteus – D. ucarii – D. ugamicus – D. uniflorus – D. uralensis – D. urumoffii – D. uzbekistanicus – D. vanensis – D. varankii – D. vigoi – D. viridescens – D. viscidus – D. vladimiri – D. vodnensis – D. volgicus – D. vulturius – D. webbianus – D. woroschilovii – Şablon:Türl D. zangezuricus – D. zederbaueri – D. zeyheri – Şablon:Türlast<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Ekoloji</span></span><br />
<br />
Karanfil türleri lahana güvesi, çift çizgili pug, büyük sarı alt kanatlı dahil olmak üzere Lepidoptera ve lychnis türlerinin larvalarınca besin bitkisi olarak kullanılır. Ayrıca Coleophoranın üç türü C. dianthi, C. dianthivora ve C. musculella (sadece D. superbus ile beslenir) sadece karanfille beslenir;<br />
Dianthus alpinus<br />
Sweet William Dwarf, Dianthus barbatus<br />
Dianthus superbus<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Yetiştirilmesi</span></span><br />
<br />
1717'den beri karanfil türleri yaygın şekilde yetiştirildi ve melezleştirildi, bahçede ve çiçekçilik de kullanım için beyaz, pembe, sarı ve kırmızının tüm tonlarında çok çeşitli çiçekler şeklinde binlerce kültürde çiçek üretildi. Karanfil genellikle aşağıdaki ana gruplara ayrılır:-[1][2]<br />
<br />
    Bordür karanfilleri - tamamen dayanıklı, 60 cm',e kadar büyüyen büyük çiçekleri vardır<br />
    Sürekli çiçek açan karanfiller - yıl boyunca çiçek açan, cam altında yetişen, genellikle teşhir amaçlı kullanılan, 150 cm (59 in) olarak büyüyen<br />
    Malmaison karanfilleri - yoğun "karanfil" kokusu için yetiştirilen, 70 cm e kadar büyüyen 'Souvenir de la Malmaison' çeşidinden elde edilir.<br />
    Eski moda pembeler - eski çeşitler; yaz aylarında çiçek yığınlarıyla mavi-yeşil yapraklardan höyükler oluşturan yaprak dökmeyen uzun ömürlü bitkiler 45 cm e kadar büyür.<br />
    Modern pembeler - 45 cm'e kadar büyüyen, genellikle yılda iki veya üç kez çiçek açan yeni çeşitlerdir.<br />
    Alp pembeleri - mat oluşturan çok yıllık bitkiler, taş döşeli veya alpi bahçesi için uygundur, 10 cm'e kadar büyür.<br />
<br />
<br />
</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Pumalar Hakkında İlginç Bilgiler]]></title>
			<link>/showthread.php?tid=17984</link>
			<pubDate>Fri, 30 Sep 2022 13:28:44 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="/member.php?action=profile&uid=8">RasitTunca</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">/showthread.php?tid=17984</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Pumalar Hakkında İlginç Bilgiler</span></span><br />
<br />
Puma, kedigiller familyasında bir yırtıcı hayvan cinsidir. Bu cins içerisine iki tür bir araya getirilmiştir.<br />
<br />
    Dağ aslanı (Puma concolor) ve<br />
    Yaguarundi (Puma yaguarondi).<br />
<br />
Genel kullanımda "puma" denildiğinde, hemen daima dağ aslanı anlaşılır.<br />
<br />
Yaguarundi önceleri kendilerine özgü bir cins olarak Herpailurus olarak sınıflanmış, ancak moleküler incelemeler sonucu bu iki tür arasında yakın bir akrabalık tespit edilmiştir. Böylelikle en yeni sistematikde bu iki tür ortak bir cinste toplanır.<br />
<br />
Bu hayvanların postu kısa ve sık, genelde sarı-boz ya da kırmızımsıdır. Erişkin hayvanlar diğer birçok kedi türlerinin aksine lekesizdir. Her iki tür de Amerika Kıtası'nda yaşar.<br />
<br />
Cins üzerine yapılan DNA analizleri, bu cinsin yaşayan en yakın akrabasının çita olduğu sonucunu verir. Kendine özgün vücut yapısı sebebiyle bu tür, kedigiller içinde kendine ait bir alt familyaya (Acinonychinae) yerleştirilmiştir. Bu ortak özelliklerin keşfinden sonra bu bölümlendirmeye artık doğru olarak bakılamamaktadır.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Puma doğada nerede yaşıyor Siyah pumalar var mı?</span></span><br />
<br />
Birçoğu bu zarif, görkemli ve şaşırtıcı derecede güzel hayvana aşinadır. İnanılmaz güzel ceketi, çekici görünümü ve alışkanlıkları kelimenin tam anlamıyla dikkat çekiyor.<br />
<br />
Bu canavarın çok çeşitli isimleri var - puma, panter, dağ Aslanı, kırmızı kaplan. Ancak, en çok puma olarak bilinir. Bu ismi, topraklarında yaşadığı kabilelerden birinin sakinlerinden aldı. Ana dilden tercüme edilen bu kelime "güçlü" anlamına gelir.<br />
<br />
Daha önce, pumalar Güney ve Kuzey Amerika'nın hemen hemen tüm bölgelerinde yaygındı, ancak kürk ve pençeler için açık avlanma, doğal afetler ve diğer talihsizlikler nüfuslarını neredeyse yok etti.<br />
<br />
Bu sebeple hemen hemen hepsinde amerikan eyaletleri bu harika hayvanların korunmasına yardımcı olmak ve birey sayısını artırmak için avlanmalarını yasakladı. Tek istisna Teksas. Bu yasak işe yaradı - nispeten kısa bir süre içinde, gezegende yaşayan pumaların sayısı birkaç binden on binlere çıktı.<br />
<br />
Ailenin Amerikalı üyeleri arasında kedi puma en büyük yırtıcıdır. Puma gövdesi uzar. Belki de bu hayvanlar çitalara ve leoparlara çok benzer. Uzun ve güçlü pençeleri, küçük bir kafası ve atlama sırasında dengeleyici bir rol oynayan büyük bir kuyruğa sahipler.<br />
<br />
Ayrıca, pumaların belirli bir rengi vardır, bu da onu kedi akrabalarından daha da farklı kılar. Bu hayvanın ceketi oldukça kısadır, ancak çok kalındır, bu da pumaların çok dayanmasına izin verir. Düşük sıcaklık. Pumaların ana kaplama rengi kumdur, ancak kahverengimsi, parlak kırmızı veya kahverengi tonları olan türler vardır. Renk, habitata bağlıdır: kuzey pumaları genellikle gri veya açık sarıdır ve güney pumaları kırmızımsıdır.<br />
<br />
Pumalar mükemmel avcılardır. Kendilerini ses veya dalların gıcırtısı ile ele vermeden, tamamen fark edilmeden avlarına gizlice yaklaşma konusunda ustaca bir yetenekleri vardır. Kesinlikle hiçbir şey. Bir pumanın çeneleri, bir keçiyi veya koçu kolayca öldürecek kadar güçlüdür. Ancak, av sırasında puma önce kurbanı kırar. boyun omurları arkadan koşarak.<br />
<br />
Hem küçük hayvanlar (sincaplar) hem de büyük olanlar (geyik ve geyik) bu hayvanların avı olur. Bir puma tarafından timsah öldürme vakaları bile vardır.<br />
<br />
İlginç bir şekilde, puma çok tutumlu bir hayvandır. Tek bir kişi asla yenmemiş bir et parçası atmaz. Çoğu zaman öldürülen oyunu maskelerler, gömerek veya dallar, yapraklar veya karla fırlatarak gizlerler.<br />
<br />
Çiftleşme mevsimi boyunca, genellikle sessiz hayvanlar olan pumalar, sanki karşı cinsten bireyleri çiftleşmeye davet ediyormuş gibi, davetkar kükremelerle çevreyi duyururlar. Hamilelik yaklaşık üç ay sürer, bundan sonra 2-3 kör yavru doğar. Çaresizlik gibi görünse de, puma kedi yavruları ilk ayın sonunda yuvadan çıkıp birbirleriyle oynayacak kadar güçlüdür.<br />
<br />
Yavrular iki yaşında annelerini terk eder ve kendi bölgelerini aramak için yola çıkarlar. Pumalar yalnızdır ve yalnızca çiftleşme döneminde birleşirler, bu nedenle genç hayvanlar yaşlı bireylerle hayatta kalmak için şiddetli bir mücadele vermek zorundadır.<br />
<br />
Diğer büyük yırtıcılar ve insanlar müdahale etmemiş olsaydı, puma popülasyonunun daha da büyük olması muhtemeldi. Doğal ortamda, pumalar ayılar ve kurtlarla savaşır ve hatta bazıları eşitsiz bir kavgaya girerek ölür. İlişkin insan aktivitesi, o zaman insanların doğrudan pumaları öldürdüğü söylenemez. Bu kısmen yerleşim nedeniyle doğal çevre Bu güzel hayvanların yaşam alanı.<br />
<br />
Bu kedi her iki yarım kürede de yaygındır. Birçok Hint kabilesinin topraklarında yaşıyor ve birçok yerel isme sahip.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">sistematik</span></span><br />
<br />
Rus adı- puma (dağ aslanı, puma)<br />
<br />
İngilizce başlık- Puma<br />
<br />
Latin isim– Puma rengi<br />
<br />
Önyargısız olma- yırtıcı ( Carnivora)<br />
<br />
Aile- kedi (Felidae)<br />
<br />
cins- puma (Puma)<br />
<br />
Morfolojik özelliklere dayanan ve 1999'a kadar sürdürülen eski sınıflandırma, pumanın yaklaşık 24-30 alt türünü tanımladı.<br />
<br />
İle modern sınıflandırma, genetik çalışmalara dayanarak, coğrafi bölgelere bağlı 6 alt tür vardır:<br />
<br />
Puma concolor puma - Kuzey Amerika (Güney Kanada'dan Guatemala ve Belize'ye);<br />
<br />
Puma concolor costaricensis- Orta Amerika(Nikaragua, Kosta Rika ve Panama);<br />
<br />
Puma concolor capricornensis - Doğu ucu Güney Amerika(itibaren Güney sahili Amazonlar Brezilya'dan Paraguay'a);<br />
<br />
Puma concolor concolor - kuzey Güney Amerika (Kolombiya, Venezuela, Guyana, Guyana, Ekvador, Peru, Bolivya);<br />
<br />
Puma concolor cabrerae - orta Güney Amerika (kuzeydoğu Arjantin, Uruguay);<br />
<br />
puma concolor puma güney kısım Güney Amerika (Şili, güneybatı Arjantin).<br />
<br />
En nadir puma alt türü Florida pumasıdır (Puma concolor coryi). 2011 yılında doğadaki sayısı 160 kişiden biraz fazlaydı. Ormanlarda ve bataklıklarda yaşar güney Florida(AMERİKA BİRLEŞİK DEVLETLERİ). Bu kedi, nispeten küçük boyutu ve yüksek pençeleri ile ayırt edilir. Ceket rengi koyu, kırmızımsıdır. Yakın akraba çaprazlamanın bir sonucu olarak, bu alt türün bireyleri kuyruğun kavisli bir ucunu aldı.<br />
<br />
Başka bir Doğu Amerika alt türü, wisconsin puma (Puma concolor shorgeri), 1925'te soyu tükenmiş<br />
<br />
Şu anda, hem Florida puma hem de Wisconsin puma ayrı alt türlere ayrılmıyor, Puma concolor puma alt türleri olarak sınıflandırılıyorlar.<br />
<br />
Hayvanat bahçesinde tutulan pumanın alt türü belirlenmemiştir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Türlerin doğadaki durumu</span></span><br />
<br />
Puma, varlığı en az endişeye neden olan bir tür olarak Uluslararası Kırmızı Kitapta yer almaktadır - CITES II, IUCN (LC).<br />
Görünüm ve kişi<br />
<br />
1553 yılında, ilk açıklamalarından biri Cies de Leon'un "Peru Günlüğü" kitabında verilmiştir. "Puma" kelimesi, Amerikan Kızılderililerinin en yaygın dili olan Quechua dilinden gelir.<br />
<br />
İnsanlar uzun zamandır bu kedinin zarafetine ve gücüne hayran kaldılar. Güney Amerika'da, güçlü bir kedinin adı genellikle bir kişinin karmaşık adında geliyordu. Bir puma görüntüsü genellikle çanak çömlek üzerinde bulunur. İnkalar bu hayvanı gökyüzü ve gök gürültüsü tanrısı ile ilişkilendirdiler. AT Kuzey AmerikaÖrneğin Apaçiler arasında pumanın attığı çığlıklar ölümün habercisiydi. Diğer Kızılderili kabileleri bu canavarı kötü bir ruhla tanımladılar. öbür dünya. Aynı zamanda Cherokee kabilesinde kutsal bir hayvandı ve dokunulmazdı.<br />
<br />
Bir puma genellikle bir insandan kaçınır, saldırılar nadirdir ve genç pumaların annelerini terk edip yeni bölge geliştirdiği yaz veya sonbaharda meydana gelir. 1890 ve 1990 arasında Kuzey Amerika'da insanlara yönelik 53 puma saldırısı kaydedildi, bunlardan 40'ı yaralanmayla sonuçlandı ve 10 vakada insan öldü.<br />
<br />
Puma hayvanlara saldırabilir: buzağılar, koyunlar, keçiler, bu daha çok genç hayvanlar avlanmayı öğrendiğinde olur. Bu davranışın çiftçiler arasında hoşnutsuzluğa neden olduğu ve onlara yapılan zulmün Kuzey Amerika'daki canavar sayısını önemli ölçüde azalttığı açıktır.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Dağılım ve habitatlar</span></span><br />
<br />
Puma bir Amerikan kedisidir. Tarihsel olarak, pumanın menzili Amerika'daki tüm kara memelileri arasında en geniş olanıydı. Bu türün dağılım alanı Patagonya'nın güneyinden Alaska'nın güneydoğusuna kadar uzanıyordu. Şu anda, Kuzey Amerika'da, puma esas olarak dağlarda hayatta kaldı. batı bölgeleri. Güney Amerika'da puma hemen hemen her yere dağılmıştır.<br />
<br />
Bu yırtıcılar en çok farklı koşullar: dağlarda yaşıyorlar iğne yapraklı ormanlar, ve tropikal ormanlar ve çimenli ovalarda. Pumalar deniz seviyesinden 4700 m yüksekliğe kadar dağlarda bulunabilir. Dağıtımları sadece yiyecek ve barınak ile sınırlıdır. Ek olarak, Güney Amerika pumaları jaguarların bulunduğu taşkın alanlarından kaçınır.<br />
<br />
İçin başarılı avlanma Pumanın arkasına saklandığı sığınağa ihtiyacı vardır, kurbana gizlice girer, bu nedenle açık biyotoplarda bile avcı taş veya çalıların olduğu alanları seçer.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Görünüm ve morfoloji</span></span><br />
<br />
Neredeyse tek tip renkte büyük bir kedi, dolayısıyla türün Latince adı: conkolor - tek renk. Erginlerin rengi grimsi kahverengiden kahverengimsi sarıya kadar değişir. Karın üzerindeki ceket, arka ve yanlardan biraz daha hafiftir. Sadece kulaklar, kuyruğun ucu ve namlu karanlıktır. Tropik bölgelerde pumalar daha küçük ve daha kırmızıdır, kuzey hayvanları ise daha açık renklidir. Açık ve hatta beyaz pumaların yanı sıra esas olarak bulunan koyu kahverengi ve siyah bireylerin varlığı hakkında bilinmektedir. Latin Amerika. Albino ve melanistik pumalar doğada bilinmemektedir.<br />
<br />
Yavrularda renk monofonik değildir - var karanlık noktalar, pençelerde çizgiler ve kuyrukta halkalar. Çizim sadece bir yaşında kaybolur.<br />
<br />
Erkekler kadınlardan %30 daha büyüktür, 100-180 cm uzunluğa, 60-70 cm kuyruk uzunluğuna, 61-76 cm omuz yüksekliğine ve 105 kg ağırlığa ulaşır. Genellikle büyük alt türlerin erkekleri 70-80 kg ağırlığındadır. Puma gövdesi, tüm kediler gibi esnek ve uzundur, başı küçüktür, pençeleri düşüktür. Kuyruk uzun ve kaslı, pençeler geniş, keskin geri çekilebilir pençelerle.<br />
<br />
Büyük boyutuna rağmen, puma aslan, jaguar, leoparın aksine küçük kediler grubuna aittir. kar Leoparı ve kaplan- büyük kediler. Küçük kediler, hyoid kemiğinin tamamen sertleşmesiyle açıklanan kükreme veya hırlama yapamazlar. büyük kediler birkaç küçük kemikten oluşur. Kedi ailesinin tüm temsilcileri gibi (aslanlar hariç), yetişkin pumalar yalnız yaşar, erkek ve dişi sadece üreme için buluşur. Pumanın avlanma alanının büyüklüğü, potansiyel avın yoğunluğuna bağlıdır ve Kuzey Amerika'da 32 ila 1031 km² arasında değişmektedir. Erkeğin alanı dişilerinkinden daha büyüktür ve sahibi onu kıskançlıkla diğer erkeklerden korur. Erkeğin bölgesi genellikle birkaç dişinin avlanma alanıyla kısmen örtüşür. Hayvanlar, üst üste binen alanlarda birbirlerinden kaçınırlar ve bu, işaretleme ile sağlanır. Pumalar belirli yerleri idrar, pislik veya sıyrıklarla işaretler - hayvanların pençeleriyle çizdiği, görsel izler bırakan arazi veya ağaç parçaları.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Besleme ve besleme davranışı</span></span><br />
<br />
Puma, yalnızca hayvansal gıdalarla beslenen bir yırtıcıdır. Avlanmanın amacı çok çeşitli hayvanlar olabilir: farelerden, sincaplardan, sıçanlardan, tavşanlardan çakallara, vaşaklara ve diğer pumalara. Ayrıca kuşları, balıkları ve hatta salyangozları ve böcekleri de yer. Bir puma, bir çayır köpeğini, bir dağ sıçanını veya bir maymunu reddetmeyecektir. Bununla birlikte, puma diyetindeki ana yer toynaklılar tarafından işgal edilir: kara kuyruklu, beyaz kuyruklu ve pampa geyiği, wapiti, geyik, karibu ve büyük boynuz. Kuzey Amerika'da, bu yırtıcı hayvanın diyetindeki toynaklıların oranı %60 veya daha fazladır. Güney Amerika dağlarında pumalar, hörgüçsüz develeri başarıyla avlar. Ara sıra hayvanlara, kedilere, köpeklere, kuşlara saldırırlar.<br />
Büyük bir erkek pumanın her 9-12 günde bir bir geyiği öldürdüğü, bir seferde 8 kg'a kadar et yediği ve gerisini gizlediği tahmin edilmektedir. Av tamamen yenmese de, canavar yakınlarda kalır, saklandığı yerin yakınında dinlenir. Diğer yırtıcılar ve çöpçüler, yiyecek artıklarını yemeye çalışırlar ve çoğu zaman puma ertesi gün tekrar ava gitmek zorunda kalır. Bir avcı genellikle alacakaranlığın başlangıcında avlanır, bu nedenle hedeflenen kurbana gizlice yaklaşmak daha kolaydır, ancak çok açsa, gün içinde şansını deneyebilir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">seslendirme</span></span><br />
<br />
Pumalar gırtlağın özel yapısından dolayı yüksek sesle kükremez ve hırlayamazlar, oldukça sessiz hayvanlardır. Biraz insan ağlamasına benzeyen yüksek sesli çığlıklar, çiftleşme mevsimi boyunca yalnızca dişiler tarafından yayılır. Yavru kedilerle iletişim kurarken çok daha sessiz "konuşurlar". Ayrıca pumalar evcil kediler gibi mırıldanabilir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Yavruların çoğaltılması ve yetiştirilmesi</span></span><br />
<br />
Pumalar 2 yaşında cinsel olgunluğa ulaşır, ancak genç hayvanlar genellikle kalıcı bir avlanma yeri bulana kadar üremeye başlamazlar.<br />
Pumalar yılın herhangi bir zamanında üreme yeteneğine sahiptir, ancak yavru doğumlarının zirvesi genellikle Ocak ve Ağustos aylarında gerçekleşir. Yetişkin bir erkeğin geniş avlanma alanı aynı anda birkaç dişinin alanıyla örtüştüğü için yıl boyunca farklı dişilerle çiftleşebilir. Çiftleşmeye, diğer kediler gibi, kanlı kavgalar ve erkeklerin vahşi çığlıkları eşlik eder.<br />
Anne olmaya hazırlanan dişi, kayaların yarıklarında, ağaçların kökleri arasında veya sadece çimen çalılıkları arasında tenha bir yerde bir in düzenler.<br />
Hamilelik 92 gün sürer, bundan sonra 1 ila 4 kör yavru kedi doğar (genellikle iki veya üç), 500 g'a kadar, Paltoları benekli, siyahımsı kahverengidir. Bu renklendirme, yırtıcılardan saklanarak (yetişkin erkek pumalar dahil) kamuflaj görevi görür. 12-14 haftadan itibaren lekeler soluklaşır, ancak sonunda sadece bir buçuk yıl kaybolur.<br />
Kelimenin tam anlamıyla doğumdan sonraki ilk dakikalarda yavrular hevesle süt emmeye başlar ve ilk haftalarda hızla kilo alırlar. İki haftalıkken, yavrular gözlerini ve kulaklarını açarlar ve aktif olarak emekleyerek inini ve yakın çevresini merakla incelerler. Aynı zamanda ilk dişleri çıkar.<br />
Dişi periyodik olarak ava çıkar ve yavruları bir süre yalnız bırakır. İlk başta çalışma odasına yakın kalmaya çalışır, ancak çocuklar büyüdüğünde tüm bölgesini incelemeye başlar.<br />
8-9 hafta sonra puma inine et taşımayı bırakır ve çocukları yanlarında ava götürmeye başlar. 2-3 aylıkken yavru kediler sütle beslenmeyi bırakırlar, ancak birkaç ay daha onları koruyan ve onlara avlanmayı öğreten anneleriyle birlikte kalırlar. Sonunda, çoğunlukla yeni bir üreme mevsiminin başlangıcıyla ilişkilendirilen anne ayrılır. Büyümüş genç pumalar, kendi avlanma alanlarını aramak için dağılmadan önce bir süre birlikte kalırlar.<br />
Başka bir puma tarafından işgal edilmeyen av için uygun bir yer bulmak için bazen yüz kilometreden fazla yürümek zorunda kalırlar. Genç dişiler biraz daha kolay zaman geçirirler, annelerinden çok uzakta olmayan kendilerine bir ev ayarlayabilirler. Ancak genç erkekler, karar verene kadar özellikle yüksek risk, hem yetişkin pumalar hem de insanlarla çatışmalara giriyor. Çoğu zaman, evcil hayvanlar (ve insanlar) 1-2 yaşlarında bu tür genç hayvanlar tarafından saldırıya uğrar. Sitelerini korumaya çalışan yetişkin pumalar, sadece gençleri uzaklaştırmakla kalmaz, aynı zamanda onları öldürür.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Ömür</span></span><br />
<br />
Doğada, pumaların yaşam beklentisi erkeklerde 10-12 yıl, kadınlarda biraz daha uzundur. Puma avcılığına izin verilen bölgelerde, yetişkin hayvanların ölümüne en sık neden olan kişidir. Ek olarak, pumalar nakliye tekerleklerinin altına düşer, birbirleriyle çatışmalarda, avlanma sırasında alınan yaralardan, daha az sıklıkla hastalıklardan ölürler. Çok az insan yaşlılıktan ölür.<br />
Hayvanat bahçelerinde pumalar 20 yıla kadar yaşar.<br />
Hayvanları Moskova Hayvanat Bahçesi'nde tutmak<br />
Hayvanat bahçesinin varlığı sırasında, pumalar burada birkaç kez tutuldu. Bu kediler esaret altında iyi yaşar ve yavru getirir.<br />
Şu anda, Veliky Ustyug Hayvanat Bahçesi'nden gelen genç bir büyük erkek puma "Cat's Row" da yaşıyor. Çoğu kedi gibi sadece akşamları kuşhanenin etrafında dolaşmakla kalmaz, aynı zamanda gün boyunca genellikle aktiftir. Günlük diyeti, iştahla yediği 1.5 kg sığır eti, biraz sığır kalbi ve 4-5 sıçan içerir. Canavar, tanıdık insanları, belli belirsiz bir mırıltıyı andıran bir rahim sesiyle karşılar. Yakışıklı adamımızın yakında bir kız arkadaşı olmasını umuyoruz ve küçük benekli kedi yavrularının doğumuyla bizi mutlu edecekler.<br />
<br />
Puma, dağ aslanı, kırmızı kaplan, geyik kedisi, dağ şeytanı, kraliyet kedisi, küçük panter - bunların hepsi bir kedinin isimleri. Ayrıca bizim için daha iyi bilinen başka bir adı var - bu bir puma. Quechua Kızılderililerinin yırtıcı hayvanının adı buydu.<br />
<br />
Bu kedi Amerika'da (Kanada'dan Patagonya'ya) yaygındır ve uzun zamandır bu yerlerin sembolü olmuştur. Pumalar ovalarda, ormanlarda, dağlık alanlarda bulunur. Ana rakipleri jaguarlar orada yaşadıklarından, sulak alanlardan kaçınmaya çalışırlar. Pumalar gezegenimizde oldukça yaygındır. Bu kediler için sürekli bir av olmasına rağmen, popülasyonları azalmıyor.<br />
<br />
Bunun nedeni, pumaların yeni koşullara mükemmel bir şekilde uyum sağlamasıdır.<br />
<br />
Burundan kuyruğun ucuna kadar olan vücut uzunluğu 274 cm, yükseklik - 60-80 cm ve ağırlık - neredeyse 100 kg'a ulaşabilir ve erkekler kadınlardan iki kat daha büyüktür. Sadece yeni doğan puma kedi yavrularında belirgin lekeler görülür ve yetişkinler aynı renktedir. Ceket renkleri altın veya gri-kahverengi olabilir. Göbek ve çene neredeyse beyazdır ve kuyruk karanlıktır. Pumanın 24 alt türü vardır. Bazı alt türler hakkında çok az şey bilinmektedir. En ünlüsü, uzun bacaklı kırmızımsı kahverengi bir kedi olan Florida pumasıdır.<br />
<br />
Puma zorlu bir yırtıcıdır. Herhangi bir avla başa çıkmayı kolaylaştıran dört santimetre dişlerle donanmıştır. Bu kedi hem gündüz hem de gece eşit derecede aktiftir. Bu bakımdan, sadece açlıktan hareket ederler. Ancak çoğu zaman avlanmak için en sevdikleri zaman alacakaranlıktır. Zaten sessiz bir hayvan tamamen görünmez olur. Kolaylıkla tırmandıkları ağaçlara veya kayalıklara oturarak avlarını beklemeyi severler. Pumalar avlanırken sürpriz faktörünü kullanır. Ayrıca, bu hayvan kaçmayı sevmez - çabucak söner. Bu, sessiz sürünme ve fantastik atlama yeteneği ile telafi edilir: üç metreye kadar atlayabilir veya altı katlı bir binanın yüksekliğinden korkusuzca atlayabilir. Puma ayrıca geyik veya geyik gibi büyük hayvanlara da saldırabilir. Hemen boğazına koşar ve onu ısırır. Küçük bir kurban, güçlü bir pençe darbesiyle devrilebilir, böylece servikal omurları kırılabilir. Ana yiyecekleri fareler, tarla fareleri, Çayır köpekleri, dağ sıçanları, kuşlar ve maymunlar. Çok nadiren, bir puma hayvanlara saldırır.<br />
<br />
Pumalar yaklaşık 20 yıla kadar yaşar. Bu yırtıcılar yalnız yaşamayı ve avlanmayı tercih ederler, ancak doğumdan sonraki birkaç ay boyunca yavrular, onları koruyan ve onlara avlanmayı öğreten anneleriyle birlikte yaşar. Anne onları terk ettikten sonra, yavru kediler birkaç hafta daha birlikte kalırlar, ancak daha sonra her biri bağımsız bir hayata başlar. Her bireyin toprakları bazen onlarca kilometre kareye kadar uzanır. Mülkiyet sınırları dokunulmazdır ve pumalar arasında toprak kavgası yoktur: Puma zaten bir "sahibi" olduğunu hissederse başka birinin toprağına tecavüz etmez. Bir puma kendi bölgesinden sürülür, sonra kedi yeni bir tane aramaya zorlanır. Ardından diğer insanların sınırlarını hızla geçmeye ve özgür topraklara yerleşmeye çalışırlar. Yol yakın değil. Örneğin, Wyoming pumaları, Colorado'da beş yüz kilometre uzakta bulundu.<br />
Pumalar insanlara nadiren saldırırlar çünkü bu saldırgan olmayan bir hayvandır. Aksine, puma dikkatli olmaya ve insanlardan uzaklaşmaya çalışır. Nadir saldırganlık vakaları, avcıların bu kediye olan ilgisinin artmasıyla ilişkilidir. 1995'te Meksika'da gerçek bir katil puma ortaya çıktı, yolda onunla tanışan tüm insanlara kendini attı. 18 kişi pençelerinden öldü. Puma yakalanıp incelendiğinde, kedinin sakat olduğu ortaya çıktı. Görünüşe göre beceriksiz bir avcı pumayı öldürmedi, sadece yaraladı. Cougar hayatta kaldı, ancak sakat kaldı. Bu yüzden insanlara karşı böyle bir gaddarlık.<br />
<br />
Kaplanlar veya aslanlarla karşılaştırıldığında, puma insanlar için daha az tehlikelidir. Bu hayvanların tüm korkuları oldukça batıl inançlıdır. Örneğin, Kuzey Amerika Kızılderililerinin inancına göre pumalar şeytani hayvanlardır. Kükremelerinden biri bir şeye değer! Nitekim puma sinirlendiğinde biraz lokomotif sinyali gibi bir ses çıkarır. Ancak diğer durumlarda, evcil kediler gibi mırlama sesleri çıkarır. Unutmayın, eğer puma yaralanmamışsa, o kişiye saldırmaz, ancak ayrılmaya çalışır. Bu nedenle, bu kediyle tanışırken panik yapmamalı, dikkatli ve ihtiyatlı davranmalıdır.<br />
<br />
Puma, geyik kaplanı, kahverengi jaguar, Meksika aslanı, kırmızı kaplan, dağ kedisi ve diğer birçok eşit derecede etkileyici isim - ve hepsi puma ile ilgili. Bu arada, Puma Perulu Kızılderililerin dilinde vahşi bir güzelliğin adı anlamına gelir ve "Quechua" gibi ses çıkarır. Amerika'da en büyük ikinci, sadece jaguardan sonra kabul edilmesine rağmen, küçük kedilerin ailesine aittir.<br />
<br />
Puma ortalama olarak yaklaşık 1,5 metre uzunluğunda uzun esnek bir gövdeye, küçük bir kafa ve küçük kulaklara, güçlü ve geniş pençelere sahiptir, arka bacaklar önden daha uzun ve daha kaslıdır. 25 ila 100 kg ağırlığında olabilir., Hepsi cinsiyete ve yaşa bağlıdır.<br />
<br />
Arka ve ön bacakların uzunluğundaki fark sayesinde, puma alışılmadık derecede muhteşem sıçramalar yapar. Koşmada güçlü olmasa da. Uzun mesafeler için dayanıklılıktan yoksundur ve kısa mesafeler için - saatte yaklaşık 60 km.<br />
<br />
Ancak buna rağmen, hayranlık uyandıran bir şekilde ağaçlara tırmanabilir, harika bir şekilde yüzebilir ve zarif bir sıçrama ile devasa uçurumları kolayca aşabilir.<br />
<br />
Puma, avcılar arasında çok az rekabet olduğundan ve çok sevdikleri yeterince toynaklı olduğundan, esas olarak dağlık bölgelerde yaşar.<br />
<br />
Sarımsı-kahverengi veya kırmızı-kahverengi bir renge ve kısa, sert kürke sahiptir. Yırtıcı hayvanın ağzında siyah noktalar bulunurken, göbek, boğaz ve göğüs neredeyse beyazdır.<br />
<br />
Gururlu kırmızı kediler, yalnızca Aralık'tan Mart'a kadar olan çiftleşme mevsiminde çiftleşir ve yılın geri kalanında asla kesişmeyen işaretli alanlarda birbirlerinden ayrılırlar.<br />
<br />
Hamilelik 82 ila 95 gün sürer ve bundan sonra harika yavrular doğar - çöpte 1 ila 6 arasındadır. Yavru kediler anneler gibi tek renk değil, benekli ve mavi gözlü olarak doğarlar. Yaşlandıkça da kürk ve göz rengini değiştirirler. Yavruları uzun süre beslemek için anne aktif olarak avlanmalıdır, çünkü yavru kedi 1.5-2 yaşında bağımsız aramalara devam eder.<br />
<br />
Puma'nın en sevdiği yiyecek geyiktir, ancak herhangi bir kedi gibi fareleri reddetmez. Genel olarak, bu avcıların menüsü oldukça çeşitli ve zengindir - rakunları, opossumları, sincapları, tavşanları ve hatta çekirgeli kurbağaları içerir.<br />
<br />
Pumanın avlanma taktiği, kurbanın sırtına ani, şimşek hızında bir sıçrama ve ardından hayatta kalma şansı bırakmadan boynunu ısırmaktır. Yenilmeyen avı gömerler ve sonra dallarla fırlatırlar - daha sonra.<br />
<br />
Puma son derece sabırlı ve sessiz bir hayvandır. Tuzağa düşse bile asla paniğe kapılmaz, sakince kendini kurtarmaya çalışır ve sessizce acının üstesinden gelir ve başaramazsa, hiç melankoliye düşer ve hareketsiz yatar.<br />
<br />
Pumalar insanlara saldırmaz ve onlarla buluşmaktan özenle kaçınır, bu hayvanın dünyanın en mütevazı kedilerinden biri olarak adlandırılması boşuna değildir. Bir saldırı, yalnızca avcının çok güçlü bir şekilde tükenmesi durumunda veya yavruları korumak için meydana gelebilir - diğer durumlarda, hayvan saldırganlık göstermez.<br />
<br />
1988'de çekilen muhteşem The Bear filminden bir video (yön. Jean-Jacques Annaud). Asla pes etme! Yetim bir oyuncak ayı bir puma tarafından saldırıya uğradı.<br />
<br />
Kedi ailesi, gezegenimizdeki en büyük hayvan ailelerinden biridir. Temsilcilerinin sayısı sayılamaz! Ne tür "kediler" yoktur - küçük evcil hayvanlardan devlere vahşi sakinler, hayırseverlik ve uysal eğilim ile ayırt edilmez. Bunların arasında ayrıca bir hayvan puma var ve bu yabancı kedinin bu makalesindeki fotoğraf ve açıklama, puma hakkında birçok ilginç şey öğrenmenize yardımcı olacak.<br />
<br />
Uzakta, okyanusun karşısında, iki Amerika kıtasında, kedi ailesinin memelilerinin bir temsilcisi olan bir puma kedisi (başka bir şekilde "puma" ve "dağ aslanı" olarak da adlandırılır) yaşıyor. Kim o, bu puma mı?<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Hayvanın açıklaması</span></span><br />
<br />
Yetişkin Pumalar Güzele Ulaşıyor büyük bedenler: kuyruk dahil vücudun uzunluğu 1,5 ila 2,8 metredir, hayvanın yüksekliği yaklaşık 75 santimetredir ve puma 70 ila 90 kilogram ağırlığındadır. Dişi pumaların erkeklerden yaklaşık %30 daha küçük olduğunu belirtmekte fayda var.<br />
<br />
Hayvanın, ağırlıklı olarak kırmızımsı bir tonda renklendirilen kısa ve kalın bir ceketi vardır. Ancak vücudun her yerinde renk taşmaları görülebilir, örneğin: boyunda beyaz kürk, kulaklarda siyah, grimsi bir kafa ve kuyruğun sonunda tamamen koyu bir gölge.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">puma nerede yaşıyor</span></span><br />
<br />
Hayvan, Güney ve Kuzey Amerika kıtalarının çok geniş bir bölgesinde yaşıyor. Bununla birlikte, Güney Amerika bölgesi tamamen bu hayvanların nüfusu tarafından kapsanıyorsa, Kuzey Amerika'da puma yalnızca Kanada topraklarına kadar bulunabilir. Daha fazla kuzey enlemleri onu çekmiyor.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Hayvan davranışı ve yaşam tarzı özellikleri</span></span><br />
<br />
Puma sadece “kendi kendine yürüyen kedi”, yani. - yalnız biri. Sadece çiftleşme mevsiminde kısa bir süre için çiftler oluşabilir.<br />
<br />
doğal alanlar Puma yaşamak ve avlanmak için seçici olarak arar ve onu bulduğunda, diğer bireylerin "ziyarette" karışmaya cesaret edememeleri için bölgesini çevre boyunca işaretler. Hayvan en çok ormanlık alanları tercih eder. Bazen uzun otların arasına veya bir ormanın kenarına yerleşir.<br />
Pumanın sesini dinle<br />
<br />
Gündüz saatlerinde puma bir dalda uyur. uzun ağaç böylece kimse onu rahatsız etmesin, ancak gecenin başlamasıyla birlikte yiyecek aramaya, yani avlanmaya gider.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Bir puma puma ne yer?</span></span><br />
<br />
Puma büyük bir avcıdır, bu nedenle oldukça büyük hayvanları avlayabilir. Ungulates onun avı olur (Süresi çiftleşme sezonu(yılda iki kez olur - kış ve yaz aylarında) erkek ve dişi pumalar çok kısa ömürlü olsalar da çiftler oluştururlar. Döllenmiş bir dişi puma, yaklaşık üç ay boyunca yavru taşır.<br />
<br />
Bir dişi 2 veya 3 bebek doğurur ve doğumda hiçbir şey görmezler. Puma yavruları küçük ve savunmasızdır, bu nedenle anne kedi onları çimlerin arasına saklar. Yavrular yaklaşık 25 - 30 santimetre uzunluğunda doğarlar. Küçük kedi yavrularının rengi grimsidir, genellikle vücudun her yerinde lekeler bulunur. Bebekler doğumdan 10 gün sonra görmeye başlar. Ancak bu tür anne sevgisi ve bakımı ne yazık ki uzun sürmüyor (iki yıldan biraz fazla) ve çok geçmeden çocuklar tamamen yalnız kalıyor ve koşullarda kendi başlarına hayatta kalmak zorunda kalıyorlar. yaban hayatı. Ne yapmalı, bu yüzden doğa tarafından sağlandı!<br />
<br />
Bir pumanın ortalama yaşam süresi 8 - 14 yıldır, ancak esaret altında hayvanın 20 yıla kadar yaşadığı durumlar vardı.<br />
<br />
</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Pumalar Hakkında İlginç Bilgiler</span></span><br />
<br />
Puma, kedigiller familyasında bir yırtıcı hayvan cinsidir. Bu cins içerisine iki tür bir araya getirilmiştir.<br />
<br />
    Dağ aslanı (Puma concolor) ve<br />
    Yaguarundi (Puma yaguarondi).<br />
<br />
Genel kullanımda "puma" denildiğinde, hemen daima dağ aslanı anlaşılır.<br />
<br />
Yaguarundi önceleri kendilerine özgü bir cins olarak Herpailurus olarak sınıflanmış, ancak moleküler incelemeler sonucu bu iki tür arasında yakın bir akrabalık tespit edilmiştir. Böylelikle en yeni sistematikde bu iki tür ortak bir cinste toplanır.<br />
<br />
Bu hayvanların postu kısa ve sık, genelde sarı-boz ya da kırmızımsıdır. Erişkin hayvanlar diğer birçok kedi türlerinin aksine lekesizdir. Her iki tür de Amerika Kıtası'nda yaşar.<br />
<br />
Cins üzerine yapılan DNA analizleri, bu cinsin yaşayan en yakın akrabasının çita olduğu sonucunu verir. Kendine özgün vücut yapısı sebebiyle bu tür, kedigiller içinde kendine ait bir alt familyaya (Acinonychinae) yerleştirilmiştir. Bu ortak özelliklerin keşfinden sonra bu bölümlendirmeye artık doğru olarak bakılamamaktadır.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Puma doğada nerede yaşıyor Siyah pumalar var mı?</span></span><br />
<br />
Birçoğu bu zarif, görkemli ve şaşırtıcı derecede güzel hayvana aşinadır. İnanılmaz güzel ceketi, çekici görünümü ve alışkanlıkları kelimenin tam anlamıyla dikkat çekiyor.<br />
<br />
Bu canavarın çok çeşitli isimleri var - puma, panter, dağ Aslanı, kırmızı kaplan. Ancak, en çok puma olarak bilinir. Bu ismi, topraklarında yaşadığı kabilelerden birinin sakinlerinden aldı. Ana dilden tercüme edilen bu kelime "güçlü" anlamına gelir.<br />
<br />
Daha önce, pumalar Güney ve Kuzey Amerika'nın hemen hemen tüm bölgelerinde yaygındı, ancak kürk ve pençeler için açık avlanma, doğal afetler ve diğer talihsizlikler nüfuslarını neredeyse yok etti.<br />
<br />
Bu sebeple hemen hemen hepsinde amerikan eyaletleri bu harika hayvanların korunmasına yardımcı olmak ve birey sayısını artırmak için avlanmalarını yasakladı. Tek istisna Teksas. Bu yasak işe yaradı - nispeten kısa bir süre içinde, gezegende yaşayan pumaların sayısı birkaç binden on binlere çıktı.<br />
<br />
Ailenin Amerikalı üyeleri arasında kedi puma en büyük yırtıcıdır. Puma gövdesi uzar. Belki de bu hayvanlar çitalara ve leoparlara çok benzer. Uzun ve güçlü pençeleri, küçük bir kafası ve atlama sırasında dengeleyici bir rol oynayan büyük bir kuyruğa sahipler.<br />
<br />
Ayrıca, pumaların belirli bir rengi vardır, bu da onu kedi akrabalarından daha da farklı kılar. Bu hayvanın ceketi oldukça kısadır, ancak çok kalındır, bu da pumaların çok dayanmasına izin verir. Düşük sıcaklık. Pumaların ana kaplama rengi kumdur, ancak kahverengimsi, parlak kırmızı veya kahverengi tonları olan türler vardır. Renk, habitata bağlıdır: kuzey pumaları genellikle gri veya açık sarıdır ve güney pumaları kırmızımsıdır.<br />
<br />
Pumalar mükemmel avcılardır. Kendilerini ses veya dalların gıcırtısı ile ele vermeden, tamamen fark edilmeden avlarına gizlice yaklaşma konusunda ustaca bir yetenekleri vardır. Kesinlikle hiçbir şey. Bir pumanın çeneleri, bir keçiyi veya koçu kolayca öldürecek kadar güçlüdür. Ancak, av sırasında puma önce kurbanı kırar. boyun omurları arkadan koşarak.<br />
<br />
Hem küçük hayvanlar (sincaplar) hem de büyük olanlar (geyik ve geyik) bu hayvanların avı olur. Bir puma tarafından timsah öldürme vakaları bile vardır.<br />
<br />
İlginç bir şekilde, puma çok tutumlu bir hayvandır. Tek bir kişi asla yenmemiş bir et parçası atmaz. Çoğu zaman öldürülen oyunu maskelerler, gömerek veya dallar, yapraklar veya karla fırlatarak gizlerler.<br />
<br />
Çiftleşme mevsimi boyunca, genellikle sessiz hayvanlar olan pumalar, sanki karşı cinsten bireyleri çiftleşmeye davet ediyormuş gibi, davetkar kükremelerle çevreyi duyururlar. Hamilelik yaklaşık üç ay sürer, bundan sonra 2-3 kör yavru doğar. Çaresizlik gibi görünse de, puma kedi yavruları ilk ayın sonunda yuvadan çıkıp birbirleriyle oynayacak kadar güçlüdür.<br />
<br />
Yavrular iki yaşında annelerini terk eder ve kendi bölgelerini aramak için yola çıkarlar. Pumalar yalnızdır ve yalnızca çiftleşme döneminde birleşirler, bu nedenle genç hayvanlar yaşlı bireylerle hayatta kalmak için şiddetli bir mücadele vermek zorundadır.<br />
<br />
Diğer büyük yırtıcılar ve insanlar müdahale etmemiş olsaydı, puma popülasyonunun daha da büyük olması muhtemeldi. Doğal ortamda, pumalar ayılar ve kurtlarla savaşır ve hatta bazıları eşitsiz bir kavgaya girerek ölür. İlişkin insan aktivitesi, o zaman insanların doğrudan pumaları öldürdüğü söylenemez. Bu kısmen yerleşim nedeniyle doğal çevre Bu güzel hayvanların yaşam alanı.<br />
<br />
Bu kedi her iki yarım kürede de yaygındır. Birçok Hint kabilesinin topraklarında yaşıyor ve birçok yerel isme sahip.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">sistematik</span></span><br />
<br />
Rus adı- puma (dağ aslanı, puma)<br />
<br />
İngilizce başlık- Puma<br />
<br />
Latin isim– Puma rengi<br />
<br />
Önyargısız olma- yırtıcı ( Carnivora)<br />
<br />
Aile- kedi (Felidae)<br />
<br />
cins- puma (Puma)<br />
<br />
Morfolojik özelliklere dayanan ve 1999'a kadar sürdürülen eski sınıflandırma, pumanın yaklaşık 24-30 alt türünü tanımladı.<br />
<br />
İle modern sınıflandırma, genetik çalışmalara dayanarak, coğrafi bölgelere bağlı 6 alt tür vardır:<br />
<br />
Puma concolor puma - Kuzey Amerika (Güney Kanada'dan Guatemala ve Belize'ye);<br />
<br />
Puma concolor costaricensis- Orta Amerika(Nikaragua, Kosta Rika ve Panama);<br />
<br />
Puma concolor capricornensis - Doğu ucu Güney Amerika(itibaren Güney sahili Amazonlar Brezilya'dan Paraguay'a);<br />
<br />
Puma concolor concolor - kuzey Güney Amerika (Kolombiya, Venezuela, Guyana, Guyana, Ekvador, Peru, Bolivya);<br />
<br />
Puma concolor cabrerae - orta Güney Amerika (kuzeydoğu Arjantin, Uruguay);<br />
<br />
puma concolor puma güney kısım Güney Amerika (Şili, güneybatı Arjantin).<br />
<br />
En nadir puma alt türü Florida pumasıdır (Puma concolor coryi). 2011 yılında doğadaki sayısı 160 kişiden biraz fazlaydı. Ormanlarda ve bataklıklarda yaşar güney Florida(AMERİKA BİRLEŞİK DEVLETLERİ). Bu kedi, nispeten küçük boyutu ve yüksek pençeleri ile ayırt edilir. Ceket rengi koyu, kırmızımsıdır. Yakın akraba çaprazlamanın bir sonucu olarak, bu alt türün bireyleri kuyruğun kavisli bir ucunu aldı.<br />
<br />
Başka bir Doğu Amerika alt türü, wisconsin puma (Puma concolor shorgeri), 1925'te soyu tükenmiş<br />
<br />
Şu anda, hem Florida puma hem de Wisconsin puma ayrı alt türlere ayrılmıyor, Puma concolor puma alt türleri olarak sınıflandırılıyorlar.<br />
<br />
Hayvanat bahçesinde tutulan pumanın alt türü belirlenmemiştir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Türlerin doğadaki durumu</span></span><br />
<br />
Puma, varlığı en az endişeye neden olan bir tür olarak Uluslararası Kırmızı Kitapta yer almaktadır - CITES II, IUCN (LC).<br />
Görünüm ve kişi<br />
<br />
1553 yılında, ilk açıklamalarından biri Cies de Leon'un "Peru Günlüğü" kitabında verilmiştir. "Puma" kelimesi, Amerikan Kızılderililerinin en yaygın dili olan Quechua dilinden gelir.<br />
<br />
İnsanlar uzun zamandır bu kedinin zarafetine ve gücüne hayran kaldılar. Güney Amerika'da, güçlü bir kedinin adı genellikle bir kişinin karmaşık adında geliyordu. Bir puma görüntüsü genellikle çanak çömlek üzerinde bulunur. İnkalar bu hayvanı gökyüzü ve gök gürültüsü tanrısı ile ilişkilendirdiler. AT Kuzey AmerikaÖrneğin Apaçiler arasında pumanın attığı çığlıklar ölümün habercisiydi. Diğer Kızılderili kabileleri bu canavarı kötü bir ruhla tanımladılar. öbür dünya. Aynı zamanda Cherokee kabilesinde kutsal bir hayvandı ve dokunulmazdı.<br />
<br />
Bir puma genellikle bir insandan kaçınır, saldırılar nadirdir ve genç pumaların annelerini terk edip yeni bölge geliştirdiği yaz veya sonbaharda meydana gelir. 1890 ve 1990 arasında Kuzey Amerika'da insanlara yönelik 53 puma saldırısı kaydedildi, bunlardan 40'ı yaralanmayla sonuçlandı ve 10 vakada insan öldü.<br />
<br />
Puma hayvanlara saldırabilir: buzağılar, koyunlar, keçiler, bu daha çok genç hayvanlar avlanmayı öğrendiğinde olur. Bu davranışın çiftçiler arasında hoşnutsuzluğa neden olduğu ve onlara yapılan zulmün Kuzey Amerika'daki canavar sayısını önemli ölçüde azalttığı açıktır.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Dağılım ve habitatlar</span></span><br />
<br />
Puma bir Amerikan kedisidir. Tarihsel olarak, pumanın menzili Amerika'daki tüm kara memelileri arasında en geniş olanıydı. Bu türün dağılım alanı Patagonya'nın güneyinden Alaska'nın güneydoğusuna kadar uzanıyordu. Şu anda, Kuzey Amerika'da, puma esas olarak dağlarda hayatta kaldı. batı bölgeleri. Güney Amerika'da puma hemen hemen her yere dağılmıştır.<br />
<br />
Bu yırtıcılar en çok farklı koşullar: dağlarda yaşıyorlar iğne yapraklı ormanlar, ve tropikal ormanlar ve çimenli ovalarda. Pumalar deniz seviyesinden 4700 m yüksekliğe kadar dağlarda bulunabilir. Dağıtımları sadece yiyecek ve barınak ile sınırlıdır. Ek olarak, Güney Amerika pumaları jaguarların bulunduğu taşkın alanlarından kaçınır.<br />
<br />
İçin başarılı avlanma Pumanın arkasına saklandığı sığınağa ihtiyacı vardır, kurbana gizlice girer, bu nedenle açık biyotoplarda bile avcı taş veya çalıların olduğu alanları seçer.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Görünüm ve morfoloji</span></span><br />
<br />
Neredeyse tek tip renkte büyük bir kedi, dolayısıyla türün Latince adı: conkolor - tek renk. Erginlerin rengi grimsi kahverengiden kahverengimsi sarıya kadar değişir. Karın üzerindeki ceket, arka ve yanlardan biraz daha hafiftir. Sadece kulaklar, kuyruğun ucu ve namlu karanlıktır. Tropik bölgelerde pumalar daha küçük ve daha kırmızıdır, kuzey hayvanları ise daha açık renklidir. Açık ve hatta beyaz pumaların yanı sıra esas olarak bulunan koyu kahverengi ve siyah bireylerin varlığı hakkında bilinmektedir. Latin Amerika. Albino ve melanistik pumalar doğada bilinmemektedir.<br />
<br />
Yavrularda renk monofonik değildir - var karanlık noktalar, pençelerde çizgiler ve kuyrukta halkalar. Çizim sadece bir yaşında kaybolur.<br />
<br />
Erkekler kadınlardan %30 daha büyüktür, 100-180 cm uzunluğa, 60-70 cm kuyruk uzunluğuna, 61-76 cm omuz yüksekliğine ve 105 kg ağırlığa ulaşır. Genellikle büyük alt türlerin erkekleri 70-80 kg ağırlığındadır. Puma gövdesi, tüm kediler gibi esnek ve uzundur, başı küçüktür, pençeleri düşüktür. Kuyruk uzun ve kaslı, pençeler geniş, keskin geri çekilebilir pençelerle.<br />
<br />
Büyük boyutuna rağmen, puma aslan, jaguar, leoparın aksine küçük kediler grubuna aittir. kar Leoparı ve kaplan- büyük kediler. Küçük kediler, hyoid kemiğinin tamamen sertleşmesiyle açıklanan kükreme veya hırlama yapamazlar. büyük kediler birkaç küçük kemikten oluşur. Kedi ailesinin tüm temsilcileri gibi (aslanlar hariç), yetişkin pumalar yalnız yaşar, erkek ve dişi sadece üreme için buluşur. Pumanın avlanma alanının büyüklüğü, potansiyel avın yoğunluğuna bağlıdır ve Kuzey Amerika'da 32 ila 1031 km² arasında değişmektedir. Erkeğin alanı dişilerinkinden daha büyüktür ve sahibi onu kıskançlıkla diğer erkeklerden korur. Erkeğin bölgesi genellikle birkaç dişinin avlanma alanıyla kısmen örtüşür. Hayvanlar, üst üste binen alanlarda birbirlerinden kaçınırlar ve bu, işaretleme ile sağlanır. Pumalar belirli yerleri idrar, pislik veya sıyrıklarla işaretler - hayvanların pençeleriyle çizdiği, görsel izler bırakan arazi veya ağaç parçaları.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Besleme ve besleme davranışı</span></span><br />
<br />
Puma, yalnızca hayvansal gıdalarla beslenen bir yırtıcıdır. Avlanmanın amacı çok çeşitli hayvanlar olabilir: farelerden, sincaplardan, sıçanlardan, tavşanlardan çakallara, vaşaklara ve diğer pumalara. Ayrıca kuşları, balıkları ve hatta salyangozları ve böcekleri de yer. Bir puma, bir çayır köpeğini, bir dağ sıçanını veya bir maymunu reddetmeyecektir. Bununla birlikte, puma diyetindeki ana yer toynaklılar tarafından işgal edilir: kara kuyruklu, beyaz kuyruklu ve pampa geyiği, wapiti, geyik, karibu ve büyük boynuz. Kuzey Amerika'da, bu yırtıcı hayvanın diyetindeki toynaklıların oranı %60 veya daha fazladır. Güney Amerika dağlarında pumalar, hörgüçsüz develeri başarıyla avlar. Ara sıra hayvanlara, kedilere, köpeklere, kuşlara saldırırlar.<br />
Büyük bir erkek pumanın her 9-12 günde bir bir geyiği öldürdüğü, bir seferde 8 kg'a kadar et yediği ve gerisini gizlediği tahmin edilmektedir. Av tamamen yenmese de, canavar yakınlarda kalır, saklandığı yerin yakınında dinlenir. Diğer yırtıcılar ve çöpçüler, yiyecek artıklarını yemeye çalışırlar ve çoğu zaman puma ertesi gün tekrar ava gitmek zorunda kalır. Bir avcı genellikle alacakaranlığın başlangıcında avlanır, bu nedenle hedeflenen kurbana gizlice yaklaşmak daha kolaydır, ancak çok açsa, gün içinde şansını deneyebilir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">seslendirme</span></span><br />
<br />
Pumalar gırtlağın özel yapısından dolayı yüksek sesle kükremez ve hırlayamazlar, oldukça sessiz hayvanlardır. Biraz insan ağlamasına benzeyen yüksek sesli çığlıklar, çiftleşme mevsimi boyunca yalnızca dişiler tarafından yayılır. Yavru kedilerle iletişim kurarken çok daha sessiz "konuşurlar". Ayrıca pumalar evcil kediler gibi mırıldanabilir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Yavruların çoğaltılması ve yetiştirilmesi</span></span><br />
<br />
Pumalar 2 yaşında cinsel olgunluğa ulaşır, ancak genç hayvanlar genellikle kalıcı bir avlanma yeri bulana kadar üremeye başlamazlar.<br />
Pumalar yılın herhangi bir zamanında üreme yeteneğine sahiptir, ancak yavru doğumlarının zirvesi genellikle Ocak ve Ağustos aylarında gerçekleşir. Yetişkin bir erkeğin geniş avlanma alanı aynı anda birkaç dişinin alanıyla örtüştüğü için yıl boyunca farklı dişilerle çiftleşebilir. Çiftleşmeye, diğer kediler gibi, kanlı kavgalar ve erkeklerin vahşi çığlıkları eşlik eder.<br />
Anne olmaya hazırlanan dişi, kayaların yarıklarında, ağaçların kökleri arasında veya sadece çimen çalılıkları arasında tenha bir yerde bir in düzenler.<br />
Hamilelik 92 gün sürer, bundan sonra 1 ila 4 kör yavru kedi doğar (genellikle iki veya üç), 500 g'a kadar, Paltoları benekli, siyahımsı kahverengidir. Bu renklendirme, yırtıcılardan saklanarak (yetişkin erkek pumalar dahil) kamuflaj görevi görür. 12-14 haftadan itibaren lekeler soluklaşır, ancak sonunda sadece bir buçuk yıl kaybolur.<br />
Kelimenin tam anlamıyla doğumdan sonraki ilk dakikalarda yavrular hevesle süt emmeye başlar ve ilk haftalarda hızla kilo alırlar. İki haftalıkken, yavrular gözlerini ve kulaklarını açarlar ve aktif olarak emekleyerek inini ve yakın çevresini merakla incelerler. Aynı zamanda ilk dişleri çıkar.<br />
Dişi periyodik olarak ava çıkar ve yavruları bir süre yalnız bırakır. İlk başta çalışma odasına yakın kalmaya çalışır, ancak çocuklar büyüdüğünde tüm bölgesini incelemeye başlar.<br />
8-9 hafta sonra puma inine et taşımayı bırakır ve çocukları yanlarında ava götürmeye başlar. 2-3 aylıkken yavru kediler sütle beslenmeyi bırakırlar, ancak birkaç ay daha onları koruyan ve onlara avlanmayı öğreten anneleriyle birlikte kalırlar. Sonunda, çoğunlukla yeni bir üreme mevsiminin başlangıcıyla ilişkilendirilen anne ayrılır. Büyümüş genç pumalar, kendi avlanma alanlarını aramak için dağılmadan önce bir süre birlikte kalırlar.<br />
Başka bir puma tarafından işgal edilmeyen av için uygun bir yer bulmak için bazen yüz kilometreden fazla yürümek zorunda kalırlar. Genç dişiler biraz daha kolay zaman geçirirler, annelerinden çok uzakta olmayan kendilerine bir ev ayarlayabilirler. Ancak genç erkekler, karar verene kadar özellikle yüksek risk, hem yetişkin pumalar hem de insanlarla çatışmalara giriyor. Çoğu zaman, evcil hayvanlar (ve insanlar) 1-2 yaşlarında bu tür genç hayvanlar tarafından saldırıya uğrar. Sitelerini korumaya çalışan yetişkin pumalar, sadece gençleri uzaklaştırmakla kalmaz, aynı zamanda onları öldürür.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Ömür</span></span><br />
<br />
Doğada, pumaların yaşam beklentisi erkeklerde 10-12 yıl, kadınlarda biraz daha uzundur. Puma avcılığına izin verilen bölgelerde, yetişkin hayvanların ölümüne en sık neden olan kişidir. Ek olarak, pumalar nakliye tekerleklerinin altına düşer, birbirleriyle çatışmalarda, avlanma sırasında alınan yaralardan, daha az sıklıkla hastalıklardan ölürler. Çok az insan yaşlılıktan ölür.<br />
Hayvanat bahçelerinde pumalar 20 yıla kadar yaşar.<br />
Hayvanları Moskova Hayvanat Bahçesi'nde tutmak<br />
Hayvanat bahçesinin varlığı sırasında, pumalar burada birkaç kez tutuldu. Bu kediler esaret altında iyi yaşar ve yavru getirir.<br />
Şu anda, Veliky Ustyug Hayvanat Bahçesi'nden gelen genç bir büyük erkek puma "Cat's Row" da yaşıyor. Çoğu kedi gibi sadece akşamları kuşhanenin etrafında dolaşmakla kalmaz, aynı zamanda gün boyunca genellikle aktiftir. Günlük diyeti, iştahla yediği 1.5 kg sığır eti, biraz sığır kalbi ve 4-5 sıçan içerir. Canavar, tanıdık insanları, belli belirsiz bir mırıltıyı andıran bir rahim sesiyle karşılar. Yakışıklı adamımızın yakında bir kız arkadaşı olmasını umuyoruz ve küçük benekli kedi yavrularının doğumuyla bizi mutlu edecekler.<br />
<br />
Puma, dağ aslanı, kırmızı kaplan, geyik kedisi, dağ şeytanı, kraliyet kedisi, küçük panter - bunların hepsi bir kedinin isimleri. Ayrıca bizim için daha iyi bilinen başka bir adı var - bu bir puma. Quechua Kızılderililerinin yırtıcı hayvanının adı buydu.<br />
<br />
Bu kedi Amerika'da (Kanada'dan Patagonya'ya) yaygındır ve uzun zamandır bu yerlerin sembolü olmuştur. Pumalar ovalarda, ormanlarda, dağlık alanlarda bulunur. Ana rakipleri jaguarlar orada yaşadıklarından, sulak alanlardan kaçınmaya çalışırlar. Pumalar gezegenimizde oldukça yaygındır. Bu kediler için sürekli bir av olmasına rağmen, popülasyonları azalmıyor.<br />
<br />
Bunun nedeni, pumaların yeni koşullara mükemmel bir şekilde uyum sağlamasıdır.<br />
<br />
Burundan kuyruğun ucuna kadar olan vücut uzunluğu 274 cm, yükseklik - 60-80 cm ve ağırlık - neredeyse 100 kg'a ulaşabilir ve erkekler kadınlardan iki kat daha büyüktür. Sadece yeni doğan puma kedi yavrularında belirgin lekeler görülür ve yetişkinler aynı renktedir. Ceket renkleri altın veya gri-kahverengi olabilir. Göbek ve çene neredeyse beyazdır ve kuyruk karanlıktır. Pumanın 24 alt türü vardır. Bazı alt türler hakkında çok az şey bilinmektedir. En ünlüsü, uzun bacaklı kırmızımsı kahverengi bir kedi olan Florida pumasıdır.<br />
<br />
Puma zorlu bir yırtıcıdır. Herhangi bir avla başa çıkmayı kolaylaştıran dört santimetre dişlerle donanmıştır. Bu kedi hem gündüz hem de gece eşit derecede aktiftir. Bu bakımdan, sadece açlıktan hareket ederler. Ancak çoğu zaman avlanmak için en sevdikleri zaman alacakaranlıktır. Zaten sessiz bir hayvan tamamen görünmez olur. Kolaylıkla tırmandıkları ağaçlara veya kayalıklara oturarak avlarını beklemeyi severler. Pumalar avlanırken sürpriz faktörünü kullanır. Ayrıca, bu hayvan kaçmayı sevmez - çabucak söner. Bu, sessiz sürünme ve fantastik atlama yeteneği ile telafi edilir: üç metreye kadar atlayabilir veya altı katlı bir binanın yüksekliğinden korkusuzca atlayabilir. Puma ayrıca geyik veya geyik gibi büyük hayvanlara da saldırabilir. Hemen boğazına koşar ve onu ısırır. Küçük bir kurban, güçlü bir pençe darbesiyle devrilebilir, böylece servikal omurları kırılabilir. Ana yiyecekleri fareler, tarla fareleri, Çayır köpekleri, dağ sıçanları, kuşlar ve maymunlar. Çok nadiren, bir puma hayvanlara saldırır.<br />
<br />
Pumalar yaklaşık 20 yıla kadar yaşar. Bu yırtıcılar yalnız yaşamayı ve avlanmayı tercih ederler, ancak doğumdan sonraki birkaç ay boyunca yavrular, onları koruyan ve onlara avlanmayı öğreten anneleriyle birlikte yaşar. Anne onları terk ettikten sonra, yavru kediler birkaç hafta daha birlikte kalırlar, ancak daha sonra her biri bağımsız bir hayata başlar. Her bireyin toprakları bazen onlarca kilometre kareye kadar uzanır. Mülkiyet sınırları dokunulmazdır ve pumalar arasında toprak kavgası yoktur: Puma zaten bir "sahibi" olduğunu hissederse başka birinin toprağına tecavüz etmez. Bir puma kendi bölgesinden sürülür, sonra kedi yeni bir tane aramaya zorlanır. Ardından diğer insanların sınırlarını hızla geçmeye ve özgür topraklara yerleşmeye çalışırlar. Yol yakın değil. Örneğin, Wyoming pumaları, Colorado'da beş yüz kilometre uzakta bulundu.<br />
Pumalar insanlara nadiren saldırırlar çünkü bu saldırgan olmayan bir hayvandır. Aksine, puma dikkatli olmaya ve insanlardan uzaklaşmaya çalışır. Nadir saldırganlık vakaları, avcıların bu kediye olan ilgisinin artmasıyla ilişkilidir. 1995'te Meksika'da gerçek bir katil puma ortaya çıktı, yolda onunla tanışan tüm insanlara kendini attı. 18 kişi pençelerinden öldü. Puma yakalanıp incelendiğinde, kedinin sakat olduğu ortaya çıktı. Görünüşe göre beceriksiz bir avcı pumayı öldürmedi, sadece yaraladı. Cougar hayatta kaldı, ancak sakat kaldı. Bu yüzden insanlara karşı böyle bir gaddarlık.<br />
<br />
Kaplanlar veya aslanlarla karşılaştırıldığında, puma insanlar için daha az tehlikelidir. Bu hayvanların tüm korkuları oldukça batıl inançlıdır. Örneğin, Kuzey Amerika Kızılderililerinin inancına göre pumalar şeytani hayvanlardır. Kükremelerinden biri bir şeye değer! Nitekim puma sinirlendiğinde biraz lokomotif sinyali gibi bir ses çıkarır. Ancak diğer durumlarda, evcil kediler gibi mırlama sesleri çıkarır. Unutmayın, eğer puma yaralanmamışsa, o kişiye saldırmaz, ancak ayrılmaya çalışır. Bu nedenle, bu kediyle tanışırken panik yapmamalı, dikkatli ve ihtiyatlı davranmalıdır.<br />
<br />
Puma, geyik kaplanı, kahverengi jaguar, Meksika aslanı, kırmızı kaplan, dağ kedisi ve diğer birçok eşit derecede etkileyici isim - ve hepsi puma ile ilgili. Bu arada, Puma Perulu Kızılderililerin dilinde vahşi bir güzelliğin adı anlamına gelir ve "Quechua" gibi ses çıkarır. Amerika'da en büyük ikinci, sadece jaguardan sonra kabul edilmesine rağmen, küçük kedilerin ailesine aittir.<br />
<br />
Puma ortalama olarak yaklaşık 1,5 metre uzunluğunda uzun esnek bir gövdeye, küçük bir kafa ve küçük kulaklara, güçlü ve geniş pençelere sahiptir, arka bacaklar önden daha uzun ve daha kaslıdır. 25 ila 100 kg ağırlığında olabilir., Hepsi cinsiyete ve yaşa bağlıdır.<br />
<br />
Arka ve ön bacakların uzunluğundaki fark sayesinde, puma alışılmadık derecede muhteşem sıçramalar yapar. Koşmada güçlü olmasa da. Uzun mesafeler için dayanıklılıktan yoksundur ve kısa mesafeler için - saatte yaklaşık 60 km.<br />
<br />
Ancak buna rağmen, hayranlık uyandıran bir şekilde ağaçlara tırmanabilir, harika bir şekilde yüzebilir ve zarif bir sıçrama ile devasa uçurumları kolayca aşabilir.<br />
<br />
Puma, avcılar arasında çok az rekabet olduğundan ve çok sevdikleri yeterince toynaklı olduğundan, esas olarak dağlık bölgelerde yaşar.<br />
<br />
Sarımsı-kahverengi veya kırmızı-kahverengi bir renge ve kısa, sert kürke sahiptir. Yırtıcı hayvanın ağzında siyah noktalar bulunurken, göbek, boğaz ve göğüs neredeyse beyazdır.<br />
<br />
Gururlu kırmızı kediler, yalnızca Aralık'tan Mart'a kadar olan çiftleşme mevsiminde çiftleşir ve yılın geri kalanında asla kesişmeyen işaretli alanlarda birbirlerinden ayrılırlar.<br />
<br />
Hamilelik 82 ila 95 gün sürer ve bundan sonra harika yavrular doğar - çöpte 1 ila 6 arasındadır. Yavru kediler anneler gibi tek renk değil, benekli ve mavi gözlü olarak doğarlar. Yaşlandıkça da kürk ve göz rengini değiştirirler. Yavruları uzun süre beslemek için anne aktif olarak avlanmalıdır, çünkü yavru kedi 1.5-2 yaşında bağımsız aramalara devam eder.<br />
<br />
Puma'nın en sevdiği yiyecek geyiktir, ancak herhangi bir kedi gibi fareleri reddetmez. Genel olarak, bu avcıların menüsü oldukça çeşitli ve zengindir - rakunları, opossumları, sincapları, tavşanları ve hatta çekirgeli kurbağaları içerir.<br />
<br />
Pumanın avlanma taktiği, kurbanın sırtına ani, şimşek hızında bir sıçrama ve ardından hayatta kalma şansı bırakmadan boynunu ısırmaktır. Yenilmeyen avı gömerler ve sonra dallarla fırlatırlar - daha sonra.<br />
<br />
Puma son derece sabırlı ve sessiz bir hayvandır. Tuzağa düşse bile asla paniğe kapılmaz, sakince kendini kurtarmaya çalışır ve sessizce acının üstesinden gelir ve başaramazsa, hiç melankoliye düşer ve hareketsiz yatar.<br />
<br />
Pumalar insanlara saldırmaz ve onlarla buluşmaktan özenle kaçınır, bu hayvanın dünyanın en mütevazı kedilerinden biri olarak adlandırılması boşuna değildir. Bir saldırı, yalnızca avcının çok güçlü bir şekilde tükenmesi durumunda veya yavruları korumak için meydana gelebilir - diğer durumlarda, hayvan saldırganlık göstermez.<br />
<br />
1988'de çekilen muhteşem The Bear filminden bir video (yön. Jean-Jacques Annaud). Asla pes etme! Yetim bir oyuncak ayı bir puma tarafından saldırıya uğradı.<br />
<br />
Kedi ailesi, gezegenimizdeki en büyük hayvan ailelerinden biridir. Temsilcilerinin sayısı sayılamaz! Ne tür "kediler" yoktur - küçük evcil hayvanlardan devlere vahşi sakinler, hayırseverlik ve uysal eğilim ile ayırt edilmez. Bunların arasında ayrıca bir hayvan puma var ve bu yabancı kedinin bu makalesindeki fotoğraf ve açıklama, puma hakkında birçok ilginç şey öğrenmenize yardımcı olacak.<br />
<br />
Uzakta, okyanusun karşısında, iki Amerika kıtasında, kedi ailesinin memelilerinin bir temsilcisi olan bir puma kedisi (başka bir şekilde "puma" ve "dağ aslanı" olarak da adlandırılır) yaşıyor. Kim o, bu puma mı?<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Hayvanın açıklaması</span></span><br />
<br />
Yetişkin Pumalar Güzele Ulaşıyor büyük bedenler: kuyruk dahil vücudun uzunluğu 1,5 ila 2,8 metredir, hayvanın yüksekliği yaklaşık 75 santimetredir ve puma 70 ila 90 kilogram ağırlığındadır. Dişi pumaların erkeklerden yaklaşık %30 daha küçük olduğunu belirtmekte fayda var.<br />
<br />
Hayvanın, ağırlıklı olarak kırmızımsı bir tonda renklendirilen kısa ve kalın bir ceketi vardır. Ancak vücudun her yerinde renk taşmaları görülebilir, örneğin: boyunda beyaz kürk, kulaklarda siyah, grimsi bir kafa ve kuyruğun sonunda tamamen koyu bir gölge.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">puma nerede yaşıyor</span></span><br />
<br />
Hayvan, Güney ve Kuzey Amerika kıtalarının çok geniş bir bölgesinde yaşıyor. Bununla birlikte, Güney Amerika bölgesi tamamen bu hayvanların nüfusu tarafından kapsanıyorsa, Kuzey Amerika'da puma yalnızca Kanada topraklarına kadar bulunabilir. Daha fazla kuzey enlemleri onu çekmiyor.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Hayvan davranışı ve yaşam tarzı özellikleri</span></span><br />
<br />
Puma sadece “kendi kendine yürüyen kedi”, yani. - yalnız biri. Sadece çiftleşme mevsiminde kısa bir süre için çiftler oluşabilir.<br />
<br />
doğal alanlar Puma yaşamak ve avlanmak için seçici olarak arar ve onu bulduğunda, diğer bireylerin "ziyarette" karışmaya cesaret edememeleri için bölgesini çevre boyunca işaretler. Hayvan en çok ormanlık alanları tercih eder. Bazen uzun otların arasına veya bir ormanın kenarına yerleşir.<br />
Pumanın sesini dinle<br />
<br />
Gündüz saatlerinde puma bir dalda uyur. uzun ağaç böylece kimse onu rahatsız etmesin, ancak gecenin başlamasıyla birlikte yiyecek aramaya, yani avlanmaya gider.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Bir puma puma ne yer?</span></span><br />
<br />
Puma büyük bir avcıdır, bu nedenle oldukça büyük hayvanları avlayabilir. Ungulates onun avı olur (Süresi çiftleşme sezonu(yılda iki kez olur - kış ve yaz aylarında) erkek ve dişi pumalar çok kısa ömürlü olsalar da çiftler oluştururlar. Döllenmiş bir dişi puma, yaklaşık üç ay boyunca yavru taşır.<br />
<br />
Bir dişi 2 veya 3 bebek doğurur ve doğumda hiçbir şey görmezler. Puma yavruları küçük ve savunmasızdır, bu nedenle anne kedi onları çimlerin arasına saklar. Yavrular yaklaşık 25 - 30 santimetre uzunluğunda doğarlar. Küçük kedi yavrularının rengi grimsidir, genellikle vücudun her yerinde lekeler bulunur. Bebekler doğumdan 10 gün sonra görmeye başlar. Ancak bu tür anne sevgisi ve bakımı ne yazık ki uzun sürmüyor (iki yıldan biraz fazla) ve çok geçmeden çocuklar tamamen yalnız kalıyor ve koşullarda kendi başlarına hayatta kalmak zorunda kalıyorlar. yaban hayatı. Ne yapmalı, bu yüzden doğa tarafından sağlandı!<br />
<br />
Bir pumanın ortalama yaşam süresi 8 - 14 yıldır, ancak esaret altında hayvanın 20 yıla kadar yaşadığı durumlar vardı.<br />
<br />
</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Timsahlar Hakkında Bilgiler]]></title>
			<link>/showthread.php?tid=17070</link>
			<pubDate>Mon, 01 Aug 2022 19:12:11 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="/member.php?action=profile&uid=8">RasitTunca</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">/showthread.php?tid=17070</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Timsahlar Hakkında Bilgiler</span></span><br />
<br />
Timsahlar (Latince: Crocodilia), sıcak bölgelerde bataklıklar ve su kenarlarında yaşayan vücudu kemiksi pullarla örtülü sürüngenleri içeren bir grup.[2] Bu takımın familyaları Alligatoridae (Aligatorgiller), Crocodylidae (Timsahgiller) ve Gavialidae'dir (Gavyaller).<br />
<br />
Kuşların yaşayan en yakın akrabalarıdır. Kuşlar ve timsahlar, Archosauria grubunun yaşayan son üyeleridir. Crocodilia takımı, 220 milyon yıl önce Trias Döneminde ortaya çıkmış olan ve Mezozoik dönemde çok çeşitli şekillere ayrılan Crurotarsi grubunun üyelerindendir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Köken bilimi</span></span><br />
<br />
Timsah sözcüğü köken olarak Arapça bir sözcüktür. Peçenekler, Kumanlar, Kıpçaklar, Basmıllar, Oğuzlar, Karluklar, Türgeşler, Hazarlar, Göktürkler, Uygurlar, Tuna Bulgarları, Kimekler timsaha alavan demişlerdir. Kâşgarlı Mahmud tarafından Bağdat'ta 1072 - 1074 yılları arasında yazılan Türkçe - Arapça sözlük olan Divânu Lügati't-Türk'te timsahın Türkçe karşılığı alavan olarak geçer.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Fizyoloji ve biyoloji</span></span><br />
<br />
Timsah, sıcak bölgelerdeki akarsularda yaşayan, Timsahgiller takımından iri yapılı, kalın ve kabuksu derili sürüngen türlerinin genel adıdır. Uzaktan bakıldığında kertenkeleye benzerler. Vücutlarının üzeri, sert kemiksi plakalarla örtülüdür. Ön ayaklarında beşer, arka ayaklarında dörder parmak bulunur. Parmak araları tamamen veya kısmen perdelidir. Uzun, yandan basık kuyrukları suda kürek vazifesi görür. Güçlü dişlerle bezenmiş, çok kuvvetli çeneleri vardır. Yalnız üst çene açılır. Etli dil, alt damağa yapışıktır. Gözleri, burunları ve kulakları başlarının üst kısmında bulunur. Suda yüzerken rahatça etraflarını görür, işitir ve solunum yaparlar. Karada vücutlarını zor taşımalarına rağmen, suda çok iyi yüzerler. Gündüzleri dinlenir, çoğunlukla gece avlanırlar. Gözbebekleri dikey olduğundan gece de iyi görürler. Timsahlar renk körüdür ve dillerini dışarı çıkaramazlar.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Avlanma ve beslenme</span></span><br />
<br />
Balık, kuş ve suya gelen memelilerle beslenirler. İnsanlara da saldıranları vardır. Timsahlar avına saldırmadan önce yaklaşık 2 metrelik bir alana girmesini beklerler. Avı saldırabileceği kadar yakına gelen timsah, yaklaşık 12 m/s bir hız ile avını yakalar. Bu hıza; vücutlarının yapısı, arka bacakları ve de en önemlisi kaslı kuyrukları sayesinde ulaşırlar. Avlarını güçlü çeneleri arasına sıkıştırıp suya çekerek boğarlar. Kendilerinden büyük olan avlarını 200 kg bir kuvvet uygulayabildikleri ve avını ağzı ile kavrayıp kendi etrafında birkaç kez dönerek gerçekleştirdikleri ölüm dönüşü adı verilen yöntemle daha küçük parçalara ayırırlar. Çeneleri sağa sola hareket etmediği için besinleri çiğneyemeden büyük parçalar hâlinde yutarlar. Sindirim için çakıl ve taş da yutarlar. Sonra dişlerinin arasındaki artıkları dışarı çıkarırlar. Dişlerinin arasında sıkışan atıkları atamadıklarında ağızlarını açık tutarlar. Bu sayede bazı kuş türleri ağza konar ve atıkları yer ve buna Protokooperasyon denir. Taze etin sindirimi zor olduğu için bazı türler avlarını gömerek çürümelerini bekler.<br />
<br />
Gözleri üç perdelidir. Suya daldıkları zaman burun ve kulak delikleri birer kapakla örtülür. Ağız gerisinde bulunan bir kıvrımı damaklarına yapıştırarak soluk ve yemek borularını birbirinden ayırabildiklerinden su altında bile ısırıp yiyebilirler. Konik yapılı dişler aşındıkça yenileri sürer. Derilerinden bavul, ayakkabı, çanta iskarpin yapılır. Bu bakımdan bol miktarda avlanılırlar.<br />
<br />
Yukarıdan aşağıya: Amerika aligatoru (Alligator mississippiensis), Nil timsahı (Crocodylus niloticus) ve Hint gavyali (Gavialis gangeticus).<br />
<br />
Yürekleri dört gözlüdür. Aort kökleri Panizza kanalı vasıtasıyla birleştiklerinden vücutlarında kirli kan dolaşır. Diğer sürüngenler gibi soğukkanlı hayvanlardır. Vücut ısıları çevre ısısına göre değişir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Üreme</span></span><br />
<br />
Yumurtayla çoğalırlar. Çiftleşmeden sonra dişi, kıyıdaki bir kumlukta açtığı çukur içine kaz yumurtası iriliğinde 50 kadar yumurta yumurtlar. Yumurtaların üzerini kumla örterek yakınlarında nöbet bekler. Bazen bu süre üç ayı bulur. Dişi bu sürede hiçbir şey yemediğinden kilo kaybeder. Zaman zaman erkek de dişinin yakınına gelir. Ama dişisini beslemeyi akıl edemez. Yavrular, yumurta kabuğunu kırmaya hazır olunca 20 metre kadar uzaklıktan duyulan sesler çıkararak annelerini yardıma çağırırlar. Dişi, kumları açarak yumurtalardan yavruların çıkmasına yardım eder. İnce derili yavrular büyük bir titizlikle tek tek annenin ağzında su kıyısına taşınır. Bakıma muhtaç yavrular altı ile sekiz haftalık bir süre içinde anne ve baba tarafından dış tehlikelerden büyük bir dikkatle korunur. Yırtıcı kuşlar ve vahşi memeliler timsah yavrularına düşkündür.<br />
<br />
Yavrular kendilerine bakacak duruma gelince anne ve babalarından uzaklaşarak kendilerine av sahaları ararlar. Büyük timsahlardan uzak olmak zorundadırlar. Hatta bazen sonraki karşılaşmalarda anne ve babalar yavrularını tanıyamamakta, onlara av gözüyle bakmaktadır. Yavrular, balık yumurtaları, salyangoz ve su böcekleriyle beslenirler.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Coğrafi dağılım</span></span><br />
<br />
Timsahlara çoğunlukla Amerika, Afrika, Madagaskar, Güney ve Doğu Asya ile Orta Avustralya'da rastlanmaktadır. Tuzlu sularda yaşayanları da vardır. Nil timsahının anayurdu Nil Nehri olduğundan bu adla anılır. Eski Mısırlılar bunlardan korkar ve mukaddes sayarlardı. Bugün Nil kıyılarında bu timsahlar kalmamıştır. Madagaskar'da mevcuttur. Uzunluğu 7 metreye ulaşabilir. Bu timsahlar 1500 kg'a kadar ulaşabilirler. Bunların eskiden yaşamış onlarından bir tanesinin fosilinin boyu 15 metre civarında tahminen de 4000 kg kadardı.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Yaşam</span></span><br />
<br />
Timsahlar insanlara da saldırabilir. Amerikan timsahının (Crocodylus acutus) boyu 50 cm - 3,8 m arasında değişir. 4 metre olanları da bulunmuştur. Ağırlık olarak da 2000 kg'a kadar ulaşabilirler. Denizde de yaşayabilir ve insan için tehlikelidir. Hindistan ve Sri Lanka'da yaygın olan Hint timsahı tatlı suda yaşar. Uzunluğu 5 metre kadar olabilir. Çoğunlukla balıkla beslenir. İnsana nadir saldırır. ABD'nin güneydoğusundaki bataklık, göl ve ırmaklarda yaşayan Amerika aligatorunun (Alligator misisipiensis) derileri ayakkabı ve valiz yapımında değerli sayılır. En çok Florida bataklıklarında yaşar. Üreme dönemlerinde avlanmaları yasaklanmıştır. Boyları 3-4 metreye ulaşabilir. Timsahlar yok edilmediği takdirde uzun süre yaşayabilmektedir. Hayvanat bahçelerinde 80 yaşını aşanlar vardır. Bazı kuşlar timsahların açık ağızlarının arasına çekinmeden girerek artık etleri ve damağa yapışmış sülükleri yerler. Timsahlarla bu kuşlar arasında âdeta ortak bir yaşam göze çarpar. Tehlike anında timsahları çığlıklarıyla uyarırlar. <br />
<br />
Sürüngenler (Reptilia) sınıfının Crocodile takımında yer alıp iri yapılı canlılar olan timsahlar, sıcak bölgelerdeki akarsularda, nehirlerde, su kenarları ve bataklıklarda yaşar. Uzaktan bakıldığında yapıları dev bir kertenkeleyi andırır. Vücudunda sert ve kemiksi plakalar bulunan bu sürüngenler, genellikle yaşadıkları bölgenin besin zincirinde en üst sırada yer alırlar.<br />
<br />
Üstün avlanma yetenekleri ile belgesellerde sıkça karşılaştığımız timsahlar birçok ilginç özellik barındırırlar. Hantal vücutlarıyla karada güçlükle yürüseler de suda oldukça aktiftirler. Sudan karaya çıkabilen amfibilerin soyundan evrimleşmiş olan sürüngenlerin bir parçasıdırlar ve yarı-sucul olarak yaşamaktadırlar. Hem karada yürümek hem de suda yüzmek için uygun olan kısa ama güçlü bacakları onlara bu özelliği vermiştir.<br />
<br />
Bu avcılar etçil olarak beslenmekle birlikte aylarca aç kalabilirler. Çoğunlukla geceleri avlanan bu canlıların geçmişleri de oldukça eskidir ve dinozorlarla birlikte yaşadıkları öne sürülmüştür. Yaklaşık 84 milyon yıl evvel, Kretase dönemi sonlarında ortaya çıktıkları bilinmektedir. Bulundukları bölgeye göre değişik türleri vardır ve insanlara saldırırlar. Çoğunlukla tatlı suları severler; fakat denizlerde yaşayanları da bulunmaktadır.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Timsah Nedir?</span></span><br />
<br />
Timsahlar; Alligatoridae familyasından, dört küçük bacaklı, uzun kuyruklu, yarı-sucul, saldırgan ve iri yapılı sürüngenlerdendir. Bir zırh gibi vücutlarını kaplayan, sert pullarla kaplı, kalın deriye sahiptirler. Bilinen 23 türü mevcut olmakla birlikte, en büyük boyuta sahip tuzlu su timsahları 7 metre uzunluk ve 900 kilograma kadar ulaşabilirler. En küçük boyutta olan cüce timsahlar ise 1.2-1.7 metre uzunluğunda ve 6-7 kilogram ağırlığındadır. Kendilerine özgü bir ses çıkarırlar.<br />
<br />
Güçlü dişleriyle donatılmış çeneleri vardır ve yalnızca üst çeneleri açılıp, alt kısım sabit kalmaktadır. Göz, burun ve kulakları başlarının üstünde bulunur. Bu nedenle suda yüzerken kolaylıkla etrafını görebilir, duyar ve nefes alırlar. Sudayken çok çevik ve hızlı bir şekilde hareket edebilen timsahlar, karada olduğu zamanlarda kafasını sağa sola dahi çeviremez, vücut ağırlıkları sebebiyle zor hareket ederler. Yaşayan sürüngenlerin en büyükleri olarak kabul edilirler.<br />
<br />
Bu hayvanlara genellikle Amerika, Afrika, Madagaskar, Orta Avustralya, Güney ve Doğu Asya ile Florida’nın göl ve bataklıklarında rastlanır. Tıpkı diğer sürüngenler gibi soğukkanlı olan bu canlılar, derileri için insanlar tarafından avlanabilirler. Bu da soylarının tükenme tehlikesine neden olmuştur.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Timsahların Özellikleri Nelerdir?</span></span><br />
<br />
Timsahların Özellikleri Nelerdir?Çoğumuzun sadece hayvanat bahçesinde rastladığı timsahlar güçlü görüntüleri ve heybetli duruşlarıyla dikkat çekerler. Dünyanın en güçlü ısırığına sahip bu saldırgan canlılar tropikal bölgelerde bulunurlar.<br />
<br />
Güçlü dişlerinin sayısı, türüne göre değişir ve bu sayede avı yakaladığında kolayca öldürebilirler. Dişleri zamanla aşındığında yerine yenileri çıkmaktadır. Buna rağmen ağızlarını açmaya yarayan kas yapıları çok zayıftır ve yetişkin bir insan elleriyle ağzını açmasına engel olabilir.<br />
<br />
Vücut ısılarını koruyamayan bu dev sürüngenler kuraklıkta ve kış aylarında su kenarlarına kazdıkları oyuklarda kış uykusuna yatarlar. Muson yağmurlarına denk gelen üreme mevsimlerinde oldukça agresif davranırlar.<br />
<br />
Vücutlarında ter bezi bulunmadığı için sıcak havalarda ağızlarını açarak soğumaya çalışırlar. Suda oldukça aktif olan timsahlar, 2-3 saat boyunca suyun dibinde kalabilirler ve hızlı yüzücülerdir. Dört odacıklı kalbe sahiptirler.<br />
<br />
Alt çenelerine yapışık olan dilleri çok güçlü kas yapısına sahiptir ve yediklerinin ağız içindeki hareketini sağlamaktadır. Hareketsiz çene kemikleri nedeniyle tüm görevi dil üstlenir. Güçlü dillerine rağmen çene kemiklerinin sabit olmasından yiyecekleri genellikle iri parçalar halinde yutarlar.<br />
<br />
Alt çenelerine bir zar ile bağlı olan dillerini ağızdan dışarı doğru uzatamazlar. Ancak yiyecekleri damağa doğru itebilir ya da geriye doğru giderek bir kese oluşturup, yavruları taşımaya yardımcı olabilir. Bunun yanında parlak sarı-turuncu renkteki dilleri çevreye karşı uyarıcı mesaj vermeye yarayabilir.<br />
<br />
Bir diğer özellik olarak; tuz bezlerine sahip olan timsahların dilleri insanlardaki böbreklerin görevini üstlenmektedir. Yarı-dik bir postüre sahip olan bu hayvanları her ne kadar dört ayak üzerinde görmeye alışık olsak da avlarını kovalarken kısa süreliğine de olsa iki ayak üzerine kalkabilirler.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Timsah Türleri Nelerdir?</span></span><br />
<br />
Timsahların Türleri Nelerdir?Bütün timsahlar su kenarlarında yaşamak gibi benzer özelliklere sahiptirler. Bundan yaklaşık 55 milyon yıl önce, Eosen döneminde diğer krokodillerden ayrılmışlardır. Günümüzde çoğu türü yok olma tehlikesi altındadır. Hatta bazıları kritik durumdadır.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Birkaç timsah türünü sizin için sıraladık:</span></span><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Tuzlu Su Timsahı (Crocodylus porosus)</span></span><br />
<br />
Dünyada yaşayan en büyük sürüngen olan bu türler, isminin aksine sadece tuzlu sularda değil, tatlı sularda da yaşamını sürdürebilir. Güneydoğu Asya, Kuzey Avustralya ve Hindistan’ın doğu kesimleri yaşam alanları olmakla birlikte en sık Avustralya ve Hint Okyanusu’nda görülürler.<br />
<br />
Özellikle bu türün erkekleri oldukça iridir. Bugüne kadar kayıt altına alınmış en büyük tuzlu su timsahının uzunluğu 7.2 metredir. Kuşlar, su buffaloları, köpek balıkları, kangurular ve maymunlarla beslenen bu sürüngenler insanlara da saldırır.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Nil Timsahı (Crocodylus niloticus)</span></span><br />
<br />
Afrika’daki üç timsah türünün en büyüğüdür. Tuzlu su timsahından sonra dünyanın en büyük ikinci türü olma özelliğini taşır. Nil Nehri kıyılarında ve Madagaskar’da bulunurlar. Ortalama 5 metre civarı uzunlukları varken 6.1 metre olanına da rastlanmıştır. Dişileri erkeklere oranla biraz daha küçüktür.<br />
<br />
Çok güçlü olmalarına rağmen ağızlarını açmalarına bir bantla engel olmak mümkündür. Gündüzleri karaya çıkarak güneş altında enerji toplarlar. Nehir kenarına su içmeye gelen antilopları avlayabilirler. Bu türü diğerlerinden ayıran en belirgin özellik ise avlarını çürütmeden, taze olarak tüketmeleridir. Pusuya yatarak avlarını çok uzun süre bekleyebilirler.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Amerikan Timsahı (Crocodylus acutus)</span></span><br />
<br />
En çok Kosta Rika’da bulunan bu tür, Amerikan Baltmessah olarak da bilinir. Amerika aligatoru ile sıkça karıştırılmaktadır. Özellikle Güney Kaliforniya, Meksika, Kuzey-Güney ve Orta Amerika’da yaygındırlar. Genellikle nehir ve göllerde yaşamasına rağmen denizlerde de yaşayabilirler.<br />
<br />
Vücudunda bulunan parazitlerden dolayı küçük balıkları avlayan bu tür, diğerlerine göre daha tehlikeli ve saldırgandır. Soğuğa dirençli olup 7 derece suya dahi dayanabilirler. 4,2 metre civarı uzunlukta olmalarına rağmen 7 metre olanına da rastlanmıştır. İnsanlara saldırırlar.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Filipinler Timsahı (Crocodylus mindorensis)</span></span><br />
<br />
İsminden anlaşıldığı üzere Filipinler’de bulunan bu tür, çoğunlukla yağmur ormanlarında yaşar ve derin olmayan su birikintilerinde bulunurlar. Nadiren 3 metre civarında olabilirler; fakat asıl uzunlukları 120 cm civarındadır. 80 cm kadar küçük olanları da bulunur. Nesli tehlike altındadır, hatta tükenmek üzeredir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Siyah Kayman Timsahı (Melanosuchus niger)</span></span><br />
<br />
İnsanlara yaptıkları saldırılar genellikle ölümcül olan bu tür, Amazon Nehri havzasında görülür. Balık ve diğer sürüngenlerle beslenirler. Uzunlukları 3-4 metre arası olmakla birlikte yetişkin erkekler 5 metreye kadar ulaşabilirler.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Uzun Burun Timsahı (Crocodylus cataphractus)</span></span><br />
<br />
Afrika kıtasının batı ve orta kesimlerinde görülen tür, ince ve uzun yapılı burunlarından dolayı bu ismi almıştır. Ortalama 3-4 metre uzunluğundadırlar. Balıklar, amfibiler ve kabuklularla beslenirken, yağmurlu havalarda ürerler. Dişiler tek seferde en az 10 yumurta bırakabilirler.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Orinoco Timsahı (Crocodylus intermedius)</span></span><br />
<br />
Özellikle Orinoco Nehri olmak üzere Güney Amerika’nın kuzey kesimlerinde, tatlı suda yaşarlar. 3 ile 4.8 metre arasında değişen uzunlukları vardır. Ancak 6.6 metre uzunluğundaki 1.8 tonluk timsah, rastlanan en büyük olarak bu türde kayıtlara geçmiştir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Hint Gavyali (Gavialis gangeticus)</span></span><br />
<br />
Gavialidae familyasının yaşayan son iki üyesinden biridir. Kuzey Hindistan bölgeleri ve Nepal Nehri’nde yaşayan bu tür, uzun-ince suratları sayesinde diğerlerinden kolayca ayırt edilirler. Ağız tipleri sayesinde balıkları kolayca yakalarken, insanlara çok fazla saldırmazlar. 3-5 metre uzunluğundadırlar.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Cüce Kayman Timsahları (Paleosuchus palpebrosus)</span></span><br />
<br />
Dünyanın en küçük timsahı olan cüce kaymanların dişileri 1.2 metre, erkekleri ise 1.5 metre civarındadır. Güney Amerika’nın kuzeyinde, genellikle nehir kıyılarındaki ormanlık bölgelerde yaşarlar. Saatlerce kıpırdamadan durma özelliğine sahip bu türler her besini yiyemedikleri gibi küçük yapılarından dolayı kendilerini savunamazlar.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Gözlüklü Kayman Timsahı (Caiman crocodilus)</span></span><br />
<br />
Orta ve Güney Amerika’da bulunan bu tür, keskin gözleri sayesinde avını kolayca yakalar ve uzak mesafelere sıçrama konusunda başarılıdır. Anakondalara çekingen yaklaşır ama onun dışındaki hayvanları acımasızca yer. Boyu 6 metreyi bulabilir<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Çin Timsahı (Alligator sinensis)</span></span><br />
<br />
Kafa yapısı diğer timsahlara göre biraz değişik olan bu türün boyu nadiren 2 metreye ulaşabilir. Çin’in doğusunda yaşar. Oldukça sakin davranışlar sergiler ve insanlara saldırmaz. Fakat tehlike anında çok güçlü bir hayvana bile saldırabilir. Kemirgen, balık ve kurbağalarla beslenir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Timsahlarda Üreme Nasıl Olur?</span></span><br />
<br />
Timsahlarda Üreme Nasıl Olur?Tıpkı diğer sürüngenlerde olduğu gibi yumurtayla çoğalan timsahların dişileri, tek seferde ortalama 50 yumurtayı kumda açtığı çukurlara bırakır ve üzerini kumla örter. Üç ay kadar hiçbir şey yemeden yumurtaların başında bekleyen dişilere zaman zaman erkekler de eşlik edebilir. Fakat dişiyi beslemezler.<br />
<br />
İlginçtir ki, yuva içindeki sıcaklık yavruların cinsiyetini belirlemede bir etken olabilir. Amerikan timsahı gibi bazı türlerde düşük yuva sıcaklığında dişi; yüksek yuva sıcaklığında ise genellikle erkek yavrular meydana gelir. Yavrular 20 metre uzaklıktan duyulabilen sesler çıkarırlar ve böylece yumurtadan çıkmaya hazır olduklarını annelerine bildirirler.<br />
<br />
Bazı zamanlar anne timsahlar yumurtadan daha kolay çıkabilmeleri için dişleriyle hafifçe yumurtayı ısırıp kolay çatlamasına yardımcı olur. Çatlayan yumurtadan çıkan yavruların derileri incedir. Annelerinin ağzında su kıyılarına taşınırlar. Büyüme ve gelişme hızları beslenmelerine ve sıcaklığa göre değişiklik gösterebilir.<br />
<br />
Yavrular, yaklaşık 2 ay anne-babalarının koruması altındadırlar. Özellikle yırtıcı kuşlar ve memeliler, yavrular için tehlike oluşturur. Ayrıca büyük timsahlar da onları avlayabilir. Kendilerine bakacak kadar gelişince anne babadan ayrılan yavrular, büyüdüklerinde onlar tarafından da tanınmayarak avlanma tehlikesiyle karşı karşıya kalabilirler.<br />
<br />
Timsahlar uzun süre yaşayabilirler. Hayvanat bahçelerinde 80 yaşını aşanları bulunmaktadır. Ortalama ömürleri, türlerine göre değişiklik göstermekle birlikte tuzlu su timsahlarında 70 yıl, Nil timsahlarında 70-100 yıl ve Amerika aligatorunda 30-50 yıldır.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Timsahların Vücut Yapısı Nasıldır?</span></span><br />
<br />
Timsahların Vücut Yapısı Nasıldır?Uzun yapılı vücutları, sert ve kemiği andıran kabuklarla örtülüdür. Bu kabuklar ise parçalar halindedir. Suda yaşayıp zaman zaman karaya çıkan amfibik hayvanlardan oldukları için vücutları da buna göre evrimleşen timsahların gözleri üç perdelidir ve göz bebekleri dikey olduğundan geceleri iyi görürler. Aynı zamanda renk körü oldukları da bilinir.<br />
<br />
Tipik bir Amerikan timsahı yaşamı boyunca 4000 adet dişe sahip olabilir; çünkü bir dönemde sahip olduğu 80 dişi hayatta kaldığı sürece 50 kez yenileyebilir. Suya daldıkları zaman burun ve kulak delikleri birer kapakla örtülür. Soluk ve yemek borularını birbirinden ayıran bir yapıya sahip olduklarından su altında bile rahatlıkla avını ısırarak yiyebilirler.<br />
<br />
“V” şeklinde uzun burunları vardır ve delikleri başın ön ve üst kısmında yer alır. Oldukça kuvvetli çenelere sahip olan bu hayvanların alt-üst çene boyutları aynıdır ve ağızları kapalıyken alt çene üst çenenin dışında görünür. Burun delikleri ve gözleri dışarıda kalacak şekilde su içerisinde uzun süre durabilirler.<br />
<br />
Timsahların 4 adet kısa ve kalın bacağı bulunur. Perdeli olan ayakları yüzmede onlara avantaj sağlar. Uzun kuyrukları ise yüzerken hız kazandırdığı gibi aynı zamanda bir silah görevi görür. Ayrıca kış aylarında ihtiyaç duyacakları yağları bu kuyruklarda depo ederler.<br />
<br />
Mideleri diğer sürüngenlerden farklı olarak iki bölmeye ayrılmıştır ve sindirimi kolaylaştırmak için taş yutarlar. Kalpleri dört gözlü olan timsahların vücutlarında kirli kan dolaşmaktadır. Bulundukları ortamın sıcaklığı, vücut ısılarını etkiler. Ayrıca sürüngenler içinde en gelişmiş beyne sahiptirler.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Timsahlar Nasıl Beslenir?</span></span><br />
<br />
Timsahlar Nasıl Beslenir?Bu hayvanlar karnivor beslenirler. Erginleşmemiş bir timsah; küçük balık, salyangoz, kabuklu hayvan ve böcekleri yerken; yetişkinler çoğunlukla geceleri balık, yengeç, kaplumbağa, yılan ve suya gelen küçük memelilerle beslenir. Domuz, geyik, manda gibi hayvanları da avlayabilirler.<br />
<br />
En büyük avlanma mekanizması olan çenelerinin arasına sıkıştırdıkları avlarını suya çeker ve boğarak öldürürler. Avlarını parçalarken dişlerini kullanırlar. Timsahlar avlarını çiğnemeden, iri parçalar halinde yuttukları için sindirimi kolaylaştırmak amacıyla taş ve çakıl yutarlar.<br />
<br />
Taze eti sindirmek zor olduğu için çoğunlukla çürütmeyi tercih ederler. Bazı kuş türleri timsahların açık ağzının arasına girerek atık etleri ve damağa yapışan kalıntıları yiyebilir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Timsahların Bilimsel Sınıflandırması</span></span><br />
<br />
Timsahların Bilimsel SınıflandırmasıAlem: Hayvanlar (Animalia)<br />
<br />
Alt Alem: Bilateria<br />
Şube: Kordalılar (Chordata)<br />
Alt Şube: Vertebrata<br />
Süper Sınıf: Terapoda<br />
Sınıf: Sürüngenler (Reptilia)<br />
Takım: Krokodiller (Crocodilia)<br />
Familya: Timsahgiller (Crocodylidae)<br />
Cins: Alligator<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Timsahlar Hakkında İlginç Bilgiler</span></span><br />
<br />
-Dünya'daki en güçlü ısırığa sahip olan hayvandır.<br />
<br />
-Sürüngenler sınıfına girer.<br />
<br />
-Diğer sürüngenler gibi timsahlar da soğuk kanlıdır.<br />
<br />
-Tuzlu su timsahı timsahların en büyük türüdür.<br />
<br />
-Çoğu timsah, tatlı suda nehir ve göllerde yaşarken, bazı türleri  tuzlu suda yaşar.<br />
<br />
-Bazı timsah türleri 1200 kilograma ulaşabilir.<br />
<br />
-Bilinen 23 farklı timsah türü vardır.Bunlardan en küçüğü cüce timsahlardır.Boyları maksimum 1,7 metreye ulaşabilir.<br />
<br />
-Timsahlar, dinozorlarla beraber yaşamışlardır.240 milyon yıldır Dünya'da oldukları düşünülüyor.<br />
<br />
-Genellikle Asya, Avustralya, Afrika ve Amerika'nın tropikal bölgelerinde bulunurlar.<br />
<br />
-24 tane dişleri vardır.Bunlar çok güçlüdür.<br />
<br />
-Taş yutarlar.Bu suda daha rahat batmalarına ve dengelerini sağlamalarında yardımcı olur.<br />
<br />
-Timsahlar kendi başlarına vücut ısılarını koruyamadıklarından , uzun kuraklıklar ve kış aylarında kış uykusuna yatarlar.Kış uykusu için,  nehir kıyılarında oyuklar kazmaları gerekir.Bu da yaşam alanlarının sulak alanlar olmasını açıklıyor.<br />
<br />
-Timsahların ağızlarını açmak için yardım eden kasları çok zayıftır.Bir insan elleriyle timsahın ağzının açılmasını engelleyebilir.<br />
<br />
-National Geographic ,tuzlu su timsahlarının 16.464 newtonluk ısırık kuvveti uygulayabileceğini belirtiyor.<br />
<br />
-Çiftleşmelerinde 20-80 arasında yumurta bırakırlar.Yumurtalara dişi bakar.Bu yaklaşık 3 ay sürer.<br />
<br />
-Timsahlar üreme döneminde çok agresif olurlar.Bu dönem muson yağmurlarına denk gelir.<br />
<br />
-Sıcak günlerde soğumaya ihtiyaç duyarlar.Ağızlarının açık durma sebebi de budur.Ter bezleri yoktur.<br />
<br />
-Timsah yumurtası kaz yumurtasından büyük değildir.<br />
<br />
-'Timsah göz yaşları ' tabiri bir mitten gelmektedir.<br />
<br />
-Bir timsah derisi cüzdan 15.000 dolar edebilir.Derileri için avlanmaları soylarının tükenme tehlikesi içinde olmasına yol açmıştır.<br />
<br />
-Su altında 2-3 saat kalabilirler.Saatte 40 kilometre hızla yüzebilirler.<br />
<br />
-Timsah yavrularının %99'u daha bir yılını doldurmadan balık ,kertenkele ve diğer timsahlar tarafından yenilirler.<br />
<br />
-Kalpleri 4 odacıklıdır.Fakat dalış yaparken 3 odacıklı sürüngen gibi davranır.<br />
<br />
-Eski Mısırlılar ve Yeni Gine'deki bazı kabileler timsahlara hayranlık duymuşlardır.<br />
<br />
</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Timsahlar Hakkında Bilgiler</span></span><br />
<br />
Timsahlar (Latince: Crocodilia), sıcak bölgelerde bataklıklar ve su kenarlarında yaşayan vücudu kemiksi pullarla örtülü sürüngenleri içeren bir grup.[2] Bu takımın familyaları Alligatoridae (Aligatorgiller), Crocodylidae (Timsahgiller) ve Gavialidae'dir (Gavyaller).<br />
<br />
Kuşların yaşayan en yakın akrabalarıdır. Kuşlar ve timsahlar, Archosauria grubunun yaşayan son üyeleridir. Crocodilia takımı, 220 milyon yıl önce Trias Döneminde ortaya çıkmış olan ve Mezozoik dönemde çok çeşitli şekillere ayrılan Crurotarsi grubunun üyelerindendir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Köken bilimi</span></span><br />
<br />
Timsah sözcüğü köken olarak Arapça bir sözcüktür. Peçenekler, Kumanlar, Kıpçaklar, Basmıllar, Oğuzlar, Karluklar, Türgeşler, Hazarlar, Göktürkler, Uygurlar, Tuna Bulgarları, Kimekler timsaha alavan demişlerdir. Kâşgarlı Mahmud tarafından Bağdat'ta 1072 - 1074 yılları arasında yazılan Türkçe - Arapça sözlük olan Divânu Lügati't-Türk'te timsahın Türkçe karşılığı alavan olarak geçer.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Fizyoloji ve biyoloji</span></span><br />
<br />
Timsah, sıcak bölgelerdeki akarsularda yaşayan, Timsahgiller takımından iri yapılı, kalın ve kabuksu derili sürüngen türlerinin genel adıdır. Uzaktan bakıldığında kertenkeleye benzerler. Vücutlarının üzeri, sert kemiksi plakalarla örtülüdür. Ön ayaklarında beşer, arka ayaklarında dörder parmak bulunur. Parmak araları tamamen veya kısmen perdelidir. Uzun, yandan basık kuyrukları suda kürek vazifesi görür. Güçlü dişlerle bezenmiş, çok kuvvetli çeneleri vardır. Yalnız üst çene açılır. Etli dil, alt damağa yapışıktır. Gözleri, burunları ve kulakları başlarının üst kısmında bulunur. Suda yüzerken rahatça etraflarını görür, işitir ve solunum yaparlar. Karada vücutlarını zor taşımalarına rağmen, suda çok iyi yüzerler. Gündüzleri dinlenir, çoğunlukla gece avlanırlar. Gözbebekleri dikey olduğundan gece de iyi görürler. Timsahlar renk körüdür ve dillerini dışarı çıkaramazlar.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Avlanma ve beslenme</span></span><br />
<br />
Balık, kuş ve suya gelen memelilerle beslenirler. İnsanlara da saldıranları vardır. Timsahlar avına saldırmadan önce yaklaşık 2 metrelik bir alana girmesini beklerler. Avı saldırabileceği kadar yakına gelen timsah, yaklaşık 12 m/s bir hız ile avını yakalar. Bu hıza; vücutlarının yapısı, arka bacakları ve de en önemlisi kaslı kuyrukları sayesinde ulaşırlar. Avlarını güçlü çeneleri arasına sıkıştırıp suya çekerek boğarlar. Kendilerinden büyük olan avlarını 200 kg bir kuvvet uygulayabildikleri ve avını ağzı ile kavrayıp kendi etrafında birkaç kez dönerek gerçekleştirdikleri ölüm dönüşü adı verilen yöntemle daha küçük parçalara ayırırlar. Çeneleri sağa sola hareket etmediği için besinleri çiğneyemeden büyük parçalar hâlinde yutarlar. Sindirim için çakıl ve taş da yutarlar. Sonra dişlerinin arasındaki artıkları dışarı çıkarırlar. Dişlerinin arasında sıkışan atıkları atamadıklarında ağızlarını açık tutarlar. Bu sayede bazı kuş türleri ağza konar ve atıkları yer ve buna Protokooperasyon denir. Taze etin sindirimi zor olduğu için bazı türler avlarını gömerek çürümelerini bekler.<br />
<br />
Gözleri üç perdelidir. Suya daldıkları zaman burun ve kulak delikleri birer kapakla örtülür. Ağız gerisinde bulunan bir kıvrımı damaklarına yapıştırarak soluk ve yemek borularını birbirinden ayırabildiklerinden su altında bile ısırıp yiyebilirler. Konik yapılı dişler aşındıkça yenileri sürer. Derilerinden bavul, ayakkabı, çanta iskarpin yapılır. Bu bakımdan bol miktarda avlanılırlar.<br />
<br />
Yukarıdan aşağıya: Amerika aligatoru (Alligator mississippiensis), Nil timsahı (Crocodylus niloticus) ve Hint gavyali (Gavialis gangeticus).<br />
<br />
Yürekleri dört gözlüdür. Aort kökleri Panizza kanalı vasıtasıyla birleştiklerinden vücutlarında kirli kan dolaşır. Diğer sürüngenler gibi soğukkanlı hayvanlardır. Vücut ısıları çevre ısısına göre değişir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Üreme</span></span><br />
<br />
Yumurtayla çoğalırlar. Çiftleşmeden sonra dişi, kıyıdaki bir kumlukta açtığı çukur içine kaz yumurtası iriliğinde 50 kadar yumurta yumurtlar. Yumurtaların üzerini kumla örterek yakınlarında nöbet bekler. Bazen bu süre üç ayı bulur. Dişi bu sürede hiçbir şey yemediğinden kilo kaybeder. Zaman zaman erkek de dişinin yakınına gelir. Ama dişisini beslemeyi akıl edemez. Yavrular, yumurta kabuğunu kırmaya hazır olunca 20 metre kadar uzaklıktan duyulan sesler çıkararak annelerini yardıma çağırırlar. Dişi, kumları açarak yumurtalardan yavruların çıkmasına yardım eder. İnce derili yavrular büyük bir titizlikle tek tek annenin ağzında su kıyısına taşınır. Bakıma muhtaç yavrular altı ile sekiz haftalık bir süre içinde anne ve baba tarafından dış tehlikelerden büyük bir dikkatle korunur. Yırtıcı kuşlar ve vahşi memeliler timsah yavrularına düşkündür.<br />
<br />
Yavrular kendilerine bakacak duruma gelince anne ve babalarından uzaklaşarak kendilerine av sahaları ararlar. Büyük timsahlardan uzak olmak zorundadırlar. Hatta bazen sonraki karşılaşmalarda anne ve babalar yavrularını tanıyamamakta, onlara av gözüyle bakmaktadır. Yavrular, balık yumurtaları, salyangoz ve su böcekleriyle beslenirler.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Coğrafi dağılım</span></span><br />
<br />
Timsahlara çoğunlukla Amerika, Afrika, Madagaskar, Güney ve Doğu Asya ile Orta Avustralya'da rastlanmaktadır. Tuzlu sularda yaşayanları da vardır. Nil timsahının anayurdu Nil Nehri olduğundan bu adla anılır. Eski Mısırlılar bunlardan korkar ve mukaddes sayarlardı. Bugün Nil kıyılarında bu timsahlar kalmamıştır. Madagaskar'da mevcuttur. Uzunluğu 7 metreye ulaşabilir. Bu timsahlar 1500 kg'a kadar ulaşabilirler. Bunların eskiden yaşamış onlarından bir tanesinin fosilinin boyu 15 metre civarında tahminen de 4000 kg kadardı.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Yaşam</span></span><br />
<br />
Timsahlar insanlara da saldırabilir. Amerikan timsahının (Crocodylus acutus) boyu 50 cm - 3,8 m arasında değişir. 4 metre olanları da bulunmuştur. Ağırlık olarak da 2000 kg'a kadar ulaşabilirler. Denizde de yaşayabilir ve insan için tehlikelidir. Hindistan ve Sri Lanka'da yaygın olan Hint timsahı tatlı suda yaşar. Uzunluğu 5 metre kadar olabilir. Çoğunlukla balıkla beslenir. İnsana nadir saldırır. ABD'nin güneydoğusundaki bataklık, göl ve ırmaklarda yaşayan Amerika aligatorunun (Alligator misisipiensis) derileri ayakkabı ve valiz yapımında değerli sayılır. En çok Florida bataklıklarında yaşar. Üreme dönemlerinde avlanmaları yasaklanmıştır. Boyları 3-4 metreye ulaşabilir. Timsahlar yok edilmediği takdirde uzun süre yaşayabilmektedir. Hayvanat bahçelerinde 80 yaşını aşanlar vardır. Bazı kuşlar timsahların açık ağızlarının arasına çekinmeden girerek artık etleri ve damağa yapışmış sülükleri yerler. Timsahlarla bu kuşlar arasında âdeta ortak bir yaşam göze çarpar. Tehlike anında timsahları çığlıklarıyla uyarırlar. <br />
<br />
Sürüngenler (Reptilia) sınıfının Crocodile takımında yer alıp iri yapılı canlılar olan timsahlar, sıcak bölgelerdeki akarsularda, nehirlerde, su kenarları ve bataklıklarda yaşar. Uzaktan bakıldığında yapıları dev bir kertenkeleyi andırır. Vücudunda sert ve kemiksi plakalar bulunan bu sürüngenler, genellikle yaşadıkları bölgenin besin zincirinde en üst sırada yer alırlar.<br />
<br />
Üstün avlanma yetenekleri ile belgesellerde sıkça karşılaştığımız timsahlar birçok ilginç özellik barındırırlar. Hantal vücutlarıyla karada güçlükle yürüseler de suda oldukça aktiftirler. Sudan karaya çıkabilen amfibilerin soyundan evrimleşmiş olan sürüngenlerin bir parçasıdırlar ve yarı-sucul olarak yaşamaktadırlar. Hem karada yürümek hem de suda yüzmek için uygun olan kısa ama güçlü bacakları onlara bu özelliği vermiştir.<br />
<br />
Bu avcılar etçil olarak beslenmekle birlikte aylarca aç kalabilirler. Çoğunlukla geceleri avlanan bu canlıların geçmişleri de oldukça eskidir ve dinozorlarla birlikte yaşadıkları öne sürülmüştür. Yaklaşık 84 milyon yıl evvel, Kretase dönemi sonlarında ortaya çıktıkları bilinmektedir. Bulundukları bölgeye göre değişik türleri vardır ve insanlara saldırırlar. Çoğunlukla tatlı suları severler; fakat denizlerde yaşayanları da bulunmaktadır.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Timsah Nedir?</span></span><br />
<br />
Timsahlar; Alligatoridae familyasından, dört küçük bacaklı, uzun kuyruklu, yarı-sucul, saldırgan ve iri yapılı sürüngenlerdendir. Bir zırh gibi vücutlarını kaplayan, sert pullarla kaplı, kalın deriye sahiptirler. Bilinen 23 türü mevcut olmakla birlikte, en büyük boyuta sahip tuzlu su timsahları 7 metre uzunluk ve 900 kilograma kadar ulaşabilirler. En küçük boyutta olan cüce timsahlar ise 1.2-1.7 metre uzunluğunda ve 6-7 kilogram ağırlığındadır. Kendilerine özgü bir ses çıkarırlar.<br />
<br />
Güçlü dişleriyle donatılmış çeneleri vardır ve yalnızca üst çeneleri açılıp, alt kısım sabit kalmaktadır. Göz, burun ve kulakları başlarının üstünde bulunur. Bu nedenle suda yüzerken kolaylıkla etrafını görebilir, duyar ve nefes alırlar. Sudayken çok çevik ve hızlı bir şekilde hareket edebilen timsahlar, karada olduğu zamanlarda kafasını sağa sola dahi çeviremez, vücut ağırlıkları sebebiyle zor hareket ederler. Yaşayan sürüngenlerin en büyükleri olarak kabul edilirler.<br />
<br />
Bu hayvanlara genellikle Amerika, Afrika, Madagaskar, Orta Avustralya, Güney ve Doğu Asya ile Florida’nın göl ve bataklıklarında rastlanır. Tıpkı diğer sürüngenler gibi soğukkanlı olan bu canlılar, derileri için insanlar tarafından avlanabilirler. Bu da soylarının tükenme tehlikesine neden olmuştur.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Timsahların Özellikleri Nelerdir?</span></span><br />
<br />
Timsahların Özellikleri Nelerdir?Çoğumuzun sadece hayvanat bahçesinde rastladığı timsahlar güçlü görüntüleri ve heybetli duruşlarıyla dikkat çekerler. Dünyanın en güçlü ısırığına sahip bu saldırgan canlılar tropikal bölgelerde bulunurlar.<br />
<br />
Güçlü dişlerinin sayısı, türüne göre değişir ve bu sayede avı yakaladığında kolayca öldürebilirler. Dişleri zamanla aşındığında yerine yenileri çıkmaktadır. Buna rağmen ağızlarını açmaya yarayan kas yapıları çok zayıftır ve yetişkin bir insan elleriyle ağzını açmasına engel olabilir.<br />
<br />
Vücut ısılarını koruyamayan bu dev sürüngenler kuraklıkta ve kış aylarında su kenarlarına kazdıkları oyuklarda kış uykusuna yatarlar. Muson yağmurlarına denk gelen üreme mevsimlerinde oldukça agresif davranırlar.<br />
<br />
Vücutlarında ter bezi bulunmadığı için sıcak havalarda ağızlarını açarak soğumaya çalışırlar. Suda oldukça aktif olan timsahlar, 2-3 saat boyunca suyun dibinde kalabilirler ve hızlı yüzücülerdir. Dört odacıklı kalbe sahiptirler.<br />
<br />
Alt çenelerine yapışık olan dilleri çok güçlü kas yapısına sahiptir ve yediklerinin ağız içindeki hareketini sağlamaktadır. Hareketsiz çene kemikleri nedeniyle tüm görevi dil üstlenir. Güçlü dillerine rağmen çene kemiklerinin sabit olmasından yiyecekleri genellikle iri parçalar halinde yutarlar.<br />
<br />
Alt çenelerine bir zar ile bağlı olan dillerini ağızdan dışarı doğru uzatamazlar. Ancak yiyecekleri damağa doğru itebilir ya da geriye doğru giderek bir kese oluşturup, yavruları taşımaya yardımcı olabilir. Bunun yanında parlak sarı-turuncu renkteki dilleri çevreye karşı uyarıcı mesaj vermeye yarayabilir.<br />
<br />
Bir diğer özellik olarak; tuz bezlerine sahip olan timsahların dilleri insanlardaki böbreklerin görevini üstlenmektedir. Yarı-dik bir postüre sahip olan bu hayvanları her ne kadar dört ayak üzerinde görmeye alışık olsak da avlarını kovalarken kısa süreliğine de olsa iki ayak üzerine kalkabilirler.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Timsah Türleri Nelerdir?</span></span><br />
<br />
Timsahların Türleri Nelerdir?Bütün timsahlar su kenarlarında yaşamak gibi benzer özelliklere sahiptirler. Bundan yaklaşık 55 milyon yıl önce, Eosen döneminde diğer krokodillerden ayrılmışlardır. Günümüzde çoğu türü yok olma tehlikesi altındadır. Hatta bazıları kritik durumdadır.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Birkaç timsah türünü sizin için sıraladık:</span></span><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Tuzlu Su Timsahı (Crocodylus porosus)</span></span><br />
<br />
Dünyada yaşayan en büyük sürüngen olan bu türler, isminin aksine sadece tuzlu sularda değil, tatlı sularda da yaşamını sürdürebilir. Güneydoğu Asya, Kuzey Avustralya ve Hindistan’ın doğu kesimleri yaşam alanları olmakla birlikte en sık Avustralya ve Hint Okyanusu’nda görülürler.<br />
<br />
Özellikle bu türün erkekleri oldukça iridir. Bugüne kadar kayıt altına alınmış en büyük tuzlu su timsahının uzunluğu 7.2 metredir. Kuşlar, su buffaloları, köpek balıkları, kangurular ve maymunlarla beslenen bu sürüngenler insanlara da saldırır.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Nil Timsahı (Crocodylus niloticus)</span></span><br />
<br />
Afrika’daki üç timsah türünün en büyüğüdür. Tuzlu su timsahından sonra dünyanın en büyük ikinci türü olma özelliğini taşır. Nil Nehri kıyılarında ve Madagaskar’da bulunurlar. Ortalama 5 metre civarı uzunlukları varken 6.1 metre olanına da rastlanmıştır. Dişileri erkeklere oranla biraz daha küçüktür.<br />
<br />
Çok güçlü olmalarına rağmen ağızlarını açmalarına bir bantla engel olmak mümkündür. Gündüzleri karaya çıkarak güneş altında enerji toplarlar. Nehir kenarına su içmeye gelen antilopları avlayabilirler. Bu türü diğerlerinden ayıran en belirgin özellik ise avlarını çürütmeden, taze olarak tüketmeleridir. Pusuya yatarak avlarını çok uzun süre bekleyebilirler.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Amerikan Timsahı (Crocodylus acutus)</span></span><br />
<br />
En çok Kosta Rika’da bulunan bu tür, Amerikan Baltmessah olarak da bilinir. Amerika aligatoru ile sıkça karıştırılmaktadır. Özellikle Güney Kaliforniya, Meksika, Kuzey-Güney ve Orta Amerika’da yaygındırlar. Genellikle nehir ve göllerde yaşamasına rağmen denizlerde de yaşayabilirler.<br />
<br />
Vücudunda bulunan parazitlerden dolayı küçük balıkları avlayan bu tür, diğerlerine göre daha tehlikeli ve saldırgandır. Soğuğa dirençli olup 7 derece suya dahi dayanabilirler. 4,2 metre civarı uzunlukta olmalarına rağmen 7 metre olanına da rastlanmıştır. İnsanlara saldırırlar.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Filipinler Timsahı (Crocodylus mindorensis)</span></span><br />
<br />
İsminden anlaşıldığı üzere Filipinler’de bulunan bu tür, çoğunlukla yağmur ormanlarında yaşar ve derin olmayan su birikintilerinde bulunurlar. Nadiren 3 metre civarında olabilirler; fakat asıl uzunlukları 120 cm civarındadır. 80 cm kadar küçük olanları da bulunur. Nesli tehlike altındadır, hatta tükenmek üzeredir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Siyah Kayman Timsahı (Melanosuchus niger)</span></span><br />
<br />
İnsanlara yaptıkları saldırılar genellikle ölümcül olan bu tür, Amazon Nehri havzasında görülür. Balık ve diğer sürüngenlerle beslenirler. Uzunlukları 3-4 metre arası olmakla birlikte yetişkin erkekler 5 metreye kadar ulaşabilirler.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Uzun Burun Timsahı (Crocodylus cataphractus)</span></span><br />
<br />
Afrika kıtasının batı ve orta kesimlerinde görülen tür, ince ve uzun yapılı burunlarından dolayı bu ismi almıştır. Ortalama 3-4 metre uzunluğundadırlar. Balıklar, amfibiler ve kabuklularla beslenirken, yağmurlu havalarda ürerler. Dişiler tek seferde en az 10 yumurta bırakabilirler.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Orinoco Timsahı (Crocodylus intermedius)</span></span><br />
<br />
Özellikle Orinoco Nehri olmak üzere Güney Amerika’nın kuzey kesimlerinde, tatlı suda yaşarlar. 3 ile 4.8 metre arasında değişen uzunlukları vardır. Ancak 6.6 metre uzunluğundaki 1.8 tonluk timsah, rastlanan en büyük olarak bu türde kayıtlara geçmiştir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Hint Gavyali (Gavialis gangeticus)</span></span><br />
<br />
Gavialidae familyasının yaşayan son iki üyesinden biridir. Kuzey Hindistan bölgeleri ve Nepal Nehri’nde yaşayan bu tür, uzun-ince suratları sayesinde diğerlerinden kolayca ayırt edilirler. Ağız tipleri sayesinde balıkları kolayca yakalarken, insanlara çok fazla saldırmazlar. 3-5 metre uzunluğundadırlar.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Cüce Kayman Timsahları (Paleosuchus palpebrosus)</span></span><br />
<br />
Dünyanın en küçük timsahı olan cüce kaymanların dişileri 1.2 metre, erkekleri ise 1.5 metre civarındadır. Güney Amerika’nın kuzeyinde, genellikle nehir kıyılarındaki ormanlık bölgelerde yaşarlar. Saatlerce kıpırdamadan durma özelliğine sahip bu türler her besini yiyemedikleri gibi küçük yapılarından dolayı kendilerini savunamazlar.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Gözlüklü Kayman Timsahı (Caiman crocodilus)</span></span><br />
<br />
Orta ve Güney Amerika’da bulunan bu tür, keskin gözleri sayesinde avını kolayca yakalar ve uzak mesafelere sıçrama konusunda başarılıdır. Anakondalara çekingen yaklaşır ama onun dışındaki hayvanları acımasızca yer. Boyu 6 metreyi bulabilir<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Çin Timsahı (Alligator sinensis)</span></span><br />
<br />
Kafa yapısı diğer timsahlara göre biraz değişik olan bu türün boyu nadiren 2 metreye ulaşabilir. Çin’in doğusunda yaşar. Oldukça sakin davranışlar sergiler ve insanlara saldırmaz. Fakat tehlike anında çok güçlü bir hayvana bile saldırabilir. Kemirgen, balık ve kurbağalarla beslenir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Timsahlarda Üreme Nasıl Olur?</span></span><br />
<br />
Timsahlarda Üreme Nasıl Olur?Tıpkı diğer sürüngenlerde olduğu gibi yumurtayla çoğalan timsahların dişileri, tek seferde ortalama 50 yumurtayı kumda açtığı çukurlara bırakır ve üzerini kumla örter. Üç ay kadar hiçbir şey yemeden yumurtaların başında bekleyen dişilere zaman zaman erkekler de eşlik edebilir. Fakat dişiyi beslemezler.<br />
<br />
İlginçtir ki, yuva içindeki sıcaklık yavruların cinsiyetini belirlemede bir etken olabilir. Amerikan timsahı gibi bazı türlerde düşük yuva sıcaklığında dişi; yüksek yuva sıcaklığında ise genellikle erkek yavrular meydana gelir. Yavrular 20 metre uzaklıktan duyulabilen sesler çıkarırlar ve böylece yumurtadan çıkmaya hazır olduklarını annelerine bildirirler.<br />
<br />
Bazı zamanlar anne timsahlar yumurtadan daha kolay çıkabilmeleri için dişleriyle hafifçe yumurtayı ısırıp kolay çatlamasına yardımcı olur. Çatlayan yumurtadan çıkan yavruların derileri incedir. Annelerinin ağzında su kıyılarına taşınırlar. Büyüme ve gelişme hızları beslenmelerine ve sıcaklığa göre değişiklik gösterebilir.<br />
<br />
Yavrular, yaklaşık 2 ay anne-babalarının koruması altındadırlar. Özellikle yırtıcı kuşlar ve memeliler, yavrular için tehlike oluşturur. Ayrıca büyük timsahlar da onları avlayabilir. Kendilerine bakacak kadar gelişince anne babadan ayrılan yavrular, büyüdüklerinde onlar tarafından da tanınmayarak avlanma tehlikesiyle karşı karşıya kalabilirler.<br />
<br />
Timsahlar uzun süre yaşayabilirler. Hayvanat bahçelerinde 80 yaşını aşanları bulunmaktadır. Ortalama ömürleri, türlerine göre değişiklik göstermekle birlikte tuzlu su timsahlarında 70 yıl, Nil timsahlarında 70-100 yıl ve Amerika aligatorunda 30-50 yıldır.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Timsahların Vücut Yapısı Nasıldır?</span></span><br />
<br />
Timsahların Vücut Yapısı Nasıldır?Uzun yapılı vücutları, sert ve kemiği andıran kabuklarla örtülüdür. Bu kabuklar ise parçalar halindedir. Suda yaşayıp zaman zaman karaya çıkan amfibik hayvanlardan oldukları için vücutları da buna göre evrimleşen timsahların gözleri üç perdelidir ve göz bebekleri dikey olduğundan geceleri iyi görürler. Aynı zamanda renk körü oldukları da bilinir.<br />
<br />
Tipik bir Amerikan timsahı yaşamı boyunca 4000 adet dişe sahip olabilir; çünkü bir dönemde sahip olduğu 80 dişi hayatta kaldığı sürece 50 kez yenileyebilir. Suya daldıkları zaman burun ve kulak delikleri birer kapakla örtülür. Soluk ve yemek borularını birbirinden ayıran bir yapıya sahip olduklarından su altında bile rahatlıkla avını ısırarak yiyebilirler.<br />
<br />
“V” şeklinde uzun burunları vardır ve delikleri başın ön ve üst kısmında yer alır. Oldukça kuvvetli çenelere sahip olan bu hayvanların alt-üst çene boyutları aynıdır ve ağızları kapalıyken alt çene üst çenenin dışında görünür. Burun delikleri ve gözleri dışarıda kalacak şekilde su içerisinde uzun süre durabilirler.<br />
<br />
Timsahların 4 adet kısa ve kalın bacağı bulunur. Perdeli olan ayakları yüzmede onlara avantaj sağlar. Uzun kuyrukları ise yüzerken hız kazandırdığı gibi aynı zamanda bir silah görevi görür. Ayrıca kış aylarında ihtiyaç duyacakları yağları bu kuyruklarda depo ederler.<br />
<br />
Mideleri diğer sürüngenlerden farklı olarak iki bölmeye ayrılmıştır ve sindirimi kolaylaştırmak için taş yutarlar. Kalpleri dört gözlü olan timsahların vücutlarında kirli kan dolaşmaktadır. Bulundukları ortamın sıcaklığı, vücut ısılarını etkiler. Ayrıca sürüngenler içinde en gelişmiş beyne sahiptirler.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Timsahlar Nasıl Beslenir?</span></span><br />
<br />
Timsahlar Nasıl Beslenir?Bu hayvanlar karnivor beslenirler. Erginleşmemiş bir timsah; küçük balık, salyangoz, kabuklu hayvan ve böcekleri yerken; yetişkinler çoğunlukla geceleri balık, yengeç, kaplumbağa, yılan ve suya gelen küçük memelilerle beslenir. Domuz, geyik, manda gibi hayvanları da avlayabilirler.<br />
<br />
En büyük avlanma mekanizması olan çenelerinin arasına sıkıştırdıkları avlarını suya çeker ve boğarak öldürürler. Avlarını parçalarken dişlerini kullanırlar. Timsahlar avlarını çiğnemeden, iri parçalar halinde yuttukları için sindirimi kolaylaştırmak amacıyla taş ve çakıl yutarlar.<br />
<br />
Taze eti sindirmek zor olduğu için çoğunlukla çürütmeyi tercih ederler. Bazı kuş türleri timsahların açık ağzının arasına girerek atık etleri ve damağa yapışan kalıntıları yiyebilir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Timsahların Bilimsel Sınıflandırması</span></span><br />
<br />
Timsahların Bilimsel SınıflandırmasıAlem: Hayvanlar (Animalia)<br />
<br />
Alt Alem: Bilateria<br />
Şube: Kordalılar (Chordata)<br />
Alt Şube: Vertebrata<br />
Süper Sınıf: Terapoda<br />
Sınıf: Sürüngenler (Reptilia)<br />
Takım: Krokodiller (Crocodilia)<br />
Familya: Timsahgiller (Crocodylidae)<br />
Cins: Alligator<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Timsahlar Hakkında İlginç Bilgiler</span></span><br />
<br />
-Dünya'daki en güçlü ısırığa sahip olan hayvandır.<br />
<br />
-Sürüngenler sınıfına girer.<br />
<br />
-Diğer sürüngenler gibi timsahlar da soğuk kanlıdır.<br />
<br />
-Tuzlu su timsahı timsahların en büyük türüdür.<br />
<br />
-Çoğu timsah, tatlı suda nehir ve göllerde yaşarken, bazı türleri  tuzlu suda yaşar.<br />
<br />
-Bazı timsah türleri 1200 kilograma ulaşabilir.<br />
<br />
-Bilinen 23 farklı timsah türü vardır.Bunlardan en küçüğü cüce timsahlardır.Boyları maksimum 1,7 metreye ulaşabilir.<br />
<br />
-Timsahlar, dinozorlarla beraber yaşamışlardır.240 milyon yıldır Dünya'da oldukları düşünülüyor.<br />
<br />
-Genellikle Asya, Avustralya, Afrika ve Amerika'nın tropikal bölgelerinde bulunurlar.<br />
<br />
-24 tane dişleri vardır.Bunlar çok güçlüdür.<br />
<br />
-Taş yutarlar.Bu suda daha rahat batmalarına ve dengelerini sağlamalarında yardımcı olur.<br />
<br />
-Timsahlar kendi başlarına vücut ısılarını koruyamadıklarından , uzun kuraklıklar ve kış aylarında kış uykusuna yatarlar.Kış uykusu için,  nehir kıyılarında oyuklar kazmaları gerekir.Bu da yaşam alanlarının sulak alanlar olmasını açıklıyor.<br />
<br />
-Timsahların ağızlarını açmak için yardım eden kasları çok zayıftır.Bir insan elleriyle timsahın ağzının açılmasını engelleyebilir.<br />
<br />
-National Geographic ,tuzlu su timsahlarının 16.464 newtonluk ısırık kuvveti uygulayabileceğini belirtiyor.<br />
<br />
-Çiftleşmelerinde 20-80 arasında yumurta bırakırlar.Yumurtalara dişi bakar.Bu yaklaşık 3 ay sürer.<br />
<br />
-Timsahlar üreme döneminde çok agresif olurlar.Bu dönem muson yağmurlarına denk gelir.<br />
<br />
-Sıcak günlerde soğumaya ihtiyaç duyarlar.Ağızlarının açık durma sebebi de budur.Ter bezleri yoktur.<br />
<br />
-Timsah yumurtası kaz yumurtasından büyük değildir.<br />
<br />
-'Timsah göz yaşları ' tabiri bir mitten gelmektedir.<br />
<br />
-Bir timsah derisi cüzdan 15.000 dolar edebilir.Derileri için avlanmaları soylarının tükenme tehlikesi içinde olmasına yol açmıştır.<br />
<br />
-Su altında 2-3 saat kalabilirler.Saatte 40 kilometre hızla yüzebilirler.<br />
<br />
-Timsah yavrularının %99'u daha bir yılını doldurmadan balık ,kertenkele ve diğer timsahlar tarafından yenilirler.<br />
<br />
-Kalpleri 4 odacıklıdır.Fakat dalış yaparken 3 odacıklı sürüngen gibi davranır.<br />
<br />
-Eski Mısırlılar ve Yeni Gine'deki bazı kabileler timsahlara hayranlık duymuşlardır.<br />
<br />
</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Lamalar Hakkında Bilgiler]]></title>
			<link>/showthread.php?tid=17069</link>
			<pubDate>Mon, 01 Aug 2022 18:39:24 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="/member.php?action=profile&uid=8">RasitTunca</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">/showthread.php?tid=17069</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Lamalar Hakkında Bilgiler</span></span><br />
<br />
Lama (Lama glama), devegiller (Camelidae) familyasından Güney Amerika’nın dağ ve çayırlarında toplu halde yabani olarak yaşayan Guanako’dan evcilleştirilmiş gevişgetiren bir otobur hayvan türüdür. Yük taşımak için İnka Medeniyeti tarafından eğitilmiştir. Ve devenin yakın akrabası olduğu bilinmektedir.<br />
<br />
Lama devegiller (camelidae) familyasından olup Güney Amerika’nın dağ ve çayırlarında yaşarlar.<br />
<br />
Geviş getiren otçul bir hayvan türüdür. Genellikle 1-2 metre boyunda, yaklaşık 70 ila 140 kg ağırlığında olurlar. 15 cm uzunluğunda kuyrukları vardır. Güney Amerika yerlilerinin evcileştirdikleri vazgeçilmez hayvanlarındandır.<br />
<br />
Lamalar Güney Amerika dağ ve çayırlarında yaşayan Guanako’dan evcilleştirilmiş olup aslında koyuna benzerler. Uzun kulaklar ve fırlamış gözleri vardır. Uzun çene yapısına sahiptirler. Tüyleri serttir. Çeşitli renkte lama türleri vardır. Lamaların en ünlü özelliği tükürmeleridir. Bu özellikleri kendilerine fazla yaklaşıldığında veya tehlike sezdiklerinde geliştirdikleri bir savunma sistemidir . Bu nedenle tüküren hayvan olarak bilinir.<br />
<br />
Lamalar 2. 5-3 yaşlarında çiftleşmeye başlarlar. Lamaların çiftleşme dönemleri ağustos- eylül dönemidir. Gebelikleri 11 ay sürer. Yavrularını yaklaşık olarak 4 ay emzirirler.<br />
<br />
Lamaların süt ve yünlerinden yararlanılır.<br />
<br />
Lamalar nasıl tükürürYünleri dokuma, giyim ve kilim yapmak için kullanılır. Derileri oldukça kalitelidir. Tüyleri sert olduğundan bükülüp ip yapmada kullanılırlar. Yük taşımacılığında da lamalardan yararlanılır. Ancak bunun için erkek lamalar daha çok tercih edilir. Çünkü üzerlerinde yaklaşık 45-60 kg yükle 32 km yol yapabilirler. Ayrıca dışkılarından tezek olarak faydalanılır ki böylece ısıtmada da yararlanılır. Etinin de son derece sağlıklı olduğu söylenir. Devegillerden oldukları için uzun süre susuzluğa ve yolculuğa dayanıklıdırlar. Genel olarak sakin yapıda hayvanlardır. Fakat çok yorulduklarında veya bir tehlike sezdiklerinde en bilinen özellikleri olan tükürme mekanizmasına başvururlar.<br />
<br />
Güney Amerika’da yaşayan deve görünüşlü, geviş getiren büyük bir memeli. Güney Amerika’nın dağ ve çayırlarında toplu halde yabani olarak yaşayan Guanako’dan evcilleştirilmiştir. Lama genel olarak 1-2 m boyunda olup, 15 cm uzunluğunda bir kuyruğa sahiptir. Omuzları yerden 1-2 metre yüksektir. Ağırlığı 70-140 kg civarında olup, narin bir vücudu, uzun bir boynu ve uzun ince bacakları vardır. Develerden farklı olarak sırtında hörgüç bulunmaz. Başı küçüktür, uzun bir çene kısmı, uzun kulakları ve fırlamış gözleri vardır.<br />
<br />
Postu kaba ve yünlüdür. Dişilerde tüyler boyun ve ayaklarda kısadır. Beyazdan siyaha kadar çok değişik renkleri vardır. Daha çok kırmızı kahverengi ve benekli olanları yaygındır. Ant Dağlarında yaşayan yerliler bin yıldan beri evcil olarak lama yetiştirmektedir.<br />
<br />
Deniz seviyesinden 5000 metreye kadar olan bölgelerde lamaya rastlanır. Görünüş bakımından deveye benzemesine rağmen, kolayca yüksek seviyelere uyum sağlayabilirler. Kandaki hemoglobinlerinin yüksek olması sayesinde az oksijenli ortamlarda yaşayabilirler. Lama geviş getirir ve yarı çöllerde dağlarda bulunan otlarla beslenir. Bütün devegiller gibi boynuzsuz safra kesesiz ve mideleri üç gözlü olup, kırkbayır bulunmaz. Lama, deve gibi fazla su ve yiyecek istemez. Açlığa ve susuzluğa diğer devegillerin hepsinden daha çok dayanıklıdır. İyi koşar ve pas verir gibi yürür. Dar ve dik dağ yollarında keçi gibi rahat hareket edebilen evcil hayvanlardır. Narin ve sadık olup, çok çalıştığı zaman yorulduğunda kızar ve tükürür. Deve gibi göğüs ve ayakları üzerine oturarak dinlenir.<br />
<br />
Ağustos ve eylül aylarında çiftleşirler. Erkekleri dişiler uğruna birbirleriyle dövüşürler. Gebelik 11 ay sürer. Yeni doğan yavru anne tarafından dört ay emzirilir. Lama 2,5-3 yaşlarında üremeğe başlar. Devegiller ailesinin diğer hörgüçsüz üyeleri ile eşleştirilebilirler. “Lama”, “alpaka”, “guanako” ve “vikunya” devegiller ailesinin Yeni Dünya’da yaşayan hörgüçsüz dört türüdür. Hepsi aynı cinsin farklı bireyleridir. Bazan yanlış olarak hepsine “lama” denilmektedir.<br />
<br />
Lamaların erkekleri daha kıymetlidir. Erkekleri 45-60 kg yük ile dağ yollarında günde ortalama olarak 32 km yol yürürler. Lamalardan yük taşımacılığı yanında, etinden, sütünden ve yününden faydalanılır. Derisi çok kalitelidir. Her zaman alpaka gibi gübresini ayrı bir yere yığın yapar. Gübresi yeteri derecede yığın haline gelince bunun yanına ikinci bir yığın yaparlar. Yerliler bu hayvanın dışkısını tezek olarak kullanırlar. Evcil olanlarının boyu yabanilerinden daha fazladır.<br />
<br />
Lama Fransızca kökenli bir kelimedir. Dilimizde de lama şekliyle yer almaktadır. Hayvan ailesinde yerini alan lama tarihte pek çok medeniyette yaşan standartlarını yükseltmek amacıyla kullanılmıştır. Elbette ki lama hayvanının türleri, alışkanlıkları, özellikleri, yaşadığı bölgeler bulunmaktadır. Sizler için bilgilendirici şekliyle detaylı olarak lama nedir, nerede yaşar, lama hayvanının tükürme alışkanlıkları ve özelliklerini derledik.<br />
<br />
Birçok insan hayvan belgeselleri izlerken bile lama hayvanlarına denk gelmiştir. Lama hayvanları evde beslenebilen cinsten hayvanlar değildir. Evcilleştirilme evreleri elbette ki bulunmuştur. Fakat yine de evcil hayvan kategorisinde yer almamaktadır.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Lama Nedir?</span></span><br />
<br />
Deve türü familyasında yer alan, genel olarak Güney Amerika'nın dağ ve çayırlarında toplu bir şekilde ve yabani yaşan tarzı süren, geviş getiren ot obur hayvan türüne lama denmektedir.<br />
<br />
Lama hayvanları Guanako’dan evcilleştirilmiştir. Guanako ise yine deve türü familyasında varlığını sürdüren fakat vahşi bir tür olan aynı zamanda da lama türüyle akraba olan bir başka hayvan türüdür. Lama, Guanako hayvan türünün vahşiliği alınarak evcilleştirilmiş halidir.<br />
<br />
Lama hayvanları yük taşımak amacıyla tarihte İnka medeniyeti tarafından eğitilmiştir. Tarihten günümüze kadar geçen sürede lama türünün deve türüyle yakın akraba olduğu bilinmektedir.<br />
<br />
Lama hayvanlarının belirli fiziksel ve kişilik özellikleri diğer hayvan türleri gibi bulunmaktadır. Görünüş olarak deve hayvanının daha küçültülmüş hali gibidir. Deveye fiziksel olarak çok benzemektedir.<br />
<br />
Yetişkin bir lama hayvanında kütle ağırlığı 130 ve 200 kg civarındadır. Lamaların doğadaki yaşam süresi ise ortalama olarak 20 yıldır. Yetişkin bir lamada başın üstü 1,7 ve 1,8 metre boyundadır. Gebelik süresi bu hayvan türünde 11 aydır. Yetişkin lamada uzunluk 92 ve 160 cm civarındadır.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Lama Nerede Yaşar?</span></span><br />
<br />
Lama birçok insan tarafından dünyanın en ilginç hayvanı olarak bilinmektedir. Hatta lama hayvanları için halk arasında Güney Amerika ülkesinin devesi denilmektedir. Buradan da anlayacağımız gibi lama türü Güney Amerika ülkesinin dağ ve çayır bölgelerinde yaşamaktadır.<br />
<br />
Ülkede lama türünün en bilindik özelliği uzun süre su içmeden yaşayabilmesidir. Bunun nedeni ise su bulduğu zaman bol bol su içerek depo etmesidir. Bu yüzden de uzun süre susuzluğa dayanabilmektedir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Lamaların Tükürme Alışkanlıkları Ve Özellikleri</span></span><br />
<br />
Lamaların en ilginç özelliklerinden biri de tükürme alışkanlıklarıdır. Lama hayvan türleri çok sık tükürürler. Fakat bu tükürmenin altında yatan sebep ise bir şeyden ya da bir kişiden rahatsız olmalarıdır.<br />
<br />
Yani lamalar bir durum, bir olay ya da bir kişiden rahatsız olduklarında sürekli tükürürler. Bu yüzden bu özellik göz önünde bulundurularak lama hayvanları rahatsız edilmemelidir.<br />
<br />
Lama hayvanlarının fiziksel özelliklerinden bir üstteki başlıkta bahsedilmiştir. O yüzden burada kişilik özellikleri anlatılacaktır. Lama hayvanları özgürlüklerine düşkün hayvanlardır.<br />
<br />
Köpek hayvanının sadık olduğu bilinmektedir. Lama hayvanları köpek hayvanları gibi itaatkar ve sadık değildir. Aksine lama hayvanları oldukça inatçı hayvanlardır.<br />
<br />
Kesinlikle hiç bir şartta ve durumda bağımsız olmaktan asla ödün vermezler. Bu duruma endişe de dahil edilmiştir. Eğer lama hayvanı verilen hizmeti bir kere kabul etmezse bir daha kesinlikle hizmet kabul etmemektedir. Bu özelliğinden de anlayabileceğimiz gibi lama hayvanlarının inatçılığı en üst düzeydedir.<br />
<br />
Deve hayvanından farkı ise lamaların hörgücü olmamasıdır. Beslenme şekli ot obur şeklindedir. Korunma durumu düşünüldüğünde en az endişe verici hayvanlar arasındadır.<br />
<br />
Genel olarak ayakları ayrık, kuyrukları kısa ve boyunları oldukça uzundur. Kulakları uzun muz biçimine benzetilmektedir. Dudak yapısı da dikkat çeken yapıda yer almaktadır. Yarık üst dudakları bulunmaktadır.<br />
<br />
Kahverengi, gri, beyaz ve siyah renklerde bulunabilirler. Kürkleri kısa ve orta uzunlukta olabilir. Kürk durumlarına göre farklı isimlerle anılabilirler. Olgun olan lamalar kesici dişler çıkarabilir. Hayvancılar ise çıkan bu köpek dişlerini sökmektedir. Bunun nedeni ise baskınlık için yarışan erkek lamalarda bu durumun ciddi hasara yol açmasıdır.<br />
<br />
Tekmelemek, güreşmek ve tükürmek gibi davranış özellikleri bulunmaktadır. Bu özellikler her zaman ortaya çıkmamaktadır. Sadece belirli durumlarda kendini göstermektedir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">LAMA</span></span><br />
<br />
    Lama devegiller (camelidae) familyasından olup Güney Amerika’nın dağ ve çayırlarında yaşarlar. Geviş getiren otçul bir hayvan türüdür. Genellikle 1-2 metre boyunda, yaklaşık 70 ila 140 kg ağırlığında olurlar. 15 cnm uzunluğunda kuyrukları vardır.<br />
    Lamalar Güney Amerika dağ ve çayırlarında yaşayan Guanako’dan evcilleştirilmiş olup aslında koyuna benzerler. Uzun kulaklar ve fırlamış gözleri vardır. Uzun çene yapısına sahiptirler. Çeşitli renkte lama türleri vardır.<br />
    Lamaların en ünlü özelliği tükürmeleridir. Bu özellikleri kendilerine fazla yaklaşıldığında geliştirdikleri bir savunma sistemidir. Tüküren hayvan olarak bilinir.<br />
    Lamalar 2. 5-3 yaşlarında çiftleşmeye başlarlar. Lamaların çiftleşme dönemleri ağustos- eylül dönemidir. Gebelikleri 11 ay sürer. Yavrularını yaklaşık 4 ay emzirirler.<br />
    Lamaların süt ve yünlerinden yararlanılır. Yünleri dokuma, giyim ve kilim yapmak için kullanılır. Derileri oldukça kalitelidir. Yük taşımacılığında lamalardan yararlanılır. Ancak bunun için erkek lamalar daha çok tercih edilir. Ayrıca dışkılarından tezek olarak faydalanılır ki böylece ısıtmada da yararlanılır. Etinin de son derece sağlıklı olduğu söylenir. Devegillerden oldukları için uzun süre susuzluğa ve yolculuğa dayanıklıdırlar. Genel olarak sakin yapıda hayvanlardır. Fakat çok yorulduklarında veya bir tehlike sezdiklerinde en bilinen özellikleri olan tükürme mekanizmasına başvururlar.<br />
    Lamaların ömrü ise tahmini 40-50 yıldır. Narin yapılı hayvanlardır. Yalnız kalmaktan hoşlanmazlar. Tabiri caizse sosyal varlıklardır diyebiliriz. Bu nedenle kalabalıklar halinde yaşarlar.<br />
<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Özellikleri</span></span><br />
<br />
Lama genel olarak 1–2 m boyunda olup 15 cm uzunluğunda bir kuyruğa sahiptir. Omuzları yerden 1-2 metre yüksektir. Ağırlığı 70–140 kg civarında olup, narin bir vücudu, uzun bir boynu ve uzun ince bacakları vardır. Develerden farklı olarak sırtında hörgüç bulunmaz. Başı küçüktür, uzun bir çene kısmı, uzun kulakları ve fırlamış gözleri vardır. Postu kaba ve yünlüdür. Dişilerde tüyler boyun ve ayaklarda kısadır.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Savunma sistemi</span></span><br />
<br />
Her hayvanda olduğu gibi lamaların da bir savunma sistemi vardır. Lamaların savunma sistemi; fazla yaklaşıldığında tükürmeleridir. Tehdit hissettiği anda karşı tarafa tükürerek oradan hızla uzaklaşır. Ayrıca, büyüdükleri çevreden de fazla uzaklaşmazlar.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Üreme</span></span><br />
<br />
Ağustos ve eylül aylarında çiftleşirler. Gebelik 11 ay sürer. Yeni doğan yavru anne tarafından dört ay emzirilir. Lama 2,5 - 3 yaşlarında üremeye başlar. <br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Lamalar Hakkında İlginç Bilgiler</span></span><br />
<br />
<br />
-Lamalar , devenin Güney Amerikalı  akrabasıdır,dolayısıyla devegiller familyasında yer alırlar. Ancak lamalarda hörgüç bulunmaz.<br />
<br />
-Lamaların yaklaşık 40 milyon yıl önce Kuzey Amerika'nın merkezi ovalarında ortaya çıktıkları düşünülüyor. Yaklaşık 3 milyon yıl önce Güney Amerika'ya göç ettiler. Son buzul çağının sonunda 10.000 ile 12.000 arasında lama Kuzey Amerika'dan tamamen uzaklaşmıştır.<br />
<br />
-Lamalar, İnkalar tarafından 4,000 ila 5,000 yıl önce evcilleştirildiler.<br />
<br />
-Bugün lamalar Amerika, Avrupa ve Avustralya'da evcil hayvanlar olarak yaşıyorlar.<br />
<br />
-Dağlık araziler,dağlık çöller,otlaklarda yaşayabilirler.<br />
<br />
-Ortalama ömürleri15-25 yıl arasında olmakla beraber bazıları 30 yıl veya daha -fazla hayatta kalıyorlar.<br />
<br />
-Yetişkin bir lamanın  yüksekliği başın üst kısmından 1.7 ila 1.8 metre  arasında ve kütlesi 130 ila 200 kilogram arasında olabilir.<br />
<br />
-Lamanın gövdesi siyah, gri, beyaz veya kahverengi olabilen çeşitli desenlerle yün ile kaplıdır.<br />
<br />
-Kürklerinin uzunluğuna göre iki gruba ayrılabilirler: Ccara adı verilen kısa kaplama ve Curaca adı verilen orta boy kaplama.<br />
<br />
-Lamalar çift toynaklı hayvanlardır.<br />
<br />
-Lamaların mükemmel bir koku, görme ve işitme duyusu vardır.<br />
<br />
-Saatte 56 kilometreye kadar olan hızlara ulaşabilirler.<br />
<br />
-Yapı itibariyle nazik,utangaç ve çok meraklı hayvanlardır.<br />
<br />
-Ayrıca akıllıdırlar ve birkaç tekrarlamanın ardından basit görevleri öğrenebilirler.<br />
<br />
-Çok sosyal hayvanlardır ve bir sürü olarak diğer lamalarla beraber yaşarlar.<br />
<br />
-Lamalar çeşitli kulak, kuyruk ve vücut duruşlarıyla birbirleriyle iletişim kurar. Ayrıca, tehlike anında birbirlerine haber verdikleri değişik sesler de çıkarabilirler.<br />
<br />
-Bir lamanın başka bir lama ile ilgili bir sorunu varsa, hoşnutsuzluğunu dile getirmek için dili çıkaracaktır. Ayrıca birbirlerine de tükürürler.<br />
<br />
-Otoburdurlar.Ot, saman ve tahılla beslenirler(kabuklar ve dallar diyetlerine dahildir.) Dillerii tatlandırmak için elma ve havuç yemeyi de seviyorlar.<br />
<br />
-Lamaların mideleri 3 bölmelidir.Geviş getirirler.Bu işlemde midelerinin 3 bölmeli oluşundan faydalanıyorlar.<br />
<br />
-Lamalar çok dayanıklı ve güçlü hayvanlardır. 34 kilograma kadar yük taşıyabilir ve taşıdığıbu yükle beraber günde yaklaşık 32 kilometre yürüyebilirler.<br />
<br />
-Yük taşınırken fazla abartılırsa ve bu yük lamaya ağır gelirse bu yükü taşımayı reddedeceklerdir. Bu hayvanlar sıklıkla yere yatarlar ve yükleri hafifletilene kadar tükürürler, tıslama yapar, hatta sahiplerine tekme atabilirler.<br />
<br />
-Çiftleşme zamanı belirli değildir.Her mevsim çiftleşebilirler.gebelik süresi yaklaşık 11.5 aydır (350 gün). Yavru lamalara  crialar da denir ve anneler genellikle bir doğum esnasında tek yavru dünyaya getirir,ikiz doğum nadirdir.<br />
<br />
-Çoğu doğum, sabah saat 08.00 ile öğlen saatleri arasında, daha sıcak olan gün ışığı saatlerinde gerçekleşir. Bu soğuk gecelerde hipotermiye bağlı ölümleri azaltarak criaların hayatta kalma oranını arttırabilir.<br />
<br />
-Crialar doğumdan hemen sonra  ayakta duruyor, yürüyor ve doğumdan sonraki ilk saat içinde emmeye çalışıyorlar.<br />
<br />
-Lamaların avcıları dağ aslanları ve vahşi köpeklerdir. Saldırıya uğrarlarsa, erkek lamalar bir uyarı sesi çıkarır, böylece sürünün geri kalanı kaçabilir.<br />
<br />
-Lamaların evcil  kuzeni, alpaka ve vahşi kuzenleri guanacos ve vicunalardır.<br />
<br />
-Lamalar, beraber  yaşadıkları insan topluluklarına ulaşımdan çok daha fazla katkıda bulunurlar.Yünleri kilim,halat ,kumaş olarak dokumalarda kullanılır.Ayrıca gübreleri de çok verimlidir.Hatta İnkalar lamaların gübrelerinden mısır yetiştiriciliğinde faydalanmışlardır.<br />
<br />
-Hayvan totemlerinde, Lama'nın emek, sorumluluk ve dayanıklılığın enerjisini getirdiği söyleniyor.<br />
<br />
<br />
</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Lamalar Hakkında Bilgiler</span></span><br />
<br />
Lama (Lama glama), devegiller (Camelidae) familyasından Güney Amerika’nın dağ ve çayırlarında toplu halde yabani olarak yaşayan Guanako’dan evcilleştirilmiş gevişgetiren bir otobur hayvan türüdür. Yük taşımak için İnka Medeniyeti tarafından eğitilmiştir. Ve devenin yakın akrabası olduğu bilinmektedir.<br />
<br />
Lama devegiller (camelidae) familyasından olup Güney Amerika’nın dağ ve çayırlarında yaşarlar.<br />
<br />
Geviş getiren otçul bir hayvan türüdür. Genellikle 1-2 metre boyunda, yaklaşık 70 ila 140 kg ağırlığında olurlar. 15 cm uzunluğunda kuyrukları vardır. Güney Amerika yerlilerinin evcileştirdikleri vazgeçilmez hayvanlarındandır.<br />
<br />
Lamalar Güney Amerika dağ ve çayırlarında yaşayan Guanako’dan evcilleştirilmiş olup aslında koyuna benzerler. Uzun kulaklar ve fırlamış gözleri vardır. Uzun çene yapısına sahiptirler. Tüyleri serttir. Çeşitli renkte lama türleri vardır. Lamaların en ünlü özelliği tükürmeleridir. Bu özellikleri kendilerine fazla yaklaşıldığında veya tehlike sezdiklerinde geliştirdikleri bir savunma sistemidir . Bu nedenle tüküren hayvan olarak bilinir.<br />
<br />
Lamalar 2. 5-3 yaşlarında çiftleşmeye başlarlar. Lamaların çiftleşme dönemleri ağustos- eylül dönemidir. Gebelikleri 11 ay sürer. Yavrularını yaklaşık olarak 4 ay emzirirler.<br />
<br />
Lamaların süt ve yünlerinden yararlanılır.<br />
<br />
Lamalar nasıl tükürürYünleri dokuma, giyim ve kilim yapmak için kullanılır. Derileri oldukça kalitelidir. Tüyleri sert olduğundan bükülüp ip yapmada kullanılırlar. Yük taşımacılığında da lamalardan yararlanılır. Ancak bunun için erkek lamalar daha çok tercih edilir. Çünkü üzerlerinde yaklaşık 45-60 kg yükle 32 km yol yapabilirler. Ayrıca dışkılarından tezek olarak faydalanılır ki böylece ısıtmada da yararlanılır. Etinin de son derece sağlıklı olduğu söylenir. Devegillerden oldukları için uzun süre susuzluğa ve yolculuğa dayanıklıdırlar. Genel olarak sakin yapıda hayvanlardır. Fakat çok yorulduklarında veya bir tehlike sezdiklerinde en bilinen özellikleri olan tükürme mekanizmasına başvururlar.<br />
<br />
Güney Amerika’da yaşayan deve görünüşlü, geviş getiren büyük bir memeli. Güney Amerika’nın dağ ve çayırlarında toplu halde yabani olarak yaşayan Guanako’dan evcilleştirilmiştir. Lama genel olarak 1-2 m boyunda olup, 15 cm uzunluğunda bir kuyruğa sahiptir. Omuzları yerden 1-2 metre yüksektir. Ağırlığı 70-140 kg civarında olup, narin bir vücudu, uzun bir boynu ve uzun ince bacakları vardır. Develerden farklı olarak sırtında hörgüç bulunmaz. Başı küçüktür, uzun bir çene kısmı, uzun kulakları ve fırlamış gözleri vardır.<br />
<br />
Postu kaba ve yünlüdür. Dişilerde tüyler boyun ve ayaklarda kısadır. Beyazdan siyaha kadar çok değişik renkleri vardır. Daha çok kırmızı kahverengi ve benekli olanları yaygındır. Ant Dağlarında yaşayan yerliler bin yıldan beri evcil olarak lama yetiştirmektedir.<br />
<br />
Deniz seviyesinden 5000 metreye kadar olan bölgelerde lamaya rastlanır. Görünüş bakımından deveye benzemesine rağmen, kolayca yüksek seviyelere uyum sağlayabilirler. Kandaki hemoglobinlerinin yüksek olması sayesinde az oksijenli ortamlarda yaşayabilirler. Lama geviş getirir ve yarı çöllerde dağlarda bulunan otlarla beslenir. Bütün devegiller gibi boynuzsuz safra kesesiz ve mideleri üç gözlü olup, kırkbayır bulunmaz. Lama, deve gibi fazla su ve yiyecek istemez. Açlığa ve susuzluğa diğer devegillerin hepsinden daha çok dayanıklıdır. İyi koşar ve pas verir gibi yürür. Dar ve dik dağ yollarında keçi gibi rahat hareket edebilen evcil hayvanlardır. Narin ve sadık olup, çok çalıştığı zaman yorulduğunda kızar ve tükürür. Deve gibi göğüs ve ayakları üzerine oturarak dinlenir.<br />
<br />
Ağustos ve eylül aylarında çiftleşirler. Erkekleri dişiler uğruna birbirleriyle dövüşürler. Gebelik 11 ay sürer. Yeni doğan yavru anne tarafından dört ay emzirilir. Lama 2,5-3 yaşlarında üremeğe başlar. Devegiller ailesinin diğer hörgüçsüz üyeleri ile eşleştirilebilirler. “Lama”, “alpaka”, “guanako” ve “vikunya” devegiller ailesinin Yeni Dünya’da yaşayan hörgüçsüz dört türüdür. Hepsi aynı cinsin farklı bireyleridir. Bazan yanlış olarak hepsine “lama” denilmektedir.<br />
<br />
Lamaların erkekleri daha kıymetlidir. Erkekleri 45-60 kg yük ile dağ yollarında günde ortalama olarak 32 km yol yürürler. Lamalardan yük taşımacılığı yanında, etinden, sütünden ve yününden faydalanılır. Derisi çok kalitelidir. Her zaman alpaka gibi gübresini ayrı bir yere yığın yapar. Gübresi yeteri derecede yığın haline gelince bunun yanına ikinci bir yığın yaparlar. Yerliler bu hayvanın dışkısını tezek olarak kullanırlar. Evcil olanlarının boyu yabanilerinden daha fazladır.<br />
<br />
Lama Fransızca kökenli bir kelimedir. Dilimizde de lama şekliyle yer almaktadır. Hayvan ailesinde yerini alan lama tarihte pek çok medeniyette yaşan standartlarını yükseltmek amacıyla kullanılmıştır. Elbette ki lama hayvanının türleri, alışkanlıkları, özellikleri, yaşadığı bölgeler bulunmaktadır. Sizler için bilgilendirici şekliyle detaylı olarak lama nedir, nerede yaşar, lama hayvanının tükürme alışkanlıkları ve özelliklerini derledik.<br />
<br />
Birçok insan hayvan belgeselleri izlerken bile lama hayvanlarına denk gelmiştir. Lama hayvanları evde beslenebilen cinsten hayvanlar değildir. Evcilleştirilme evreleri elbette ki bulunmuştur. Fakat yine de evcil hayvan kategorisinde yer almamaktadır.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Lama Nedir?</span></span><br />
<br />
Deve türü familyasında yer alan, genel olarak Güney Amerika'nın dağ ve çayırlarında toplu bir şekilde ve yabani yaşan tarzı süren, geviş getiren ot obur hayvan türüne lama denmektedir.<br />
<br />
Lama hayvanları Guanako’dan evcilleştirilmiştir. Guanako ise yine deve türü familyasında varlığını sürdüren fakat vahşi bir tür olan aynı zamanda da lama türüyle akraba olan bir başka hayvan türüdür. Lama, Guanako hayvan türünün vahşiliği alınarak evcilleştirilmiş halidir.<br />
<br />
Lama hayvanları yük taşımak amacıyla tarihte İnka medeniyeti tarafından eğitilmiştir. Tarihten günümüze kadar geçen sürede lama türünün deve türüyle yakın akraba olduğu bilinmektedir.<br />
<br />
Lama hayvanlarının belirli fiziksel ve kişilik özellikleri diğer hayvan türleri gibi bulunmaktadır. Görünüş olarak deve hayvanının daha küçültülmüş hali gibidir. Deveye fiziksel olarak çok benzemektedir.<br />
<br />
Yetişkin bir lama hayvanında kütle ağırlığı 130 ve 200 kg civarındadır. Lamaların doğadaki yaşam süresi ise ortalama olarak 20 yıldır. Yetişkin bir lamada başın üstü 1,7 ve 1,8 metre boyundadır. Gebelik süresi bu hayvan türünde 11 aydır. Yetişkin lamada uzunluk 92 ve 160 cm civarındadır.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Lama Nerede Yaşar?</span></span><br />
<br />
Lama birçok insan tarafından dünyanın en ilginç hayvanı olarak bilinmektedir. Hatta lama hayvanları için halk arasında Güney Amerika ülkesinin devesi denilmektedir. Buradan da anlayacağımız gibi lama türü Güney Amerika ülkesinin dağ ve çayır bölgelerinde yaşamaktadır.<br />
<br />
Ülkede lama türünün en bilindik özelliği uzun süre su içmeden yaşayabilmesidir. Bunun nedeni ise su bulduğu zaman bol bol su içerek depo etmesidir. Bu yüzden de uzun süre susuzluğa dayanabilmektedir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Lamaların Tükürme Alışkanlıkları Ve Özellikleri</span></span><br />
<br />
Lamaların en ilginç özelliklerinden biri de tükürme alışkanlıklarıdır. Lama hayvan türleri çok sık tükürürler. Fakat bu tükürmenin altında yatan sebep ise bir şeyden ya da bir kişiden rahatsız olmalarıdır.<br />
<br />
Yani lamalar bir durum, bir olay ya da bir kişiden rahatsız olduklarında sürekli tükürürler. Bu yüzden bu özellik göz önünde bulundurularak lama hayvanları rahatsız edilmemelidir.<br />
<br />
Lama hayvanlarının fiziksel özelliklerinden bir üstteki başlıkta bahsedilmiştir. O yüzden burada kişilik özellikleri anlatılacaktır. Lama hayvanları özgürlüklerine düşkün hayvanlardır.<br />
<br />
Köpek hayvanının sadık olduğu bilinmektedir. Lama hayvanları köpek hayvanları gibi itaatkar ve sadık değildir. Aksine lama hayvanları oldukça inatçı hayvanlardır.<br />
<br />
Kesinlikle hiç bir şartta ve durumda bağımsız olmaktan asla ödün vermezler. Bu duruma endişe de dahil edilmiştir. Eğer lama hayvanı verilen hizmeti bir kere kabul etmezse bir daha kesinlikle hizmet kabul etmemektedir. Bu özelliğinden de anlayabileceğimiz gibi lama hayvanlarının inatçılığı en üst düzeydedir.<br />
<br />
Deve hayvanından farkı ise lamaların hörgücü olmamasıdır. Beslenme şekli ot obur şeklindedir. Korunma durumu düşünüldüğünde en az endişe verici hayvanlar arasındadır.<br />
<br />
Genel olarak ayakları ayrık, kuyrukları kısa ve boyunları oldukça uzundur. Kulakları uzun muz biçimine benzetilmektedir. Dudak yapısı da dikkat çeken yapıda yer almaktadır. Yarık üst dudakları bulunmaktadır.<br />
<br />
Kahverengi, gri, beyaz ve siyah renklerde bulunabilirler. Kürkleri kısa ve orta uzunlukta olabilir. Kürk durumlarına göre farklı isimlerle anılabilirler. Olgun olan lamalar kesici dişler çıkarabilir. Hayvancılar ise çıkan bu köpek dişlerini sökmektedir. Bunun nedeni ise baskınlık için yarışan erkek lamalarda bu durumun ciddi hasara yol açmasıdır.<br />
<br />
Tekmelemek, güreşmek ve tükürmek gibi davranış özellikleri bulunmaktadır. Bu özellikler her zaman ortaya çıkmamaktadır. Sadece belirli durumlarda kendini göstermektedir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">LAMA</span></span><br />
<br />
    Lama devegiller (camelidae) familyasından olup Güney Amerika’nın dağ ve çayırlarında yaşarlar. Geviş getiren otçul bir hayvan türüdür. Genellikle 1-2 metre boyunda, yaklaşık 70 ila 140 kg ağırlığında olurlar. 15 cnm uzunluğunda kuyrukları vardır.<br />
    Lamalar Güney Amerika dağ ve çayırlarında yaşayan Guanako’dan evcilleştirilmiş olup aslında koyuna benzerler. Uzun kulaklar ve fırlamış gözleri vardır. Uzun çene yapısına sahiptirler. Çeşitli renkte lama türleri vardır.<br />
    Lamaların en ünlü özelliği tükürmeleridir. Bu özellikleri kendilerine fazla yaklaşıldığında geliştirdikleri bir savunma sistemidir. Tüküren hayvan olarak bilinir.<br />
    Lamalar 2. 5-3 yaşlarında çiftleşmeye başlarlar. Lamaların çiftleşme dönemleri ağustos- eylül dönemidir. Gebelikleri 11 ay sürer. Yavrularını yaklaşık 4 ay emzirirler.<br />
    Lamaların süt ve yünlerinden yararlanılır. Yünleri dokuma, giyim ve kilim yapmak için kullanılır. Derileri oldukça kalitelidir. Yük taşımacılığında lamalardan yararlanılır. Ancak bunun için erkek lamalar daha çok tercih edilir. Ayrıca dışkılarından tezek olarak faydalanılır ki böylece ısıtmada da yararlanılır. Etinin de son derece sağlıklı olduğu söylenir. Devegillerden oldukları için uzun süre susuzluğa ve yolculuğa dayanıklıdırlar. Genel olarak sakin yapıda hayvanlardır. Fakat çok yorulduklarında veya bir tehlike sezdiklerinde en bilinen özellikleri olan tükürme mekanizmasına başvururlar.<br />
    Lamaların ömrü ise tahmini 40-50 yıldır. Narin yapılı hayvanlardır. Yalnız kalmaktan hoşlanmazlar. Tabiri caizse sosyal varlıklardır diyebiliriz. Bu nedenle kalabalıklar halinde yaşarlar.<br />
<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Özellikleri</span></span><br />
<br />
Lama genel olarak 1–2 m boyunda olup 15 cm uzunluğunda bir kuyruğa sahiptir. Omuzları yerden 1-2 metre yüksektir. Ağırlığı 70–140 kg civarında olup, narin bir vücudu, uzun bir boynu ve uzun ince bacakları vardır. Develerden farklı olarak sırtında hörgüç bulunmaz. Başı küçüktür, uzun bir çene kısmı, uzun kulakları ve fırlamış gözleri vardır. Postu kaba ve yünlüdür. Dişilerde tüyler boyun ve ayaklarda kısadır.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Savunma sistemi</span></span><br />
<br />
Her hayvanda olduğu gibi lamaların da bir savunma sistemi vardır. Lamaların savunma sistemi; fazla yaklaşıldığında tükürmeleridir. Tehdit hissettiği anda karşı tarafa tükürerek oradan hızla uzaklaşır. Ayrıca, büyüdükleri çevreden de fazla uzaklaşmazlar.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Üreme</span></span><br />
<br />
Ağustos ve eylül aylarında çiftleşirler. Gebelik 11 ay sürer. Yeni doğan yavru anne tarafından dört ay emzirilir. Lama 2,5 - 3 yaşlarında üremeye başlar. <br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Lamalar Hakkında İlginç Bilgiler</span></span><br />
<br />
<br />
-Lamalar , devenin Güney Amerikalı  akrabasıdır,dolayısıyla devegiller familyasında yer alırlar. Ancak lamalarda hörgüç bulunmaz.<br />
<br />
-Lamaların yaklaşık 40 milyon yıl önce Kuzey Amerika'nın merkezi ovalarında ortaya çıktıkları düşünülüyor. Yaklaşık 3 milyon yıl önce Güney Amerika'ya göç ettiler. Son buzul çağının sonunda 10.000 ile 12.000 arasında lama Kuzey Amerika'dan tamamen uzaklaşmıştır.<br />
<br />
-Lamalar, İnkalar tarafından 4,000 ila 5,000 yıl önce evcilleştirildiler.<br />
<br />
-Bugün lamalar Amerika, Avrupa ve Avustralya'da evcil hayvanlar olarak yaşıyorlar.<br />
<br />
-Dağlık araziler,dağlık çöller,otlaklarda yaşayabilirler.<br />
<br />
-Ortalama ömürleri15-25 yıl arasında olmakla beraber bazıları 30 yıl veya daha -fazla hayatta kalıyorlar.<br />
<br />
-Yetişkin bir lamanın  yüksekliği başın üst kısmından 1.7 ila 1.8 metre  arasında ve kütlesi 130 ila 200 kilogram arasında olabilir.<br />
<br />
-Lamanın gövdesi siyah, gri, beyaz veya kahverengi olabilen çeşitli desenlerle yün ile kaplıdır.<br />
<br />
-Kürklerinin uzunluğuna göre iki gruba ayrılabilirler: Ccara adı verilen kısa kaplama ve Curaca adı verilen orta boy kaplama.<br />
<br />
-Lamalar çift toynaklı hayvanlardır.<br />
<br />
-Lamaların mükemmel bir koku, görme ve işitme duyusu vardır.<br />
<br />
-Saatte 56 kilometreye kadar olan hızlara ulaşabilirler.<br />
<br />
-Yapı itibariyle nazik,utangaç ve çok meraklı hayvanlardır.<br />
<br />
-Ayrıca akıllıdırlar ve birkaç tekrarlamanın ardından basit görevleri öğrenebilirler.<br />
<br />
-Çok sosyal hayvanlardır ve bir sürü olarak diğer lamalarla beraber yaşarlar.<br />
<br />
-Lamalar çeşitli kulak, kuyruk ve vücut duruşlarıyla birbirleriyle iletişim kurar. Ayrıca, tehlike anında birbirlerine haber verdikleri değişik sesler de çıkarabilirler.<br />
<br />
-Bir lamanın başka bir lama ile ilgili bir sorunu varsa, hoşnutsuzluğunu dile getirmek için dili çıkaracaktır. Ayrıca birbirlerine de tükürürler.<br />
<br />
-Otoburdurlar.Ot, saman ve tahılla beslenirler(kabuklar ve dallar diyetlerine dahildir.) Dillerii tatlandırmak için elma ve havuç yemeyi de seviyorlar.<br />
<br />
-Lamaların mideleri 3 bölmelidir.Geviş getirirler.Bu işlemde midelerinin 3 bölmeli oluşundan faydalanıyorlar.<br />
<br />
-Lamalar çok dayanıklı ve güçlü hayvanlardır. 34 kilograma kadar yük taşıyabilir ve taşıdığıbu yükle beraber günde yaklaşık 32 kilometre yürüyebilirler.<br />
<br />
-Yük taşınırken fazla abartılırsa ve bu yük lamaya ağır gelirse bu yükü taşımayı reddedeceklerdir. Bu hayvanlar sıklıkla yere yatarlar ve yükleri hafifletilene kadar tükürürler, tıslama yapar, hatta sahiplerine tekme atabilirler.<br />
<br />
-Çiftleşme zamanı belirli değildir.Her mevsim çiftleşebilirler.gebelik süresi yaklaşık 11.5 aydır (350 gün). Yavru lamalara  crialar da denir ve anneler genellikle bir doğum esnasında tek yavru dünyaya getirir,ikiz doğum nadirdir.<br />
<br />
-Çoğu doğum, sabah saat 08.00 ile öğlen saatleri arasında, daha sıcak olan gün ışığı saatlerinde gerçekleşir. Bu soğuk gecelerde hipotermiye bağlı ölümleri azaltarak criaların hayatta kalma oranını arttırabilir.<br />
<br />
-Crialar doğumdan hemen sonra  ayakta duruyor, yürüyor ve doğumdan sonraki ilk saat içinde emmeye çalışıyorlar.<br />
<br />
-Lamaların avcıları dağ aslanları ve vahşi köpeklerdir. Saldırıya uğrarlarsa, erkek lamalar bir uyarı sesi çıkarır, böylece sürünün geri kalanı kaçabilir.<br />
<br />
-Lamaların evcil  kuzeni, alpaka ve vahşi kuzenleri guanacos ve vicunalardır.<br />
<br />
-Lamalar, beraber  yaşadıkları insan topluluklarına ulaşımdan çok daha fazla katkıda bulunurlar.Yünleri kilim,halat ,kumaş olarak dokumalarda kullanılır.Ayrıca gübreleri de çok verimlidir.Hatta İnkalar lamaların gübrelerinden mısır yetiştiriciliğinde faydalanmışlardır.<br />
<br />
-Hayvan totemlerinde, Lama'nın emek, sorumluluk ve dayanıklılığın enerjisini getirdiği söyleniyor.<br />
<br />
<br />
</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Filler Hakkında Bilgiler]]></title>
			<link>/showthread.php?tid=17068</link>
			<pubDate>Mon, 01 Aug 2022 15:22:12 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="/member.php?action=profile&uid=8">RasitTunca</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">/showthread.php?tid=17068</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Filler Hakkında Bilgiler</span></span><br />
<br />
Fil, karada yaşayan en büyük hayvan olup, hortumlugiller familyasında bulunan bir memeli canlı türüdür. Karada yaşayan en ağır hayvan olarak bilinmektedir. Filin Latincedeki adı Elephantus’tur.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Fil ve Özellikleri</span></span><br />
<br />
Fil, hortumlular takımının filgiller (Elephantidae) familyasını oluşturan memeli bir hayvandır. Geleneksel olarak Asya fili (Elephas maximus) ve Afrika fili (Loxodonta africana) olmak üzere iki türü tanınır; ancak bazı kanıtlara dayanarak Afrika savan fili (L. africana) ile Afrika orman filinin (L. cyclotis) de iki ayrı tür olduğu öne sürülür. Filler, Sahra altı Afrika ile Güney ve Güneydoğu Asya'da bulunur. İçinde mamutlar ve mastodonlar gibi soyu tükenmiş türleri de barındıran hortumlular takımından günümüzde soyunu sürdüren bir tek filler kalmıştır. Karada yaşayan en büyük hayvan olan Afrika filinin erkeği 4 m boya ve 7.000 kg ağırlığa ulaşabilir. Fillerin dikkat çekici ve ayırt edici özellikleri arasında, nesneleri yakalamak gibi çeşitli amaçlar için kullanılan uzun hortumları başta gelir. Uzun ve sivri olan kesici dişlerini nesneleri taşımak, yeri kazmak için kullanırlar. Fildişinin kaynağı olan bu kesici dişler aynı zamanda dövüşürken silah olarak da kullanılır. Filin büyük ve geniş kulakları vücut ısısını kontrol etmeye yarar. Afrika fillerinin kulakları daha büyük olur ve sırtları içbükeydir. Asya fillerinin ise kulakları daha küçük olur ve sırtları dışbükey ya da düzdür.<br />
<br />
Otçul olan filler; savan, orman, çöl ve bataklık gibi doğal yaşam alanlarında bulunur. Genellikle su kenarlarında kalmayı tercih eder. Çevrelerinde bıraktıkları etki yüzünden kilittaşı türlerden biri sayılır. Diğer hayvanlar fillerden uzak durur ve aslan, kaplan, sırtlan ile yabani köpekler gibi yırtıcılar yalnızca yavru fillere saldırır. Dişi filler, genellikle bir dişi ve yavruları ya da akraba dişiler ve yavrularından oluşan aile grupları hâlinde yaşar. Birkaç dişi ve yavrularından oluşan grubun lideri en yaşlı dişidir. Fillerin oluşturduğu aile grupları zaman zaman bir araya gelerek daha büyük topluluklar oluşturabilir. Ergenliğe ulaşan erkek filler aile gruplarını terk eder veya yalnız ya da diğer erkek fillerle birlikte bir grup oluşturabilir. Erişkin erkekler çiftleşmek için eş aradıklarında aile grupları ile bir araya gelir. Testosteron salgılanmasının arttığı ve aşırı saldırgan davranışların görüldüğü mest adı verilen durum erkek fillerin baskın olmalarına olanak verir ve üreme başarısını artırır. Aile gruplarında ilgi odağı yavru fillerdir ve anneleri tarafından üç yıl kadar bakılırlar. Filler doğal ortamlarında 70 yıl kadar yaşar; dokunma, görme ve işitme yolu ile iletişim kurar. Uzun mesafelerde, filler insanın duyamayacağı kadar düşük frekanslı sesler ve sismik iletişim yolu ile haberleşir. Fillerin zekâsı primatlar ve balinalar ile kıyaslanacak düzeydedir. Kendilerinin farkında oldukları ve kendi cinslerinden ölmekte olan ya da ölmüş hayvanlara karşı empati gösterdikleri gözlemlenmektedir.<br />
<br />
Afrika filleri Dünya Doğa ve Doğal Kaynakları Koruma Birliği (IUCN) tarafından soyunun tükenme riski yüksek olan hassas türler arasında listelenirken, Asya filleri soyunun tükenme riski çok yüksek olan tehlikedeki türler arasında listelenmiştir. Fil popülasyonları için en büyük tehditlerden birisi kaçak olarak avlanan hayvanların dişleri ile yapılan fildişi ticaretidir. Diğer tehditler arasında doğal yaşam alanı kaybı ve yerel halk ile olan çıkar çatışmaları sayılabilir. Filler, Asya'da yük hayvanı olarak kullanılmaktadır. Geçmişte savaşlarda kullanılmıştır. Filler günümüzde hayvanat bahçeleri ve sirklerin üyelerindendir. Çok kolay tanınabilen filler sanat, folklor, din, edebiyat ve popüler kültür alanlarında sıklıkla kullanılmıştır. <br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Adlandırma</span></span><br />
<br />
Fil adı Türkçeye, Arapçada aynı anlama gelen فيل (fil) kelimesinden geçmiştir. Arapçaya Aramice פיל (pīl), Aramiceye de Sanskritçe "fildişi" anlamına gelen पीलु (pīlu) kelimelerinden geçiş olmuştur.[1] Asya filinin cins adı Elephas Latincede "fil" anlamındadır ve Latinceye, Antik Yunancada "fil" anlamına gelen ἐλέφας (elephas) kelimesinden geçmiştir.[2] Afrika filinin cins adı Loxodonta Antik Yunancada "verev yanlı diş" anlamına gelmektedir.[3] <br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Taksonomi</span></span><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Sınıflandırma, türler ve alt türler</span></span><br />
<br />
Asya fili, Bandipur Ulusal Parkı, Hindistan<br />
<br />
Asya fili (1) ile Afrika filinin (2) karşılaştırmalı kafa ve ön gövde morfolojisi<br />
<br />
Filler, hortumlular (Proboscidea) takımı içinde yer alan tek familya olan filgiller (Elephantidae) içinde sınıflandırılır. Yaşayan en yakın akrabaları dugonggiller ve manatigillerden oluşan deniz inekleri ve kırsıçanımsıgillerdir. Bu dört familya, Afrotheria üst takımı içinde Paenungulata klâdını oluşturur.[4] Filler ve deniz inekleri ayrıca Tethytheria klâdında gruplandırılırlar.[5] Geleneksel olarak iki fil türü tanınmaktadır: Sahra altı Afrika'da yaşayan Afrika fili (Loxodonta africana) ile Güney ve Güneydoğu Asya'da yaşayan Asya fili (Elephas maximus). Afrika filleri daha büyük kulaklı olur ve sırtları içbükeydir. Ayrıca derileri daha kırışık, karınları eğimli olur ve hortumlarının ucunda iki adet parmak gibi uzantı vardır. Asya fillerinin ise kulakları daha küçük olur. Sırtları dışbükey ya da düzdür. Derileri daha pürüzsüzdür. Karınları yataydır ve ortada bel verir. Hortumlarının ucunda ise tek bir uzantı bulunur. Asya fillerinin azı dişlerindeki çıkıntılar daha dardır ve Afrika fillerinden bu çıkıntılar baklava şeklindedir. Asya fillerinin tepesinde kamburumsu bir çıkıntı bulunur ve derilerinde bölgesel olarak pigment eksikliği görülür.[6]<br />
<br />
İsveçli doğabilimci Carl Linnaeus ilk olarak 1758 yılında Elephas cinsini ve o zamanlar Seylan olarak bilinen Sri Lanka'dan bir fili Elephas maximus adıyla, Georges Cuvier 1798 yılında Hint filini Elephas indicus adıyla, Felemenk zoolog Coenraad Jacob Temminck ise 1847 yılında Sumatra filini Elephas sumatranus adıyla tanımladı. İngiliz zoolog Frederick Nutter Chasen ise 1940 yılında bu üç fil türünü de Asya filinin alt türleri olarak sınıflandırdı.[7] Asya fillerinin renkleri ve derilerindeki pigment kaybı coğrafi olarak değişiklik gösterir. Seylan fili (Elephas maximus maximus) Sri Lanka'da yaşar; Hint fili (E. m. indicus) Asya kıtasında Hint altkıtası ve Hindiçin'e özgüdür; Sumatra fili (E. m. sumatranus) ise Sumatra'da bulunur.[6] Tartışmalı olan alt türlerden birisi olan Borneo fili Borneo'nun kuzeyinde yaşar ve diğer alt türlerden daha küçüktür. Kulakları daha büyük ve kuyruğu daha uzundur. Uzun dişleri tipik bir filden daha düzdür. Sri Lankalı zoolog Paules Edward Pieris Deraniyagala bu alt türü 1950 yılında National Geographic dergisindeki bir fil fotoğrafını tip tür alarak Elephas maximus borneensis adıyla tanımlamıştır.[8] Daha sonraları bu alt tür hem E. m. indicus hem de E. m. sumatranus içinde sınıflandırılmıştır. 2003 yılında yapılan genetik analizler sonucunda bu fillerin atalarının anakara popülasyonundan yaklaşık 300.000 yıl önce ayrıldığı gösterilmiştir.[9] 2008 yılında yapılan bir araştırmada ise Borneo fillerinin adaya özgü olmadığı ve günümüzde fillerin soyunun tükendiği Cava Adası'ndan 1521 yılından önce Sulu sultanları tarafından Borneo'ya getirildiği ortaya çıkarılmıştır.[8]<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Afrika fili, Mikumi Ulusal Parkı, Tanzanya</span></span><br />
<br />
Afrika fili, ilk olarak Alman doğa bilimci Johann Friedrich Blumenbach tarafından 1797 yılında Elephas africana olarak tanımlanmıştır.[10] Loxodonta cinsinin adının Georges Cuvier tarafından 1825 yılında verildiği düşünülmektedir. Cuvier, cinsin adını Loxodonte olarak yazmış ve adı bilinmeyen bir yazar tarafından bu isim Loxodonta olarak düzeltilmiştir. Uluslararası Zoolojik Adlandırma Kodu'nda bu adlandırmanın kaynağı olarak adı bilinmeyen yazar tanınmaktadır.[11] 1942 yılında Henry Fairfield Osborn tarafından Afrika filinin 18 alt türü tanımlanmıştır ancak daha fazla morfolojik veriye ulaşıldıktan sonra alt tür sınıflandırılması azalmıştır[12] ve 1990'larda yalnızca iki alt tür tanınmaya başlanmıştır: savan fili (L. a. africana) ve orman fili (L. a. cyclotis).[13] Orman filinin kulakları daha küçük ve yuvarlaktır, ayrıca uzun dişleri de daha ince ve düzgündür. Yalnızca Batı ve Orta Afrika'nın ormanlık alanlarında bulunur.[14] 2000 yılında yapılan bir inceleme yazısında, kafatası morfolojisine dayanarak bu iki alt türün ayrı birer tür olarak (L. africana ve L. cyclotis) sınıflandırılması önerilmiştir.[15] 2001 ve 2007 yıllarında yayımlanmış olan DNA araştırmaları da iki ayrı tür olarak sınıflandırılması sonucuna varmış[16][17] ancak 2002 ve 2005 yıllarında yapılan DNA araştırmaları bunların aynı tür olduğu sonucuna varmıştır.[18][19] Daha sonra 2010 yılında yapılan bir başka çalışma da Afrika savan ve orman fillerinin ayrı türler olarak sınıflandırılması önerisini desteklemiştir.[20] 2011 yılında Afrika fillerinin taksonomik konumlaması hâlâ tartışmalı bir konudur.[21] Mammal Species of the World (Dünya Memeli Türleri) adlı referans eserin üçüncü baskısında bu iki fil ayrı bir tür olarak sınıflandırılır[11] ve Loxodonta africana türü için alt tür listelemez.[11] Bu yaklaşım Birleşmiş Milletler Çevre Programı'nın Dünya Koruma İzleme Merkezi (UNEP-WCMC) ve Dünya Doğa ve Doğal Kaynakları Koruma Birliği (IUCN) tarafından kabul edilmemiş ve her iki örgüt de L. cyclotis adını L. africana adının sinonimi olarak listelemiştir.[22] Bulunan bazı kanıtlara göre Batı Afrika'da bulunan fillerin ayrı bir tür olduğu önerilmekte olsa da[23] bu hâlâ çözülmemiş bir konudur.[19][21] Kongo Havzası'nın Loxodonta pumilio adı ile ayrı bir tür olması için önerilen pigme filler ise muhtemelen çevresel koşular nedeniyle küçük cüsseli olan ve erken ergenliğe erişen orman filleridir.[24] <br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Evrimi ve soyu tükenmiş akrabaları</span></span><br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Moeritherium</span></span><br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Palaeomastodon</span></span><br />
<br />
Hortumlular takımının üç ana evrimsel yayılımı ve 161'in üzerinde soyu tükenmiş üyesi kaydedilmiştir. İlk hortumlular, Paleosen'in sonlarında ilk evrimsel yayılımı oluşturan Afrikalı Eritherium ve Phosphatherium cinsleridir.[25] Kalıntıları 1996 yılında Fas'ta bulunan ve yaklaşık tilki büyüklüğünde olan Phosphaterium 56 milyon yıl önce yaşamıştır.[26] Eosen döneminde Hint alt kıtasında Anthracobunidae familyası ve Afrika'da Numidotherium, Moeritherium ile Barytherium cinsleri yaşamıştır. Görece küçük olan bu hayvanlar suda yaşıyordu. Moeritherium cinsi hortumlular yaklaşık bir tapir (110 cm) büyüklüğündeydi; uzun burun-dudakları ile kafası domuza benzemekteydi ve ön dişleri uzundu. Fillere benzeyen özellikleri yanında deniz inekleri ile de ortak özelliklere sahipti. Sonraları Phiomia ve Palaeomastodon cinsleri ortaya çıktı. Palaeomastodon muhtemelen ormanlık ve yarı açık ağaçlık alanlarda yaşıyordu. Hortumluların çeşitliliği Oligosen döneminde azalma göstermiştir.[27] Bu dönemin dikkate değer türlerinden biri, daha sonra ortaya çıkacak çeşitli türlerin atası sayılabilecek olan ve Afrika Boynuzu'nda yaşamış olan Eritreum melakeghebrekristosi türüdür.[28] Miyosen'in başlarında Deinotheriidae ve Mammutidae türleri ile birlikte ikinci evrimsel yayılma görüldü. Bunların ilki Afrika ve Avrasya'da yaşayan Barytherium cinsi ile[29] ikincisi de Eritreum cinsi ile akrabadır[28] ve Kuzey Amerika'ya yayılmıştır.[29]<br />
<br />
İkinci evrimsel yayılım muhtemelen Eritreum cinsinden türemiş olan[28] Gomphotheriidae familyasının Miyosen döneminde ortaya çıkmasıyla Afrika'da başlamış[29] ve Avustralya ile Antarktika haricinde diğer tüm kıtalara yayılmıştır. Bu grubun üyeleri arasında Gomphotherium ve Platybelodon cinsleri bulunur.[29] Üçüncü evrimsel yayılım ise Miyosen'in sonlarına doğru başlamış ve Gomphotheriidae familyasından türeyen ve uzun bir sürede bunların yerine geçen filimsilerin ortaya çıkışına yol açmıştır.[30] Afrikalı Primelephas gomphotheroides türünden Loxodonta, Mammuthus ve Elephas cinsleri evrimleşmiştir. Bu grubun içinde ilk olarak Loxodonta Miyosen ile Pliyosen arasında diğerlerinden ayrışmış; Mammuthus ile Elephas ise Pliyosen'in başlarında ayrışmıştır. Loxodonta Afrika'da kalırken Elephas Avrasya'ya, Mammuthus ise hem Avrasya'ya hem de Kuzey Amerika'ya yayılmıştır. Aynı zamanda Gomphotheriidae familyasından gelen bir başka hortumlu familyası olan Stegodontidae familyası da Hint alt kıtası, Çin, Güneydoğu Asya ve Japonya olmak üzere Asya'ya yayılmıştır. Mammutidae familyası mastodon gibi yeni türlere evrimleşmiştir.[31]<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Tüylü mamut</span></span><br />
<br />
Buzul Çağı'nın başında filimsiler yüksek oranda türleşme sürecine girmiştir. Loxodonta atlantica Afrika'nın kuzeyi ve güneyinde en yaygın filimsi türü olmuş ancak Buzul Çağının sonlarına doğru yerine Elephas iolensis türü geçmiştir. Elephas cinsi Afrika'dan tamamen yok olduktan sonra Loxodonta cinsi çağdaş türlerle baskın hâle gelmiştir. Elephas cinsi Asya'da E. hysudricus ve çağdaş Asya filinin atası sayılabilen E. platycephus[32] gibi yeni türlere evrimleşmiştir.[33] Mammuthus cinsi aralarında çok tanınmış olan tüylü mamut da dahil olmak üzere çeşitli türlere ayrılmıştır.[33] Buzul Çağının son döneminde hortumlu türlerinin çoğu Dünya üzerinde 5 kg'ın üzerinde olan cinslerin %50'sinin yok olduğu buzulların ilerlemesi sırasında ortadan kaybolmuştur.[34]<br />
<br />
Hortumlular çeşitli evrimsel eğilimlere maruz kalmıştır. Cüsselerinin büyümesi bunlardan biridir ve bu nedenle boyları 4 m'yi aşan dev türler ortaya çıkmıştır.[35] Aralarında soyu tükenmiş olan Sauropoda alt takımından dinozorların da bulunduğu diğer megaotçullar gibi fillerin büyük cüsseye sahip olmaları, düşük besin değeri olan bitkisel besinlerle yaşayabilmeleri içindir.[36] Uzuvları uzadı ve ayakları daha kısaldı ve kalınlaştı. İlk hortumluların alt çeneleri daha uzun ve kafatasları daha küçük iken daha gelişmiş olan hortumluların alt çeneleri daha kısadır ve böylece kafalarının kütle merkezi değişmiştir. Kafatası büyümüş ve boyun kafatasına daha iyi destek sağlamak için kısalmıştır. Cüssenin artması sonucunda hareketli olan hortum da daha uzağa erişebilmek için uzamıştır. Ön azı, kesici ve köpek dişlerinin sayısı azalmıştır. Azı dişleri daha büyümüş ve daha özelleşmiştir. Üst ikinci kesici dişler uzamış ve düz, yukarı ya da aşağı eğimli ya da spiral şeklinde olmak üzere türlere göre farklılık göstermiştir. Bazı hortumluların üst yerine alt kesici dişleri uzamıştır.[35] Filler, orta kulak anatomileri ve testislerinin içeride olması gibi suda yaşayan atalarından gelen bazı özellikleri korumuşlardır.[37]<br />
<br />
Mammuthus cinsinin Loxodonta ya da Elephas cinsleri ile olan yakınlığı konusunda bazı tartışmalar olmuştur. Bazı DNA araştırmaları Mammuthus cinsinin Loxodonta cinsine daha yakın olduğunu[38][39] diğerleri ise Elephas cinsine yakın olduğunu[5] gösterir. Ancak tüylü mamutun mitokondriyal DNA profilinin tamamının 2005 yılında yapılan analizi Mammuthus cinsinin Elephas cinsi ile daha yakın akraba olduğunu kanıtlar.[16][20][40] Morfolojik kanıtlar Mammuthus ve Elephas cinslerini yakın akraba olarak gösterirken albümin proteinleri ve kollajen karşılaştırması her üç cinsin de birbirine aynı oranda yakın olduğuna işaret eder.[41] Bazı bilim insanları bir gün klonlama yolu ile yaratılacak mamut embriyosunun Asya filinin rahmine yerleştirilebileceğine inanmaktadırlar.[42]<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Cüce türler</span></span><br />
<br />
Adalarda yaşayan çeşitli hortumlu türler zamanla ada cüceleşmesine maruz kalmıştır. Her ne kadar Pliyosen'den önce cüce fil türleri var olmuşsa da bu süreç Buzul Çağı sırasında değişen deniz seviyeleri nedeniyle bazı fil popülasyonlarının adalarda izole olmasıyla gerçekleşmiştir. Bu fillerin cüsseleri, adalarda büyük yırtıcıların olmaması ve sınırlı kaynaklar bulunması nedeniyle küçülmüştür. Benzer koşullar altında kemiriciler gibi küçük memeliler ise ada devleşmesi sürecine maruz kalır. Cüce hortumlu türlerin Endonezya'da, Kaliforniya Channel Adaları'nda ve Akdeniz'in çeşitli adalarında yaşadıkları bilinmektedir.[43]<br />
<br />
Sulawesi'de yaşamış olan Elephas celebensis türünün Elephas planifrons türünden geldiği düşünülmektedir. Malta ve Sicilya'da 'yaşamış olan Elephas falconeri türünün boyu yalnızca 1 m civarındaydı ve muhtemelen Elephas antiquus türünden evrimleşmişti. Elephas antiquus türünden gelen diğer cüce fillere Kıbrıs'ta rastlanır. Girit, Kiklad Adaları ve On İki Ada'da yaşamış olan cüce fillerin hangi türden evrimleştiği bilinmemektedir.[43] Sardinya'da cüce mamutların yaşadığı bilinmektedir.[43] Mammuthus columbi Kaliforniya Channel Adaları'na yerleşmiş ve cüce mamut türü olan Mammuthus exilis türüne evrimleşmiştir. Bu türün boyu 1,2 ilâ 1,8 m civarında ve ağırlığa da 200 ilâ 2.000 kg arasındaydı. Vrangel Adası'nda 4.000 yıl kadar önceye kadar, küçük cüsseli tüylü mamut popülasyonunun yaşamakta olduğu ortaya çıkarılmıştır.[43] 1993'te kalıntıları bulunduktan sonra cüce mamut olarak sınıflandırıldılar.[44] Bu sınıflandırma daha sonra tekrar gözden geçirilmiş ve 1999'dan beri gerçek "cüce mamut" olarak kabul edilmemişlerdir.[45]<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Anatomi ve morfoloji</span></span><br />
<br />
Fil karada yaşayan en büyük hayvandır. Afrika fillerinin boyları 3 ilâ 4 m arasında, ağırlıkları da 4.000 ilâ 7.000 kg arasında; Asya fillerinin boyu ise 2 ilâ 3,5 m ve ağırlıkları da 3.000 ilâ 5.000 kg arasında değişir.[6] Her iki cinsin erkekleri dişilerinden daha büyüktür.[7][10] Afrika filleri arasında orman ırkı, savan ırkından daha küçüktür.[14] Filin iskeleti 326 ilâ 351 kemikten oluşur.[46] Omurların birbirine sıkı eklemlerle bağlı olması nedeniyle sırtın esnekliği sınırlıdır. Afrika fillerinin 21 çift kaburgasına karşın Asya filleri 19 ilâ 20 çift kaburgaya sahiptir.[47]<br />
<br />
Fil kafatası, fildişlerinden kaldıraç etkisiyle gelen kuvvetlerle kafa kafaya çarpışmalarda oluşan kuvvetlere dayanabilecek kadar esnektir. Kafatasının arkası düzleşmiş ve yayılmış ve beyni her yönden koruyabilecek şekilde kemerli bir yapıya kavuşmuştur.[48] Kafatasında bulunan sinüsler (hava boşlukları) sayesinde kafatasının ağırlığı azalırken toplam mukavemeti korunmaktadır. Bu boşluklar, kafatasının içinin petekler gibi görünmesine yol açar. Oldukça geniş olan kafatası, tüm kafanın taşınabilmesi için kasların tutunabileceği bir yüzey sağlar. Alt çene ağır ve sağlamdır.[46] Kafanın boyutları yüzünden boyun görece kısadır ve iyi bir destek sağlar.[35] Filin gözünde gözyaşı sistemi olmadığı için gözün nemli kalması Harder bezi sayesinde olur. Dayanıklı üçüncü göz kapağı, göz küresini korur. Gözlerin kafa üzerindeki konumu ve hareket sınırlılığı hayvanın görüş alanını kısıtlar.[49] Filler dikromattır[50] ve loş ışık altında iyi görmelerine rağmen parlak ışık altında çok iyi görmezler.[51] Vücut sıcaklığı, insana benzer ve ortalama 35,9 °C 'dir. Fil de deve gibi aşırı çevresel koşullara uyum sağlayabilmek için vücut ısısını birkaç derece artırıp azaltabilir.[52]<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kulaklar</span></span><br />
<br />
Tehdit etmek ya da dikkat çekmek için Afrika fili kulaklarını yayarak durur. Kulak kepçesindeki damarlar gözle görülebilir.<br />
<br />
Fil kulaklarının tabanı kalın uçları incedir. Kulak kepçesi bolca kılcal damar içerir. Kulak kepçesindeki kılcal damarlardan akan ılık kan, çevreye ısısını vererek vücut sıcaklığının düşmesini sağlar. Bu durum kulak kepçesi hareketsiz dururken oluşur ve fil kulaklarını hareket ettirerek sıcaklığın düşmesinin daha hızlı olmasını sağlayabilir. Daha büyük kulak yüzeyi daha çok ısının çıkabilmesine olanak verir. Tüm fil türleri içinde Afrika savan filleri en sıcak iklimde yaşar ve en büyük kulak kepçelerine sahiptir.[53] Filler düşük frekanslarda duyabilirler ve en hassas oldukları aralık 1 kHz civarındadır.[54]<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Hortum</span></span><br />
<br />
Filin hortumu burun ile üst dudağın kaynaşmasından oluşur. Fil fetusunun hortumu ve üst dudağı ayrıktır.[35] Uzun ve uzmanlaşmış olan hortum filin en önemli ve çok yönlü uzvudur. İçinde çok az yağ bulunan ve hiç kemik bulunmayan hortumda 150.000 kadar ayrı kas demeti bulunur. Bu eşleşmiş kaslar, yüzeysel ve iç kaslar olarak iki çeşittir. Yüzeysel kaslar dorsal, ventral ve lateral olarak üçe ayrılır. İç kaslar da çapraz ve ışınsal olarak ikiye ayrılır. Hortum kasları, kafatasında bulunan kemiksi bir açıklığa bağlıdır. Burun bölmesi burun delikleri arasında yatay olarak uzanan küçük kaslardan oluşur. Burun bölmesi tabanı kıkırdak ile ikiye ayrılır.[55] Kassal hidrostat olan hortum hassas olarak koordine olan kas kasılmalarıyla hareket eder. Kasların hareketleri hem birlikte hem de karşılıklı olarak gerçekleşebilmektedir. Maksiler ve fasiyal sinirin oluşturduğu tek bir hortum siniri hortumun iki yanı boyunca uzanır.[56]<br />
<br />
Fil hortumu soluma, koku alma, dokunma, tutma ve ses çıkarma gibi çeşitli işlevlere sahiptir.[35] Filin koku alma duyusu tazınınkinden dört kat daha güçlüdür.[57] Hortumun güçlü sarma ve bükme yapabilme yeteneği besin toplamasına, diğer fillerle güreşebilmesine[58] ve 350 kg'a kadar ağırlık kaldırabilmesine olanak tanır.[35] Aynı zamanda göz silme ya da bir deliği kontrol etme gibi hassas görevlerde de kullanılabilir. Bir fil hortumuyla yer fıstığına zarar vermeden kabuğunu kırabilir,[35] 7 m'ye ulaşan yüksekliklerdeki nesnelere erişebilir ve çamur ile kum altında su arayabilir.[58] Hortumla nesneleri kavramada bireyler arasında farklı yön tercihleri görülür, bazıları sağa bazıları da sola doğru hortumlarını kıvırmayı tercih eder.[56] Fil, hortumuyla içmek ya da vücuduna püskürtmek için su çekebilir.[35] Yetişkin bir Asya fili hortumu ile 8,5 litreye kadar su tutabilir.[55] Suyun dışında vücutlarına toz ve ot da püskürtürler.[35] Suyun altındayken hortumunu şnorkele benzer şekilde kullanıp, nefes alıp verebilirler.[37]<br />
<br />
Afrika filinin hortumunun ucunda, besinleri tutup ağzına götürmesini sağlayan ve parmağa benzeyen iki adet uzantı bulunur. Asya filinde bu uzantı bir tanedir ve besinleri daha çok hortumun ucu ile sarıp sıkıştırarak ağzına götürür.[6] Asya fillerinin kas koordinasyonu Afrika fillerine oranla daha iyidir ve karmaşık görevleri yerine getirebilirler.[55] Filin hortumunun kesilmesi hayatta kalmasını zorlaştırırsa da[35] nadir durumlarda kısalmış hortum ile yaşamlarını sürdürebilmiş örnekler bulunmaktadır. Böyle bir filin ön ayakları üzerinde diz çökerek ve arka ayaklarını kaldırarak dudakları yardımıyla otladığı gözlemlenmiştir.[55] Gevşek hortum sendromu Afrika savan fillerinde görülen ve uçlardan başlayarak çevresel sinirler ile kasların bozulmasıyla oluşan bir hortum felci durumudur.[59] <br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Dişler</span></span><br />
<br />
Genç bir Afrika savan filinin azı dişlerinin yakından görünüşü<br />
<br />
Uzun olan ve fildişi olarak bilinen kesici dişler, 12 ön azı süt dişi ve 12 azı dişi olmak üzere fillerin genellikle 26 dişi vardır. Bebek dişleri çıktıktan sonra yerine kalıcı dişler gelen memelilerin aksine fillerin yaşamı boyunca dişleri belirli bir döngü ile değişir. Filin tipik yaşam süresi boyunca çiğneme dişleri altı kere değişir. Dişler, memelilerin çoğunda olduğu gibi çeneden dikey olarak çıkıp eski dişlerin yerine geçmez. Bunun yerine yeni dişler ağzın arkasında çıkar ve eski dişleri ağzın önüne doğru iter. Çenenin her iki yanındaki ilk çiğneme dişleri fil iki ya da üç yaşına geldiğinde, ikinci dişler fil dört ilâ altı yaşındayken düşer. Üçüncü dişler 9-15 yaşında, dördüncü dişler ise 18-28 yaşında değiştirilir. Beşinci dişler fil 40'lı yaşlarının başındayken düşer. Altıncı ve genellikle de sonuncu dişler ile fil yaşamının sonuna kadar yaşar. Fil dişlerinin tepeleri halka şeklinde olup Afrika fillerinde bu tepeler baklava şeklindedir.[60]<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Fildişleri</span></span><br />
<br />
Fildişleri üst çenede bulunan kesici dişlerin değişiklik geçirmiş hâlidir. Hayvan 6 ilâ 12 aylıkken süt dişlerinin yerine geçer ve yılda yaklaşık 17 cm olmak üzere uzamaya devam eder. Yeni çıkan fildişlerinin üzerinde bulunan pürüzsüz mine tabakası zamanla aşınır. Dentin fildişi olarak bilinir ve kesiti çapraz çizgilerden baklava şeklinde alanlar oluşturan bir desendir. Yaşayan bir doku olarak fildişi görece yumuşaktır ancak kalsit kadar sertliğe sahiptir. Kesici dişlerin büyük kısmı dışarıdan görünür, kalan kısmı kafatasındaki oyuklara bağlıdır. Kesici dişlerin en azından üçte birinde pulpa bulunur ve bazılarında uçlara kadar giden sinirler de görülür. Bu nedenle hayvana zarar vermeden dişleri sökmek zordur. Dişler söküldükten sonra eğer serin ve nemli yerde tutulmazsa kurumaya ve çatlamaya başlar. Fil, fildişlerini çeşitli amaçlar için kullanır. Su, tuz ve köklere ulaşmak için toprağı kazmaya; ağaçların kabuğunu soyup iz bırakmaya ve yol açmak için ağaçlar ile dalları kaldırmaya yarar. Dövüşürken saldırmak, savunmak ve hortumu korumak için kullanılır.[61]<br />
<br />
İnsanların el kullanımında sağ ya da solu tercih etmesi gibi filler de fildişlerini kullanırken bireysel olarak sol ya da sağı tercih ederler. Baskın olan kesici diş genellikle daha çok yıpranmıştır, diğerine göre daha kısadır ve ucu daha yuvarlaktır. Afrika fillerinde hem erkeklerde hem de dişilerde uzun kesici dişler bulunur ve 3 m uzunluğa erişir.[61] Erkeklerin fildişleri dişilere göre daha kalındır.[62] Asya türlerinde yalnızca erkeklerin uzun kesici dişleri vardır. Dişilerin kesici dişleri ya küçüktür ya da hiç yoktur.[61] Uzun kesici dişleri olmayan erkekler de görülür, özellikle Seylan filleri arasında yaygındır.[63] Asya fili erkeklerinin dişleri Afrika fili kadar uzun olabilir ancak daha ince ve hafiftir. Asya filleri arasında ölçülmüş en uzun kesici diş 3,02 m boyunda ve 39 kg ağırlığındadır. Afrika'da [64] ve Asya'da[65] fillerin dişleri nedeniyle avlanması sonucu oluşan doğal seçilim ile fillerde daha kısa dişler baskınlaşmıştır.[66]<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Deri</span></span><br />
<br />
Filin derisi çok dayanıklıdır ve sırt ile başın bazı bölgelerinde 2,5 cm kalınlığa erişir. Ağzın, anüsün ve kulakların içindeki deri kısmen daha incedir. Fillerin derileri genel olarak gri olsa da, Afrika filleri renkli çamurda yuvarlandıktan sonra kahverengi ya da kızılımsı görünebilirler. Asya fillerinin derilerinde kısmen pigment olmayan bölgeler bulunur. Özellikle alın ve kulak çevresinde bu bölgeler görülür. Yavru fillerin kılları, özellikle kafa ve sırt bölgesinde kahverengimsi ya da kızılımsı olur. Filler olgunlaştıkça kılları koyulaşır ve azalır; ancak kuyruğun ucunda, çenede, cinsel organlar ile göz ve kulak çevresinde yoğun kıl öbekleri bulunur. Normal olarak Asya filleri Afrika fillerinden daha kıllıdır.[67]<br />
<br />
Filler morötesi ışıktan kendilerini korumak için çamurdan yararlanırlar. Kalın olmasına rağmen derileri çok hassastır. Güneş yanığından, böcek ısırığından ve nem kaybından kendilerini korumak için düzenli çamur banyosu yapmazlarsa derileri ciddi zarar görebilir. Fil, suda yıkandıktan sonra hortumuyla gövdesini toz ile kaplar ve bu toz tabakası kuruyarak koruyucu bir tabaka oluşturur. Fillerin hacimlerine göre derilerinin yüzey alanı çok düşük olduğundan derilerinden ısı kaybında çok zorlanırlar. Tabanlarının hava ile temas etmesi için bacaklarını kaldırdıkları gözlemlenmiştir.[67]<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Bacaklar, hareket ve duruş</span></span><br />
<br />
Filin ağırlığını taşıyabilmek için bacakları diğer memelilere göre gövdesinin altında daha dik olarak konumlanmıştır. Uzun bacak kemiklerinde ilik boşluğu yerine süngerimsi kemik yapısı bulunur. Bu yapı kan oluşumuna olanak verirken kemiklerin daha dayanıklı olmasını sağlar.[68] Ön ya da arka ayaklar hayvanın ağırlığını taşıyabilir ama genellikle ağırlığın %60'ı ön ayaklar tarafından taşınır.[69] Bacak kemikleri birbirlerinin üzerinde ve doğrudan gövdenin altında olduğu için fil çok enerji harcamadan uzunca süre hareketsiz durabilir. Ulna ve radius pronasyon konumunda bağlı oldukları için filler ön ayaklarını döndüremezler; manusun ayası geriye doğru bakar.[68] Pronator quadratus ve pronator teres kasları ya çok küçülmüştür ya da yok olmuştur.[70] Fillerin yuvarlak ayaklarında manus ve pes altında hayvanın ağırlığının dağıtılmasına yarayan yumuşak doku bulunur.[69] Dev pandanın fazladan olan "başparmağı"na benzer susamsı kemikten ibaret ve ağırlık dağılımına yardımcı olan fazladan bir parmakları vardır.[71] Hem arka hem de ön ayaklarda beş adet tırnak vardır.[6]<br />
<br />
Filler hem ileriye hem de geriye doğru hareket edebilirler ancak zıplayamaz, tırıs ya da dörtnala gidemezler. Hareket ederken biri yürüme diğeri de koşma sayılabilecek iki hız kullanabilirler.[68] Yürürken bacaklar sarkaç gibi hareket eder, ayak yere konulurken omuzlar ve kalçalar yükselip alçalır. Hızlı yürümede filler bacaklarını diğer koşan hayvanlar gibi kullansa da ayakların yerden kesildiği bir anı olmadığı için hızlı yürüme tam olarak koşma kıstaslarını sağlamaz.[72] Hızlı hareket eden filler ön ayaklarıyla koşuyor, arka ayaklarıyla yürüyor gibi görünürler ve yaklaşık saatte 18 km'lik bir hıza ulaşabilirler.[73] Bu hızlarda diğer dört ayaklıların çoğu dörtnala hareket eder. Yay kinetiği fillerin hareketinin diğer hayvanlardan farkını açıklayabilir.[74] Hareket ederken filin ayağı altındaki yumuşak doku genişleyip daralır ve bu kadar ağır bir hayvanın hareket etmesinden kaynaklanacak olan sesi ve ağrıyı azaltır.[69] Filler iyi yüzücüdür. Dibe değmeden altı saat kadar yüzebildikleri, bir kerede 48 km mesafe katedebildikleri ve 2,1 km/s hız yapabildikleri kaydedilmiştir.[75]<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İç ve cinsel organlar</span></span><br />
<br />
Filin beyni 4,5 ilâ 5,5 kg ağırlığındadır. Ağırlığı 1,6 kg olan insan beyni ile karşılaştırıldığında filin beyni daha büyük olsa da oransal olarak daha küçüktür. Doğduktan hemen sonra fil beyni erişkinlikte ulaşılan ağırlığın %30 ilâ 40'ı arasındadır. Serebrum ve beyincik iyi gelişmiştir ve temporal loblar o kadar büyüktür ki yanlara doğru kabarıklık yapar.[52] Filin boğazında daha sonra kullanmak üzere su saklayabileceği bir kese bulunur.[35]<br />
<br />
Filin kalbi 12 ilâ 21 kg arasındadır. Memeliler arasında sıra dışı bir şekilde kalp apeksi çift uçludur.[52] Ayakta iken filin kalbi dakikada 30 kere atar. Diğer hayvanların tersine fil yattığında kalp atışı dakikada 8 ilâ 10 kere olmak üzere artış gösterir.[76] Akciğerler diyaframa bağlıdır[52] ve akciğer zarı yerine bağ doku bulunur.[37] Bu nedenle soluma göğüs kafesinin genişlemesinden çok diyaframa bağlıdır.[52] Bu hayvanın su altındayken hortumuyla yüzeyden nefes alması sırasında oluşan basınç farklılıklarıyla baş edebilmesine olanak sağlar[37] ancak bu açıklamanın geçerliliği tartışmalıdır.[77] Bu adaptasyonun bir başka açıklaması da hayvanın hortumu ile su çekebilmesine yardımcı olmasıdır.[37] Filler genellikle hortumlarıyla soluk alır ancak çok az bir hava ağızlarından da geçer. Geviş getirmeyen ve tek bölmeli mideye sahip olan fillerde arka bağırsak mayalanması ile selüloz çekum ve kalın bağırsakta sindirilir. İnce, kör ve kalın bağırsaklarının toplam uzunluğu 35 m'ye yaklaşır. Sindirim bir gün kadar sürse de fillerin ağızdan aldıkları besinlerin çoğu sindirilmeden dışkılanır.[52]<br />
<br />
Erkek filin testisleri gövdenin içinde böbreklerin yanındadır. Fil penisinin boyu 100 cm'ye, kalınlığı da tabanında 16 cm'ye ulaşır. Ereksiyonda iken S şeklindedir ve ucunda Y şeklinde yarık vardır. Dişi filin gelişmiş klitorisi 40 cm uzunluğundadır. Vulva çoğu memelide olduğu gibi kuyruğa yakın olmak yerine arka ayakların arasındadır.Hayvanın büyük karın boşluğu nedeniyle gebeliği tespit etmek kolay değildir. Dişinin meme bezleri ön ayaklarının arasındadır, dolayısıyla süt emen yavru dişinin hortumunun ulaşabileceği mesafededir.[52] Fillerde başın iki yanında yer alan kendine has temporin salgılayan bir bez vardır. Bu organ cinsel davranış ile bağlantılıdır ve erkekler kızgınlığa girdiklerinde buradan bir sıvı salgılar.[78] Dişilerin de aynı yerden salgı yaptıkları gözlemlenmiştir.[57]<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Davranış ve yaşam</span></span><br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Ekoloji</span></span><br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Beslenmek için hortumunu kullanan bir Afrika fili</span></span><br />
<br />
Afrika savan fili savanlar, çöller, bataklıklar ve göl kıyıları gibi çeşitli doğal alanlarda ve deniz seviyesinden kar hattının üzerinde dağlara kadar her türlü rakımda yaşar. Orman filleri ise ekvator ormanlarında yaşar ama galeri ormanları ile ormanlar ve savanlar arasındaki ekotonlara da girebilirler.[14] Asya filleri otlak, fundalık ve ağaçlardan oluşan alanları tercih eder, Hindistan'ın güneyi ve Sri Lanka'da dikenli fundalık ormanlarda, Malay Yarımadası'nda da her dem yeşil yapraklı ormanlarda yaşarlar.[7] Filler otçuldur ve yapraklar, sürgünler, meyveler, ağaç kabukları ve kökleri ile beslenirler. Afrika filleri daha çok yaprak, sürgün ve meyvelerle beslenmeyi tercih ederken Asya filleri yere yakın otlar ve köklerle beslenmeyi tercih eder. Günde yaklaşık 150 kg kadar besin tüketir ve 40 litre kadar su içerler. Filler genellikle su kaynaklarına yakın kalmayı tercih eder.[14] Asıl olarak sabah, öğleden sonra ve gece beslenirler. Öğle vakti filler ağaçlar altında dinlenir ve ayakta kestirebilirler. Asıl geceleri yere yatarak uyurlar.[68][79] Günde ortalama 3 ilâ 4 saat arası uyurlar.[80] Hem erkekler hem de aile grupları tipik olarak günde 10 ilâ 120 km arasında yol kat edebilir ancak Namibya'da Etosha Ulusal Parkı'nda 90 ilâ 180 km kadar uzun mesafe katettikleri de kaydedilmiştir.[81] Besin, su ve eş aramak için mevsimsel olarak göç edebilirler. Botsvana'da Chobe Ulusal Parkı'nda fil sürülerinin yerel su kaynakları kuruduğunda 325 km yol alarak nehre indikleri gözlemlenmiştir.[82]<br />
<br />
Bir fil ailesi birlikte yıkanırken. Bu davranış sosyal bağı güçlendirir.<br />
<br />
Büyük cüsselerinden ötürü filler çevreleri üzerinde çok önemli etkide bulunur ve bu nedenle kilit taşı türlerden sayılır. Ağaçları ve çalılıkları köklerinden sökme âdetleri savanları otlaklara çevirebilir. Kuraklık sırasında su bulmak için kazdıkları çukurlardan diğer hayvanlar da yararlanır. Açtıkları su çukurlarını genişleterek çamur içinde yuvarlanırlar. Elgon Dağı'nda fillerin kazdığı mağaralar toynaklılar, kırsıçanımsılar, yarasalar ve böcekler tarafından kullanılır.[83] Filler önemli tohum dağıtıcısıdırlar. Afrika orman filleri tohumları yutar ve dışkı ile dışarı çıkarır. Bu sürecin çimlenmeye etkisi ya yoktur ya da olumlu etkisi vardır. Tohumlar büyük mesafelerde dağıtılır.[84] Asya ormanlarında büyük tohumlar dağılmak için filler ve gergedanlar gibi dev otçullara gereksinim duyar. Bu ekolojik niş bir sonraki en büyük otçul olan Hint tapiri tarafından doldurulamaz.[85] Fillerin yedikleri besinlerin çoğu sindirilmeden atıldığı için fil dışkısı bok böceği ve maymunlar gibi diğer hayvanlar için besin kaynağı oluşturur.[83] Ekosistemler üzerinde fillerin olumsuz etkileri de bulunur. Uganda'da Murchison Falls Ulusal Parkı'nda fil popülasyonunun fazlalığı ormanlık araziye bağımlı olan küçük kuş popülasyonlarını tehdit altına sokmuştur. Ağırlıkları nedeniyle toprak sıkışarak yağmurun toprak içine süzülmeden üzerinden akmasına neden olarak erozyonun oluşmasında önemli bir etken olur.[79]<br />
<br />
Fil dışkısı esaret altındaki hayvanların stres düzeylerini anlamak için kullanılabilir.<br />
<br />
Filler genellikle diğer otçullarla birlikte sakin bir şekilde yaşar ve diğer hayvanlar fillerden uzak durur. Filler ile gergedanlar arasında bazı saldırgan etkileşimler kaydedilmiştir. Kenya'da Aberdare Ulusal Parkı'nda yavru bir file saldıran gergedan aile grubundaki diğer filler tarafından öldürülmüştür.[79] 1990'larda Güney Afrika'da Hluhluwe-iMfolozi Parkı'na getirilen genç öksüz filler rastgele gergedanları öldürmeye başlamış ve daha yaşlı erkek fillerin getirilmesine kadar 36 gergedanı öldürmüştür.[86] Erişkin filler cüsseleri sayesinde diğer yırtıcılara karşı hemen hemen tamamen yenilmez sayılabilirler. Yavru filler Afrika'da aslanlara, benekli sırtlanlara ve yaban köpeklerine[10] Asya'da ise kaplanlara[7] yem olabilmektedir. Botsvana'da Chobe Ulusal Parkı'nda kuraklık döneminde aslanlar filleri avlamayı âdet hâline getirmiştir ve 30 aslandan oluşan bir sürünün dört ilâ on bir yaşlarındaki filleri öldürdüğü kaydedilmiştir.[87] Fillerde, özellikle yuvarlak solucanlar olmak üzere diğer otçullara nazaran çok sayıda parazit görülür.[88]<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Sosyal yapı</span></span><br />
<br />
Kenya'da Amboseli Ulusal Parkı'nda bir Afrika fili ailesi. Fil yavrularının grubun ortasında korumalı konumda olduklarına dikkat edilmelidir. Arkada Kilimanjaro Dağı görünmektedir.<br />
<br />
Erkek ve dişi fillerin sosyal yaşamları birbirinden çok farklıdır. Dişiler yaşamlarını sıkı bağlarla bağlı oldukları anaerkil aile gruplarında geçirir. Bu aile grupları anneler ve yavrularından oluşur ve bazen on bireyden fazla filden oluşur. En yaşlı dişi gruba liderlik eder.[89] Grubun lideri olan dişi ölene kadar[10] ya da bu rolü üstlenmek için enerjisi kalmayana kadar[90] grubun başında kalır. Hayvanat bahçesinde yaşayan filler arasında yapılan bir araştırmada grubun lideri olan dişi öldüğünde diğer fillerin dışkılarında kortikosteron (stres hormonu) düzeyinin dikkat çekici şekilde arttığı gözlemlenmiştir.[91] En yaşlı dişi öldüğünde ya da liderliği bırakmak zorunda kaldığında, kardeşi grupta olsa bile yerine en yaşlı kızı geçer.[10] Yaşlı dişi liderlerin daha etkili karar verici olduğu görülmüştür.[92]<br />
<br />
Dişi filin sosyal çevresi yalnızca küçük aile grubu ile sınırlı değildir. Kenya'da Amboseli Ulusal Parkı'nda yaşayan fillere bakıldığında bir dişi filin yaşamı boyunca diğer aile grupları, klanlar ve alt popülasyonlar ile etkileşime girdiği gözlemlenmiştir. Aileler birbirleriyle bağlantıya girip genellikle iki aile grubundan oluşan bağlı gruplar oluşturur. Kurak mevsimde fil aileleri bir araya gelerek klan adı verilen başka bir sosyal yapı oluşturur. Bu klanlar içindeki gruplar sıkı ilişkiler kurmazlar ancak bölgelerini kurak mevsimde diğer klanlara karşı korurlar. Tipik olarak bir klan içinde dokuz grup bulunur. Amboseli fil popülasyonu ayrıca "merkezî" ve "çevresel" olarak iki alt popülasyona da ayrılır.[89]<br />
Yalnız yaşayan erkek fil: Erişkin erkek filler yaşamlarının çoğunu genellikle yalnız ya da erkeklerden oluşan gruplarla geçirir.<br />
<br />
Hindistan ve Sri Lanka'da yaşayan bazı fil popülasyonlarının da benzer sosyal yapıları vardır. Sıkı aile birimleri ve çok bağlı olunmayan daha büyük topluluklar olduğu görülür. Bebek fillere bakıcılık ve genç fillere koruyuculuk yapılan birimler olduğu gözlemlenmiştir. Hindistan'ın güneyinde fil popülasyonları içinde aile grupları, bağlı aile grupları ve muhtemelen klan yapıları olabilir. Aile grupları bir ya da iki dişi ve yavrularından oluşan küçük gruplardır. İki dişi ve yavrularından daha fazla sayıda bireyi içeren gruplar ortak aile grubu olarak bilinir. Malay fil popülasyonlarının aile birimleri daha küçüktür ve aile ile bağlı aile gruplarından daha büyük sosyal yapı içermezler. Afrika orman fillerinin aile grupları ise genellikle bir dişi ve iki ilâ üç yavrusundan oluşur. Özellikle orman içinde yol açma gibi konularda bu aile gruplarının yardımlaştıkları görülür.[89]<br />
<br />
Erişkin erkeğin yaşamı ise dişilerden çok farklıdır. Olgunlaştıkça erkek fil grubundan uzaklaşarak başka erkeklerle ve hatta başka aile gruplarıyla etkileşime geçebilir. Kenya'da Amboseli'de genç erkekler 14 ilâ 15 yaşlarına doğru zamanlarının %80'ini ailelerinden uzakta geçirir. Aile grubunun erişkin dişileri erkek file karşı saldırganca davranışlar sergiler ve bu da erkekleri tamamen gruptan ayrılmaya sevk eder. Erkekler gruptan ayrılınca ya yalnız ya da diğer erkeklerle birlikte yaşar. Genellikle yoğun ormanlarda bulunan erkekler yalnız yaşamayı tercih eder. Asya fillerinin erkekleri genellikle yalnız yaşar ama iki ilâ daha çok erkek filden oluşan gruplar hâlinde de yaşayabilirler. Böyle gruplar arasında en çok yedi erkek filin olduğu bir grup gözlemlenmiştir. İçinde 10 erkek filden fazla üye bulunduran gruplar Afrika savan fillerinde görülür. Bunların en büyüğü içinde 144 Afrika savan fili barındırmaktaydı.[93] Tek ya da grup hâlinde yaşasalar bile erkekler arasında bir baskınlık hiyerarşisi bulunur. Baskınlık yaşa, cüsseye ve cinsel duruma bağlıdır.[93] Yaşlı erkek filler genç erkek fillerin saldırgan davranışlarını kontrol altında tutar ve genç erkeklerin "çete"ler kurmasını engeller.[94] Erişkin erkek ve dişi fil üremek için bir araya gelir. Erkekler içinde östrus hâlinde olan bir dişi bulunan gruplar ile etkileşime girebilir.[93]<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Cinsel davranış</span></span><br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Mest</span></span><br />
<br />
Erişkin erkek filler testosteron hormonunun arttığı mest olarak bilinen bir duruma girer. Güney Hindistan'da bulunan fil popülasyonunda erkek fillerin ilk olarak 15 yaşında mest durumuna girdiğini ancak 25 yaşından önce bu durumun görece daha az etkili olduğu gözlemlenmiştir. Kenya'da Amboseli parkında 24 yaşın altındaki erkek fillerin mest hâline girmediği ve 25 ilâ 35 yaş arasındakilerin yarısı ile 35 yaş üstündekilerin tamamının mest olduğu gözlemlenmiştir. Genç erkeklerin kurak mevsimde (Ocak ile Mayıs arası) yaşlı erkeklerin de yağmur mevsiminde (Haziran ile Aralık arası) mest durumuna girdikleri görülür. Erkek filin mest olduğunun ana göstergesi temporin bezinden salgılanan sıvının yüzlerinin iki yanına doğru akmasıdır. Penisi prepüsün içindekeyken idrarını yapabilir ve bu durumda idrarı arka bacaklarının üzerine sıçrar. Mest durumu ile bağlı davranışlar kafayı yukarıda ve sağa sola sallayarak yürüme, fildişleriyle yeri kazma, işaretleme, hortum ile gürleme ve yalnızca tek kulağı sallama gibi davranışlardır. Mest durumu bir gün ile dört ay arasında sürebilir.[95]<br />
<br />
Mest durumunda erkek filler aşırı derecede saldırganlaşır. Mest durumunda olan ya da olmayan erkekler arasında agonistik karşılaşmalarda cüsse belirleyici etkendir. İki gruptan bireyler arasındaki karşılaşmaları, mest olmayan erkek daha iri de olsa, çoğunlukla mest durumunda olan birey kazanır. Erkek fil kendinden daha büyük mest durumunda bir fil ile karşılaştığında kendi mest davranışlarını durdurabilir. Benzer büyüklükte olanlar birbirleriyle karşılaşmaktan kaçınır. Agonistik davranışlar genellikle tehdit gösterisinde bulunma, kovalama ve fildişleri ile hafif çarpışmalardır. Ciddi dövüşler nadir görülür.[95]<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Çiftleşme</span></span><br />
<br />
Filler polijinik olarak ürer[96] ve çiftleşmeler yağmur mevsiminin ortasında sıklaşır.[97] Östrusta olan dişi fil idrarı ve vajinal salgılarıyla feromon adı verilen kimyasal sinyaller göndererek çiftleşmeye hazır olduğunu bildirir. Erkek fil potansiyel bir eşi izler ve durumunu flehmen tepkisi ile değerlendirir. Fillerde flehmen tepkisi erkeğin hortumu ile idrar ya da vajinal salgı örneğini alıp Jacobson organına götürerek koklamadan oluşur.[98] Dişi filin östrus siklüsü 14 ilâ 16 hafta arası sürer. Bunun 4 ilâ 6 haftası proliferatif dönem, 8 ilâ 10 haftası da sekretuvar dönemdir. Memelilerin çoğunda proliferatif dönemde luteinleştirici hormon bir kere artış gösterirken fillerde iki kere artış gösterir. İlk artışta dişiler erkeklere östrusta olduklarını koku yolu ile bildirir ancak ovülasyon ikinci artıştan sonra meydana gelir.[99] Dişi fillerde doğurganlık oranı 45 ilâ 50 yaşından sonra azalır.[90]<br />
<br />
Erkek filler östrusta olan dişileri izleme ve diğer erkeklere karşı savunma davranışı gösterir. Bu davranış çoğunlukla mest hâlindeki erkek filler tarafından gösterilir ve özellikle daha yaşlı dişiler olmak üzere dişi filler bu davranışın erkek filler tarafından gösterilmesini isteyen hareketlerde bulunurlar.[100] Bu erkek fillerin üreme şansı daha yüksektir.[93] Zayıf ya da yaralı erkekler normal olarak mest olmadıkları için, mest hâli dişi fillere erkek fillerin durumunu gösterir.[101] Genç dişilere daha yaşlı erkeğin yaklaşması korkutucu gelebileceğinden aile grubundaki daha yaşlı dişiler genç dişinin yanında kalarak ona destek olur.[102] Çiftleşme sırasında erkek fil hortumunu dişinin sırtına koyar.[103] Erkek filin penisi pelvisten bağımsız olarak hareket edebilir[104] ve erkek dişinin üzerine çıkmadan önce ileri ve yukarı doğru kıvrılır. Çiftleşme 45 saniye sürer ve ne kalça hareketi ne de boşalmada duraklama görülmez.[105] Hem erkek hem de dişi filler arasında eşcinsel davranışlar oldukça sık görülür. Heteroseksüel ilişkide olduğu gibi bu davranışlarda da bir hayvan diğerinin üzerine çıkar. Erkek filler bazen oyun olarak birbirleriyle dövüşerek birbirlerini uyarırlar ve genç ile yaşlı filler arasında bağlar kurulabilir. Dişilerde eşcinsel davranışlar esaret altındaki fillerde görülür ve dişilerin birbirlerini hortumları ile tatmin ettikleri gözlemlenebilir.[106]<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Doğum ve yavrular</span></span><br />
<br />
Fillerde gebelik yaklaşık iki yıl sürer ve doğumlar arasında genelde dört ilâ beş yıllık ara bulunur. Doğumlar genelde yağmur mevsiminde yapılır.[107] Yavru filler doğduklarında yaklaşık 85 cm boyunda ve 120 kg ağırlığındadır.[102] Tipik olarak tek yavru doğar ancak ikiz doğumlara da rastlanır.[108] Görece uzun süren gebelik dönemi beş adet sarı cisim ile (çoğu memelide tektir) desteklenir ve fetüsün özellikle beyin ve hortumunun daha çok gelişmesine olanak verir.[108] Bu nedenle yaşına göre erken gelişmiş olarak doğan yavrular kısa sürede ayağa kalkıp annelerini ve aile gruplarını yürüyerek izleyebilirler.[109] Yeni doğan yavru fil aile grubundaki tüm fillerin ilgi odağıdır. Erişkinler tamamı ve genç fillerin çoğu yeni doğan yavrunun çevresine toplanıp hortumları ile ona dokunur ve okşarlar. Başlarda bir iki gün anne yavrusunun çevresinde diğer aile üyelerinin bulunmasını istemez. Bazı aile gruplarında yavrulara anneden başka dişiler bakabilir. Bu dişiler genellikle iki ilâ on iki yaş arasındadır.[102] Yakınlarda yırtıcı hayvanlar bulunduğunda aile grubu yavruları ortaya alarak toplanırlar.[110]<br />
<br />
İlk birkaç gün yeni doğan yavru ayakları üstünde çok dengeli duramaz ve annesinin desteğine gereksinim duyar. İyi göremediği için dokunma, koklama ve işitme duyularından yardım alır. Kıvrılıp duran hortumu üzerinde çok büyük bir kontrolü yoktur ve hortumuna takılıp tökezleyebilir. İki haftalık olduğunda daha dengeli yürür ve hortumunu kontrol edebilir. Bir aylık olduğunda hortumuyla neseneleri yerden alabilir, tutabilir ve ağzına götürebilir ancak hortumuyla su çekemez. Su içmek için ağzını kullanır. Annesine hâlâ çok bağımlıdır ve yanından ayrılmaz.[109]<br />
<br />
İlk üç ay beslenmek için tamamen annesinin sütüne bağlı olan yavru fil üç aydan sonra besin olarak bitkileri yemeye ve hortumuyla su toplamaya başlar. Aynı zamanda dudak ve bacak koordinasyonunda gelişmeler görülür. Yavru filler altı yaşına kadar süt emer ve altı aydan sonra beslenme yönünden bağımsızlık kazanırlar. Dokuz aylık olduklarında ağız, hortum ve ayak koordinasyonları mükemmelleşmiştir. Bir yaşından sonra yavru filin kendini temizleme, su içme ve beslenme yetenekleri tamamen gelişir. Yine de bir yıl kadar daha beslenme ve yırtıcılardan korunma için annesinin korunmasına ihtiyacı olur. Bir yaşından küçük yavrular saatte 2 ilâ 4 dakika kadar süt emer. Fil yavruları üç yaşına kadar süt emmeye devam eder. İki yaşından sonra süt emmeleri büyüme hızlarına, vücut kondisyonuna ve üreme yeteneklerinin gelişmesine yardımcı olur.[109] Fil yavruları arasında oyun davranışları cinsiyetlerine göre değişiklik gösterir. Dişi yavru filler birbirlerini kovalarken erkek yavru filler oyun olarak dövüş taklidi yaparlar. Dişi filler dokuz yaşında cinsel olgunluğa erişirken[102] bu süre erkek filler için 14 ilâ 15 yıl kadardır.[93] Fillerin yaşam süresi uzundur ve 60 ilâ 70 yaşına kadar yaşarlar.[60] Lin Wang adlı esaret altında yaşayan fil 86 yaşına kadar yaşamıştır.[111]<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İletişim</span></span><br />
<br />
Asya filleri hortumlarını dolayarak birbirlerini selamlarlar.<br />
<br />
Dokunma filler arasında önemli bir iletişim biçimidir. Bireyler birbirlerini selamlamak için hortumlarını diğerinin hortumuna dolar ve okşar. Yaşlı filler, genç filleri terbiye etmek için hortumlarıyla şaplak atar, genç filleri tekmeler ya da iter. Her yaştan ve cinsiyetten bireyler bir araya geldiklerinde ve uyarıldıklarında diğerinin ağzına, temporin bezlerine ve cinsel organlarına hortumlarıyla dokunurlar. Bu şekilde bireyler kimyasal mesajları algılayabilirler. Dokunma ayrıca anne ile yavru arasında da önemli bir iletişim yöntemidir. Hareket esnasında ana filler yavrularına hortumlarıyla, yan yana iseler ayakları ile, yavru arkadaysa kuyrukları ile dokunur. Yavru eğer dinlenmek istiyorsa annesinin ön bacaklarına dayanır. Eğer süt emmek istiyorsa annesinin göğsüne ya da bacağına dokunur.[112]<br />
<br />
Görsel nümayiş daha çok agonistik davranışlarda ortaya çıkar. Filler kafalarını kaldırarak ve kulaklarını yanlara açarak daha tehditkâr görünmeye çalışırlar. Ayrıca nümayiş esnasında kafalarını sallayıp kulaklarını çırpar ve toz ile bitkileri hortumları ile fırlatırlar. Yapmacık kuvvet gösterisinde bulunurlar. Uyarılmış filler hortumlarını kaldırabilir. Başeğen filler kafalarını ve hortumlarını aşağı indirirken kulaklarını boyunlarına doğru yapıştırır. Meydan okumayı kabul eden filler ise kulaklarını V şeklinde açar.[113]<br />
<br />
Filler genellikle gırtlaktan olmak üzere, bir kısmı da hortum tarafından değişikliğe uğrayan çeşitli sesler çıkarırlar. Belki de bu seslerin en bilineni, uyarıldıklarında, tehlike altında olduklarında ya da saldırı esnasında çıkardıkları boru benzeri sestir.[114] Dövüşen filler kükrer ve haykırır. Yaralı olan filler ise böğürür.[115] Hafif uyarıldıklarında uğultu gibi düşük frekanslı titreşimlerden oluşan[116] ve kısmen infrasonik sesler çıkarırlar.[117] İnfrasonik çağrılar hem Asya hem de Afrika filleri için özellikle uzun mesafe iletişimde önem taşır.[114] Asya fillerinde bu çağrılar 14-24 Hz frekansında, 85-90 dB düzeyindedir ve 10 ilâ 15 saniye sürer.[117] Afrika fillerinin çağrıları ise 15 ilâ 35 Hz aralığında ve 117 dB düzeylerindedir. Bu şekilde en çok 10 km civarında bir mesafede haberleşebilirler.[118]<br />
<br />
Kenya'da Amboseli parkında çeşitli infrasonik çağrılar kaydedilmiştir. Birkaç saat ayrı kaldıktan sonra bir araya gelen aile üyelerinin çıkardığı selamlama uğultusu bunlardan biridir. Gruplarından ayrılmış bireylerin temas çağrıları yumuşak ve modüle olmamış seslerdir. Bunlara cevap olarak yüksek sesle başlayan sonra yumuşayan çağrıyla karşılık verilir. Aile üyelerine bulundukları yerden ayrılmak için grup lideri dişi tarafından yumuşak uğultu şeklinde "hadi gidelim" çağrısı yapılır. Mest dönemindeki erkekler, çok belirgin alçak frekanslı "motosiklet" sesine benzeyen uğultular çıkarır. Bu çağrılara dişi filler koro hâlinde yine alçak frekanslı modüle seslerle karşılık verir. Çiftleştikten sonra östrusta olan dişi fil yüksek sesli bir çağrı yapar. Bir dişi çiftleştiğinde ailesi de heyecan çağrılarında bulunur.[116]<br />
<br />
Fillerin yeryüzeyinde darbelerle oluşturulan titreşimler ve yeryüzünde akustik dalgalar hâlinde yayılan sismik yöntemle iletişim kurdukları bilinmektedir. Sismik sinyalleri algılamaya çalışan filin öne eğilerek ön ayaklarına yüklendikleri görülür ve bu davranışa "donma davranışı" denir. Filler sismik iletişime uyun olarak çeşitli adaptasyonlar geçirmiştir. Tabanlarında bulunan kıkırdaksı yumrular dişli balinalar ve sirenler gibi deniz memelilerinde bulunan akustik yağ tabakalarına benzerlik gösterir. Kulak kanalı çevresinde bulunan benzersiz bir büzgen kas kanalı sıkıştırarak akustik sinyallerin titreşimini azaltarak hayvanın daha fazla sismik sinyali duymasına olanak verir.[119] Fillerin sismik dalgaları çeşitli nedenlerle kullandığı gözlemlenir. Kaçan ya da saldırı taklidi yapan bir fil çok uzak mesafelerden duyulabiliecek sismik dalgalar yaratabilir.[120] Yırtıcılar nedeniyle kaynaklanan ikaz çağrısını sismik yolla alan filler savunma pozisyonuna girer ve aile grupları bir araya toplanır. Hareket ile üretilen simik dalgaların 32 km uzağa ulaşabildiği ancak ses yolu ile üretilen sismik dalgaların 16 km kadar yol alabildiği görülür.[121]<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Zekâ ve bilişsellik</span></span><br />
<br />
Filler öz farkındalığın ve bilişselliğin bir göstergesi sayılan ve bazı insansılar ile yunusların da başarılı olduğu ayna testinde kendilerini tanırlar.[122] Esaret altındaki bir dişi Asya fili ile yapılan araştırma sonucunda fillerin çeşitli görsel ve akustik ayırt edilebilen çiftleri öğrenebildiğini göstermiştir. Araştırma konusu olan fil bir yıl sonra aynı şekilde test edildiğinde benzer çiftlerle daha yüksek doğruluk yüzdesi elde etmiştir.[123] Filler alet kullandığı bilinen birkaç hayvan türünden biridir. Bir Asya filinin dalları uyarlayıp sineklik olarak kullandığı kaydedilmiştir.[124] Filler tarafından değişikliğe uğratılarak alet olarak kullanılan nesneler şempanzelerin kullandığı kadar karmaşık değildir. Genel olarak fillerin çok mükemmel bir hafızaları olduğuna inanılır. Bu inanışın altında bazı gerçeklerin olması muhtemeldir. Fillerin uzun sürelerde geniş boyutlarda alanları hatırlamalarını sağlayacak bilişsel haritaları olması mümkündür. Bireyler, aile üyelerinin bulunduğu yerleri akıllarında tutabilmektedirler.[51] Bilim insanları fillerin ne derecede duyguları olduğunu tartışmaktadır. Ölüm ile ilgili bazı ritüelleri olduğu görülmekte ve akraba olsalar da olmasalar da kendi türlerinin kemiklerine büyük bir ilgi göstermektedirler.[125] Ölmekte olan ya da ölü bir fil kendi grubu ve hatta kendi grubu dışındaki fillerin bile ilgi odağı olmaktadır.[126]<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Korunma sorunları</span></span><br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Durumu</span></span><br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Fillerin dağılımı</span></span><br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Afrika fili</span></span><br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Asya fili</span></span><br />
<br />
Afrika filleri, iki ırkı arasında bağımsız bir değerlendirme yapılmadan 2008 yılında Dünya Doğa ve Doğal Kaynakları Koruma Birliği (IUCN) tarafından soyunun tükenme riski yüksek olan hassas türler arasında listelenmiştir.[127] 1979 yılında Afrika'da fil popülasyonunun minimum 1,3 milyon ve maksimum 3 milyon olduğu tahmin edilmekteydi. 1989 yılında ise Afrika popülasyonu 609.000 fil olarak tahmin edilmiştir. Bunun dağılımı şöyleydi: 277.000 Orta Afrika'da, Afrika'nın doğusunda 110.000, güneyinde 204.000 ve batısında da 19.000. Daha önce tahmin edilenden çok daha az sayıda 214.000 kadar filin yağmur ormanlarında yaşadığı tahmin edilmiştir. 1987 yılından sonra fil popülasyonunun azalması hız kazanmış ve Kamerun ile Somali'de yaşayan savan ırkının sayısının %80 oranında azaldığı görülmüştür. Afrika orman ırkının sayısında ise %43 oranında azalma tespit edilmiştir. Afrika'nın güneyinde ise Zambiya, Mozambik ve Angola'da popülasyon azalırken Botsvana ve Zimbabve'de artmış, Güney Afrika'da ise sabit kalmıştır.[128] 2005 ve 2007 yılında yapılan araştırmalarda ise Afrika'nın güneyinde fil popülasyonunun yıllık %4 oranında arttığı gözlemlenmiştir.[127]<br />
<br />
Afrika filleri en azından bulundukları her ülkede kısmen de olsa yasal koruma altındadır ancak yaşam alanlarının %70'i koruma altındaki bölgelerin dışındadır. Bazı bölgelerde başarılı koruma çabaları sonucunda yüksek popülasyon yoğunluğuna erişilmiştir. 2008 yılı itibarıyla yerel popülasyonlar doğum kontrolü ve nakil yöntemleriyle kontrol altına alınmıştır. Zimbabve'nin uygulamayı bırakmasından sonra 1988'den itibaren geniş çaplı hayvan itlafı yapılmamaktadır. Afrika fili 1989 yılında Nesli Tehlike Altında Olan Yabani Hayvan ve Bitki Türlerinin Uluslararası Ticaretine İlişkin Sözleşme'nin (CITES) EK-I'inde listelenerek ticareti yasa dışı hâle getirilmiştir. 1997 yılında Botsvana, Namibya ve Zimbabve ile 2000 yılında Güney Afrika'da bulunan filler için EK-II statüsü verilmiş ve bunların ticareti sınırlı olarak belli esaslara bağlanmıştır. Bazı ülkelerde fillerin hatıra amaçlı avlanması yasaldır. Botsvana, Kamerun, Gabon, Mozambik, Namibya, Güney Afrika, Tanzanya, Zambiya ve Zimbabve gibi bu ülkeler için CITES kapsamında ihraç kotları bulunmaktadır.[127]<br />
<br />
2008 yılında IUCN son 60-75 yıl içinde popülasyonunda %50'lik bir azalma olduğu için Asya filini soyunun tükenme riski çok yüksek olan tehlikedeki türler arasında listelemiştir.[129] CITES listesinde de EK-I altında listelenerek ticareti yasaklanmıştır.[129] Asya filleri bir zamanlar Suriye ve Irak'tan (Elephas maximus asurus alt türü) Çin'de Sarı Irmak'a ve Cava Adası'na kadar olan bölgeye dağılmışlardı.[130] Günümüzde bu bölgelerde soyu tükenmiştir[129] ve Asya filinin güncel dağılımı sınırlı bölgelerde kalmıştır.[130] Tam doğru olmasa da Asya filinin toplam popülasyonunun 40 ilâ 50 bin arasında olduğu tahmin edilmektedir. Popülasyonun yarısının Hindistan'da olması muhtemeldir. Asya fillerinin özel olarak Güneydoğu Asya'da ve genel olarak popülasyonları azalmaktaysa da Batı Gat Dağları'nda kısmen de olsa artış göstermektedir.[129]<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Tehditler</span></span><br />
<br />
Fillerin soyunun tükenmesinde en büyük tehditlerden biri dişleri, eti ve derisi için kaçak olarak avlanmasıdır.[129] Tarihsel olarak sayısız kültür, fildişinden ziynet eşyası ve diğer sanat eserleri yapmış ve hatta fildişinin kullanımı altın kullanımıyla başabaş gitmiştir.[131] Fildişi ticareti Afrika fili popülasyonunun 20. yüzyıl sonlarında azalmasında önemli bir etken olmuştur.[127] Bu nedenle, 1989 yılı Haziran ayında ABD'den başlayarak Kuzey Amerika, Avrupa ülkeleri ve Japonya gibi birçok ülkede fildişi ithalatına uluslararası yasaklamalar getirilmiştir.[131] Aynı dönemde Kenya elindeki tüm fildişi stoğunu yok etmiştir.[132] CITES, 1990 yılı Ocak ayında yürürlüğe girecek şekilde fildişi ticaretinde uluslararası yasağı onayladı.[131] Uluslararası yasakların devreye girmesinden sonra özellikle ekonomik olarak fildişi endüstrisinin büyük önem taşıdığı Hindistan ve Çin gibi ülkelerde işsizlik baş gösterdi. Aynı endüstrinin bir parçası olan Japonya ve Hong Kong ise bu duruma adapte olmayı başarabildi.[131] Zimbabve, Botsvana, Namibya, Zambiya ve Malavi fildişi ticaretine devam etmeyi istemiş ve yerel olarak fil popülasyonları sağlıklı olduğu için ve ancak doğal yollardan ölmüş ya da itlaf edilmiş hayvanların dişlerini kullanmak kaydıyla izin alabilmişlerdir.[132]<br />
<br />
Uluslararası ticaret yasağı sayesinde Afrika'nın bazı bölgelerinde fil popülasyonu toparlanmıştır.[131] 2012 Ocak ayında Kamerun'da Bouba Njida Ulusal Parkı'nda Çad'lı baskıncılar tarafından yüzlerce fil öldürülmüştür. Bu olaylar yasakların başlamasından beri meydana gelen "en yoğun fil katli" olarak tanımlanmıştır.[132] Özellikle dişi Asya fillerinin fildişi olmadığı için, Asya filleri potansiyel olarak fildişi ticaretinden daha az etkilenir. Yine de Hindistan'da Periyar Ulusal Parkı gibi bazı bölgelerde bu tür de fildişleri için öldürülmektedir.[129]<br />
<br />
Filler için diğer tehditler arasında yaşam alanı yok olması ve yaşam alanı parçalanması sayılabilir.[127] Asya fili, insan nüfusunun en yüksek olduğu bazı bölgelerde yaşamaktadır. Diğer simpatrik kara memelilerinden daha fazla miktarda yere gereksinim duydukları için filler insanların doğayı istila etmesinden en çok etkilenen türlerden biridir. Ekstrem durumlarda filler, insanların baskın olarak yaşadıkları bölgelerde arada kalmış küçük orman adacıklarında kısılıp kalabilmektedir. Cüsseleri ve besin gereksinimleri nedeniyle filler insanlarla birlikte tarım alanlarında bir arada yaşayamaz. Ekinleri ezen ve tüketen filler insanlarla karşı karşıya kalmaktadır. Bu nedenle yüzlerce fil ve insan geçmişte ölmüştür. Bu çatışmaların önüne geçebilmek koruma çabaları için önem arz etmektedir.[129]<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Filler ve insanlar</span></span><br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Yük hayvanı</span></span><br />
<br />
Filler, yaklaşık İndus Vadisi Uygarlığı zamanından[133] yani yaklaşık olarak MÖ üç binli yıllardan günümüze kadar yük hayvanı olarak kullanılmış ve kullanılmaya devam etmektedir. 2000 yılı itibarıyla Asya'da 13.000 ilâ 16.500 kadar fil yük hayvanı olarak kullanılmaktaydı. Bu hayvanlar genellikle çabuk ve kolay eğitilebilecekleri bir yaş olan 10 ilâ 20 yaşlarında doğadan yakalanan hayvanlardır.[134] Eskiden geleneksel olarak tuzak ve kement ile yakalanmakta olan filler 1950'lerden beri uyuşturulmak yoluyla da yakalanmaktadır.[135] Genellikle Asya filleri yük hayvanı olarak eğitilir. Afrika'da da benzer denemelerde bulunulmuştur. Belçika Kongosu'nda Afrika fillerinin evcilleştirilmesi II. Léopold'un bir buyruğuyla 19. yüzyılda başlamıştır ve günümüzde de Api Fil Evcilleştirme Merkezi'nde devam etmektedir.[136]<br />
<br />
Asya filleri uzak mesafelere yük taşımak, kütükleri kamyonlara doldurmak, ulusal parklarda turistleri gezdirmek, römork çekmek üzere kullanılırlar ve ayrıca dinsel geçitlerin de ayrılmaz parçasıdırlar.[134] Tayland'ın kuzeyinde Black Ivory kahvesi yapmak için kahve tanelerini sindirmeleri için kullanılırlar.[137] Görece derin sularda çalışabildikleri, çok az bakım gerektirdikleri, yakıt yerine ot ve su ile yetinebildikleri ve belirli işleri yapmak için eğitilebildikleri için mekanik aletler yerine tercih edilirler. Filler 30'dan fazla emri öğrenebilir.[134] Mest durumundaki erkek filler çalışmak için tehlikeli olabileceğinden bu durumları geçene kadar zincirlenirler.[138] Hindistan'da yük hayvanı olarak kullanılan fillerin çoğunun istismar edildiği iddia edilmiştir. Hindistan'da filler ve diğer esaret altındaki hayvanlar 1960 yılında çıkarılan Hayvanlara Zulmün Önlenmesi Yasası ile koruma altına alınmıştır.[139]<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Savaş</span></span><br />
<br />
Tarihsel olarak filler dehşet veren savaş araçları olarak görülmüşlerdir. Yanlarını korumak için zırh giydirilmiş, dişlerinin ucuna sivri demir ya da pirinç takılmıştır. Savaş filleri karşılarındaki düşman askerini yakalayıp sırtlarındaki kişiye kaldırmak ya da yere bastırıp fildişleri ile parçalamak üzere eğitilirdi.[140]<br />
<br />
Savaş fillerine dair en eski yazılı kaynaklardan birisi MÖ 4. yüzyılda yazılmış olan ve MÖ 11. ile 8. yüzyıllar arasındaki olayları anlattığı söylenen Hint Mahabharata destanıdır. Savaş filleri Pandava ve Kaurava tarafından atlı savaş arabaları kadar sıklıkla kullanılmamıştır. MÖ 6. yüzyılda ortaya çıkan Magadha Krallığı'nda filler atlardan daha büyük kültürel önem taşımaya başlamış ve bundan sonra Hint krallıkları savaş fillerini daha yaygın olarak kullanmıştır. MÖ 5. ve 4. yüzyıllar arasında Nanda İmparatorluğu ordusunda 3.000 savaş fili varken MÖ 4. ve 2. yüzyıllar arasında Maurya İmparatorluğu ordusunda 9.000 savaş fili kullanılmış olabilir. Yaklaşık MÖ 300 yıllarında yazılmış olan Hint siyaset eseri Arthashastra'da Maurya hükûmetine orduda kullanılmak üzere fillerin doğal yaşam alanı olan bazı ormanlık alanların korunması ve bu filleri öldürenlerin de idam edilmesi önerilir.[141] Fillerin savaş alanlarında kullanımı Güney Asya'dan batıya doğru Persler'e[140] ve doğuya doğru Güneydoğu Asya'ya yayılmıştır.[142] Persler savaş fillerini MÖ 6. ile 4. yüzyıllar arasında Ahameniş İmparatorluğu'nda kullanmıştır.[140] Güneydoğu Asya ülkelerinde ise ilk savaş fili kullanımı MÖ 5. yüzyılda başlar ve 20. yüzyıla kadar devam eder.[142]<br />
<br />
Büyük İskender piyadelerini filleri yaralamaları için eğitmiş ve hem Perslerle hem de Hintlerle olan savaşlarda karşı ordularda büyük paniğe neden olmuştur. İskender'in generallerinden biri olan Ptolemaios MÖ 323 yılında Mısır'ın hükümdarı olduktan sonra ordusunda Asya fillerinden oluşan birlikler barındırmıştır. Hükümdarlığa MÖ 285 yılında başlayan oğlu ve halefi II. Ptolemaios ise savaş fillerini daha güneyden, Nubiya'dan getirtmiştir. Bundan sonra savaş filleri klasik dönem boyunca Akdeniz ve Kuzey Afrika'da kullanılmıştır. Yunan kralı Pirus MÖ 280 yılında Roma'yı işgal girişiminde savaş fillerini kullanmıştır. Romalı süvarilerin atlarını korkutmuş olsa da savaş filleri savaşın kazanılmasında belirleyici olamamış ve Pirus sonunda savaşı kaybetmiştir. Kartacalı general Hannibal Romalılar ile savaşırken MÖ 217 yılında filleri Alplerden geçirmeyi başarmış ve tamamı hayatta kalmış şekilde Po Ovası'na indirebilmiştir. Ancak filler daha sonra hastalıktan kırılmışlardır.[140]<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Hayvanat bahçeleri ve sirkler</span></span><br />
<br />
Antik dönemde filler Mısır, Çin, Yunanistan ve Roma'da menajerilerde gösteriş için tutulurdu. Romalılar filleri diğer hayvanlarla ve insanlarla gladyatör gösterilerinde karşı karşıya getirirdi. Modern Çağda filler geleneksel olarak dünya üzerindeki hemen hemen bütün hayvanat bahçelerinin ve sirklerin ayrılmaz bir parçasıdır. Sirklerde filler bazı oyunlar yapmak üzere eğitilirler. En tanınmış sirk fili muhtemelen Barnum &amp; Bailey Sirkinin en önemli yıldız gösterilerinden biri olan Jumbo'dur (1861 - 15 Eylül 1885).[143] Filler, mest durumunda olan erkeklerin idaresinin zorluğu ve dişilerin östrus sikluslarının anlaşılamaması gibi nedenlerle esaret altında zor ürerler. Modern hayvanat bahçesi ve sirklerde bulunan fillerin çoğu Asya filidir. Asya fili 1975 yılında CITES'ın EK-I'inde listelendikten sonra 1980'lerde hayvanat bahçelerindeki Afrika fili sayısı artış göstermiştir. ABD'de esaret altında yaşayan fillerin çoğu, fil popülasyonu oldukça fazla olan Zimbabve'den gelmiştir.[144] 2000 yılında dünya üzerinde hayvanat bahçeleri ve sirklerde yaklaşık 1.200 Asya fili ve 700 Afrika fili bulunmaktadır. Esaret altındaki en büyük popülasyon 370 Asya ve 350 Afrika fili ile Kuzey Amerika'dadır. Avrupa'da yaklaşı 380 Asya ve 190 Afrika fili bulunurken Japonya'da da yaklaşık 70 Asya ve 67 Afrika fili bulunur.[144]<br />
<br />
Hayvanat bahçesinde bir fil stereotipik hortum sallama ve sallanma davranışını gösterirken<br />
<br />
Fillerin hayvanat bahçelerinde tutulması bazı tartışmalara yol açmıştır. Bunu destekleyenler araştırmacıların hayvanlara ulaşımını kolaylaştırdığını ve doğal alanlarını korumak dolayısıyla da türün geleceğini sağlamak için para uzmanlık sağladığı görüşlerini savunmaktadır. Bunu eleştirenler ise hayvanların hayvanat bahçelerinde fiziksel ve zihinsel strese maruz kaldıklarını söyler.[145] Fillerin kendilerini ya da hortumlarını ileri geri sallama ve yol izleme gibi stereotipik davranışlar gösterdiği kaydedilmiştir. Bu davranış Birleşik Krallık hayvanat bahçelerinde bulunan bireylerin %54'ünde görülmüştür.[146] Avrupa hayvanat bahçelerinde bulunan fillerin doğadaki fillere göre daha kısa yaşam süresine sahip olduğu anlaşılmaktadır ancak başka araştırmalar hayvanat bahçelerindeki fillerin doğal hayatlarını sürdüren filler kadar uzun yaşadığını gösterir.[147]<br />
<br />
Fillerin sirklerde yer alması da tartışmalara yol açmıştır. ABD'nin en önemli hayvan hakları savunucusu olan Humane Society sirkleri hayvanlara kötü davranmak ve zarar vermekle suçlamıştır.[148] 2009 yılında ABD federal mahkemesinde yaptığı tanıklık esnasında Barnum &amp; Bailey Sirki'nin CEO'su Kenneth Feld sirk fillerinin kulaklarının arkasına, çenelerinin altına ve bacaklarına ucu metal ve ankusa adı verilen üvendirelerle vurulduğunu kabul etmiştir. Feld bu uygulamaların sirk çalışanlarını korumak için gerekli olduğunu ve elektik şoku veren bir cihaz kullanan bir fil eğiticisinin cezalandırıldığını belirtmiş ancak bu uygulamaların fillere zarar verdiğini kabul etmemiştir.[149] Bazı eğiticiler filleri fiziksel cezalandırma kullanmadan eğitmeyi denemiştir. Ralph Helfer'in aralarında filler ve aslanlar da bulunan hayvanlarını eğitirken rikkat ve ödüllendirmeye dayandığı bilinmektedir.[150]<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Hastalık yayma</span></span><br />
<br />
Memelilerin çoğu gibi filler de insanlara hastalık geçirebilir. Bunlardan biri de tüberkülozdur. 2012 yılında Fransa'da Lyon şehrinin Tete d'Or hayvanat bahçesinde iki filde bu hastalık teşhis edilmiştir. Diğer hayvanlara ve hayvanat bahçesi ziyaretçilerine tüberkülozu geçirme riski karşısında şehir yetkililerince iki hayvan için derhal ötanazi uygulanması istenmiş ancak mahkeme kararıyla bu istek geri çevrilmiştir.[151] ABD'de Tennessee'de bir fil barınağında 54 yaşındaki bir Afrika filinin sekiz işçiye tüberküloz bulaştırdığı düşünülmektedir.[152]<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Saldırılar</span></span><br />
<br />
Filler saldırgan davranış nöbetleri sergileyebilir ve insanlara karşı yıkıcı davranışlara girebilir.[153] Afrika'da, 1970'ler ve 1980'lerde uygulanan itlaf çalışmaları sonrasında bir grup genç filin köylerde evlere zarar verdiği görülmüştür. Zamanlamasından ötürü bu saldırıların öç alma amaçlı olduğu düşünülmüştür.[94][154] Hindistan'da erkek filler düzenli olarak geceleri köylere girerek evleri yıkmakta ve insanları öldürmektedir. Jharkhand'da 2000 ile 2004 yılları arasında filler yaklaşık 300 kişi öldürmüş, Assam'da ise 2001 ile 2006 arasında fillerin 239 kişi öldürdüğü bildirilmiştir.[153] Yerel halk saldırılar sırasında fillerin sarhoş olduğunu bildirmiş ancak resmî yetkililer bu açıklamanın doğru olmadığını bildirmiştir.[155][156] Yine sarhoş olduğu düşünülen filler bir kez daha 2002 Aralık ayında bir Hint köyüne saldırarak altı kişiyi öldürmüş bunun sonucunda da yerel halk yaklaşık 200 kadar fili öldürmüştür.[157]<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kültürel tasvirler</span></span><br />
<br />
Filler Yontma Taş Devri'nden beri sanatsal olarak tasvir edilirler. Afrika'da özellikle Sahra Çölü'nde ve güneyde çok sayıda kaya resimleri ve taş üzeri kazıma desenler bulunur.[158] Uzak Doğu'da Hindu ve Budist tapınaklarında ve ibadet yerlerinde fil motifleri görülür.[159] Filleri doğrudan görmemiş kişilerin tasvir etmesi oldukça zordur.[160] Esaret altında filler tutan Antik Romalılar Tunus ve Sicilya anatomik açıdan oldukça doğru fil tasvirlerini mozaiklere işlemişlerdir. Orta Çağın başında filleri görmemiş olan Avrupalılar genellikle bunları fantastik yaratıklar olarak resmetmiştir. Genellikle gövdeleri at ya da sığır gibi, hortumları boru gibi, dişleri domuz dişi gibi tasvir edilmiş ve hatta bazıları toynaklı resmedilmiştir. Filler, Gotik kiliseleri yapan taş ustaları tarafından sıklıkla kullanılan bir motiftir. 15. yüzyıldan itibaren, Avrupa'da hüküm süren krallara hediye olarak gittikçe artan sayıda filin gelmesi üzerine, tasvirler daha doğru olmaya başlamıştır ki bunların arasında Leonardo da Vinci'nin bir deseni de bulunur. Yine de Avrupalı sanatçılar filleri daha stilize olarak resmetmeye devam etmiştir.[161] Max Ernst 1921 yılına ait Celebes adlı sürrealist resminde fili ucundan su hortumuna benzeyen bir hortum çıkan bir silo gibi tasvir etmiştir.[162]<br />
<br />
Körlerin fili tasvir meseli üzerine ukiyo-e (ağaçbaskı) deseni. Itchō Hanabusa, 1888<br />
<br />
Fil, hem Batı hem de Doğu kültürlerinde hafızayı, bilgeliği, uzun yaşamı, başarıyı simgeler ve baba figürü olarak görülür. Birçok Afrika kabilesi için fil hayvanların kralıdır. Filler bazı dinî inanışların da öznesi olmuştur. Mbutiler ölmüş atalarının ruhlarının fillerde ikâmet ettiğine inanırlar.[159] Diğer Afrika kabilelerinde de benzer inanışlar görülür ve bazıları şeflerinin öldükten sonra fil olarak yeniden dünyaya geldiğine inanırlar. MS 10. yüzyılda Igbo-Ukwu halkı liderlerini fildişleri ile birlikte gömerlerdi.[163] Fillerin dinî önemi Afrika'da yalnızca totemiktir[164] ancak Asya'da bu önem daha dikkat çekicidir. Sumatra'da filler yıldırım ile ilişkilendirilir. Benzer şekilde Hinduizmde tüm fillerin atası olan Airavata şimşek ve gökkuşağı ile tasvir edilir ve oraj ile bağdaştırılır.[159] En önemli Hindu tanrılarından biri olan fil başlı Ganeşa, en büyük üç tanrılar Şiva, Vişnu ve Brahma ile aynı mertebededir.[165] Ganeşa yazarlar ve tüccarlar ile bağlantılıdır ve insanlara başarı getirdiğine ve insanların arzularına ulaşmalarını sağladığına inanılır.[159] Budizmde Buda'nın insan olarak yeniden doğan bir beyaz fil olduğu söylenir.[166] İslami gelenekte Muhammed'in doğduğu yıl Fil Yılı olarak bilinir.[167] Romalılar fillerin kendilerinin dindar olduğuna inanır ve güneş ile yıldızlara taptıklarını düşünürlerdi.[159]<br />
<br />
Fil; zürafa, su aygırı ve gergedan ile birlikte, coğrafyasında bunlara benzer hayvanlar olmadığı için Batı'nın popüler kültüründe her yerde görülebilen egzotik amblemlerden biridir.[168] ABD'nin Cumhuriyetçi Parti'sinin sembolü olarak filin kullanımı ilk olarak Thomas Nast'ın 1874 yılında Harper's Weekly dergisinde çizdiği karikatürle başlamıştır.[169] Çocuk öykülerinde karakter olarak fillere çok sık yer verilir. Genellikle örnek davranışları olan karakterler olarak betimlenirler. Değerleri ideal insan değerleridir. Rudyard Kipling'in İşte Öyle Hikayeler kitabındaki "Çocuk Fil" öyküsü, Walt Disney'nin Dumbo'su gibi birçok öyküde tek başına kalmış olan genç fillerin yakın bağları olan topluluklarına dönüşü konu alınır. İnsani özellikler verilen diğer kurgusal fil kahramanlar arasında Jean de Brunhoff'un Babar, David McKee'nin Elmer ve Dr. Seuss'un Horton karakterleri sayılabilir.[168] <br />
<br />
Filler, hayvanlar arasında devlerdir. Filin yüksekliği 2-4 m, ağırlığı ise 3 ila 7 tondur. Afrika’daki filler, özellikle de savanlardakiler, genellikle 10-12 tonluk bir ağırlığa sahiptir. Filin güçlü gövdesi, kahverengi veya gri renkli derin kırı8şıklıklar ile (2, 5 cm’ye kadar) kaplıdır. Fil yavruları nadir bir kılla doğarlar, yetişkin bireyler pratikte kıllardan yoksundurlar. Hayvanın başı dikkat çekici bir şekilde kulaklarla çok büyüktür. Filin kulakları yeterince geniş bir yüzeye sahiptirler, kenarları ince yüzeyi ise kalındır, iyi bir ısı alışverişi düzenleyicisidirler. Kulakların sallanması, hayvanın vücudunu soğutmasını kolaylaştırır. Filin bacağında 2 diz kapağı vardır. Böyle bir yapı onu zıplayamayan tek memeli türü haline getirmiştir. Ayağın ortasında her adımda yayılan ve bu güçlü hayvanların neredeyse sessizce hareket etmesini sağlayan bir yağ tabakası bulunur. Bir filin hortumu, kaynaşmış bir burun ve üst dudaktan oluşan şaşırtıcı ve eşsiz bir organdır. Tendonlar ve 100 binden fazla kas güçlü ve esnek bir hale getirir. Hortum, hayvana nefes alma, koklama, dokunma ve yiyecekleri ağza götürme gibi bir dizi önemli işlevi yerine getirir. Görünüşlerinin bir başka özelliği ise dişleridir. Yaşam boyunca büyürler, dişler ne kadar güçlü ise, fil de o kadar yaşlıdır.<br />
<br />
Filin kuyruğu arka ayaklarla aynı uzunluktadır. Kuyruğun ucu, böcekleri uzaklaştırmaya yardımcı olan sert kıllarla kaplıdır. Yetişkin bir filin sesi, insanı sağır edecek güçtedir. Filin ömrü yaklaşık 70 yıldır.<br />
<br />
Filler çok iyi yüzebilir ve su oyunlarını severler ve karadaki ortalama hareket hızları 3-6 km/saate ulaşır. Kısa mesafeler için koşarken, filin hızı bazen 50 km/saate çıkar. Afrika filleri sıcak Afrika kıtası boyunca neredeyse her yerde bulunur. Namibya, Senegal, Kenya, Zimbabwe, Gine, Kongo, Sudan, Güney Afrika Cumhuriyeti, Zambiya ve Somali’de filler yaşamaktadırlar. Maalesef filler dişleri yüzünden kaçak avcılar tarafından katledilmektedir ve nesilleri tükenme tehlikesi altındadır. Fil herhangi bir manzarada yaşar, ancak savan bölgesini tercih ederek çöl bölgesinden ve çok yoğun tropik ormanlardan kaçmaya çalışır. Hint filler kuzeydoğu ve güney Hindistan, Tayland, Çin ve Sri Lanka Adası’nın yanı sıra; Myanmar, Laos, Vietnam ve Malezya çevresinde yaşamaktadır. Afrika kıtasından gelen akrabalarının aksine, Hintli filler ormanlık alana yerleşmeyi, tropik ve kalın bambu çalılarının bulunduğu bölgelerde yaşamayı tercih ederler.<br />
<br />
Filler, geçmişten günümüze kadar insanoğlunun kalbini ve hayal gücünü büyüleyen, oldukça büyük cüssesine rağmen nazik bir yapıya sahip canlılardır. Nesli günümüze kadar ulaşan Afrika ve Asya filleri olarak iki türü vardır. Ancak bazı genetik araştırmacılar, Afrika filinin savan ve orman filleri olarak iki ayrı tür olduğunu öne sürmektedir. Tüm türlerinin nesli tükenme riski altında olan fillerinden Asya filleri, Hindistan ve Güneydoğu Asya’daki ormanlarda ve çayırlarda yaşarlar. Afrika filinin nüfusu ise Sahra altı Afrika’daki 37 ülkedeki sık ormanlar ve kurak çöller arasında göç etmektedir.<br />
<br />
Duyarlı ve devasa yapıya sahip bu canlılardan Asya filleri, altı ton kadar ağırlığa ve 11 fit uzunluğa ulaşabilirken, Afrika fillerinin boyu 8 ila 13 fit arasında değişir ve altı buçuk tondan fazla ağırlığa sahiptirler. Hem Afrika hem de Asya fillerinde yaşam süresi yaklaşık olarak 60 ila 70 yıl arasıdır.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Filler Hakkında Gerçekler</span></span><br />
<br />
Filleri inceleyen uzun geçmişe rağmen, bu karmaşık canlılar hakkında öğrenecek hala çok fazla bilgi vardır. Mesela dilleri ayırt etme yeteneklerinden özgecil davranışlarına kadar, olağanüstü yeteneklere sahiptirler. Fillerin olağanüstü yeteneklerinden bazıları aşağıdaki gibidir:<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Filler asla unutmazlar</span></span><br />
<br />
Fillerin hafızası efsanevidir ve bunun iyi bir nedeni vardır. Bu neden fillerin tüm kara memelileri arasında en büyük beyne sahip olmalarıdır. Filler, geçtiği yerlerde karşılaştıkları diğer filleri ve insanları yıllar sonra bile hatırlayabilen bir hafızaya sahiptirler.<br />
<br />
Filler Hakkında Bilinmeyen GerçeklerFiller, nesilden nesile bilgi birikimlerini anaerkiller aracılığıyla aktarabilirlerken, böylelikle bu yetenekleri onların hayatta kalmasını sağlar. Ayrıca ihtiyaç duyduğu zaman çok uzak bölgelerde bulunan yiyecek ve su kaynaklarının yollarını bulabilirler ve alternatif bölgeleri anımsayabilirler. Daha da etkileyici olan bir nokta ise istedikleri meyveye ulaşmak için yaptıkları program zamanlamasının ihtiyaç zamanlaması ile birebir olmasıdır.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Dilleri ayırt edebilirler</span></span><br />
<br />
Filler, insan iletişimi konusunda derin bir anlayış sergilerler. Kenya’daki Amboseli Ulusal Parkı’ndaki araştırmacılar, fillere filleri avlayan ve avlamayan iki farklı gruptan konuşmacıların seslerini dinlenmişlerdir. Filler, korktukları grubun seslerini duyduklarında, daha sıkı bir şekilde gruplaşarak ve araştırmak için havayı koklayarak savunmaya geçmişlerdir. Dahası, araştırmacılar fillerin kadın ve genç erkek seslerine daha az yoğunlukla tepki verdiğini ve en çok yetişkin erkeklerin seslerinden rahatsız olduklarını keşfetmişlerdir.<br />
<br />
Yani bir filin dil becerileri o dili anlamanın ötesine geçer. Örneğin bir Asya fili, Korece kelimeleri taklit etmeyi öğrenmiştir. Araştırmacılar, fil büyürken birincil sosyal temasının insanlarla olması nedeniyle, bir sosyal bağ biçimi olarak kelimeleri taklit etmeyi öğrendiğini teorize etmektedir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Ayaklarından duyabilirler</span></span><br />
<br />
Fillerin büyük bir işitme duyusu ve uzun mesafelere seslenme yeteneği vardır, örneğin çığlık atma, kükreme veya homurdanma gibi farklı sesler çıkartabilirler. Ancak bununla birlikte uzman oldukları bir konuda düşük frekanslı sesleri duyabilirler.<br />
<br />
Stanford Üniversitesi’nden bir biyolog olan Caitlin O’Connell-Rodwell, fillerin daha düşük frekanslı seslendirmelerinin ve ayaklarını yere vurmalarının, diğer fillerin zeminden algılayabileceği bir frekansta yankılandığını bulmuştur. Genişlemiş kulak kemikleri, ayaklarının hassas sinir uçları ve gövdeleri bu ses enerjili mesajları almalarını sağlar. Bu tür sismik titreşimleri tespit etme yeteneği, fillerin hayatta kalmasına da yardımcı olur. Tedirgin bir fil ayaklarını yere bastığında, sadece yakın çevredekileri uyarmakla kalmaz, aynı zamanda kilometrelerce uzaktaki diğer filleri de uyarıyor olabilir. Ve bir fil bir çağrı olarak gürlediğinde, bu gözden uzaktaki aile üyelerine yönelik bir çağrı olabilir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Çok iyi yüzücülerdir</span></span><br />
<br />
Fillerin suda oynamaktan zevk alması bilinen bir durumdur. Hatta filler kendilerine ve diğer fillerin hortumlarından su sıçratmaları ve yıkanmaları ile ünlüdürler. Ancak bu devasa hayvanlar yüzmede de oldukça iyidirler. Filler, suyun yüzeyinde kalmak ve yüzmek için güçlü bacaklarını kullanmaya yetecek kadar yeterli yüzdürme gücüne sahiptir. Ayrıca derin suları geçerken hortumlarını şnorkel olarak kullanırlar, böylece su altındayken bile normal nefes alabilirler. Yiyecek araştırırken ise nehirleri ve gölleri geçmek için yüzmek çok ihtiyaç duydukları bir yetenektir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İhtiyacı olanları desteklerler</span></span><br />
<br />
Filler son derece sosyal ve zeki canlılardır, insanların şefkat, nezaket ve fedakârlık olarak tanıdığı davranışları sergilerler. Fil davranışı üzerine yapılan bir çalışma araştırmacıları, bir fil sıkıntıya düştüğünde, yakındaki diğer fillerin, bireyi teselli etmek için çağrı ve dokunuşlarla yanıt verdiğini bulmuşlardır. İnsanların davranışlarına ek olarak bu davranış, daha önce sadece maymunlar ve corvid kargalarında görülmüştür.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">TSSB’den acı çekebilirler</span></span><br />
<br />
Fillerin aile üyeleriyle güçlü bağları olan, rahatlık ihtiyacı duyan ve uzun bir hafızaya sahip hassas ruhlu hayvanlar olduğu bilinmektedir. Bundan dolayı kaçak avcılarca katledilen bir file tanık olan fillerin travma yaşaması ve sonrasında stres bozukluğu yaşaması olasıdır. Kaçak avcılar tarafından yetim kalan yavrular, onlarca yıl sonra bile TSSB benzeri semptomlar gösterirler. Ayrıca sirk gibi yerlerde kötü davranılan veya şiddet gördüğü durumlardan serbest bırakılan filler, güvenli bir sığınakta bulduktan çok sonra bile TSSB belirtileri gösterirler.<br />
<br />
Ayrıca fillerin yaşadığı bu travmatik deneyimler, öğrenmelerini de olumsuz yönde etkiler. Mesela fillerin kendi aralarında seçtikleri bir fil kaçak avcılar tarafından öldürüldüğünde, yetişkinler tarafından genç fillere geçmiş olması gereken önemli sosyal bilgiler silinir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Fillerin büyüklerine ihtiyacı vardır</span></span><br />
<br />
Bir filin yaşamını devam ettirebilmesi için gereken bilgi yaşlı filler tarafından kendilerine aktarılmaktadır. Genç fillerin, yetişkin olarak bilmeleri gereken her şeyi öğrenebilmeleri için yaşlı aile üyeleriyle, özellikle de anne ve babaları ile zaman geçirmeleri çok önemlidir. Sürünün reisi, yaşlıların bilgilerini taşır, çeşitli tehlikelere nasıl yanıt verileceği, nerede yiyecek ve su bulunacağı da dâhil olmak üzere temel bilgileri gençlerle paylaşır.<br />
<br />
Afrika filleri anaerkil bir toplumda yaşarken, araştırmalar Asya fillerinin Afrikalı fillere göre daha az hiyerarşik olduğunu ve yaş veya cinsiyete dayalı olarak çok az baskınlık gösterdiklerini belirlemişlerdir. Çünkü Afrika’da yaşam koşulları daha serttir, bu yüzden büyüklerin bilgeliği daha değerlidir, ayrıca Asya’nın yırtıcılarının az olduğu ve kaynakların bol olduğu bölgelerde, güçlü liderliğe çok fazla ihtiyaç yoktur.<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Hortumları olmadan yaşayamazlarFiller Hakkında Bilinmeyen Gerçekler</span></span><br />
40.000’den fazla kasla dolu olan bir filin hortumu güçlü ve son derece hassastır. Filler hortumları koku almak, yemek yemek, su altında nefes almak, ses çıkarmak, kendilerini temizlemek ve kendilerini savunmak için kullanırlar. Fillerin hortumlarının ucunda parmakları vardır. Bu Afrika fillerinde iki tane ve Asya fillerinde bir tane bulunurken, küçük nesneleri toplamalarına yardımcı olur. Ayrıca son derece hünerli filler, tahıl gibi küçük malzemeleri yığmak için hortumlarıyla bir eklem oluşturabilirler.<br />
<br />
Bir fil hortumunu uzatarak ve hangi yiyecekleri yiyeceğine karar vermek için koku alma duyusunu kullanır. 2019 yılında yapılan bir çalışmada Asya filleri, yalnızca kokuya dayanarak iki mühürlü kovadan hangisinin daha fazla yiyecek içerdiğini belirleyebilmişlerdir. Başka bir çalışmada Afrika filleri bitkilerden ayırt edici kokuya sahip olanlar arasında kendi favori yiyeceğini seçmişlerdir. Ayrıca filler hortumlarını diğer fillere sarılmak, kucaklamak, rahatlatmak veya okşamak için kullanabilirken, yavru bebek filler tıpkı bir bebeğin başparmağını emdiği gibi hortumlarını emerler.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kaya yaban faresi fillerin bir akrabasıdır</span></span><br />
<br />
Fillerin yaşayan en yakın akrabası, Afrika ve Orta Doğu’ya özgü küçük, tüylü bir otobur olan kaya yaban faresidir. Filler ile yakından ilişkili diğer hayvanlar arasında denizayıları ve dugonglar bulunur. Görünüşüne rağmen, yaban faresi filler ile hala birkaç ortak fiziksel özelliğe sahiptir. Bunlar, köpek dişlerinden dişler geliştiren çoğu memeliye kıyasla kesici dişlerinden büyüyen dişleri, parmak uçlarındaki düzleştirilmiş tırnakları ve üreme organları arasındaki çeşitli benzerlikleri içerir. Denizayısı, kaya yaban faresi ve fil, 50 milyon yıldan daha uzun bir süre önce soyu tükenmiş Tethytheria adlı ortak bir ataya sahiptir. Bu, hayvanların çok farklı evrimsel yollardan geçmeleri için yeterince uzun bir yoldur ve farklı görünüp davransalar da, yakından ilişkilidirler.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Filler ölülerini onurlandırırlar</span></span><br />
<br />
Fillerin duyarlılığı araştırmalarla belgelenmiş bir gerçek iken özellikle ölüye gösterdikleri ilgi şaşırtıcıdır. Mesela ölen bir hayvanı gördüğünde onu inceleyerek, ona dokunur ve koklamaya başlar. Araştırmacılar fillerin ölü bir canlı gördüklerinde tekrar tekrar ziyaretler yaptığını, çok yaşlı olan hayvanlara yardım etmeye çalıştıklarını ve yardım için seslendiğini gözlemlemişlerdir. Bir fil öldükten çok sonra diğer filler geri dönerler, kalan kemiklere ayakları ve hortumlarıyla dokunurlar.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Güneş kremi olarak toz kullanırlar</span></span><br />
<br />
Fillerin toprakta oynamayı sevmelerinin iyi bir nedeni vardır, ayrıca derileri sert görünse de fillerin derisi güneşten yanabilecek düzeyde hassas bir yapıya sahiptirler. Güneşin zararlı ışınlarından etkilenmemek için üzerlerine kum atarlarken, yetişkinleri ise genç filleri toza bular. Ayrıca filler banyo yapmak için girdiği nehirden çıkarken, koruma katmanı oluşturmak için üzerlerine çamur kaplarlar.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Matematik becerileri vardır</span></span><br />
<br />
Asya filleri, konu matematik olduğunda hayvanlar âleminde ki en zeki canlılardan biri olabilir. Japonya‘daki araştırmacılar, Asya fillerini bir bilgisayar dokunmatik ekran paneli kullanmak için eğitmeye çalışmışlardır. Üç filden biri, farklı miktarlarda sunulduğunda, daha fazla meyve gösteren paneli seçmeyi başarmışlardır. Ancak sadece Asya fillerinin bu yeteneğe sahip olduğu gösterilmiş olduğu belirtilmelidir. Araştırmacılar, Afrika ve Asya fil türlerinin 7,6 milyon yıl önce bölünmesinin farklı bilişsel yeteneklerle sonuçlanmış olabileceğini öne sürmektedirler.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Filler Risk Altındadır</span></span><br />
<br />
Filler Hakkında Bilinmeyen GerçeklerTüm fillerin risk altında olduğu bilinmektedir, Asya fili tehlikedeyken Afrika fili savunmasız durumdadır. Fillerin tehdit altında olmasının birincil nedenleri arasında habitat kaybı, parçalanma ve yıkımı gelir, ayrıca insan tehditleriyle karşı karşıyadırlar. Çiftçiler ekin dikmek için fillerin yaşam alanlarına el koyarken, hayvanlar ve insanlar arasındaki çatışmalar fillerin misilleme olarak öldürülmesine yol açmıştır. Dünyanın en yoğun nüfuslu bölgelerinden birinde yaşayan Asya filleri, genişleyen insan nüfusu ile bir arada yaşamaları çok zordur.<br />
<br />
1989 yılında fildişi satışına yönelik uluslararası ticaret yasağına rağmen, fillerin dişleri, derileri, etleri veya kürkleri için yasadışı ve yasal olarak avlanması, özellikle Afrika’da fillerin azalmasının en büyük sorunlarından biri olmuştur. Asya fillerinin sadece erkeklerin dişleri olduğundan avlanırlar, bu aynı zamanda üreme popülasyonunda erkek eksikliğine ve genetik çeşitlilik eksikliğine de yol açar.<br />
<br />
Sonuç olarak fillerin korunması ve neslinin devam etmesi için birçok etken vardır. Örneğin kaçak avcılık ortadan kaldırılmalı, fildişi içeren herhangi bir eşya alınmamalı, satılmamalı veya kullanılmamalıdır, bunların yerine sertifikalı ahşap ürünler satın alınabilir. Ya da habitat korumasını desteklemek için Dünya Yaban Hayatı Vakfı aracılığıyla bir filin bakımı üstlenilebilirken, destek olmak için Uluslararası Fil Vakfı gibi kuruluşlara bağış yapılabilir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Filler Hakkında İlginç Bilgiler</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">1 – Filler Dişlerini Ne İçin Kullanır?</span><br />
<br />
Uzun dişleri, fillerin en önemli özelliklerinden biridir. Fillerin dişleri o kadar uzundur ki başının derinliklerine kadar gömülü olan yaklaşık 1/3’lük kısmı görünmez. Üst kesici dişleri ise hiç görünmez. Bu sevimli hayvanlar dişlerini genellikle su kazmak, ağaç kabuğu soymak ve benzeri işler için bir araç olarak kullanırken zaman zaman rakiplerine karşı bir silah olarak da kullanabilir. Ayrıca dişleri büyük olan erkek filler, dişiler için çekici görünür.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">2 – Fillerin Hamileliği Ne Kadar Sürer?</span><br />
<br />
Filler, herhangi bir hayvanın bilinen en uzun gebeliklerinden birine sahiptir. Afrika filleri 22 ay boyunca gebe kalırken, Asya kökenliler 18-22 aylık bir gebelik süresine sahiptir. Genellikle on yılda iki ya da üç kez doğum yaparlar. Calve adı verilen bebek filler ortalama 100 kg ağırlığında doğar annelerini birkaç yıl emebilir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">3 – Bir Filin Ağırlığı Kaç Kilogramdır?</span><br />
<br />
Afrika filleri sadece en büyük fil ailesi değil, aynı zamanda dünyadaki en büyük kara hayvanlardır. Her biri yaklaşık 6 ton ağırlığında ve 3.2 metre yüksekliğindedir. Dişiler yaklaşık 60 cm daha kısadır ve erkeklerin ağırlığının yarısı kadardır. Erkek Asya filleri yaklaşık 2 m yüksekliğinde ve 4 ton ağırlığında iken, Afrika’dakiler 2 ton ağırlığı ve 2.2 m yüksekliğe sahiptir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">4 – Filler Nasıl Beslenir?</span><br />
<br />
Fillerin özelliklerinden birisi otçul olmalarıdır. Çünkü büyüklüklerine rağmen bitkiyle beslenmeleri oldukça şaşırtıcıdır. Çimen, yaprak, ağaçların odunsu kısımları, çalılar, çiçekler ve meyveler dahil olmak üzere çok çeşitli bitki materyalleri ile beslenirler. Yağmurdan sonra bitkilerin köklerini kazırlar. Asya filleri 100’den fazla bitki türü ile beslenir. Hem Afrika hem de Asya Filleri darı gibi mahsullerle de beslenir. Yetişkin bir filin günde 150 kg kadar yemek yemesi gerekir ki bu yılda 50 tona tekabül eder.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">5 – Kaç Çeşit Fil Vardır?</span><br />
<br />
Günümüzde üç adet fil türü bulunuyor. Bunlar Afrika fili, Afrika orman fili ve Asya fili olarak adlandırılır. İki türdeki Afrika fili birbirleriyle yakından ilişkili olsa da, Asya filinden farklılıkları oldukça belirgindir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">6 – Asya Fili ile Afrika Fili Arasındaki Farklılıklar Nelerdir?</span><br />
<br />
Kulaklar: Afrika filinin kulakları, Asyalı kuzeninin kulaklarından çok daha büyüktür. Afrikalı türün kulakları omzuna doğru düşerken Asya’dakilerin kulakları daha kısadır.<br />
<br />
Dişler: Afrika fillerinde hem erkek hem de dişilerin uzun dişleri vardır. Asya fillerinde ise her erkekte olmamak üzere bazı erkekler uzun dişlere sahiptir.<br />
<br />
Hortum: Asya fillerinin hortumunda tek “parmak” varken Afrika’dakilerde iki parmak bulunur.<br />
Baş: Afrika illeri daha yuvarlak bir alın bölgesine sahipken, Asya’dakilerin kafalarının ortasında bir girinti vardır. Kafa tepesi ikiz kubbeli gibi görünür.<br />
Sırt: Asya filinin omzu kısadır ve sırtında kemer denilen bir çıkıntı bulunur. Afrika filinin ise omzu uzundur ve sırtında küçük bir çukur bulunur.<br />
Boyut: Genel olarak, Afrika filleri daha büyüktür. Yetişkin bir Afrika erkek fili 6 ton olabilirken erkek Asya filleri genellikle beş tondan fazla değildir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">7 – Filler Tehlikeli mi?</span><br />
<br />
Filler insanlar tarafından oldukça saygı duyulan hayvanlardır fakat yine de insanlar onlardan korkar. Esasında bu tamamen iletişim dilini bilmemekten geçiyor çünkü her canlı gibi filler de tehdit olarak gördüğü durumlarda kızgın ve saldırgan olabiliyor. Buna ek olarak da erkek fillerin çiftleşme döneminde dişi fil için mücadele ettiren içgüdüleri nedeniyle agresif olması, onları tehlikeli yapabilir. Ancak genel olarak insanlar için bir tehdit oluşturmazlar.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">8 – Filler Gerçekten Zeki mi?</span><br />
<br />
Bilimsel verilere göre filler; şempanze, goril, bono dışındaki diğer en zeki maymun türlerinden daha zekidir. Bilim insanları bunu beynin büyüklüğü ile zekanın doğru orantıda olmasına dayandırıyor. Filler üzerinde yapılan çalışmalar da bunu doğruluyor.<br />
<br />
Filler, dilleri tanıma ve ayırt etmenin dışında insan beden dilini de okuyabiliyorlar. Yapılan deneylerde etnik köken, cinsiyet ve yaşa bağlı olarak fillerin tehdit olarak düşündükleri seslere göre savunmaya geçtikleri görüldü. Bu deneyde tehdit olacağını düşündükleri insan sesi, geçmişte fil avlamış bir erkek Kenyalıya aitti. Dolayısıyla fillerin zekasını diğer hayvanlardan ayrı şekilde rahatlıkla değerlendirebiliriz.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">9 – Fillerin Altıncı Hissi Var mı?</span><br />
<br />
Fillerin son derece güçlü hisleri vardır. 280 km uzaklıktaki bir fırtınayı hissedebilir ve su olan bölgeye doğru ilerler. Bunu kanıtlayacak en önemli göstergelerden biri 2004 yılındaki Asya tsunamisinden önce filler daha yüksek alanlara doğru yöneldikleri gösterilebilir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">10 – Filler Empati Kurabilir mi?</span><br />
<br />
Fillerin özellikleri arasında en ilginç olanı belki de empati kurabilmeleridir. Bu hayvanlar kendi türünün neler hissettiğini anlayabilir. Deneyler, bir fil mutsuzken diğerlerinin “duygusal etki” olarak bilinen duygularını paylaştıklarını gösteriyor. Bu gibi durumlarda “arkadaşlarına” giderler ve onları rahatlatırlar. Ayrıca arkadaşlarının ağızlarına bir şeyler koyarak güven tazelerler. Filler, yaralı diğer fillere de yardımcı olmaya çalışır. Hatta ölülerinin yasını tutarlar.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">11 – Filler Kaç Yıl Yaşar?</span><br />
<br />
Afrika filleri vahşi ortamda 70 yıla kadar yaşayabilir ancak maalesef esaret altında olduklarında uzun süre yaşamaya meyilli değillerdir. Asya filleri Afrika’dakilere göre yaklaşık 48 yıl daha kısa bir ömre sahiplerdir. Yani yaklaşık 25 yıl yaşarlar. Hem Afrika hem de Asya filleri, anaerkil bir sürü yapısıv ile hareket ederler. Gruplar halinde yaşadıklarında daha güvenli bir ortamları olur. Böylece genç fillerin bakımı ve eğitimi konusunda daha fazla zaman ayırabilirler.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">12 – Filler Kendilerini Tanır mı?</span><br />
<br />
Filler kendilerini aynada tanıyabilirler. Bilim adamları bunun daha fazla öz farkındalığın işareti olduğunu düşünüyor. Bir çalışmada, Happy adlı bir Asya Fili, aynaya bakarken alnına boyanmış bir “X”e dokundu. Bu onun kendi yansımasına baktığını bildiğini gösterdi. Çoğu hayvan bir yansımanın başka bir hayvan olduğunu düşünür ve aynanın arkasında yansımasını arar.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">13 – Fillerin Hafızaları İyi mi?</span><br />
<br />
Fillerin özelliklerinden en şaşırtıcı olanı uzun süreli anılara sahip olmasıdır. Tanzanya’daki üç sürüyü inceleyen bilim adamları uzun kuraklık dönemindeki tecrübeli anne babaların önderliğindeki iki sürünün su arayışında olduklarını ve sonuç olarak çoğu grubun bu şekilde hayatta kaldığını tespit etti. Bilim adamları, bu fillerin 30 yıldan daha uzun bir süre önce meydana gelen bir kuraklığı hatırladıklarını ve ne yapacaklarını bildikleri sonucuna vardılar.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">14 – Filler Nasıl Uyur?</span><br />
<br />
Filler doğal ortamlarında, yani vahşi doğada ayakta uyumaya alışmışlardır. Bunun aksine hayvanat bahçesi ve sirk gibi ortamlarda yatarak uyudukları görülür. Bu fillerin insanlarla yaşamaya alıştıkları ve onları taklit ederek ortama uyum gösterdiklerinin göstergesidir.<br />
<br />
-Filler 70 yılın üzerinde yaşayabilirler.<br />
<br />
-Tarihte kaydedilmiş en büyük fil 10886 kilogram olup,4 metre uzunluğundadır.<br />
<br />
-Dişi filler 50 yaşına kadar bebek sahibi olabilirler. Her 2,5 ila 4 yıl arasında yeni bir bebek sahibi olma eğilimi gösterirler. Genellikle tek seferde 1 yavru Dünyaya getirirler.İkiz yavrular çok nadir görülür.<br />
<br />
-Fermantasyon yapılan marula meyvesinden sarhoş olan Afrika filleri hikayeleri doğru değil. Hayvanlar, meyvenin fermente olduğunu anlayıp, yemiyorlardı.Ve yeseler  bile bir filin sarhoş olması yaklaşık 1.400 meyve yemesi gerekirdi.<br />
<br />
-Fillerin nabzı çok düşük olmakla beraber ortalama olarak dakikada 27'dir.Kanaryalar içinse bu sayı dakikada 1000.<br />
<br />
-Filler 16 yaşından itibaren çiftleşip,yavru meydana getirmeye başlarlar.Ömürleri boyunca genelde 4 ten fazla yavru yapmazlar.Bir yavru fil Dünyaya geldiğinde ortalama 100 kilogramdır.<br />
<br />
-Fillerin avcılar tarafından avlanmasının başlıca nedeni fil dişidir.Buna rağmen bilimsel araştırmalardaki kanıtlarsa fil dişinin kemik ve dentin gibi tabakalardan oluşmuş olup,özel bir etkiye sahip olmayan sıradan bir dokudan oluştuğunu göstermektedir.<br />
<br />
-Tıpkı insanlar gibi sağlak ve solak olabilirler.<br />
<br />
-Fil gövdesinde 40.000'den fazla kas vardır.<br />
<br />
-Fillerin ayakları, kilolarını korumaya, kaymalarını önlemeye ve herhangi bir sesi azaltmaya yardımcı olan yumuşak bir dolgu ile kaplıdır. Bu nedenle filler neredeyse sessizce yürüyebilir!<br />
<br />
-Filler dinlemede ayaklarını kullanırlar.Sabit bir şekilde durduklarında sübsobik ses titreşimlerini hissedebilirler.<br />
<br />
-Filler ailelerine karşı son derece koruyucudurlar.Bir bebek fil bağırdığında bütün sürü peşinden gidecektir.<br />
<br />
-Bir fil hayatını kaybettiğinde kemikleri aile bireyleri tarafından saklanacaktır.<br />
<br />
-Günün 16 saatini yemek yiyerek geçirirler.<br />
<br />
-Fillerin büyük, ince kulakları vardır. Kulakları, filin sıcaklığını düzenleyen karmaşık bir kan damarı ağından oluşur. Kan sıcak iklimlerde soğutmak için kulaklarında dolaşır.<br />
<br />
-Fillerin beyni oldukça gelişmiş olmakla beraber kara memelilerinin en büyüğüdür.Vücuduna oranla oldukça küçük kalmasına rağmen büyüklük olarak insan beyninin 3-4 katıdır.<br />
<br />
-Yüzmekten çok hoşlanırlar.Sıksık ve uzun mesafeler yüzebilirler.Bu durum başta animasyonlar olmak üzere birçok filmde işlenmiştir.<br />
<br />
-8 kilometre uzakta çalan bir trompetin sesini duyabilirler.<br />
<br />
-Her gün fildişi için yaklaşık 100 fil öldürülüyor.<br />
<br />
-Afrika filleri hayvanlar aleminin en iyi tat alma duyusuna sahip hayvanlarıdır.<br />
<br />
-En büyük kara hayvanı olma ünvanına da sahipler.<br />
<br />
-Normalde günde sadece 2-3 saat uyurlar.<br />
<br />
-Erişkin bir fil günde ortalama 300 kilogram yemek yer ve 160 litre su içer.<br />
<br />
-Bir filin dişlerinin ağırlığı 200 kilogramdır.<br />
<br />
-Erişkin bir asya fili hortumunda 8.5 litre su barındırabilir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">DiPNOTLAR için</span></span><br />
<br />
<a href="https://tr.wikipedia.org/wiki/Fil" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">https://tr.wikipedia.org/wiki/Fil</a><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Filler</span></span><br />
<br />
</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Filler Hakkında Bilgiler</span></span><br />
<br />
Fil, karada yaşayan en büyük hayvan olup, hortumlugiller familyasında bulunan bir memeli canlı türüdür. Karada yaşayan en ağır hayvan olarak bilinmektedir. Filin Latincedeki adı Elephantus’tur.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Fil ve Özellikleri</span></span><br />
<br />
Fil, hortumlular takımının filgiller (Elephantidae) familyasını oluşturan memeli bir hayvandır. Geleneksel olarak Asya fili (Elephas maximus) ve Afrika fili (Loxodonta africana) olmak üzere iki türü tanınır; ancak bazı kanıtlara dayanarak Afrika savan fili (L. africana) ile Afrika orman filinin (L. cyclotis) de iki ayrı tür olduğu öne sürülür. Filler, Sahra altı Afrika ile Güney ve Güneydoğu Asya'da bulunur. İçinde mamutlar ve mastodonlar gibi soyu tükenmiş türleri de barındıran hortumlular takımından günümüzde soyunu sürdüren bir tek filler kalmıştır. Karada yaşayan en büyük hayvan olan Afrika filinin erkeği 4 m boya ve 7.000 kg ağırlığa ulaşabilir. Fillerin dikkat çekici ve ayırt edici özellikleri arasında, nesneleri yakalamak gibi çeşitli amaçlar için kullanılan uzun hortumları başta gelir. Uzun ve sivri olan kesici dişlerini nesneleri taşımak, yeri kazmak için kullanırlar. Fildişinin kaynağı olan bu kesici dişler aynı zamanda dövüşürken silah olarak da kullanılır. Filin büyük ve geniş kulakları vücut ısısını kontrol etmeye yarar. Afrika fillerinin kulakları daha büyük olur ve sırtları içbükeydir. Asya fillerinin ise kulakları daha küçük olur ve sırtları dışbükey ya da düzdür.<br />
<br />
Otçul olan filler; savan, orman, çöl ve bataklık gibi doğal yaşam alanlarında bulunur. Genellikle su kenarlarında kalmayı tercih eder. Çevrelerinde bıraktıkları etki yüzünden kilittaşı türlerden biri sayılır. Diğer hayvanlar fillerden uzak durur ve aslan, kaplan, sırtlan ile yabani köpekler gibi yırtıcılar yalnızca yavru fillere saldırır. Dişi filler, genellikle bir dişi ve yavruları ya da akraba dişiler ve yavrularından oluşan aile grupları hâlinde yaşar. Birkaç dişi ve yavrularından oluşan grubun lideri en yaşlı dişidir. Fillerin oluşturduğu aile grupları zaman zaman bir araya gelerek daha büyük topluluklar oluşturabilir. Ergenliğe ulaşan erkek filler aile gruplarını terk eder veya yalnız ya da diğer erkek fillerle birlikte bir grup oluşturabilir. Erişkin erkekler çiftleşmek için eş aradıklarında aile grupları ile bir araya gelir. Testosteron salgılanmasının arttığı ve aşırı saldırgan davranışların görüldüğü mest adı verilen durum erkek fillerin baskın olmalarına olanak verir ve üreme başarısını artırır. Aile gruplarında ilgi odağı yavru fillerdir ve anneleri tarafından üç yıl kadar bakılırlar. Filler doğal ortamlarında 70 yıl kadar yaşar; dokunma, görme ve işitme yolu ile iletişim kurar. Uzun mesafelerde, filler insanın duyamayacağı kadar düşük frekanslı sesler ve sismik iletişim yolu ile haberleşir. Fillerin zekâsı primatlar ve balinalar ile kıyaslanacak düzeydedir. Kendilerinin farkında oldukları ve kendi cinslerinden ölmekte olan ya da ölmüş hayvanlara karşı empati gösterdikleri gözlemlenmektedir.<br />
<br />
Afrika filleri Dünya Doğa ve Doğal Kaynakları Koruma Birliği (IUCN) tarafından soyunun tükenme riski yüksek olan hassas türler arasında listelenirken, Asya filleri soyunun tükenme riski çok yüksek olan tehlikedeki türler arasında listelenmiştir. Fil popülasyonları için en büyük tehditlerden birisi kaçak olarak avlanan hayvanların dişleri ile yapılan fildişi ticaretidir. Diğer tehditler arasında doğal yaşam alanı kaybı ve yerel halk ile olan çıkar çatışmaları sayılabilir. Filler, Asya'da yük hayvanı olarak kullanılmaktadır. Geçmişte savaşlarda kullanılmıştır. Filler günümüzde hayvanat bahçeleri ve sirklerin üyelerindendir. Çok kolay tanınabilen filler sanat, folklor, din, edebiyat ve popüler kültür alanlarında sıklıkla kullanılmıştır. <br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Adlandırma</span></span><br />
<br />
Fil adı Türkçeye, Arapçada aynı anlama gelen فيل (fil) kelimesinden geçmiştir. Arapçaya Aramice פיל (pīl), Aramiceye de Sanskritçe "fildişi" anlamına gelen पीलु (pīlu) kelimelerinden geçiş olmuştur.[1] Asya filinin cins adı Elephas Latincede "fil" anlamındadır ve Latinceye, Antik Yunancada "fil" anlamına gelen ἐλέφας (elephas) kelimesinden geçmiştir.[2] Afrika filinin cins adı Loxodonta Antik Yunancada "verev yanlı diş" anlamına gelmektedir.[3] <br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Taksonomi</span></span><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Sınıflandırma, türler ve alt türler</span></span><br />
<br />
Asya fili, Bandipur Ulusal Parkı, Hindistan<br />
<br />
Asya fili (1) ile Afrika filinin (2) karşılaştırmalı kafa ve ön gövde morfolojisi<br />
<br />
Filler, hortumlular (Proboscidea) takımı içinde yer alan tek familya olan filgiller (Elephantidae) içinde sınıflandırılır. Yaşayan en yakın akrabaları dugonggiller ve manatigillerden oluşan deniz inekleri ve kırsıçanımsıgillerdir. Bu dört familya, Afrotheria üst takımı içinde Paenungulata klâdını oluşturur.[4] Filler ve deniz inekleri ayrıca Tethytheria klâdında gruplandırılırlar.[5] Geleneksel olarak iki fil türü tanınmaktadır: Sahra altı Afrika'da yaşayan Afrika fili (Loxodonta africana) ile Güney ve Güneydoğu Asya'da yaşayan Asya fili (Elephas maximus). Afrika filleri daha büyük kulaklı olur ve sırtları içbükeydir. Ayrıca derileri daha kırışık, karınları eğimli olur ve hortumlarının ucunda iki adet parmak gibi uzantı vardır. Asya fillerinin ise kulakları daha küçük olur. Sırtları dışbükey ya da düzdür. Derileri daha pürüzsüzdür. Karınları yataydır ve ortada bel verir. Hortumlarının ucunda ise tek bir uzantı bulunur. Asya fillerinin azı dişlerindeki çıkıntılar daha dardır ve Afrika fillerinden bu çıkıntılar baklava şeklindedir. Asya fillerinin tepesinde kamburumsu bir çıkıntı bulunur ve derilerinde bölgesel olarak pigment eksikliği görülür.[6]<br />
<br />
İsveçli doğabilimci Carl Linnaeus ilk olarak 1758 yılında Elephas cinsini ve o zamanlar Seylan olarak bilinen Sri Lanka'dan bir fili Elephas maximus adıyla, Georges Cuvier 1798 yılında Hint filini Elephas indicus adıyla, Felemenk zoolog Coenraad Jacob Temminck ise 1847 yılında Sumatra filini Elephas sumatranus adıyla tanımladı. İngiliz zoolog Frederick Nutter Chasen ise 1940 yılında bu üç fil türünü de Asya filinin alt türleri olarak sınıflandırdı.[7] Asya fillerinin renkleri ve derilerindeki pigment kaybı coğrafi olarak değişiklik gösterir. Seylan fili (Elephas maximus maximus) Sri Lanka'da yaşar; Hint fili (E. m. indicus) Asya kıtasında Hint altkıtası ve Hindiçin'e özgüdür; Sumatra fili (E. m. sumatranus) ise Sumatra'da bulunur.[6] Tartışmalı olan alt türlerden birisi olan Borneo fili Borneo'nun kuzeyinde yaşar ve diğer alt türlerden daha küçüktür. Kulakları daha büyük ve kuyruğu daha uzundur. Uzun dişleri tipik bir filden daha düzdür. Sri Lankalı zoolog Paules Edward Pieris Deraniyagala bu alt türü 1950 yılında National Geographic dergisindeki bir fil fotoğrafını tip tür alarak Elephas maximus borneensis adıyla tanımlamıştır.[8] Daha sonraları bu alt tür hem E. m. indicus hem de E. m. sumatranus içinde sınıflandırılmıştır. 2003 yılında yapılan genetik analizler sonucunda bu fillerin atalarının anakara popülasyonundan yaklaşık 300.000 yıl önce ayrıldığı gösterilmiştir.[9] 2008 yılında yapılan bir araştırmada ise Borneo fillerinin adaya özgü olmadığı ve günümüzde fillerin soyunun tükendiği Cava Adası'ndan 1521 yılından önce Sulu sultanları tarafından Borneo'ya getirildiği ortaya çıkarılmıştır.[8]<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Afrika fili, Mikumi Ulusal Parkı, Tanzanya</span></span><br />
<br />
Afrika fili, ilk olarak Alman doğa bilimci Johann Friedrich Blumenbach tarafından 1797 yılında Elephas africana olarak tanımlanmıştır.[10] Loxodonta cinsinin adının Georges Cuvier tarafından 1825 yılında verildiği düşünülmektedir. Cuvier, cinsin adını Loxodonte olarak yazmış ve adı bilinmeyen bir yazar tarafından bu isim Loxodonta olarak düzeltilmiştir. Uluslararası Zoolojik Adlandırma Kodu'nda bu adlandırmanın kaynağı olarak adı bilinmeyen yazar tanınmaktadır.[11] 1942 yılında Henry Fairfield Osborn tarafından Afrika filinin 18 alt türü tanımlanmıştır ancak daha fazla morfolojik veriye ulaşıldıktan sonra alt tür sınıflandırılması azalmıştır[12] ve 1990'larda yalnızca iki alt tür tanınmaya başlanmıştır: savan fili (L. a. africana) ve orman fili (L. a. cyclotis).[13] Orman filinin kulakları daha küçük ve yuvarlaktır, ayrıca uzun dişleri de daha ince ve düzgündür. Yalnızca Batı ve Orta Afrika'nın ormanlık alanlarında bulunur.[14] 2000 yılında yapılan bir inceleme yazısında, kafatası morfolojisine dayanarak bu iki alt türün ayrı birer tür olarak (L. africana ve L. cyclotis) sınıflandırılması önerilmiştir.[15] 2001 ve 2007 yıllarında yayımlanmış olan DNA araştırmaları da iki ayrı tür olarak sınıflandırılması sonucuna varmış[16][17] ancak 2002 ve 2005 yıllarında yapılan DNA araştırmaları bunların aynı tür olduğu sonucuna varmıştır.[18][19] Daha sonra 2010 yılında yapılan bir başka çalışma da Afrika savan ve orman fillerinin ayrı türler olarak sınıflandırılması önerisini desteklemiştir.[20] 2011 yılında Afrika fillerinin taksonomik konumlaması hâlâ tartışmalı bir konudur.[21] Mammal Species of the World (Dünya Memeli Türleri) adlı referans eserin üçüncü baskısında bu iki fil ayrı bir tür olarak sınıflandırılır[11] ve Loxodonta africana türü için alt tür listelemez.[11] Bu yaklaşım Birleşmiş Milletler Çevre Programı'nın Dünya Koruma İzleme Merkezi (UNEP-WCMC) ve Dünya Doğa ve Doğal Kaynakları Koruma Birliği (IUCN) tarafından kabul edilmemiş ve her iki örgüt de L. cyclotis adını L. africana adının sinonimi olarak listelemiştir.[22] Bulunan bazı kanıtlara göre Batı Afrika'da bulunan fillerin ayrı bir tür olduğu önerilmekte olsa da[23] bu hâlâ çözülmemiş bir konudur.[19][21] Kongo Havzası'nın Loxodonta pumilio adı ile ayrı bir tür olması için önerilen pigme filler ise muhtemelen çevresel koşular nedeniyle küçük cüsseli olan ve erken ergenliğe erişen orman filleridir.[24] <br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Evrimi ve soyu tükenmiş akrabaları</span></span><br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Moeritherium</span></span><br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Palaeomastodon</span></span><br />
<br />
Hortumlular takımının üç ana evrimsel yayılımı ve 161'in üzerinde soyu tükenmiş üyesi kaydedilmiştir. İlk hortumlular, Paleosen'in sonlarında ilk evrimsel yayılımı oluşturan Afrikalı Eritherium ve Phosphatherium cinsleridir.[25] Kalıntıları 1996 yılında Fas'ta bulunan ve yaklaşık tilki büyüklüğünde olan Phosphaterium 56 milyon yıl önce yaşamıştır.[26] Eosen döneminde Hint alt kıtasında Anthracobunidae familyası ve Afrika'da Numidotherium, Moeritherium ile Barytherium cinsleri yaşamıştır. Görece küçük olan bu hayvanlar suda yaşıyordu. Moeritherium cinsi hortumlular yaklaşık bir tapir (110 cm) büyüklüğündeydi; uzun burun-dudakları ile kafası domuza benzemekteydi ve ön dişleri uzundu. Fillere benzeyen özellikleri yanında deniz inekleri ile de ortak özelliklere sahipti. Sonraları Phiomia ve Palaeomastodon cinsleri ortaya çıktı. Palaeomastodon muhtemelen ormanlık ve yarı açık ağaçlık alanlarda yaşıyordu. Hortumluların çeşitliliği Oligosen döneminde azalma göstermiştir.[27] Bu dönemin dikkate değer türlerinden biri, daha sonra ortaya çıkacak çeşitli türlerin atası sayılabilecek olan ve Afrika Boynuzu'nda yaşamış olan Eritreum melakeghebrekristosi türüdür.[28] Miyosen'in başlarında Deinotheriidae ve Mammutidae türleri ile birlikte ikinci evrimsel yayılma görüldü. Bunların ilki Afrika ve Avrasya'da yaşayan Barytherium cinsi ile[29] ikincisi de Eritreum cinsi ile akrabadır[28] ve Kuzey Amerika'ya yayılmıştır.[29]<br />
<br />
İkinci evrimsel yayılım muhtemelen Eritreum cinsinden türemiş olan[28] Gomphotheriidae familyasının Miyosen döneminde ortaya çıkmasıyla Afrika'da başlamış[29] ve Avustralya ile Antarktika haricinde diğer tüm kıtalara yayılmıştır. Bu grubun üyeleri arasında Gomphotherium ve Platybelodon cinsleri bulunur.[29] Üçüncü evrimsel yayılım ise Miyosen'in sonlarına doğru başlamış ve Gomphotheriidae familyasından türeyen ve uzun bir sürede bunların yerine geçen filimsilerin ortaya çıkışına yol açmıştır.[30] Afrikalı Primelephas gomphotheroides türünden Loxodonta, Mammuthus ve Elephas cinsleri evrimleşmiştir. Bu grubun içinde ilk olarak Loxodonta Miyosen ile Pliyosen arasında diğerlerinden ayrışmış; Mammuthus ile Elephas ise Pliyosen'in başlarında ayrışmıştır. Loxodonta Afrika'da kalırken Elephas Avrasya'ya, Mammuthus ise hem Avrasya'ya hem de Kuzey Amerika'ya yayılmıştır. Aynı zamanda Gomphotheriidae familyasından gelen bir başka hortumlu familyası olan Stegodontidae familyası da Hint alt kıtası, Çin, Güneydoğu Asya ve Japonya olmak üzere Asya'ya yayılmıştır. Mammutidae familyası mastodon gibi yeni türlere evrimleşmiştir.[31]<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Tüylü mamut</span></span><br />
<br />
Buzul Çağı'nın başında filimsiler yüksek oranda türleşme sürecine girmiştir. Loxodonta atlantica Afrika'nın kuzeyi ve güneyinde en yaygın filimsi türü olmuş ancak Buzul Çağının sonlarına doğru yerine Elephas iolensis türü geçmiştir. Elephas cinsi Afrika'dan tamamen yok olduktan sonra Loxodonta cinsi çağdaş türlerle baskın hâle gelmiştir. Elephas cinsi Asya'da E. hysudricus ve çağdaş Asya filinin atası sayılabilen E. platycephus[32] gibi yeni türlere evrimleşmiştir.[33] Mammuthus cinsi aralarında çok tanınmış olan tüylü mamut da dahil olmak üzere çeşitli türlere ayrılmıştır.[33] Buzul Çağının son döneminde hortumlu türlerinin çoğu Dünya üzerinde 5 kg'ın üzerinde olan cinslerin %50'sinin yok olduğu buzulların ilerlemesi sırasında ortadan kaybolmuştur.[34]<br />
<br />
Hortumlular çeşitli evrimsel eğilimlere maruz kalmıştır. Cüsselerinin büyümesi bunlardan biridir ve bu nedenle boyları 4 m'yi aşan dev türler ortaya çıkmıştır.[35] Aralarında soyu tükenmiş olan Sauropoda alt takımından dinozorların da bulunduğu diğer megaotçullar gibi fillerin büyük cüsseye sahip olmaları, düşük besin değeri olan bitkisel besinlerle yaşayabilmeleri içindir.[36] Uzuvları uzadı ve ayakları daha kısaldı ve kalınlaştı. İlk hortumluların alt çeneleri daha uzun ve kafatasları daha küçük iken daha gelişmiş olan hortumluların alt çeneleri daha kısadır ve böylece kafalarının kütle merkezi değişmiştir. Kafatası büyümüş ve boyun kafatasına daha iyi destek sağlamak için kısalmıştır. Cüssenin artması sonucunda hareketli olan hortum da daha uzağa erişebilmek için uzamıştır. Ön azı, kesici ve köpek dişlerinin sayısı azalmıştır. Azı dişleri daha büyümüş ve daha özelleşmiştir. Üst ikinci kesici dişler uzamış ve düz, yukarı ya da aşağı eğimli ya da spiral şeklinde olmak üzere türlere göre farklılık göstermiştir. Bazı hortumluların üst yerine alt kesici dişleri uzamıştır.[35] Filler, orta kulak anatomileri ve testislerinin içeride olması gibi suda yaşayan atalarından gelen bazı özellikleri korumuşlardır.[37]<br />
<br />
Mammuthus cinsinin Loxodonta ya da Elephas cinsleri ile olan yakınlığı konusunda bazı tartışmalar olmuştur. Bazı DNA araştırmaları Mammuthus cinsinin Loxodonta cinsine daha yakın olduğunu[38][39] diğerleri ise Elephas cinsine yakın olduğunu[5] gösterir. Ancak tüylü mamutun mitokondriyal DNA profilinin tamamının 2005 yılında yapılan analizi Mammuthus cinsinin Elephas cinsi ile daha yakın akraba olduğunu kanıtlar.[16][20][40] Morfolojik kanıtlar Mammuthus ve Elephas cinslerini yakın akraba olarak gösterirken albümin proteinleri ve kollajen karşılaştırması her üç cinsin de birbirine aynı oranda yakın olduğuna işaret eder.[41] Bazı bilim insanları bir gün klonlama yolu ile yaratılacak mamut embriyosunun Asya filinin rahmine yerleştirilebileceğine inanmaktadırlar.[42]<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Cüce türler</span></span><br />
<br />
Adalarda yaşayan çeşitli hortumlu türler zamanla ada cüceleşmesine maruz kalmıştır. Her ne kadar Pliyosen'den önce cüce fil türleri var olmuşsa da bu süreç Buzul Çağı sırasında değişen deniz seviyeleri nedeniyle bazı fil popülasyonlarının adalarda izole olmasıyla gerçekleşmiştir. Bu fillerin cüsseleri, adalarda büyük yırtıcıların olmaması ve sınırlı kaynaklar bulunması nedeniyle küçülmüştür. Benzer koşullar altında kemiriciler gibi küçük memeliler ise ada devleşmesi sürecine maruz kalır. Cüce hortumlu türlerin Endonezya'da, Kaliforniya Channel Adaları'nda ve Akdeniz'in çeşitli adalarında yaşadıkları bilinmektedir.[43]<br />
<br />
Sulawesi'de yaşamış olan Elephas celebensis türünün Elephas planifrons türünden geldiği düşünülmektedir. Malta ve Sicilya'da 'yaşamış olan Elephas falconeri türünün boyu yalnızca 1 m civarındaydı ve muhtemelen Elephas antiquus türünden evrimleşmişti. Elephas antiquus türünden gelen diğer cüce fillere Kıbrıs'ta rastlanır. Girit, Kiklad Adaları ve On İki Ada'da yaşamış olan cüce fillerin hangi türden evrimleştiği bilinmemektedir.[43] Sardinya'da cüce mamutların yaşadığı bilinmektedir.[43] Mammuthus columbi Kaliforniya Channel Adaları'na yerleşmiş ve cüce mamut türü olan Mammuthus exilis türüne evrimleşmiştir. Bu türün boyu 1,2 ilâ 1,8 m civarında ve ağırlığa da 200 ilâ 2.000 kg arasındaydı. Vrangel Adası'nda 4.000 yıl kadar önceye kadar, küçük cüsseli tüylü mamut popülasyonunun yaşamakta olduğu ortaya çıkarılmıştır.[43] 1993'te kalıntıları bulunduktan sonra cüce mamut olarak sınıflandırıldılar.[44] Bu sınıflandırma daha sonra tekrar gözden geçirilmiş ve 1999'dan beri gerçek "cüce mamut" olarak kabul edilmemişlerdir.[45]<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Anatomi ve morfoloji</span></span><br />
<br />
Fil karada yaşayan en büyük hayvandır. Afrika fillerinin boyları 3 ilâ 4 m arasında, ağırlıkları da 4.000 ilâ 7.000 kg arasında; Asya fillerinin boyu ise 2 ilâ 3,5 m ve ağırlıkları da 3.000 ilâ 5.000 kg arasında değişir.[6] Her iki cinsin erkekleri dişilerinden daha büyüktür.[7][10] Afrika filleri arasında orman ırkı, savan ırkından daha küçüktür.[14] Filin iskeleti 326 ilâ 351 kemikten oluşur.[46] Omurların birbirine sıkı eklemlerle bağlı olması nedeniyle sırtın esnekliği sınırlıdır. Afrika fillerinin 21 çift kaburgasına karşın Asya filleri 19 ilâ 20 çift kaburgaya sahiptir.[47]<br />
<br />
Fil kafatası, fildişlerinden kaldıraç etkisiyle gelen kuvvetlerle kafa kafaya çarpışmalarda oluşan kuvvetlere dayanabilecek kadar esnektir. Kafatasının arkası düzleşmiş ve yayılmış ve beyni her yönden koruyabilecek şekilde kemerli bir yapıya kavuşmuştur.[48] Kafatasında bulunan sinüsler (hava boşlukları) sayesinde kafatasının ağırlığı azalırken toplam mukavemeti korunmaktadır. Bu boşluklar, kafatasının içinin petekler gibi görünmesine yol açar. Oldukça geniş olan kafatası, tüm kafanın taşınabilmesi için kasların tutunabileceği bir yüzey sağlar. Alt çene ağır ve sağlamdır.[46] Kafanın boyutları yüzünden boyun görece kısadır ve iyi bir destek sağlar.[35] Filin gözünde gözyaşı sistemi olmadığı için gözün nemli kalması Harder bezi sayesinde olur. Dayanıklı üçüncü göz kapağı, göz küresini korur. Gözlerin kafa üzerindeki konumu ve hareket sınırlılığı hayvanın görüş alanını kısıtlar.[49] Filler dikromattır[50] ve loş ışık altında iyi görmelerine rağmen parlak ışık altında çok iyi görmezler.[51] Vücut sıcaklığı, insana benzer ve ortalama 35,9 °C 'dir. Fil de deve gibi aşırı çevresel koşullara uyum sağlayabilmek için vücut ısısını birkaç derece artırıp azaltabilir.[52]<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kulaklar</span></span><br />
<br />
Tehdit etmek ya da dikkat çekmek için Afrika fili kulaklarını yayarak durur. Kulak kepçesindeki damarlar gözle görülebilir.<br />
<br />
Fil kulaklarının tabanı kalın uçları incedir. Kulak kepçesi bolca kılcal damar içerir. Kulak kepçesindeki kılcal damarlardan akan ılık kan, çevreye ısısını vererek vücut sıcaklığının düşmesini sağlar. Bu durum kulak kepçesi hareketsiz dururken oluşur ve fil kulaklarını hareket ettirerek sıcaklığın düşmesinin daha hızlı olmasını sağlayabilir. Daha büyük kulak yüzeyi daha çok ısının çıkabilmesine olanak verir. Tüm fil türleri içinde Afrika savan filleri en sıcak iklimde yaşar ve en büyük kulak kepçelerine sahiptir.[53] Filler düşük frekanslarda duyabilirler ve en hassas oldukları aralık 1 kHz civarındadır.[54]<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Hortum</span></span><br />
<br />
Filin hortumu burun ile üst dudağın kaynaşmasından oluşur. Fil fetusunun hortumu ve üst dudağı ayrıktır.[35] Uzun ve uzmanlaşmış olan hortum filin en önemli ve çok yönlü uzvudur. İçinde çok az yağ bulunan ve hiç kemik bulunmayan hortumda 150.000 kadar ayrı kas demeti bulunur. Bu eşleşmiş kaslar, yüzeysel ve iç kaslar olarak iki çeşittir. Yüzeysel kaslar dorsal, ventral ve lateral olarak üçe ayrılır. İç kaslar da çapraz ve ışınsal olarak ikiye ayrılır. Hortum kasları, kafatasında bulunan kemiksi bir açıklığa bağlıdır. Burun bölmesi burun delikleri arasında yatay olarak uzanan küçük kaslardan oluşur. Burun bölmesi tabanı kıkırdak ile ikiye ayrılır.[55] Kassal hidrostat olan hortum hassas olarak koordine olan kas kasılmalarıyla hareket eder. Kasların hareketleri hem birlikte hem de karşılıklı olarak gerçekleşebilmektedir. Maksiler ve fasiyal sinirin oluşturduğu tek bir hortum siniri hortumun iki yanı boyunca uzanır.[56]<br />
<br />
Fil hortumu soluma, koku alma, dokunma, tutma ve ses çıkarma gibi çeşitli işlevlere sahiptir.[35] Filin koku alma duyusu tazınınkinden dört kat daha güçlüdür.[57] Hortumun güçlü sarma ve bükme yapabilme yeteneği besin toplamasına, diğer fillerle güreşebilmesine[58] ve 350 kg'a kadar ağırlık kaldırabilmesine olanak tanır.[35] Aynı zamanda göz silme ya da bir deliği kontrol etme gibi hassas görevlerde de kullanılabilir. Bir fil hortumuyla yer fıstığına zarar vermeden kabuğunu kırabilir,[35] 7 m'ye ulaşan yüksekliklerdeki nesnelere erişebilir ve çamur ile kum altında su arayabilir.[58] Hortumla nesneleri kavramada bireyler arasında farklı yön tercihleri görülür, bazıları sağa bazıları da sola doğru hortumlarını kıvırmayı tercih eder.[56] Fil, hortumuyla içmek ya da vücuduna püskürtmek için su çekebilir.[35] Yetişkin bir Asya fili hortumu ile 8,5 litreye kadar su tutabilir.[55] Suyun dışında vücutlarına toz ve ot da püskürtürler.[35] Suyun altındayken hortumunu şnorkele benzer şekilde kullanıp, nefes alıp verebilirler.[37]<br />
<br />
Afrika filinin hortumunun ucunda, besinleri tutup ağzına götürmesini sağlayan ve parmağa benzeyen iki adet uzantı bulunur. Asya filinde bu uzantı bir tanedir ve besinleri daha çok hortumun ucu ile sarıp sıkıştırarak ağzına götürür.[6] Asya fillerinin kas koordinasyonu Afrika fillerine oranla daha iyidir ve karmaşık görevleri yerine getirebilirler.[55] Filin hortumunun kesilmesi hayatta kalmasını zorlaştırırsa da[35] nadir durumlarda kısalmış hortum ile yaşamlarını sürdürebilmiş örnekler bulunmaktadır. Böyle bir filin ön ayakları üzerinde diz çökerek ve arka ayaklarını kaldırarak dudakları yardımıyla otladığı gözlemlenmiştir.[55] Gevşek hortum sendromu Afrika savan fillerinde görülen ve uçlardan başlayarak çevresel sinirler ile kasların bozulmasıyla oluşan bir hortum felci durumudur.[59] <br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Dişler</span></span><br />
<br />
Genç bir Afrika savan filinin azı dişlerinin yakından görünüşü<br />
<br />
Uzun olan ve fildişi olarak bilinen kesici dişler, 12 ön azı süt dişi ve 12 azı dişi olmak üzere fillerin genellikle 26 dişi vardır. Bebek dişleri çıktıktan sonra yerine kalıcı dişler gelen memelilerin aksine fillerin yaşamı boyunca dişleri belirli bir döngü ile değişir. Filin tipik yaşam süresi boyunca çiğneme dişleri altı kere değişir. Dişler, memelilerin çoğunda olduğu gibi çeneden dikey olarak çıkıp eski dişlerin yerine geçmez. Bunun yerine yeni dişler ağzın arkasında çıkar ve eski dişleri ağzın önüne doğru iter. Çenenin her iki yanındaki ilk çiğneme dişleri fil iki ya da üç yaşına geldiğinde, ikinci dişler fil dört ilâ altı yaşındayken düşer. Üçüncü dişler 9-15 yaşında, dördüncü dişler ise 18-28 yaşında değiştirilir. Beşinci dişler fil 40'lı yaşlarının başındayken düşer. Altıncı ve genellikle de sonuncu dişler ile fil yaşamının sonuna kadar yaşar. Fil dişlerinin tepeleri halka şeklinde olup Afrika fillerinde bu tepeler baklava şeklindedir.[60]<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Fildişleri</span></span><br />
<br />
Fildişleri üst çenede bulunan kesici dişlerin değişiklik geçirmiş hâlidir. Hayvan 6 ilâ 12 aylıkken süt dişlerinin yerine geçer ve yılda yaklaşık 17 cm olmak üzere uzamaya devam eder. Yeni çıkan fildişlerinin üzerinde bulunan pürüzsüz mine tabakası zamanla aşınır. Dentin fildişi olarak bilinir ve kesiti çapraz çizgilerden baklava şeklinde alanlar oluşturan bir desendir. Yaşayan bir doku olarak fildişi görece yumuşaktır ancak kalsit kadar sertliğe sahiptir. Kesici dişlerin büyük kısmı dışarıdan görünür, kalan kısmı kafatasındaki oyuklara bağlıdır. Kesici dişlerin en azından üçte birinde pulpa bulunur ve bazılarında uçlara kadar giden sinirler de görülür. Bu nedenle hayvana zarar vermeden dişleri sökmek zordur. Dişler söküldükten sonra eğer serin ve nemli yerde tutulmazsa kurumaya ve çatlamaya başlar. Fil, fildişlerini çeşitli amaçlar için kullanır. Su, tuz ve köklere ulaşmak için toprağı kazmaya; ağaçların kabuğunu soyup iz bırakmaya ve yol açmak için ağaçlar ile dalları kaldırmaya yarar. Dövüşürken saldırmak, savunmak ve hortumu korumak için kullanılır.[61]<br />
<br />
İnsanların el kullanımında sağ ya da solu tercih etmesi gibi filler de fildişlerini kullanırken bireysel olarak sol ya da sağı tercih ederler. Baskın olan kesici diş genellikle daha çok yıpranmıştır, diğerine göre daha kısadır ve ucu daha yuvarlaktır. Afrika fillerinde hem erkeklerde hem de dişilerde uzun kesici dişler bulunur ve 3 m uzunluğa erişir.[61] Erkeklerin fildişleri dişilere göre daha kalındır.[62] Asya türlerinde yalnızca erkeklerin uzun kesici dişleri vardır. Dişilerin kesici dişleri ya küçüktür ya da hiç yoktur.[61] Uzun kesici dişleri olmayan erkekler de görülür, özellikle Seylan filleri arasında yaygındır.[63] Asya fili erkeklerinin dişleri Afrika fili kadar uzun olabilir ancak daha ince ve hafiftir. Asya filleri arasında ölçülmüş en uzun kesici diş 3,02 m boyunda ve 39 kg ağırlığındadır. Afrika'da [64] ve Asya'da[65] fillerin dişleri nedeniyle avlanması sonucu oluşan doğal seçilim ile fillerde daha kısa dişler baskınlaşmıştır.[66]<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Deri</span></span><br />
<br />
Filin derisi çok dayanıklıdır ve sırt ile başın bazı bölgelerinde 2,5 cm kalınlığa erişir. Ağzın, anüsün ve kulakların içindeki deri kısmen daha incedir. Fillerin derileri genel olarak gri olsa da, Afrika filleri renkli çamurda yuvarlandıktan sonra kahverengi ya da kızılımsı görünebilirler. Asya fillerinin derilerinde kısmen pigment olmayan bölgeler bulunur. Özellikle alın ve kulak çevresinde bu bölgeler görülür. Yavru fillerin kılları, özellikle kafa ve sırt bölgesinde kahverengimsi ya da kızılımsı olur. Filler olgunlaştıkça kılları koyulaşır ve azalır; ancak kuyruğun ucunda, çenede, cinsel organlar ile göz ve kulak çevresinde yoğun kıl öbekleri bulunur. Normal olarak Asya filleri Afrika fillerinden daha kıllıdır.[67]<br />
<br />
Filler morötesi ışıktan kendilerini korumak için çamurdan yararlanırlar. Kalın olmasına rağmen derileri çok hassastır. Güneş yanığından, böcek ısırığından ve nem kaybından kendilerini korumak için düzenli çamur banyosu yapmazlarsa derileri ciddi zarar görebilir. Fil, suda yıkandıktan sonra hortumuyla gövdesini toz ile kaplar ve bu toz tabakası kuruyarak koruyucu bir tabaka oluşturur. Fillerin hacimlerine göre derilerinin yüzey alanı çok düşük olduğundan derilerinden ısı kaybında çok zorlanırlar. Tabanlarının hava ile temas etmesi için bacaklarını kaldırdıkları gözlemlenmiştir.[67]<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Bacaklar, hareket ve duruş</span></span><br />
<br />
Filin ağırlığını taşıyabilmek için bacakları diğer memelilere göre gövdesinin altında daha dik olarak konumlanmıştır. Uzun bacak kemiklerinde ilik boşluğu yerine süngerimsi kemik yapısı bulunur. Bu yapı kan oluşumuna olanak verirken kemiklerin daha dayanıklı olmasını sağlar.[68] Ön ya da arka ayaklar hayvanın ağırlığını taşıyabilir ama genellikle ağırlığın %60'ı ön ayaklar tarafından taşınır.[69] Bacak kemikleri birbirlerinin üzerinde ve doğrudan gövdenin altında olduğu için fil çok enerji harcamadan uzunca süre hareketsiz durabilir. Ulna ve radius pronasyon konumunda bağlı oldukları için filler ön ayaklarını döndüremezler; manusun ayası geriye doğru bakar.[68] Pronator quadratus ve pronator teres kasları ya çok küçülmüştür ya da yok olmuştur.[70] Fillerin yuvarlak ayaklarında manus ve pes altında hayvanın ağırlığının dağıtılmasına yarayan yumuşak doku bulunur.[69] Dev pandanın fazladan olan "başparmağı"na benzer susamsı kemikten ibaret ve ağırlık dağılımına yardımcı olan fazladan bir parmakları vardır.[71] Hem arka hem de ön ayaklarda beş adet tırnak vardır.[6]<br />
<br />
Filler hem ileriye hem de geriye doğru hareket edebilirler ancak zıplayamaz, tırıs ya da dörtnala gidemezler. Hareket ederken biri yürüme diğeri de koşma sayılabilecek iki hız kullanabilirler.[68] Yürürken bacaklar sarkaç gibi hareket eder, ayak yere konulurken omuzlar ve kalçalar yükselip alçalır. Hızlı yürümede filler bacaklarını diğer koşan hayvanlar gibi kullansa da ayakların yerden kesildiği bir anı olmadığı için hızlı yürüme tam olarak koşma kıstaslarını sağlamaz.[72] Hızlı hareket eden filler ön ayaklarıyla koşuyor, arka ayaklarıyla yürüyor gibi görünürler ve yaklaşık saatte 18 km'lik bir hıza ulaşabilirler.[73] Bu hızlarda diğer dört ayaklıların çoğu dörtnala hareket eder. Yay kinetiği fillerin hareketinin diğer hayvanlardan farkını açıklayabilir.[74] Hareket ederken filin ayağı altındaki yumuşak doku genişleyip daralır ve bu kadar ağır bir hayvanın hareket etmesinden kaynaklanacak olan sesi ve ağrıyı azaltır.[69] Filler iyi yüzücüdür. Dibe değmeden altı saat kadar yüzebildikleri, bir kerede 48 km mesafe katedebildikleri ve 2,1 km/s hız yapabildikleri kaydedilmiştir.[75]<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İç ve cinsel organlar</span></span><br />
<br />
Filin beyni 4,5 ilâ 5,5 kg ağırlığındadır. Ağırlığı 1,6 kg olan insan beyni ile karşılaştırıldığında filin beyni daha büyük olsa da oransal olarak daha küçüktür. Doğduktan hemen sonra fil beyni erişkinlikte ulaşılan ağırlığın %30 ilâ 40'ı arasındadır. Serebrum ve beyincik iyi gelişmiştir ve temporal loblar o kadar büyüktür ki yanlara doğru kabarıklık yapar.[52] Filin boğazında daha sonra kullanmak üzere su saklayabileceği bir kese bulunur.[35]<br />
<br />
Filin kalbi 12 ilâ 21 kg arasındadır. Memeliler arasında sıra dışı bir şekilde kalp apeksi çift uçludur.[52] Ayakta iken filin kalbi dakikada 30 kere atar. Diğer hayvanların tersine fil yattığında kalp atışı dakikada 8 ilâ 10 kere olmak üzere artış gösterir.[76] Akciğerler diyaframa bağlıdır[52] ve akciğer zarı yerine bağ doku bulunur.[37] Bu nedenle soluma göğüs kafesinin genişlemesinden çok diyaframa bağlıdır.[52] Bu hayvanın su altındayken hortumuyla yüzeyden nefes alması sırasında oluşan basınç farklılıklarıyla baş edebilmesine olanak sağlar[37] ancak bu açıklamanın geçerliliği tartışmalıdır.[77] Bu adaptasyonun bir başka açıklaması da hayvanın hortumu ile su çekebilmesine yardımcı olmasıdır.[37] Filler genellikle hortumlarıyla soluk alır ancak çok az bir hava ağızlarından da geçer. Geviş getirmeyen ve tek bölmeli mideye sahip olan fillerde arka bağırsak mayalanması ile selüloz çekum ve kalın bağırsakta sindirilir. İnce, kör ve kalın bağırsaklarının toplam uzunluğu 35 m'ye yaklaşır. Sindirim bir gün kadar sürse de fillerin ağızdan aldıkları besinlerin çoğu sindirilmeden dışkılanır.[52]<br />
<br />
Erkek filin testisleri gövdenin içinde böbreklerin yanındadır. Fil penisinin boyu 100 cm'ye, kalınlığı da tabanında 16 cm'ye ulaşır. Ereksiyonda iken S şeklindedir ve ucunda Y şeklinde yarık vardır. Dişi filin gelişmiş klitorisi 40 cm uzunluğundadır. Vulva çoğu memelide olduğu gibi kuyruğa yakın olmak yerine arka ayakların arasındadır.Hayvanın büyük karın boşluğu nedeniyle gebeliği tespit etmek kolay değildir. Dişinin meme bezleri ön ayaklarının arasındadır, dolayısıyla süt emen yavru dişinin hortumunun ulaşabileceği mesafededir.[52] Fillerde başın iki yanında yer alan kendine has temporin salgılayan bir bez vardır. Bu organ cinsel davranış ile bağlantılıdır ve erkekler kızgınlığa girdiklerinde buradan bir sıvı salgılar.[78] Dişilerin de aynı yerden salgı yaptıkları gözlemlenmiştir.[57]<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Davranış ve yaşam</span></span><br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Ekoloji</span></span><br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Beslenmek için hortumunu kullanan bir Afrika fili</span></span><br />
<br />
Afrika savan fili savanlar, çöller, bataklıklar ve göl kıyıları gibi çeşitli doğal alanlarda ve deniz seviyesinden kar hattının üzerinde dağlara kadar her türlü rakımda yaşar. Orman filleri ise ekvator ormanlarında yaşar ama galeri ormanları ile ormanlar ve savanlar arasındaki ekotonlara da girebilirler.[14] Asya filleri otlak, fundalık ve ağaçlardan oluşan alanları tercih eder, Hindistan'ın güneyi ve Sri Lanka'da dikenli fundalık ormanlarda, Malay Yarımadası'nda da her dem yeşil yapraklı ormanlarda yaşarlar.[7] Filler otçuldur ve yapraklar, sürgünler, meyveler, ağaç kabukları ve kökleri ile beslenirler. Afrika filleri daha çok yaprak, sürgün ve meyvelerle beslenmeyi tercih ederken Asya filleri yere yakın otlar ve köklerle beslenmeyi tercih eder. Günde yaklaşık 150 kg kadar besin tüketir ve 40 litre kadar su içerler. Filler genellikle su kaynaklarına yakın kalmayı tercih eder.[14] Asıl olarak sabah, öğleden sonra ve gece beslenirler. Öğle vakti filler ağaçlar altında dinlenir ve ayakta kestirebilirler. Asıl geceleri yere yatarak uyurlar.[68][79] Günde ortalama 3 ilâ 4 saat arası uyurlar.[80] Hem erkekler hem de aile grupları tipik olarak günde 10 ilâ 120 km arasında yol kat edebilir ancak Namibya'da Etosha Ulusal Parkı'nda 90 ilâ 180 km kadar uzun mesafe katettikleri de kaydedilmiştir.[81] Besin, su ve eş aramak için mevsimsel olarak göç edebilirler. Botsvana'da Chobe Ulusal Parkı'nda fil sürülerinin yerel su kaynakları kuruduğunda 325 km yol alarak nehre indikleri gözlemlenmiştir.[82]<br />
<br />
Bir fil ailesi birlikte yıkanırken. Bu davranış sosyal bağı güçlendirir.<br />
<br />
Büyük cüsselerinden ötürü filler çevreleri üzerinde çok önemli etkide bulunur ve bu nedenle kilit taşı türlerden sayılır. Ağaçları ve çalılıkları köklerinden sökme âdetleri savanları otlaklara çevirebilir. Kuraklık sırasında su bulmak için kazdıkları çukurlardan diğer hayvanlar da yararlanır. Açtıkları su çukurlarını genişleterek çamur içinde yuvarlanırlar. Elgon Dağı'nda fillerin kazdığı mağaralar toynaklılar, kırsıçanımsılar, yarasalar ve böcekler tarafından kullanılır.[83] Filler önemli tohum dağıtıcısıdırlar. Afrika orman filleri tohumları yutar ve dışkı ile dışarı çıkarır. Bu sürecin çimlenmeye etkisi ya yoktur ya da olumlu etkisi vardır. Tohumlar büyük mesafelerde dağıtılır.[84] Asya ormanlarında büyük tohumlar dağılmak için filler ve gergedanlar gibi dev otçullara gereksinim duyar. Bu ekolojik niş bir sonraki en büyük otçul olan Hint tapiri tarafından doldurulamaz.[85] Fillerin yedikleri besinlerin çoğu sindirilmeden atıldığı için fil dışkısı bok böceği ve maymunlar gibi diğer hayvanlar için besin kaynağı oluşturur.[83] Ekosistemler üzerinde fillerin olumsuz etkileri de bulunur. Uganda'da Murchison Falls Ulusal Parkı'nda fil popülasyonunun fazlalığı ormanlık araziye bağımlı olan küçük kuş popülasyonlarını tehdit altına sokmuştur. Ağırlıkları nedeniyle toprak sıkışarak yağmurun toprak içine süzülmeden üzerinden akmasına neden olarak erozyonun oluşmasında önemli bir etken olur.[79]<br />
<br />
Fil dışkısı esaret altındaki hayvanların stres düzeylerini anlamak için kullanılabilir.<br />
<br />
Filler genellikle diğer otçullarla birlikte sakin bir şekilde yaşar ve diğer hayvanlar fillerden uzak durur. Filler ile gergedanlar arasında bazı saldırgan etkileşimler kaydedilmiştir. Kenya'da Aberdare Ulusal Parkı'nda yavru bir file saldıran gergedan aile grubundaki diğer filler tarafından öldürülmüştür.[79] 1990'larda Güney Afrika'da Hluhluwe-iMfolozi Parkı'na getirilen genç öksüz filler rastgele gergedanları öldürmeye başlamış ve daha yaşlı erkek fillerin getirilmesine kadar 36 gergedanı öldürmüştür.[86] Erişkin filler cüsseleri sayesinde diğer yırtıcılara karşı hemen hemen tamamen yenilmez sayılabilirler. Yavru filler Afrika'da aslanlara, benekli sırtlanlara ve yaban köpeklerine[10] Asya'da ise kaplanlara[7] yem olabilmektedir. Botsvana'da Chobe Ulusal Parkı'nda kuraklık döneminde aslanlar filleri avlamayı âdet hâline getirmiştir ve 30 aslandan oluşan bir sürünün dört ilâ on bir yaşlarındaki filleri öldürdüğü kaydedilmiştir.[87] Fillerde, özellikle yuvarlak solucanlar olmak üzere diğer otçullara nazaran çok sayıda parazit görülür.[88]<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Sosyal yapı</span></span><br />
<br />
Kenya'da Amboseli Ulusal Parkı'nda bir Afrika fili ailesi. Fil yavrularının grubun ortasında korumalı konumda olduklarına dikkat edilmelidir. Arkada Kilimanjaro Dağı görünmektedir.<br />
<br />
Erkek ve dişi fillerin sosyal yaşamları birbirinden çok farklıdır. Dişiler yaşamlarını sıkı bağlarla bağlı oldukları anaerkil aile gruplarında geçirir. Bu aile grupları anneler ve yavrularından oluşur ve bazen on bireyden fazla filden oluşur. En yaşlı dişi gruba liderlik eder.[89] Grubun lideri olan dişi ölene kadar[10] ya da bu rolü üstlenmek için enerjisi kalmayana kadar[90] grubun başında kalır. Hayvanat bahçesinde yaşayan filler arasında yapılan bir araştırmada grubun lideri olan dişi öldüğünde diğer fillerin dışkılarında kortikosteron (stres hormonu) düzeyinin dikkat çekici şekilde arttığı gözlemlenmiştir.[91] En yaşlı dişi öldüğünde ya da liderliği bırakmak zorunda kaldığında, kardeşi grupta olsa bile yerine en yaşlı kızı geçer.[10] Yaşlı dişi liderlerin daha etkili karar verici olduğu görülmüştür.[92]<br />
<br />
Dişi filin sosyal çevresi yalnızca küçük aile grubu ile sınırlı değildir. Kenya'da Amboseli Ulusal Parkı'nda yaşayan fillere bakıldığında bir dişi filin yaşamı boyunca diğer aile grupları, klanlar ve alt popülasyonlar ile etkileşime girdiği gözlemlenmiştir. Aileler birbirleriyle bağlantıya girip genellikle iki aile grubundan oluşan bağlı gruplar oluşturur. Kurak mevsimde fil aileleri bir araya gelerek klan adı verilen başka bir sosyal yapı oluşturur. Bu klanlar içindeki gruplar sıkı ilişkiler kurmazlar ancak bölgelerini kurak mevsimde diğer klanlara karşı korurlar. Tipik olarak bir klan içinde dokuz grup bulunur. Amboseli fil popülasyonu ayrıca "merkezî" ve "çevresel" olarak iki alt popülasyona da ayrılır.[89]<br />
Yalnız yaşayan erkek fil: Erişkin erkek filler yaşamlarının çoğunu genellikle yalnız ya da erkeklerden oluşan gruplarla geçirir.<br />
<br />
Hindistan ve Sri Lanka'da yaşayan bazı fil popülasyonlarının da benzer sosyal yapıları vardır. Sıkı aile birimleri ve çok bağlı olunmayan daha büyük topluluklar olduğu görülür. Bebek fillere bakıcılık ve genç fillere koruyuculuk yapılan birimler olduğu gözlemlenmiştir. Hindistan'ın güneyinde fil popülasyonları içinde aile grupları, bağlı aile grupları ve muhtemelen klan yapıları olabilir. Aile grupları bir ya da iki dişi ve yavrularından oluşan küçük gruplardır. İki dişi ve yavrularından daha fazla sayıda bireyi içeren gruplar ortak aile grubu olarak bilinir. Malay fil popülasyonlarının aile birimleri daha küçüktür ve aile ile bağlı aile gruplarından daha büyük sosyal yapı içermezler. Afrika orman fillerinin aile grupları ise genellikle bir dişi ve iki ilâ üç yavrusundan oluşur. Özellikle orman içinde yol açma gibi konularda bu aile gruplarının yardımlaştıkları görülür.[89]<br />
<br />
Erişkin erkeğin yaşamı ise dişilerden çok farklıdır. Olgunlaştıkça erkek fil grubundan uzaklaşarak başka erkeklerle ve hatta başka aile gruplarıyla etkileşime geçebilir. Kenya'da Amboseli'de genç erkekler 14 ilâ 15 yaşlarına doğru zamanlarının %80'ini ailelerinden uzakta geçirir. Aile grubunun erişkin dişileri erkek file karşı saldırganca davranışlar sergiler ve bu da erkekleri tamamen gruptan ayrılmaya sevk eder. Erkekler gruptan ayrılınca ya yalnız ya da diğer erkeklerle birlikte yaşar. Genellikle yoğun ormanlarda bulunan erkekler yalnız yaşamayı tercih eder. Asya fillerinin erkekleri genellikle yalnız yaşar ama iki ilâ daha çok erkek filden oluşan gruplar hâlinde de yaşayabilirler. Böyle gruplar arasında en çok yedi erkek filin olduğu bir grup gözlemlenmiştir. İçinde 10 erkek filden fazla üye bulunduran gruplar Afrika savan fillerinde görülür. Bunların en büyüğü içinde 144 Afrika savan fili barındırmaktaydı.[93] Tek ya da grup hâlinde yaşasalar bile erkekler arasında bir baskınlık hiyerarşisi bulunur. Baskınlık yaşa, cüsseye ve cinsel duruma bağlıdır.[93] Yaşlı erkek filler genç erkek fillerin saldırgan davranışlarını kontrol altında tutar ve genç erkeklerin "çete"ler kurmasını engeller.[94] Erişkin erkek ve dişi fil üremek için bir araya gelir. Erkekler içinde östrus hâlinde olan bir dişi bulunan gruplar ile etkileşime girebilir.[93]<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Cinsel davranış</span></span><br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Mest</span></span><br />
<br />
Erişkin erkek filler testosteron hormonunun arttığı mest olarak bilinen bir duruma girer. Güney Hindistan'da bulunan fil popülasyonunda erkek fillerin ilk olarak 15 yaşında mest durumuna girdiğini ancak 25 yaşından önce bu durumun görece daha az etkili olduğu gözlemlenmiştir. Kenya'da Amboseli parkında 24 yaşın altındaki erkek fillerin mest hâline girmediği ve 25 ilâ 35 yaş arasındakilerin yarısı ile 35 yaş üstündekilerin tamamının mest olduğu gözlemlenmiştir. Genç erkeklerin kurak mevsimde (Ocak ile Mayıs arası) yaşlı erkeklerin de yağmur mevsiminde (Haziran ile Aralık arası) mest durumuna girdikleri görülür. Erkek filin mest olduğunun ana göstergesi temporin bezinden salgılanan sıvının yüzlerinin iki yanına doğru akmasıdır. Penisi prepüsün içindekeyken idrarını yapabilir ve bu durumda idrarı arka bacaklarının üzerine sıçrar. Mest durumu ile bağlı davranışlar kafayı yukarıda ve sağa sola sallayarak yürüme, fildişleriyle yeri kazma, işaretleme, hortum ile gürleme ve yalnızca tek kulağı sallama gibi davranışlardır. Mest durumu bir gün ile dört ay arasında sürebilir.[95]<br />
<br />
Mest durumunda erkek filler aşırı derecede saldırganlaşır. Mest durumunda olan ya da olmayan erkekler arasında agonistik karşılaşmalarda cüsse belirleyici etkendir. İki gruptan bireyler arasındaki karşılaşmaları, mest olmayan erkek daha iri de olsa, çoğunlukla mest durumunda olan birey kazanır. Erkek fil kendinden daha büyük mest durumunda bir fil ile karşılaştığında kendi mest davranışlarını durdurabilir. Benzer büyüklükte olanlar birbirleriyle karşılaşmaktan kaçınır. Agonistik davranışlar genellikle tehdit gösterisinde bulunma, kovalama ve fildişleri ile hafif çarpışmalardır. Ciddi dövüşler nadir görülür.[95]<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Çiftleşme</span></span><br />
<br />
Filler polijinik olarak ürer[96] ve çiftleşmeler yağmur mevsiminin ortasında sıklaşır.[97] Östrusta olan dişi fil idrarı ve vajinal salgılarıyla feromon adı verilen kimyasal sinyaller göndererek çiftleşmeye hazır olduğunu bildirir. Erkek fil potansiyel bir eşi izler ve durumunu flehmen tepkisi ile değerlendirir. Fillerde flehmen tepkisi erkeğin hortumu ile idrar ya da vajinal salgı örneğini alıp Jacobson organına götürerek koklamadan oluşur.[98] Dişi filin östrus siklüsü 14 ilâ 16 hafta arası sürer. Bunun 4 ilâ 6 haftası proliferatif dönem, 8 ilâ 10 haftası da sekretuvar dönemdir. Memelilerin çoğunda proliferatif dönemde luteinleştirici hormon bir kere artış gösterirken fillerde iki kere artış gösterir. İlk artışta dişiler erkeklere östrusta olduklarını koku yolu ile bildirir ancak ovülasyon ikinci artıştan sonra meydana gelir.[99] Dişi fillerde doğurganlık oranı 45 ilâ 50 yaşından sonra azalır.[90]<br />
<br />
Erkek filler östrusta olan dişileri izleme ve diğer erkeklere karşı savunma davranışı gösterir. Bu davranış çoğunlukla mest hâlindeki erkek filler tarafından gösterilir ve özellikle daha yaşlı dişiler olmak üzere dişi filler bu davranışın erkek filler tarafından gösterilmesini isteyen hareketlerde bulunurlar.[100] Bu erkek fillerin üreme şansı daha yüksektir.[93] Zayıf ya da yaralı erkekler normal olarak mest olmadıkları için, mest hâli dişi fillere erkek fillerin durumunu gösterir.[101] Genç dişilere daha yaşlı erkeğin yaklaşması korkutucu gelebileceğinden aile grubundaki daha yaşlı dişiler genç dişinin yanında kalarak ona destek olur.[102] Çiftleşme sırasında erkek fil hortumunu dişinin sırtına koyar.[103] Erkek filin penisi pelvisten bağımsız olarak hareket edebilir[104] ve erkek dişinin üzerine çıkmadan önce ileri ve yukarı doğru kıvrılır. Çiftleşme 45 saniye sürer ve ne kalça hareketi ne de boşalmada duraklama görülmez.[105] Hem erkek hem de dişi filler arasında eşcinsel davranışlar oldukça sık görülür. Heteroseksüel ilişkide olduğu gibi bu davranışlarda da bir hayvan diğerinin üzerine çıkar. Erkek filler bazen oyun olarak birbirleriyle dövüşerek birbirlerini uyarırlar ve genç ile yaşlı filler arasında bağlar kurulabilir. Dişilerde eşcinsel davranışlar esaret altındaki fillerde görülür ve dişilerin birbirlerini hortumları ile tatmin ettikleri gözlemlenebilir.[106]<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Doğum ve yavrular</span></span><br />
<br />
Fillerde gebelik yaklaşık iki yıl sürer ve doğumlar arasında genelde dört ilâ beş yıllık ara bulunur. Doğumlar genelde yağmur mevsiminde yapılır.[107] Yavru filler doğduklarında yaklaşık 85 cm boyunda ve 120 kg ağırlığındadır.[102] Tipik olarak tek yavru doğar ancak ikiz doğumlara da rastlanır.[108] Görece uzun süren gebelik dönemi beş adet sarı cisim ile (çoğu memelide tektir) desteklenir ve fetüsün özellikle beyin ve hortumunun daha çok gelişmesine olanak verir.[108] Bu nedenle yaşına göre erken gelişmiş olarak doğan yavrular kısa sürede ayağa kalkıp annelerini ve aile gruplarını yürüyerek izleyebilirler.[109] Yeni doğan yavru fil aile grubundaki tüm fillerin ilgi odağıdır. Erişkinler tamamı ve genç fillerin çoğu yeni doğan yavrunun çevresine toplanıp hortumları ile ona dokunur ve okşarlar. Başlarda bir iki gün anne yavrusunun çevresinde diğer aile üyelerinin bulunmasını istemez. Bazı aile gruplarında yavrulara anneden başka dişiler bakabilir. Bu dişiler genellikle iki ilâ on iki yaş arasındadır.[102] Yakınlarda yırtıcı hayvanlar bulunduğunda aile grubu yavruları ortaya alarak toplanırlar.[110]<br />
<br />
İlk birkaç gün yeni doğan yavru ayakları üstünde çok dengeli duramaz ve annesinin desteğine gereksinim duyar. İyi göremediği için dokunma, koklama ve işitme duyularından yardım alır. Kıvrılıp duran hortumu üzerinde çok büyük bir kontrolü yoktur ve hortumuna takılıp tökezleyebilir. İki haftalık olduğunda daha dengeli yürür ve hortumunu kontrol edebilir. Bir aylık olduğunda hortumuyla neseneleri yerden alabilir, tutabilir ve ağzına götürebilir ancak hortumuyla su çekemez. Su içmek için ağzını kullanır. Annesine hâlâ çok bağımlıdır ve yanından ayrılmaz.[109]<br />
<br />
İlk üç ay beslenmek için tamamen annesinin sütüne bağlı olan yavru fil üç aydan sonra besin olarak bitkileri yemeye ve hortumuyla su toplamaya başlar. Aynı zamanda dudak ve bacak koordinasyonunda gelişmeler görülür. Yavru filler altı yaşına kadar süt emer ve altı aydan sonra beslenme yönünden bağımsızlık kazanırlar. Dokuz aylık olduklarında ağız, hortum ve ayak koordinasyonları mükemmelleşmiştir. Bir yaşından sonra yavru filin kendini temizleme, su içme ve beslenme yetenekleri tamamen gelişir. Yine de bir yıl kadar daha beslenme ve yırtıcılardan korunma için annesinin korunmasına ihtiyacı olur. Bir yaşından küçük yavrular saatte 2 ilâ 4 dakika kadar süt emer. Fil yavruları üç yaşına kadar süt emmeye devam eder. İki yaşından sonra süt emmeleri büyüme hızlarına, vücut kondisyonuna ve üreme yeteneklerinin gelişmesine yardımcı olur.[109] Fil yavruları arasında oyun davranışları cinsiyetlerine göre değişiklik gösterir. Dişi yavru filler birbirlerini kovalarken erkek yavru filler oyun olarak dövüş taklidi yaparlar. Dişi filler dokuz yaşında cinsel olgunluğa erişirken[102] bu süre erkek filler için 14 ilâ 15 yıl kadardır.[93] Fillerin yaşam süresi uzundur ve 60 ilâ 70 yaşına kadar yaşarlar.[60] Lin Wang adlı esaret altında yaşayan fil 86 yaşına kadar yaşamıştır.[111]<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İletişim</span></span><br />
<br />
Asya filleri hortumlarını dolayarak birbirlerini selamlarlar.<br />
<br />
Dokunma filler arasında önemli bir iletişim biçimidir. Bireyler birbirlerini selamlamak için hortumlarını diğerinin hortumuna dolar ve okşar. Yaşlı filler, genç filleri terbiye etmek için hortumlarıyla şaplak atar, genç filleri tekmeler ya da iter. Her yaştan ve cinsiyetten bireyler bir araya geldiklerinde ve uyarıldıklarında diğerinin ağzına, temporin bezlerine ve cinsel organlarına hortumlarıyla dokunurlar. Bu şekilde bireyler kimyasal mesajları algılayabilirler. Dokunma ayrıca anne ile yavru arasında da önemli bir iletişim yöntemidir. Hareket esnasında ana filler yavrularına hortumlarıyla, yan yana iseler ayakları ile, yavru arkadaysa kuyrukları ile dokunur. Yavru eğer dinlenmek istiyorsa annesinin ön bacaklarına dayanır. Eğer süt emmek istiyorsa annesinin göğsüne ya da bacağına dokunur.[112]<br />
<br />
Görsel nümayiş daha çok agonistik davranışlarda ortaya çıkar. Filler kafalarını kaldırarak ve kulaklarını yanlara açarak daha tehditkâr görünmeye çalışırlar. Ayrıca nümayiş esnasında kafalarını sallayıp kulaklarını çırpar ve toz ile bitkileri hortumları ile fırlatırlar. Yapmacık kuvvet gösterisinde bulunurlar. Uyarılmış filler hortumlarını kaldırabilir. Başeğen filler kafalarını ve hortumlarını aşağı indirirken kulaklarını boyunlarına doğru yapıştırır. Meydan okumayı kabul eden filler ise kulaklarını V şeklinde açar.[113]<br />
<br />
Filler genellikle gırtlaktan olmak üzere, bir kısmı da hortum tarafından değişikliğe uğrayan çeşitli sesler çıkarırlar. Belki de bu seslerin en bilineni, uyarıldıklarında, tehlike altında olduklarında ya da saldırı esnasında çıkardıkları boru benzeri sestir.[114] Dövüşen filler kükrer ve haykırır. Yaralı olan filler ise böğürür.[115] Hafif uyarıldıklarında uğultu gibi düşük frekanslı titreşimlerden oluşan[116] ve kısmen infrasonik sesler çıkarırlar.[117] İnfrasonik çağrılar hem Asya hem de Afrika filleri için özellikle uzun mesafe iletişimde önem taşır.[114] Asya fillerinde bu çağrılar 14-24 Hz frekansında, 85-90 dB düzeyindedir ve 10 ilâ 15 saniye sürer.[117] Afrika fillerinin çağrıları ise 15 ilâ 35 Hz aralığında ve 117 dB düzeylerindedir. Bu şekilde en çok 10 km civarında bir mesafede haberleşebilirler.[118]<br />
<br />
Kenya'da Amboseli parkında çeşitli infrasonik çağrılar kaydedilmiştir. Birkaç saat ayrı kaldıktan sonra bir araya gelen aile üyelerinin çıkardığı selamlama uğultusu bunlardan biridir. Gruplarından ayrılmış bireylerin temas çağrıları yumuşak ve modüle olmamış seslerdir. Bunlara cevap olarak yüksek sesle başlayan sonra yumuşayan çağrıyla karşılık verilir. Aile üyelerine bulundukları yerden ayrılmak için grup lideri dişi tarafından yumuşak uğultu şeklinde "hadi gidelim" çağrısı yapılır. Mest dönemindeki erkekler, çok belirgin alçak frekanslı "motosiklet" sesine benzeyen uğultular çıkarır. Bu çağrılara dişi filler koro hâlinde yine alçak frekanslı modüle seslerle karşılık verir. Çiftleştikten sonra östrusta olan dişi fil yüksek sesli bir çağrı yapar. Bir dişi çiftleştiğinde ailesi de heyecan çağrılarında bulunur.[116]<br />
<br />
Fillerin yeryüzeyinde darbelerle oluşturulan titreşimler ve yeryüzünde akustik dalgalar hâlinde yayılan sismik yöntemle iletişim kurdukları bilinmektedir. Sismik sinyalleri algılamaya çalışan filin öne eğilerek ön ayaklarına yüklendikleri görülür ve bu davranışa "donma davranışı" denir. Filler sismik iletişime uyun olarak çeşitli adaptasyonlar geçirmiştir. Tabanlarında bulunan kıkırdaksı yumrular dişli balinalar ve sirenler gibi deniz memelilerinde bulunan akustik yağ tabakalarına benzerlik gösterir. Kulak kanalı çevresinde bulunan benzersiz bir büzgen kas kanalı sıkıştırarak akustik sinyallerin titreşimini azaltarak hayvanın daha fazla sismik sinyali duymasına olanak verir.[119] Fillerin sismik dalgaları çeşitli nedenlerle kullandığı gözlemlenir. Kaçan ya da saldırı taklidi yapan bir fil çok uzak mesafelerden duyulabiliecek sismik dalgalar yaratabilir.[120] Yırtıcılar nedeniyle kaynaklanan ikaz çağrısını sismik yolla alan filler savunma pozisyonuna girer ve aile grupları bir araya toplanır. Hareket ile üretilen simik dalgaların 32 km uzağa ulaşabildiği ancak ses yolu ile üretilen sismik dalgaların 16 km kadar yol alabildiği görülür.[121]<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Zekâ ve bilişsellik</span></span><br />
<br />
Filler öz farkındalığın ve bilişselliğin bir göstergesi sayılan ve bazı insansılar ile yunusların da başarılı olduğu ayna testinde kendilerini tanırlar.[122] Esaret altındaki bir dişi Asya fili ile yapılan araştırma sonucunda fillerin çeşitli görsel ve akustik ayırt edilebilen çiftleri öğrenebildiğini göstermiştir. Araştırma konusu olan fil bir yıl sonra aynı şekilde test edildiğinde benzer çiftlerle daha yüksek doğruluk yüzdesi elde etmiştir.[123] Filler alet kullandığı bilinen birkaç hayvan türünden biridir. Bir Asya filinin dalları uyarlayıp sineklik olarak kullandığı kaydedilmiştir.[124] Filler tarafından değişikliğe uğratılarak alet olarak kullanılan nesneler şempanzelerin kullandığı kadar karmaşık değildir. Genel olarak fillerin çok mükemmel bir hafızaları olduğuna inanılır. Bu inanışın altında bazı gerçeklerin olması muhtemeldir. Fillerin uzun sürelerde geniş boyutlarda alanları hatırlamalarını sağlayacak bilişsel haritaları olması mümkündür. Bireyler, aile üyelerinin bulunduğu yerleri akıllarında tutabilmektedirler.[51] Bilim insanları fillerin ne derecede duyguları olduğunu tartışmaktadır. Ölüm ile ilgili bazı ritüelleri olduğu görülmekte ve akraba olsalar da olmasalar da kendi türlerinin kemiklerine büyük bir ilgi göstermektedirler.[125] Ölmekte olan ya da ölü bir fil kendi grubu ve hatta kendi grubu dışındaki fillerin bile ilgi odağı olmaktadır.[126]<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Korunma sorunları</span></span><br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Durumu</span></span><br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Fillerin dağılımı</span></span><br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Afrika fili</span></span><br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Asya fili</span></span><br />
<br />
Afrika filleri, iki ırkı arasında bağımsız bir değerlendirme yapılmadan 2008 yılında Dünya Doğa ve Doğal Kaynakları Koruma Birliği (IUCN) tarafından soyunun tükenme riski yüksek olan hassas türler arasında listelenmiştir.[127] 1979 yılında Afrika'da fil popülasyonunun minimum 1,3 milyon ve maksimum 3 milyon olduğu tahmin edilmekteydi. 1989 yılında ise Afrika popülasyonu 609.000 fil olarak tahmin edilmiştir. Bunun dağılımı şöyleydi: 277.000 Orta Afrika'da, Afrika'nın doğusunda 110.000, güneyinde 204.000 ve batısında da 19.000. Daha önce tahmin edilenden çok daha az sayıda 214.000 kadar filin yağmur ormanlarında yaşadığı tahmin edilmiştir. 1987 yılından sonra fil popülasyonunun azalması hız kazanmış ve Kamerun ile Somali'de yaşayan savan ırkının sayısının %80 oranında azaldığı görülmüştür. Afrika orman ırkının sayısında ise %43 oranında azalma tespit edilmiştir. Afrika'nın güneyinde ise Zambiya, Mozambik ve Angola'da popülasyon azalırken Botsvana ve Zimbabve'de artmış, Güney Afrika'da ise sabit kalmıştır.[128] 2005 ve 2007 yılında yapılan araştırmalarda ise Afrika'nın güneyinde fil popülasyonunun yıllık %4 oranında arttığı gözlemlenmiştir.[127]<br />
<br />
Afrika filleri en azından bulundukları her ülkede kısmen de olsa yasal koruma altındadır ancak yaşam alanlarının %70'i koruma altındaki bölgelerin dışındadır. Bazı bölgelerde başarılı koruma çabaları sonucunda yüksek popülasyon yoğunluğuna erişilmiştir. 2008 yılı itibarıyla yerel popülasyonlar doğum kontrolü ve nakil yöntemleriyle kontrol altına alınmıştır. Zimbabve'nin uygulamayı bırakmasından sonra 1988'den itibaren geniş çaplı hayvan itlafı yapılmamaktadır. Afrika fili 1989 yılında Nesli Tehlike Altında Olan Yabani Hayvan ve Bitki Türlerinin Uluslararası Ticaretine İlişkin Sözleşme'nin (CITES) EK-I'inde listelenerek ticareti yasa dışı hâle getirilmiştir. 1997 yılında Botsvana, Namibya ve Zimbabve ile 2000 yılında Güney Afrika'da bulunan filler için EK-II statüsü verilmiş ve bunların ticareti sınırlı olarak belli esaslara bağlanmıştır. Bazı ülkelerde fillerin hatıra amaçlı avlanması yasaldır. Botsvana, Kamerun, Gabon, Mozambik, Namibya, Güney Afrika, Tanzanya, Zambiya ve Zimbabve gibi bu ülkeler için CITES kapsamında ihraç kotları bulunmaktadır.[127]<br />
<br />
2008 yılında IUCN son 60-75 yıl içinde popülasyonunda %50'lik bir azalma olduğu için Asya filini soyunun tükenme riski çok yüksek olan tehlikedeki türler arasında listelemiştir.[129] CITES listesinde de EK-I altında listelenerek ticareti yasaklanmıştır.[129] Asya filleri bir zamanlar Suriye ve Irak'tan (Elephas maximus asurus alt türü) Çin'de Sarı Irmak'a ve Cava Adası'na kadar olan bölgeye dağılmışlardı.[130] Günümüzde bu bölgelerde soyu tükenmiştir[129] ve Asya filinin güncel dağılımı sınırlı bölgelerde kalmıştır.[130] Tam doğru olmasa da Asya filinin toplam popülasyonunun 40 ilâ 50 bin arasında olduğu tahmin edilmektedir. Popülasyonun yarısının Hindistan'da olması muhtemeldir. Asya fillerinin özel olarak Güneydoğu Asya'da ve genel olarak popülasyonları azalmaktaysa da Batı Gat Dağları'nda kısmen de olsa artış göstermektedir.[129]<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Tehditler</span></span><br />
<br />
Fillerin soyunun tükenmesinde en büyük tehditlerden biri dişleri, eti ve derisi için kaçak olarak avlanmasıdır.[129] Tarihsel olarak sayısız kültür, fildişinden ziynet eşyası ve diğer sanat eserleri yapmış ve hatta fildişinin kullanımı altın kullanımıyla başabaş gitmiştir.[131] Fildişi ticareti Afrika fili popülasyonunun 20. yüzyıl sonlarında azalmasında önemli bir etken olmuştur.[127] Bu nedenle, 1989 yılı Haziran ayında ABD'den başlayarak Kuzey Amerika, Avrupa ülkeleri ve Japonya gibi birçok ülkede fildişi ithalatına uluslararası yasaklamalar getirilmiştir.[131] Aynı dönemde Kenya elindeki tüm fildişi stoğunu yok etmiştir.[132] CITES, 1990 yılı Ocak ayında yürürlüğe girecek şekilde fildişi ticaretinde uluslararası yasağı onayladı.[131] Uluslararası yasakların devreye girmesinden sonra özellikle ekonomik olarak fildişi endüstrisinin büyük önem taşıdığı Hindistan ve Çin gibi ülkelerde işsizlik baş gösterdi. Aynı endüstrinin bir parçası olan Japonya ve Hong Kong ise bu duruma adapte olmayı başarabildi.[131] Zimbabve, Botsvana, Namibya, Zambiya ve Malavi fildişi ticaretine devam etmeyi istemiş ve yerel olarak fil popülasyonları sağlıklı olduğu için ve ancak doğal yollardan ölmüş ya da itlaf edilmiş hayvanların dişlerini kullanmak kaydıyla izin alabilmişlerdir.[132]<br />
<br />
Uluslararası ticaret yasağı sayesinde Afrika'nın bazı bölgelerinde fil popülasyonu toparlanmıştır.[131] 2012 Ocak ayında Kamerun'da Bouba Njida Ulusal Parkı'nda Çad'lı baskıncılar tarafından yüzlerce fil öldürülmüştür. Bu olaylar yasakların başlamasından beri meydana gelen "en yoğun fil katli" olarak tanımlanmıştır.[132] Özellikle dişi Asya fillerinin fildişi olmadığı için, Asya filleri potansiyel olarak fildişi ticaretinden daha az etkilenir. Yine de Hindistan'da Periyar Ulusal Parkı gibi bazı bölgelerde bu tür de fildişleri için öldürülmektedir.[129]<br />
<br />
Filler için diğer tehditler arasında yaşam alanı yok olması ve yaşam alanı parçalanması sayılabilir.[127] Asya fili, insan nüfusunun en yüksek olduğu bazı bölgelerde yaşamaktadır. Diğer simpatrik kara memelilerinden daha fazla miktarda yere gereksinim duydukları için filler insanların doğayı istila etmesinden en çok etkilenen türlerden biridir. Ekstrem durumlarda filler, insanların baskın olarak yaşadıkları bölgelerde arada kalmış küçük orman adacıklarında kısılıp kalabilmektedir. Cüsseleri ve besin gereksinimleri nedeniyle filler insanlarla birlikte tarım alanlarında bir arada yaşayamaz. Ekinleri ezen ve tüketen filler insanlarla karşı karşıya kalmaktadır. Bu nedenle yüzlerce fil ve insan geçmişte ölmüştür. Bu çatışmaların önüne geçebilmek koruma çabaları için önem arz etmektedir.[129]<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Filler ve insanlar</span></span><br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Yük hayvanı</span></span><br />
<br />
Filler, yaklaşık İndus Vadisi Uygarlığı zamanından[133] yani yaklaşık olarak MÖ üç binli yıllardan günümüze kadar yük hayvanı olarak kullanılmış ve kullanılmaya devam etmektedir. 2000 yılı itibarıyla Asya'da 13.000 ilâ 16.500 kadar fil yük hayvanı olarak kullanılmaktaydı. Bu hayvanlar genellikle çabuk ve kolay eğitilebilecekleri bir yaş olan 10 ilâ 20 yaşlarında doğadan yakalanan hayvanlardır.[134] Eskiden geleneksel olarak tuzak ve kement ile yakalanmakta olan filler 1950'lerden beri uyuşturulmak yoluyla da yakalanmaktadır.[135] Genellikle Asya filleri yük hayvanı olarak eğitilir. Afrika'da da benzer denemelerde bulunulmuştur. Belçika Kongosu'nda Afrika fillerinin evcilleştirilmesi II. Léopold'un bir buyruğuyla 19. yüzyılda başlamıştır ve günümüzde de Api Fil Evcilleştirme Merkezi'nde devam etmektedir.[136]<br />
<br />
Asya filleri uzak mesafelere yük taşımak, kütükleri kamyonlara doldurmak, ulusal parklarda turistleri gezdirmek, römork çekmek üzere kullanılırlar ve ayrıca dinsel geçitlerin de ayrılmaz parçasıdırlar.[134] Tayland'ın kuzeyinde Black Ivory kahvesi yapmak için kahve tanelerini sindirmeleri için kullanılırlar.[137] Görece derin sularda çalışabildikleri, çok az bakım gerektirdikleri, yakıt yerine ot ve su ile yetinebildikleri ve belirli işleri yapmak için eğitilebildikleri için mekanik aletler yerine tercih edilirler. Filler 30'dan fazla emri öğrenebilir.[134] Mest durumundaki erkek filler çalışmak için tehlikeli olabileceğinden bu durumları geçene kadar zincirlenirler.[138] Hindistan'da yük hayvanı olarak kullanılan fillerin çoğunun istismar edildiği iddia edilmiştir. Hindistan'da filler ve diğer esaret altındaki hayvanlar 1960 yılında çıkarılan Hayvanlara Zulmün Önlenmesi Yasası ile koruma altına alınmıştır.[139]<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Savaş</span></span><br />
<br />
Tarihsel olarak filler dehşet veren savaş araçları olarak görülmüşlerdir. Yanlarını korumak için zırh giydirilmiş, dişlerinin ucuna sivri demir ya da pirinç takılmıştır. Savaş filleri karşılarındaki düşman askerini yakalayıp sırtlarındaki kişiye kaldırmak ya da yere bastırıp fildişleri ile parçalamak üzere eğitilirdi.[140]<br />
<br />
Savaş fillerine dair en eski yazılı kaynaklardan birisi MÖ 4. yüzyılda yazılmış olan ve MÖ 11. ile 8. yüzyıllar arasındaki olayları anlattığı söylenen Hint Mahabharata destanıdır. Savaş filleri Pandava ve Kaurava tarafından atlı savaş arabaları kadar sıklıkla kullanılmamıştır. MÖ 6. yüzyılda ortaya çıkan Magadha Krallığı'nda filler atlardan daha büyük kültürel önem taşımaya başlamış ve bundan sonra Hint krallıkları savaş fillerini daha yaygın olarak kullanmıştır. MÖ 5. ve 4. yüzyıllar arasında Nanda İmparatorluğu ordusunda 3.000 savaş fili varken MÖ 4. ve 2. yüzyıllar arasında Maurya İmparatorluğu ordusunda 9.000 savaş fili kullanılmış olabilir. Yaklaşık MÖ 300 yıllarında yazılmış olan Hint siyaset eseri Arthashastra'da Maurya hükûmetine orduda kullanılmak üzere fillerin doğal yaşam alanı olan bazı ormanlık alanların korunması ve bu filleri öldürenlerin de idam edilmesi önerilir.[141] Fillerin savaş alanlarında kullanımı Güney Asya'dan batıya doğru Persler'e[140] ve doğuya doğru Güneydoğu Asya'ya yayılmıştır.[142] Persler savaş fillerini MÖ 6. ile 4. yüzyıllar arasında Ahameniş İmparatorluğu'nda kullanmıştır.[140] Güneydoğu Asya ülkelerinde ise ilk savaş fili kullanımı MÖ 5. yüzyılda başlar ve 20. yüzyıla kadar devam eder.[142]<br />
<br />
Büyük İskender piyadelerini filleri yaralamaları için eğitmiş ve hem Perslerle hem de Hintlerle olan savaşlarda karşı ordularda büyük paniğe neden olmuştur. İskender'in generallerinden biri olan Ptolemaios MÖ 323 yılında Mısır'ın hükümdarı olduktan sonra ordusunda Asya fillerinden oluşan birlikler barındırmıştır. Hükümdarlığa MÖ 285 yılında başlayan oğlu ve halefi II. Ptolemaios ise savaş fillerini daha güneyden, Nubiya'dan getirtmiştir. Bundan sonra savaş filleri klasik dönem boyunca Akdeniz ve Kuzey Afrika'da kullanılmıştır. Yunan kralı Pirus MÖ 280 yılında Roma'yı işgal girişiminde savaş fillerini kullanmıştır. Romalı süvarilerin atlarını korkutmuş olsa da savaş filleri savaşın kazanılmasında belirleyici olamamış ve Pirus sonunda savaşı kaybetmiştir. Kartacalı general Hannibal Romalılar ile savaşırken MÖ 217 yılında filleri Alplerden geçirmeyi başarmış ve tamamı hayatta kalmış şekilde Po Ovası'na indirebilmiştir. Ancak filler daha sonra hastalıktan kırılmışlardır.[140]<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Hayvanat bahçeleri ve sirkler</span></span><br />
<br />
Antik dönemde filler Mısır, Çin, Yunanistan ve Roma'da menajerilerde gösteriş için tutulurdu. Romalılar filleri diğer hayvanlarla ve insanlarla gladyatör gösterilerinde karşı karşıya getirirdi. Modern Çağda filler geleneksel olarak dünya üzerindeki hemen hemen bütün hayvanat bahçelerinin ve sirklerin ayrılmaz bir parçasıdır. Sirklerde filler bazı oyunlar yapmak üzere eğitilirler. En tanınmış sirk fili muhtemelen Barnum &amp; Bailey Sirkinin en önemli yıldız gösterilerinden biri olan Jumbo'dur (1861 - 15 Eylül 1885).[143] Filler, mest durumunda olan erkeklerin idaresinin zorluğu ve dişilerin östrus sikluslarının anlaşılamaması gibi nedenlerle esaret altında zor ürerler. Modern hayvanat bahçesi ve sirklerde bulunan fillerin çoğu Asya filidir. Asya fili 1975 yılında CITES'ın EK-I'inde listelendikten sonra 1980'lerde hayvanat bahçelerindeki Afrika fili sayısı artış göstermiştir. ABD'de esaret altında yaşayan fillerin çoğu, fil popülasyonu oldukça fazla olan Zimbabve'den gelmiştir.[144] 2000 yılında dünya üzerinde hayvanat bahçeleri ve sirklerde yaklaşık 1.200 Asya fili ve 700 Afrika fili bulunmaktadır. Esaret altındaki en büyük popülasyon 370 Asya ve 350 Afrika fili ile Kuzey Amerika'dadır. Avrupa'da yaklaşı 380 Asya ve 190 Afrika fili bulunurken Japonya'da da yaklaşık 70 Asya ve 67 Afrika fili bulunur.[144]<br />
<br />
Hayvanat bahçesinde bir fil stereotipik hortum sallama ve sallanma davranışını gösterirken<br />
<br />
Fillerin hayvanat bahçelerinde tutulması bazı tartışmalara yol açmıştır. Bunu destekleyenler araştırmacıların hayvanlara ulaşımını kolaylaştırdığını ve doğal alanlarını korumak dolayısıyla da türün geleceğini sağlamak için para uzmanlık sağladığı görüşlerini savunmaktadır. Bunu eleştirenler ise hayvanların hayvanat bahçelerinde fiziksel ve zihinsel strese maruz kaldıklarını söyler.[145] Fillerin kendilerini ya da hortumlarını ileri geri sallama ve yol izleme gibi stereotipik davranışlar gösterdiği kaydedilmiştir. Bu davranış Birleşik Krallık hayvanat bahçelerinde bulunan bireylerin %54'ünde görülmüştür.[146] Avrupa hayvanat bahçelerinde bulunan fillerin doğadaki fillere göre daha kısa yaşam süresine sahip olduğu anlaşılmaktadır ancak başka araştırmalar hayvanat bahçelerindeki fillerin doğal hayatlarını sürdüren filler kadar uzun yaşadığını gösterir.[147]<br />
<br />
Fillerin sirklerde yer alması da tartışmalara yol açmıştır. ABD'nin en önemli hayvan hakları savunucusu olan Humane Society sirkleri hayvanlara kötü davranmak ve zarar vermekle suçlamıştır.[148] 2009 yılında ABD federal mahkemesinde yaptığı tanıklık esnasında Barnum &amp; Bailey Sirki'nin CEO'su Kenneth Feld sirk fillerinin kulaklarının arkasına, çenelerinin altına ve bacaklarına ucu metal ve ankusa adı verilen üvendirelerle vurulduğunu kabul etmiştir. Feld bu uygulamaların sirk çalışanlarını korumak için gerekli olduğunu ve elektik şoku veren bir cihaz kullanan bir fil eğiticisinin cezalandırıldığını belirtmiş ancak bu uygulamaların fillere zarar verdiğini kabul etmemiştir.[149] Bazı eğiticiler filleri fiziksel cezalandırma kullanmadan eğitmeyi denemiştir. Ralph Helfer'in aralarında filler ve aslanlar da bulunan hayvanlarını eğitirken rikkat ve ödüllendirmeye dayandığı bilinmektedir.[150]<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Hastalık yayma</span></span><br />
<br />
Memelilerin çoğu gibi filler de insanlara hastalık geçirebilir. Bunlardan biri de tüberkülozdur. 2012 yılında Fransa'da Lyon şehrinin Tete d'Or hayvanat bahçesinde iki filde bu hastalık teşhis edilmiştir. Diğer hayvanlara ve hayvanat bahçesi ziyaretçilerine tüberkülozu geçirme riski karşısında şehir yetkililerince iki hayvan için derhal ötanazi uygulanması istenmiş ancak mahkeme kararıyla bu istek geri çevrilmiştir.[151] ABD'de Tennessee'de bir fil barınağında 54 yaşındaki bir Afrika filinin sekiz işçiye tüberküloz bulaştırdığı düşünülmektedir.[152]<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Saldırılar</span></span><br />
<br />
Filler saldırgan davranış nöbetleri sergileyebilir ve insanlara karşı yıkıcı davranışlara girebilir.[153] Afrika'da, 1970'ler ve 1980'lerde uygulanan itlaf çalışmaları sonrasında bir grup genç filin köylerde evlere zarar verdiği görülmüştür. Zamanlamasından ötürü bu saldırıların öç alma amaçlı olduğu düşünülmüştür.[94][154] Hindistan'da erkek filler düzenli olarak geceleri köylere girerek evleri yıkmakta ve insanları öldürmektedir. Jharkhand'da 2000 ile 2004 yılları arasında filler yaklaşık 300 kişi öldürmüş, Assam'da ise 2001 ile 2006 arasında fillerin 239 kişi öldürdüğü bildirilmiştir.[153] Yerel halk saldırılar sırasında fillerin sarhoş olduğunu bildirmiş ancak resmî yetkililer bu açıklamanın doğru olmadığını bildirmiştir.[155][156] Yine sarhoş olduğu düşünülen filler bir kez daha 2002 Aralık ayında bir Hint köyüne saldırarak altı kişiyi öldürmüş bunun sonucunda da yerel halk yaklaşık 200 kadar fili öldürmüştür.[157]<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kültürel tasvirler</span></span><br />
<br />
Filler Yontma Taş Devri'nden beri sanatsal olarak tasvir edilirler. Afrika'da özellikle Sahra Çölü'nde ve güneyde çok sayıda kaya resimleri ve taş üzeri kazıma desenler bulunur.[158] Uzak Doğu'da Hindu ve Budist tapınaklarında ve ibadet yerlerinde fil motifleri görülür.[159] Filleri doğrudan görmemiş kişilerin tasvir etmesi oldukça zordur.[160] Esaret altında filler tutan Antik Romalılar Tunus ve Sicilya anatomik açıdan oldukça doğru fil tasvirlerini mozaiklere işlemişlerdir. Orta Çağın başında filleri görmemiş olan Avrupalılar genellikle bunları fantastik yaratıklar olarak resmetmiştir. Genellikle gövdeleri at ya da sığır gibi, hortumları boru gibi, dişleri domuz dişi gibi tasvir edilmiş ve hatta bazıları toynaklı resmedilmiştir. Filler, Gotik kiliseleri yapan taş ustaları tarafından sıklıkla kullanılan bir motiftir. 15. yüzyıldan itibaren, Avrupa'da hüküm süren krallara hediye olarak gittikçe artan sayıda filin gelmesi üzerine, tasvirler daha doğru olmaya başlamıştır ki bunların arasında Leonardo da Vinci'nin bir deseni de bulunur. Yine de Avrupalı sanatçılar filleri daha stilize olarak resmetmeye devam etmiştir.[161] Max Ernst 1921 yılına ait Celebes adlı sürrealist resminde fili ucundan su hortumuna benzeyen bir hortum çıkan bir silo gibi tasvir etmiştir.[162]<br />
<br />
Körlerin fili tasvir meseli üzerine ukiyo-e (ağaçbaskı) deseni. Itchō Hanabusa, 1888<br />
<br />
Fil, hem Batı hem de Doğu kültürlerinde hafızayı, bilgeliği, uzun yaşamı, başarıyı simgeler ve baba figürü olarak görülür. Birçok Afrika kabilesi için fil hayvanların kralıdır. Filler bazı dinî inanışların da öznesi olmuştur. Mbutiler ölmüş atalarının ruhlarının fillerde ikâmet ettiğine inanırlar.[159] Diğer Afrika kabilelerinde de benzer inanışlar görülür ve bazıları şeflerinin öldükten sonra fil olarak yeniden dünyaya geldiğine inanırlar. MS 10. yüzyılda Igbo-Ukwu halkı liderlerini fildişleri ile birlikte gömerlerdi.[163] Fillerin dinî önemi Afrika'da yalnızca totemiktir[164] ancak Asya'da bu önem daha dikkat çekicidir. Sumatra'da filler yıldırım ile ilişkilendirilir. Benzer şekilde Hinduizmde tüm fillerin atası olan Airavata şimşek ve gökkuşağı ile tasvir edilir ve oraj ile bağdaştırılır.[159] En önemli Hindu tanrılarından biri olan fil başlı Ganeşa, en büyük üç tanrılar Şiva, Vişnu ve Brahma ile aynı mertebededir.[165] Ganeşa yazarlar ve tüccarlar ile bağlantılıdır ve insanlara başarı getirdiğine ve insanların arzularına ulaşmalarını sağladığına inanılır.[159] Budizmde Buda'nın insan olarak yeniden doğan bir beyaz fil olduğu söylenir.[166] İslami gelenekte Muhammed'in doğduğu yıl Fil Yılı olarak bilinir.[167] Romalılar fillerin kendilerinin dindar olduğuna inanır ve güneş ile yıldızlara taptıklarını düşünürlerdi.[159]<br />
<br />
Fil; zürafa, su aygırı ve gergedan ile birlikte, coğrafyasında bunlara benzer hayvanlar olmadığı için Batı'nın popüler kültüründe her yerde görülebilen egzotik amblemlerden biridir.[168] ABD'nin Cumhuriyetçi Parti'sinin sembolü olarak filin kullanımı ilk olarak Thomas Nast'ın 1874 yılında Harper's Weekly dergisinde çizdiği karikatürle başlamıştır.[169] Çocuk öykülerinde karakter olarak fillere çok sık yer verilir. Genellikle örnek davranışları olan karakterler olarak betimlenirler. Değerleri ideal insan değerleridir. Rudyard Kipling'in İşte Öyle Hikayeler kitabındaki "Çocuk Fil" öyküsü, Walt Disney'nin Dumbo'su gibi birçok öyküde tek başına kalmış olan genç fillerin yakın bağları olan topluluklarına dönüşü konu alınır. İnsani özellikler verilen diğer kurgusal fil kahramanlar arasında Jean de Brunhoff'un Babar, David McKee'nin Elmer ve Dr. Seuss'un Horton karakterleri sayılabilir.[168] <br />
<br />
Filler, hayvanlar arasında devlerdir. Filin yüksekliği 2-4 m, ağırlığı ise 3 ila 7 tondur. Afrika’daki filler, özellikle de savanlardakiler, genellikle 10-12 tonluk bir ağırlığa sahiptir. Filin güçlü gövdesi, kahverengi veya gri renkli derin kırı8şıklıklar ile (2, 5 cm’ye kadar) kaplıdır. Fil yavruları nadir bir kılla doğarlar, yetişkin bireyler pratikte kıllardan yoksundurlar. Hayvanın başı dikkat çekici bir şekilde kulaklarla çok büyüktür. Filin kulakları yeterince geniş bir yüzeye sahiptirler, kenarları ince yüzeyi ise kalındır, iyi bir ısı alışverişi düzenleyicisidirler. Kulakların sallanması, hayvanın vücudunu soğutmasını kolaylaştırır. Filin bacağında 2 diz kapağı vardır. Böyle bir yapı onu zıplayamayan tek memeli türü haline getirmiştir. Ayağın ortasında her adımda yayılan ve bu güçlü hayvanların neredeyse sessizce hareket etmesini sağlayan bir yağ tabakası bulunur. Bir filin hortumu, kaynaşmış bir burun ve üst dudaktan oluşan şaşırtıcı ve eşsiz bir organdır. Tendonlar ve 100 binden fazla kas güçlü ve esnek bir hale getirir. Hortum, hayvana nefes alma, koklama, dokunma ve yiyecekleri ağza götürme gibi bir dizi önemli işlevi yerine getirir. Görünüşlerinin bir başka özelliği ise dişleridir. Yaşam boyunca büyürler, dişler ne kadar güçlü ise, fil de o kadar yaşlıdır.<br />
<br />
Filin kuyruğu arka ayaklarla aynı uzunluktadır. Kuyruğun ucu, böcekleri uzaklaştırmaya yardımcı olan sert kıllarla kaplıdır. Yetişkin bir filin sesi, insanı sağır edecek güçtedir. Filin ömrü yaklaşık 70 yıldır.<br />
<br />
Filler çok iyi yüzebilir ve su oyunlarını severler ve karadaki ortalama hareket hızları 3-6 km/saate ulaşır. Kısa mesafeler için koşarken, filin hızı bazen 50 km/saate çıkar. Afrika filleri sıcak Afrika kıtası boyunca neredeyse her yerde bulunur. Namibya, Senegal, Kenya, Zimbabwe, Gine, Kongo, Sudan, Güney Afrika Cumhuriyeti, Zambiya ve Somali’de filler yaşamaktadırlar. Maalesef filler dişleri yüzünden kaçak avcılar tarafından katledilmektedir ve nesilleri tükenme tehlikesi altındadır. Fil herhangi bir manzarada yaşar, ancak savan bölgesini tercih ederek çöl bölgesinden ve çok yoğun tropik ormanlardan kaçmaya çalışır. Hint filler kuzeydoğu ve güney Hindistan, Tayland, Çin ve Sri Lanka Adası’nın yanı sıra; Myanmar, Laos, Vietnam ve Malezya çevresinde yaşamaktadır. Afrika kıtasından gelen akrabalarının aksine, Hintli filler ormanlık alana yerleşmeyi, tropik ve kalın bambu çalılarının bulunduğu bölgelerde yaşamayı tercih ederler.<br />
<br />
Filler, geçmişten günümüze kadar insanoğlunun kalbini ve hayal gücünü büyüleyen, oldukça büyük cüssesine rağmen nazik bir yapıya sahip canlılardır. Nesli günümüze kadar ulaşan Afrika ve Asya filleri olarak iki türü vardır. Ancak bazı genetik araştırmacılar, Afrika filinin savan ve orman filleri olarak iki ayrı tür olduğunu öne sürmektedir. Tüm türlerinin nesli tükenme riski altında olan fillerinden Asya filleri, Hindistan ve Güneydoğu Asya’daki ormanlarda ve çayırlarda yaşarlar. Afrika filinin nüfusu ise Sahra altı Afrika’daki 37 ülkedeki sık ormanlar ve kurak çöller arasında göç etmektedir.<br />
<br />
Duyarlı ve devasa yapıya sahip bu canlılardan Asya filleri, altı ton kadar ağırlığa ve 11 fit uzunluğa ulaşabilirken, Afrika fillerinin boyu 8 ila 13 fit arasında değişir ve altı buçuk tondan fazla ağırlığa sahiptirler. Hem Afrika hem de Asya fillerinde yaşam süresi yaklaşık olarak 60 ila 70 yıl arasıdır.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Filler Hakkında Gerçekler</span></span><br />
<br />
Filleri inceleyen uzun geçmişe rağmen, bu karmaşık canlılar hakkında öğrenecek hala çok fazla bilgi vardır. Mesela dilleri ayırt etme yeteneklerinden özgecil davranışlarına kadar, olağanüstü yeteneklere sahiptirler. Fillerin olağanüstü yeteneklerinden bazıları aşağıdaki gibidir:<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Filler asla unutmazlar</span></span><br />
<br />
Fillerin hafızası efsanevidir ve bunun iyi bir nedeni vardır. Bu neden fillerin tüm kara memelileri arasında en büyük beyne sahip olmalarıdır. Filler, geçtiği yerlerde karşılaştıkları diğer filleri ve insanları yıllar sonra bile hatırlayabilen bir hafızaya sahiptirler.<br />
<br />
Filler Hakkında Bilinmeyen GerçeklerFiller, nesilden nesile bilgi birikimlerini anaerkiller aracılığıyla aktarabilirlerken, böylelikle bu yetenekleri onların hayatta kalmasını sağlar. Ayrıca ihtiyaç duyduğu zaman çok uzak bölgelerde bulunan yiyecek ve su kaynaklarının yollarını bulabilirler ve alternatif bölgeleri anımsayabilirler. Daha da etkileyici olan bir nokta ise istedikleri meyveye ulaşmak için yaptıkları program zamanlamasının ihtiyaç zamanlaması ile birebir olmasıdır.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Dilleri ayırt edebilirler</span></span><br />
<br />
Filler, insan iletişimi konusunda derin bir anlayış sergilerler. Kenya’daki Amboseli Ulusal Parkı’ndaki araştırmacılar, fillere filleri avlayan ve avlamayan iki farklı gruptan konuşmacıların seslerini dinlenmişlerdir. Filler, korktukları grubun seslerini duyduklarında, daha sıkı bir şekilde gruplaşarak ve araştırmak için havayı koklayarak savunmaya geçmişlerdir. Dahası, araştırmacılar fillerin kadın ve genç erkek seslerine daha az yoğunlukla tepki verdiğini ve en çok yetişkin erkeklerin seslerinden rahatsız olduklarını keşfetmişlerdir.<br />
<br />
Yani bir filin dil becerileri o dili anlamanın ötesine geçer. Örneğin bir Asya fili, Korece kelimeleri taklit etmeyi öğrenmiştir. Araştırmacılar, fil büyürken birincil sosyal temasının insanlarla olması nedeniyle, bir sosyal bağ biçimi olarak kelimeleri taklit etmeyi öğrendiğini teorize etmektedir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Ayaklarından duyabilirler</span></span><br />
<br />
Fillerin büyük bir işitme duyusu ve uzun mesafelere seslenme yeteneği vardır, örneğin çığlık atma, kükreme veya homurdanma gibi farklı sesler çıkartabilirler. Ancak bununla birlikte uzman oldukları bir konuda düşük frekanslı sesleri duyabilirler.<br />
<br />
Stanford Üniversitesi’nden bir biyolog olan Caitlin O’Connell-Rodwell, fillerin daha düşük frekanslı seslendirmelerinin ve ayaklarını yere vurmalarının, diğer fillerin zeminden algılayabileceği bir frekansta yankılandığını bulmuştur. Genişlemiş kulak kemikleri, ayaklarının hassas sinir uçları ve gövdeleri bu ses enerjili mesajları almalarını sağlar. Bu tür sismik titreşimleri tespit etme yeteneği, fillerin hayatta kalmasına da yardımcı olur. Tedirgin bir fil ayaklarını yere bastığında, sadece yakın çevredekileri uyarmakla kalmaz, aynı zamanda kilometrelerce uzaktaki diğer filleri de uyarıyor olabilir. Ve bir fil bir çağrı olarak gürlediğinde, bu gözden uzaktaki aile üyelerine yönelik bir çağrı olabilir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Çok iyi yüzücülerdir</span></span><br />
<br />
Fillerin suda oynamaktan zevk alması bilinen bir durumdur. Hatta filler kendilerine ve diğer fillerin hortumlarından su sıçratmaları ve yıkanmaları ile ünlüdürler. Ancak bu devasa hayvanlar yüzmede de oldukça iyidirler. Filler, suyun yüzeyinde kalmak ve yüzmek için güçlü bacaklarını kullanmaya yetecek kadar yeterli yüzdürme gücüne sahiptir. Ayrıca derin suları geçerken hortumlarını şnorkel olarak kullanırlar, böylece su altındayken bile normal nefes alabilirler. Yiyecek araştırırken ise nehirleri ve gölleri geçmek için yüzmek çok ihtiyaç duydukları bir yetenektir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İhtiyacı olanları desteklerler</span></span><br />
<br />
Filler son derece sosyal ve zeki canlılardır, insanların şefkat, nezaket ve fedakârlık olarak tanıdığı davranışları sergilerler. Fil davranışı üzerine yapılan bir çalışma araştırmacıları, bir fil sıkıntıya düştüğünde, yakındaki diğer fillerin, bireyi teselli etmek için çağrı ve dokunuşlarla yanıt verdiğini bulmuşlardır. İnsanların davranışlarına ek olarak bu davranış, daha önce sadece maymunlar ve corvid kargalarında görülmüştür.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">TSSB’den acı çekebilirler</span></span><br />
<br />
Fillerin aile üyeleriyle güçlü bağları olan, rahatlık ihtiyacı duyan ve uzun bir hafızaya sahip hassas ruhlu hayvanlar olduğu bilinmektedir. Bundan dolayı kaçak avcılarca katledilen bir file tanık olan fillerin travma yaşaması ve sonrasında stres bozukluğu yaşaması olasıdır. Kaçak avcılar tarafından yetim kalan yavrular, onlarca yıl sonra bile TSSB benzeri semptomlar gösterirler. Ayrıca sirk gibi yerlerde kötü davranılan veya şiddet gördüğü durumlardan serbest bırakılan filler, güvenli bir sığınakta bulduktan çok sonra bile TSSB belirtileri gösterirler.<br />
<br />
Ayrıca fillerin yaşadığı bu travmatik deneyimler, öğrenmelerini de olumsuz yönde etkiler. Mesela fillerin kendi aralarında seçtikleri bir fil kaçak avcılar tarafından öldürüldüğünde, yetişkinler tarafından genç fillere geçmiş olması gereken önemli sosyal bilgiler silinir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Fillerin büyüklerine ihtiyacı vardır</span></span><br />
<br />
Bir filin yaşamını devam ettirebilmesi için gereken bilgi yaşlı filler tarafından kendilerine aktarılmaktadır. Genç fillerin, yetişkin olarak bilmeleri gereken her şeyi öğrenebilmeleri için yaşlı aile üyeleriyle, özellikle de anne ve babaları ile zaman geçirmeleri çok önemlidir. Sürünün reisi, yaşlıların bilgilerini taşır, çeşitli tehlikelere nasıl yanıt verileceği, nerede yiyecek ve su bulunacağı da dâhil olmak üzere temel bilgileri gençlerle paylaşır.<br />
<br />
Afrika filleri anaerkil bir toplumda yaşarken, araştırmalar Asya fillerinin Afrikalı fillere göre daha az hiyerarşik olduğunu ve yaş veya cinsiyete dayalı olarak çok az baskınlık gösterdiklerini belirlemişlerdir. Çünkü Afrika’da yaşam koşulları daha serttir, bu yüzden büyüklerin bilgeliği daha değerlidir, ayrıca Asya’nın yırtıcılarının az olduğu ve kaynakların bol olduğu bölgelerde, güçlü liderliğe çok fazla ihtiyaç yoktur.<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Hortumları olmadan yaşayamazlarFiller Hakkında Bilinmeyen Gerçekler</span></span><br />
40.000’den fazla kasla dolu olan bir filin hortumu güçlü ve son derece hassastır. Filler hortumları koku almak, yemek yemek, su altında nefes almak, ses çıkarmak, kendilerini temizlemek ve kendilerini savunmak için kullanırlar. Fillerin hortumlarının ucunda parmakları vardır. Bu Afrika fillerinde iki tane ve Asya fillerinde bir tane bulunurken, küçük nesneleri toplamalarına yardımcı olur. Ayrıca son derece hünerli filler, tahıl gibi küçük malzemeleri yığmak için hortumlarıyla bir eklem oluşturabilirler.<br />
<br />
Bir fil hortumunu uzatarak ve hangi yiyecekleri yiyeceğine karar vermek için koku alma duyusunu kullanır. 2019 yılında yapılan bir çalışmada Asya filleri, yalnızca kokuya dayanarak iki mühürlü kovadan hangisinin daha fazla yiyecek içerdiğini belirleyebilmişlerdir. Başka bir çalışmada Afrika filleri bitkilerden ayırt edici kokuya sahip olanlar arasında kendi favori yiyeceğini seçmişlerdir. Ayrıca filler hortumlarını diğer fillere sarılmak, kucaklamak, rahatlatmak veya okşamak için kullanabilirken, yavru bebek filler tıpkı bir bebeğin başparmağını emdiği gibi hortumlarını emerler.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kaya yaban faresi fillerin bir akrabasıdır</span></span><br />
<br />
Fillerin yaşayan en yakın akrabası, Afrika ve Orta Doğu’ya özgü küçük, tüylü bir otobur olan kaya yaban faresidir. Filler ile yakından ilişkili diğer hayvanlar arasında denizayıları ve dugonglar bulunur. Görünüşüne rağmen, yaban faresi filler ile hala birkaç ortak fiziksel özelliğe sahiptir. Bunlar, köpek dişlerinden dişler geliştiren çoğu memeliye kıyasla kesici dişlerinden büyüyen dişleri, parmak uçlarındaki düzleştirilmiş tırnakları ve üreme organları arasındaki çeşitli benzerlikleri içerir. Denizayısı, kaya yaban faresi ve fil, 50 milyon yıldan daha uzun bir süre önce soyu tükenmiş Tethytheria adlı ortak bir ataya sahiptir. Bu, hayvanların çok farklı evrimsel yollardan geçmeleri için yeterince uzun bir yoldur ve farklı görünüp davransalar da, yakından ilişkilidirler.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Filler ölülerini onurlandırırlar</span></span><br />
<br />
Fillerin duyarlılığı araştırmalarla belgelenmiş bir gerçek iken özellikle ölüye gösterdikleri ilgi şaşırtıcıdır. Mesela ölen bir hayvanı gördüğünde onu inceleyerek, ona dokunur ve koklamaya başlar. Araştırmacılar fillerin ölü bir canlı gördüklerinde tekrar tekrar ziyaretler yaptığını, çok yaşlı olan hayvanlara yardım etmeye çalıştıklarını ve yardım için seslendiğini gözlemlemişlerdir. Bir fil öldükten çok sonra diğer filler geri dönerler, kalan kemiklere ayakları ve hortumlarıyla dokunurlar.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Güneş kremi olarak toz kullanırlar</span></span><br />
<br />
Fillerin toprakta oynamayı sevmelerinin iyi bir nedeni vardır, ayrıca derileri sert görünse de fillerin derisi güneşten yanabilecek düzeyde hassas bir yapıya sahiptirler. Güneşin zararlı ışınlarından etkilenmemek için üzerlerine kum atarlarken, yetişkinleri ise genç filleri toza bular. Ayrıca filler banyo yapmak için girdiği nehirden çıkarken, koruma katmanı oluşturmak için üzerlerine çamur kaplarlar.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Matematik becerileri vardır</span></span><br />
<br />
Asya filleri, konu matematik olduğunda hayvanlar âleminde ki en zeki canlılardan biri olabilir. Japonya‘daki araştırmacılar, Asya fillerini bir bilgisayar dokunmatik ekran paneli kullanmak için eğitmeye çalışmışlardır. Üç filden biri, farklı miktarlarda sunulduğunda, daha fazla meyve gösteren paneli seçmeyi başarmışlardır. Ancak sadece Asya fillerinin bu yeteneğe sahip olduğu gösterilmiş olduğu belirtilmelidir. Araştırmacılar, Afrika ve Asya fil türlerinin 7,6 milyon yıl önce bölünmesinin farklı bilişsel yeteneklerle sonuçlanmış olabileceğini öne sürmektedirler.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Filler Risk Altındadır</span></span><br />
<br />
Filler Hakkında Bilinmeyen GerçeklerTüm fillerin risk altında olduğu bilinmektedir, Asya fili tehlikedeyken Afrika fili savunmasız durumdadır. Fillerin tehdit altında olmasının birincil nedenleri arasında habitat kaybı, parçalanma ve yıkımı gelir, ayrıca insan tehditleriyle karşı karşıyadırlar. Çiftçiler ekin dikmek için fillerin yaşam alanlarına el koyarken, hayvanlar ve insanlar arasındaki çatışmalar fillerin misilleme olarak öldürülmesine yol açmıştır. Dünyanın en yoğun nüfuslu bölgelerinden birinde yaşayan Asya filleri, genişleyen insan nüfusu ile bir arada yaşamaları çok zordur.<br />
<br />
1989 yılında fildişi satışına yönelik uluslararası ticaret yasağına rağmen, fillerin dişleri, derileri, etleri veya kürkleri için yasadışı ve yasal olarak avlanması, özellikle Afrika’da fillerin azalmasının en büyük sorunlarından biri olmuştur. Asya fillerinin sadece erkeklerin dişleri olduğundan avlanırlar, bu aynı zamanda üreme popülasyonunda erkek eksikliğine ve genetik çeşitlilik eksikliğine de yol açar.<br />
<br />
Sonuç olarak fillerin korunması ve neslinin devam etmesi için birçok etken vardır. Örneğin kaçak avcılık ortadan kaldırılmalı, fildişi içeren herhangi bir eşya alınmamalı, satılmamalı veya kullanılmamalıdır, bunların yerine sertifikalı ahşap ürünler satın alınabilir. Ya da habitat korumasını desteklemek için Dünya Yaban Hayatı Vakfı aracılığıyla bir filin bakımı üstlenilebilirken, destek olmak için Uluslararası Fil Vakfı gibi kuruluşlara bağış yapılabilir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Filler Hakkında İlginç Bilgiler</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">1 – Filler Dişlerini Ne İçin Kullanır?</span><br />
<br />
Uzun dişleri, fillerin en önemli özelliklerinden biridir. Fillerin dişleri o kadar uzundur ki başının derinliklerine kadar gömülü olan yaklaşık 1/3’lük kısmı görünmez. Üst kesici dişleri ise hiç görünmez. Bu sevimli hayvanlar dişlerini genellikle su kazmak, ağaç kabuğu soymak ve benzeri işler için bir araç olarak kullanırken zaman zaman rakiplerine karşı bir silah olarak da kullanabilir. Ayrıca dişleri büyük olan erkek filler, dişiler için çekici görünür.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">2 – Fillerin Hamileliği Ne Kadar Sürer?</span><br />
<br />
Filler, herhangi bir hayvanın bilinen en uzun gebeliklerinden birine sahiptir. Afrika filleri 22 ay boyunca gebe kalırken, Asya kökenliler 18-22 aylık bir gebelik süresine sahiptir. Genellikle on yılda iki ya da üç kez doğum yaparlar. Calve adı verilen bebek filler ortalama 100 kg ağırlığında doğar annelerini birkaç yıl emebilir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">3 – Bir Filin Ağırlığı Kaç Kilogramdır?</span><br />
<br />
Afrika filleri sadece en büyük fil ailesi değil, aynı zamanda dünyadaki en büyük kara hayvanlardır. Her biri yaklaşık 6 ton ağırlığında ve 3.2 metre yüksekliğindedir. Dişiler yaklaşık 60 cm daha kısadır ve erkeklerin ağırlığının yarısı kadardır. Erkek Asya filleri yaklaşık 2 m yüksekliğinde ve 4 ton ağırlığında iken, Afrika’dakiler 2 ton ağırlığı ve 2.2 m yüksekliğe sahiptir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">4 – Filler Nasıl Beslenir?</span><br />
<br />
Fillerin özelliklerinden birisi otçul olmalarıdır. Çünkü büyüklüklerine rağmen bitkiyle beslenmeleri oldukça şaşırtıcıdır. Çimen, yaprak, ağaçların odunsu kısımları, çalılar, çiçekler ve meyveler dahil olmak üzere çok çeşitli bitki materyalleri ile beslenirler. Yağmurdan sonra bitkilerin köklerini kazırlar. Asya filleri 100’den fazla bitki türü ile beslenir. Hem Afrika hem de Asya Filleri darı gibi mahsullerle de beslenir. Yetişkin bir filin günde 150 kg kadar yemek yemesi gerekir ki bu yılda 50 tona tekabül eder.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">5 – Kaç Çeşit Fil Vardır?</span><br />
<br />
Günümüzde üç adet fil türü bulunuyor. Bunlar Afrika fili, Afrika orman fili ve Asya fili olarak adlandırılır. İki türdeki Afrika fili birbirleriyle yakından ilişkili olsa da, Asya filinden farklılıkları oldukça belirgindir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">6 – Asya Fili ile Afrika Fili Arasındaki Farklılıklar Nelerdir?</span><br />
<br />
Kulaklar: Afrika filinin kulakları, Asyalı kuzeninin kulaklarından çok daha büyüktür. Afrikalı türün kulakları omzuna doğru düşerken Asya’dakilerin kulakları daha kısadır.<br />
<br />
Dişler: Afrika fillerinde hem erkek hem de dişilerin uzun dişleri vardır. Asya fillerinde ise her erkekte olmamak üzere bazı erkekler uzun dişlere sahiptir.<br />
<br />
Hortum: Asya fillerinin hortumunda tek “parmak” varken Afrika’dakilerde iki parmak bulunur.<br />
Baş: Afrika illeri daha yuvarlak bir alın bölgesine sahipken, Asya’dakilerin kafalarının ortasında bir girinti vardır. Kafa tepesi ikiz kubbeli gibi görünür.<br />
Sırt: Asya filinin omzu kısadır ve sırtında kemer denilen bir çıkıntı bulunur. Afrika filinin ise omzu uzundur ve sırtında küçük bir çukur bulunur.<br />
Boyut: Genel olarak, Afrika filleri daha büyüktür. Yetişkin bir Afrika erkek fili 6 ton olabilirken erkek Asya filleri genellikle beş tondan fazla değildir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">7 – Filler Tehlikeli mi?</span><br />
<br />
Filler insanlar tarafından oldukça saygı duyulan hayvanlardır fakat yine de insanlar onlardan korkar. Esasında bu tamamen iletişim dilini bilmemekten geçiyor çünkü her canlı gibi filler de tehdit olarak gördüğü durumlarda kızgın ve saldırgan olabiliyor. Buna ek olarak da erkek fillerin çiftleşme döneminde dişi fil için mücadele ettiren içgüdüleri nedeniyle agresif olması, onları tehlikeli yapabilir. Ancak genel olarak insanlar için bir tehdit oluşturmazlar.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">8 – Filler Gerçekten Zeki mi?</span><br />
<br />
Bilimsel verilere göre filler; şempanze, goril, bono dışındaki diğer en zeki maymun türlerinden daha zekidir. Bilim insanları bunu beynin büyüklüğü ile zekanın doğru orantıda olmasına dayandırıyor. Filler üzerinde yapılan çalışmalar da bunu doğruluyor.<br />
<br />
Filler, dilleri tanıma ve ayırt etmenin dışında insan beden dilini de okuyabiliyorlar. Yapılan deneylerde etnik köken, cinsiyet ve yaşa bağlı olarak fillerin tehdit olarak düşündükleri seslere göre savunmaya geçtikleri görüldü. Bu deneyde tehdit olacağını düşündükleri insan sesi, geçmişte fil avlamış bir erkek Kenyalıya aitti. Dolayısıyla fillerin zekasını diğer hayvanlardan ayrı şekilde rahatlıkla değerlendirebiliriz.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">9 – Fillerin Altıncı Hissi Var mı?</span><br />
<br />
Fillerin son derece güçlü hisleri vardır. 280 km uzaklıktaki bir fırtınayı hissedebilir ve su olan bölgeye doğru ilerler. Bunu kanıtlayacak en önemli göstergelerden biri 2004 yılındaki Asya tsunamisinden önce filler daha yüksek alanlara doğru yöneldikleri gösterilebilir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">10 – Filler Empati Kurabilir mi?</span><br />
<br />
Fillerin özellikleri arasında en ilginç olanı belki de empati kurabilmeleridir. Bu hayvanlar kendi türünün neler hissettiğini anlayabilir. Deneyler, bir fil mutsuzken diğerlerinin “duygusal etki” olarak bilinen duygularını paylaştıklarını gösteriyor. Bu gibi durumlarda “arkadaşlarına” giderler ve onları rahatlatırlar. Ayrıca arkadaşlarının ağızlarına bir şeyler koyarak güven tazelerler. Filler, yaralı diğer fillere de yardımcı olmaya çalışır. Hatta ölülerinin yasını tutarlar.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">11 – Filler Kaç Yıl Yaşar?</span><br />
<br />
Afrika filleri vahşi ortamda 70 yıla kadar yaşayabilir ancak maalesef esaret altında olduklarında uzun süre yaşamaya meyilli değillerdir. Asya filleri Afrika’dakilere göre yaklaşık 48 yıl daha kısa bir ömre sahiplerdir. Yani yaklaşık 25 yıl yaşarlar. Hem Afrika hem de Asya filleri, anaerkil bir sürü yapısıv ile hareket ederler. Gruplar halinde yaşadıklarında daha güvenli bir ortamları olur. Böylece genç fillerin bakımı ve eğitimi konusunda daha fazla zaman ayırabilirler.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">12 – Filler Kendilerini Tanır mı?</span><br />
<br />
Filler kendilerini aynada tanıyabilirler. Bilim adamları bunun daha fazla öz farkındalığın işareti olduğunu düşünüyor. Bir çalışmada, Happy adlı bir Asya Fili, aynaya bakarken alnına boyanmış bir “X”e dokundu. Bu onun kendi yansımasına baktığını bildiğini gösterdi. Çoğu hayvan bir yansımanın başka bir hayvan olduğunu düşünür ve aynanın arkasında yansımasını arar.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">13 – Fillerin Hafızaları İyi mi?</span><br />
<br />
Fillerin özelliklerinden en şaşırtıcı olanı uzun süreli anılara sahip olmasıdır. Tanzanya’daki üç sürüyü inceleyen bilim adamları uzun kuraklık dönemindeki tecrübeli anne babaların önderliğindeki iki sürünün su arayışında olduklarını ve sonuç olarak çoğu grubun bu şekilde hayatta kaldığını tespit etti. Bilim adamları, bu fillerin 30 yıldan daha uzun bir süre önce meydana gelen bir kuraklığı hatırladıklarını ve ne yapacaklarını bildikleri sonucuna vardılar.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">14 – Filler Nasıl Uyur?</span><br />
<br />
Filler doğal ortamlarında, yani vahşi doğada ayakta uyumaya alışmışlardır. Bunun aksine hayvanat bahçesi ve sirk gibi ortamlarda yatarak uyudukları görülür. Bu fillerin insanlarla yaşamaya alıştıkları ve onları taklit ederek ortama uyum gösterdiklerinin göstergesidir.<br />
<br />
-Filler 70 yılın üzerinde yaşayabilirler.<br />
<br />
-Tarihte kaydedilmiş en büyük fil 10886 kilogram olup,4 metre uzunluğundadır.<br />
<br />
-Dişi filler 50 yaşına kadar bebek sahibi olabilirler. Her 2,5 ila 4 yıl arasında yeni bir bebek sahibi olma eğilimi gösterirler. Genellikle tek seferde 1 yavru Dünyaya getirirler.İkiz yavrular çok nadir görülür.<br />
<br />
-Fermantasyon yapılan marula meyvesinden sarhoş olan Afrika filleri hikayeleri doğru değil. Hayvanlar, meyvenin fermente olduğunu anlayıp, yemiyorlardı.Ve yeseler  bile bir filin sarhoş olması yaklaşık 1.400 meyve yemesi gerekirdi.<br />
<br />
-Fillerin nabzı çok düşük olmakla beraber ortalama olarak dakikada 27'dir.Kanaryalar içinse bu sayı dakikada 1000.<br />
<br />
-Filler 16 yaşından itibaren çiftleşip,yavru meydana getirmeye başlarlar.Ömürleri boyunca genelde 4 ten fazla yavru yapmazlar.Bir yavru fil Dünyaya geldiğinde ortalama 100 kilogramdır.<br />
<br />
-Fillerin avcılar tarafından avlanmasının başlıca nedeni fil dişidir.Buna rağmen bilimsel araştırmalardaki kanıtlarsa fil dişinin kemik ve dentin gibi tabakalardan oluşmuş olup,özel bir etkiye sahip olmayan sıradan bir dokudan oluştuğunu göstermektedir.<br />
<br />
-Tıpkı insanlar gibi sağlak ve solak olabilirler.<br />
<br />
-Fil gövdesinde 40.000'den fazla kas vardır.<br />
<br />
-Fillerin ayakları, kilolarını korumaya, kaymalarını önlemeye ve herhangi bir sesi azaltmaya yardımcı olan yumuşak bir dolgu ile kaplıdır. Bu nedenle filler neredeyse sessizce yürüyebilir!<br />
<br />
-Filler dinlemede ayaklarını kullanırlar.Sabit bir şekilde durduklarında sübsobik ses titreşimlerini hissedebilirler.<br />
<br />
-Filler ailelerine karşı son derece koruyucudurlar.Bir bebek fil bağırdığında bütün sürü peşinden gidecektir.<br />
<br />
-Bir fil hayatını kaybettiğinde kemikleri aile bireyleri tarafından saklanacaktır.<br />
<br />
-Günün 16 saatini yemek yiyerek geçirirler.<br />
<br />
-Fillerin büyük, ince kulakları vardır. Kulakları, filin sıcaklığını düzenleyen karmaşık bir kan damarı ağından oluşur. Kan sıcak iklimlerde soğutmak için kulaklarında dolaşır.<br />
<br />
-Fillerin beyni oldukça gelişmiş olmakla beraber kara memelilerinin en büyüğüdür.Vücuduna oranla oldukça küçük kalmasına rağmen büyüklük olarak insan beyninin 3-4 katıdır.<br />
<br />
-Yüzmekten çok hoşlanırlar.Sıksık ve uzun mesafeler yüzebilirler.Bu durum başta animasyonlar olmak üzere birçok filmde işlenmiştir.<br />
<br />
-8 kilometre uzakta çalan bir trompetin sesini duyabilirler.<br />
<br />
-Her gün fildişi için yaklaşık 100 fil öldürülüyor.<br />
<br />
-Afrika filleri hayvanlar aleminin en iyi tat alma duyusuna sahip hayvanlarıdır.<br />
<br />
-En büyük kara hayvanı olma ünvanına da sahipler.<br />
<br />
-Normalde günde sadece 2-3 saat uyurlar.<br />
<br />
-Erişkin bir fil günde ortalama 300 kilogram yemek yer ve 160 litre su içer.<br />
<br />
-Bir filin dişlerinin ağırlığı 200 kilogramdır.<br />
<br />
-Erişkin bir asya fili hortumunda 8.5 litre su barındırabilir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">DiPNOTLAR için</span></span><br />
<br />
<a href="https://tr.wikipedia.org/wiki/Fil" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">https://tr.wikipedia.org/wiki/Fil</a><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Filler</span></span><br />
<br />
</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Köpeklerin Kokuları Görebildiği Keşfedildi]]></title>
			<link>/showthread.php?tid=17058</link>
			<pubDate>Sun, 31 Jul 2022 14:02:13 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="/member.php?action=profile&uid=8">RasitTunca</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">/showthread.php?tid=17058</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Köpeklerin Kokuları Görebildiği Keşfedildi</span></span><br />
<br />
Yüz yıllardır en sadık dostumuz olarak kabul edilen köpekler hakkında her geçen gün şaşırtan bilgiler ortaya çıkmaya devam ediyor. Şimdi geçtiğimiz haftalarda kokuları zihinlerinde görselleştirebildikleri keşfedilen dostlarımız, yeni bir araştırmaya nazaran bunun da ötesine geçerek kokuları ‘görebiliyorlar’.<br />
<br />
The Journal of Neuroscience mecmuasında yayınlanan araştırmada bilim insanları, evcil köpeklerin koku alma beyin yollarını difüzyon MRI taramaları ile haritalandırdı. Elde edilen datayla birlikte köpek beyninin hudut yollarının 3 boyutlu haritası oluşturuldu. Harita, köpeklerin koku alma ve görsel sistemleri ortasında daha evvel bilinmeyen devasa bir yol olduğunu gösterdi.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Görsel korteksleri bizim gördüğümüz andan bile daha fazla çalışıyor:</span></span><br />
<br />
Çalışmada yer alan Cornell Üniversitesi nörogörüntüleme araştırmacısı Pip Johnson, burun ve beyindeki görsel korteks ortasındaki bu ilişkiyi hiçbir vakit görmediklerini paylaştı. Üstelik Johnson’a nazaran köpeklerin görsel korteksi, koklama durumunda bizim görme durumumuzda çalıştırdığımızdan daha fazla çalışıyordu.<br />
<br />
Bu araştırma, köpeklerin koklayarak sözün tam manasıyla görüp görmediklerini net olarak ortaya koymasa da beyinlerde yapılan her bir keşif bizleri şaşırtmaya devam ediyor. Üstelik şimdi kedilerde yeni başlayan tıpkı tıptaki araştırmalarda elde edilen ön datalar, kedilerde bu bağlantının çok daha güçlü olduğunu şimdiden göstermiş durumda.</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Köpeklerin Kokuları Görebildiği Keşfedildi</span></span><br />
<br />
Yüz yıllardır en sadık dostumuz olarak kabul edilen köpekler hakkında her geçen gün şaşırtan bilgiler ortaya çıkmaya devam ediyor. Şimdi geçtiğimiz haftalarda kokuları zihinlerinde görselleştirebildikleri keşfedilen dostlarımız, yeni bir araştırmaya nazaran bunun da ötesine geçerek kokuları ‘görebiliyorlar’.<br />
<br />
The Journal of Neuroscience mecmuasında yayınlanan araştırmada bilim insanları, evcil köpeklerin koku alma beyin yollarını difüzyon MRI taramaları ile haritalandırdı. Elde edilen datayla birlikte köpek beyninin hudut yollarının 3 boyutlu haritası oluşturuldu. Harita, köpeklerin koku alma ve görsel sistemleri ortasında daha evvel bilinmeyen devasa bir yol olduğunu gösterdi.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Görsel korteksleri bizim gördüğümüz andan bile daha fazla çalışıyor:</span></span><br />
<br />
Çalışmada yer alan Cornell Üniversitesi nörogörüntüleme araştırmacısı Pip Johnson, burun ve beyindeki görsel korteks ortasındaki bu ilişkiyi hiçbir vakit görmediklerini paylaştı. Üstelik Johnson’a nazaran köpeklerin görsel korteksi, koklama durumunda bizim görme durumumuzda çalıştırdığımızdan daha fazla çalışıyordu.<br />
<br />
Bu araştırma, köpeklerin koklayarak sözün tam manasıyla görüp görmediklerini net olarak ortaya koymasa da beyinlerde yapılan her bir keşif bizleri şaşırtmaya devam ediyor. Üstelik şimdi kedilerde yeni başlayan tıpkı tıptaki araştırmalarda elde edilen ön datalar, kedilerde bu bağlantının çok daha güçlü olduğunu şimdiden göstermiş durumda.</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Zebralar Hakkında Bilgiler]]></title>
			<link>/showthread.php?tid=17051</link>
			<pubDate>Sun, 31 Jul 2022 10:47:53 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="/member.php?action=profile&uid=8">RasitTunca</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">/showthread.php?tid=17051</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Zebralar Hakkında Bilgiler</span></span><br />
<br />
Zebra Familyası: Atgiller (Equidae). Yaşadığı yerler: Afrika'nın uçsuz bucaksız otlaklarında. Özellikleri: Katır iriliğinde, beyaz zemin üzerine siyah çizgili vücudu vardır. Sürüler halinde yaşar. Otla beslenir. Çeşitleri: Üç türü vardır. Dağ zebrası (E. zebra), Greyvi zebrası (E. greyvi), Burşeli zebrası (E. burchelli).<br />
<br />
Afrika'da Büyük Sahra'nın güneyinde yaşayan vücudu çizgili katır iriliğinde bir memeli. Çizgili yaban eşeği olarak da bilinir. Vücudunun beyaz tonu üzerindeki siyah çizgiler tırnaklarına kadar devam eder. Tek parmaklılar takımındandır. Geviş getirmez. Sürüler halinde yaşar. Koku alma ve görme duyusu güçlüdür. Kısa ve dik bir yelesi, iri kulakları vardır. Kuyruk ucu püsküllüdür. Grubun bireyleri birbirine çok düşkündür. En büyük düşmanları aslan ve kaplandır. Zebra; vahşi, hızlı, ele geçmez bir hayvandır. Tekme ve dişleriyle kendini korur. Su içerken aslan saldırısına karşı çok dikkatlidir. Açık tepe ve ovalarda yaşarlar. Ormanlardan kaçınırlar. Genellikle sabah ve akşamları gezer, aralıklarla suya gider, ayakta durarak da dinlenirler. Su kenarlarından pek uzaklaşmazlar. Ürktüklerinde sürü heyecanla koşmaya başlar. Sürüden kaybolan bir bireyi saatlerce, hatta günlerce ararlar.<br />
<br />
Kuzey Doğu Kenya'da yarı çöllerde bulunan Greyvi zebrası (E. greyvi) en büyük zebra olup 1.5 metre yüksekliktedir. Güney Batı Afrika'nın dağ zebrası (E. zebra) en küçük zebradır. Bunun yüksekliği ise 1.2 metre civarındadır. Fakat bunların soyu gün geçtikçe azalmaktadır. Doğu Afrika'da en çok yaygın olan Burşeli (E. burchelli) zebrasıdır. Buna “ova zebrası” diyenler de vardır. Ehlileştirilememiştir.<br />
<br />
Gebelik dönemi 12 ay olup, yavru doğumdan hemen sonra anneyi takip eder. Afrika yerlileri zebranın etini yerler. Fakat başkaları için ağır bir tadı vardır. Bazan antilop ve zürafalarla da beraber gezerler. Eşek ile zebranın eşleşmesinden meydana gelen meleze “zebroid” denir. <br />
<br />
Genel yaşam alanları Orta Afrika'nın düzlükleri olan zebralar dünya genelinde hayvanat bahçelerinde de yaşarlar. Atgiller familyasının bir üyesi olan zebra, siyah ve beyaz çizgilere sahip desenleri ile farklı bir görünüşe sahiptir ve kolayca tanınabilen bir hayvandır.<br />
<br />
Kendi aralarında oldukça sosyal olan zebralar, bir erkek zebranın yönettiği küçük haremler şeklinde yaşasalar da büyük göçler sırasında daha büyük sürü grupları halinde bulunmayı tercih ederler. Büyük sürüler halinde bir arada bulunmak onları yırtıcılara karşı güvende tutar. En yakın akrabaları olan atlar veya eşekler gibi kolayca evcilleştirilemezler. Bayağı zebra, dağ zebrası ve Grevy zebrası olmak üzere üç zebra türü bulunmaktadır.<br />
<br />
Zebraların üzerindeki desenler ve çizgi sayıları her bireyde farklıdır. Bu desen ve çizgiler o bireyin adeta parmak izi gibidir. Zebralar üzerine araştırma yapan bilim insanlar barkod okuyucuya benzeyen bir araç kullanarak zebraları kimliklendirme çalışması yaparlar.<br />
<br />
Zebralar tek toynaklıdırlar ve geviş getirmezler. Saatte 65 kilometre hızlara ulaşabilen çok dayanıklı hayvanlardır. Başlıca savunma silahları tekme ve ısırıktır. Aslan dahil tüm yırtıcılar zebraları avlarken tekme ve ısırıktan çekinirler. Zebranın yüksek hızlarda giderken bile atabildiği tekmeleri her canlı için ölümcül olabilir.<br />
<br />
11,5-12 aylık bir gebelik süresi sonunda tek bir yavru dünyaya getirirler. Anne zebra yavrusunun sesini ve kokusunu tanıma sürecinde 2-3 gün boyunca diğer sürü üyelerinden uzak tutar. <br />
<br />
Doğal yaşam süreleri 20-25 yıl olan zebralar hayvanat bahçelerinde 30 yıla kadar yaşamaktadırlar. Hayvanat bahçelerinde şirin ve zararsız görünümlerine aldanmamak gerekir. Güvenlik önlemlerine rağmen hayvanat bahçelerindeki insan yaralanmalarının çoğundan zebralar sorumludur. Ülkemizde 2013 yılında Gaziantep Hayvanat Bahçesi'nde ilk olarak bir yavru zebra dünyaya gelmiştir.<br />
<br />
Zebralar renkleri ayırt edebildiği tespit edilen hayvanlardan biridir. Sadece turuncu rengi göremezler. Zebraların üzerindeki siyah-beyaz desenler sivri sineklerin bu hayvanı tercih etmemesini sağlarlar. Yapılan deneylerde zebra desenine sahip bir örtü giydirilen atların sivrisinek saldırısına uğramadığı, normal bir örtü giydirilen atlara ise sivrisineklerin kolayca zarar verdiği görülmüştür.<br />
<br />
Ova zebrası olarak ta adlandırılan bayağı zebranın yetişkinleri 400 kg ağırlığa sahip olabilir. Zebralar uykuya geçmek konusunda çok tedirgin canlılardır. Etraflarında yırtıcılar geldiğinde kendilerini uyarabilecek başka otçullar olduğunda uyumayı tercih ederler. Zebralar uykularında bile ayakta olurlar.<br />
<br />
Tek parmaklılardan, ata benzeyen, derisi çizgili, Afrika'da yaşayan, memeli hayvan.<br />
<br />
Zebraların da tıpkı atlarda olduğu gibi, yeleleri vardır; vücut yapıları da atlara benzer; ve en az onlar kadar hızlı koşarlar. Nasıl parmak izi her insanda farklıysa zebraların üzerindeki çizgiler de her birinde farklıdır. Bir zebranın çizgileri sanki onun kimlik kartı gibidir. Zebraların dikey çizgileri aynı zamanda önemli bir savunma unsurudur. Bir arada durdukları zaman kendilerini avlamak isteyen kaplan ve aslanlar bu çizgilerden dolayı sürüyü bir bütün olarak algılarlar. Bu durumda avcı, avlayacağı zebrayı seçmekte güçlük çeker, bu da zebralar için bir korunma olur.<br />
<br />
Zebraların çoğu gizlenecek fazla yer olmayan açık otlaklarda yaşar. Bu nedenle hayatta kalabilmek için çok hızlı hareket etmek zorundadırlar. Zebraların tüm bedensel özellikleri de bu duruma özgü bir evrim geçirmiştir. Örneğin bacakları çok uzundur, güçlü kasları ve büyük akciğerleri vardır. Bu nedenle hiç yorulmadan ve yavaşlamadan çok uzun süre koşabilirler. Zebraların kemikleri de hafif olmasına rağmen oldukça güçlüdür.<br />
<br />
Zebralar atgiller familyasından siyah beyaz, muhteşem desenleriyle hafızalara kazınan, dikkat çeken canlılardır.  Özellikleri nelerdir, nerede yaşar, ne yer gibi soruların yanıtlarını yazımızın devamında bulabilirsiniz.<br />
Zebralar<br />
<br />
Vahşi doğa; her yaştan insanın ilgisini çeker. İnsanlar; bilhassa belgeseller aracılığıyla vahşi doğa hakkında bilgi almak isterler. Zebra; atgiller ailesinden bir canlı olmakla beraber kendisine vahşi doğada yer bulur. Atın yakın akrabaları olarak bilinmekle beraber siyah ve beyaz çizgilerle örtülü postları ile dikkat çeker.<br />
<br />
Zebranın ana vatanı tahmin edilebileceği üzere Afrika’dır. Tıpkı atlarda olduğu gibi yel adı verilen saçları vardır. Zebra; bilhassa seyrek ağaçların olduğu yerleri sever. Sürü halinde yaşamalarına rastlanır. Hatta, antiloplarla beraber yaşadıklarını söylemek gerekir. Zebra hakkında kısa bilgiler verdikten sonra şimdi de zebranın öne çıkan özelliklerine bir göz atalım!<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Zebranın Özellikleri Nelerdir?</span></span><br />
<br />
Başlıca zebra özellikleri şu şekilde sıralanabilir;<br />
<br />
    Her şeyden önce, ortalama ömrünün 35 yıl olduğunu söylemek gerekir.<br />
    Bunun yanı sıra, kilosu 175 ila 385 kg arasında değişir.<br />
    Boyu ise 217 ila 246 cm arasında farklılık gösterir.<br />
    Enine çizgilere sahip olan zebra; otobur bir hayvandır.<br />
    Birçok farklı ortamda yaşama kabiliyetine sahiptir. Ağaçlıkların yanı sıra açık düzlüklerde de yaşamaları söz konusudur.<br />
    Tek toynaklı oluşları dikkat çekicidir.<br />
<br />
Zebra; vahşi doğanın yaşam koşullarına ayak uydurmak adına dikkatli olması gereken bir hayvandır. Bir başka deyişle, hayatta kalabilmek adına olabilecek en hızlı şekilde hareket etmeleri gerekir. Ancak, vücutlarının hızlı hareket etmeye müsait yapısı sayesinde herhangi bir sorun yaşamazlar.<br />
<br />
Zebrayı öne çıkaran birtakım fiziksel özellikleri mevcuttur. Her şeyden önce, bacaklarının çok uzun olduğundan bahsetmek gerekir. Bunun yanı sıra, güçlü kasları ve geniş akciğerleri vardır. Bu sayede, uzun süre koşmayı ve tehlikelerden kaçmayı başarabilirler. Zebra; diğer vahşi doğa hayvanlarına kıyasla ilginç özellikleri ile dikkat çeker. Sosyal bir hayvan olduğunu söylemek mümkündür. Sürüler halinde yaşar.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Zebra Nasıl Beslenir?</span></span><br />
<br />
Afrika kıtasının öne çıkan hayvanlarından birisi olan zebra; tıpkı atlar gibi otçul beslenir. Hatta, atlar ile çiftleşmeleri söz konusudur. Ortaya çıkan canlıya zebrat adı verilir. Bir zebranın yaşamını sürdürmesi için ota ve suya ihtiyacı vardır. Ancak, yiyecek bulmak adına işleri bir hayli zordur. Zebranın yiyecek bulabilmek adına gerekli olduğu takdirde 50 km yürüdüğü dahi bilinir. Zebra; bilhassa Afrika’daki savan otlar ile beslenir. Hızlı koşan zebraların su ihtiyaçlarını karşılamak adına genellikle göllere yakın yerlerde yaşadıklarını söylemek mümkündür.<br />
<br />
Zebranın en sevdiği besinler birçok kişi tarafından merak edilir. Bu noktada, domates, ot, birtakım sebzeler ve su; zebranın tüketmesi zorunlu olan besinler arasında yer alır. Sonuç olarak, zebra; tüm hayatını sebze yiyerek ve su içerek geçirebilir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Zebralar Nerelerde Yaşarlar?</span></span><br />
<br />
Zebraların doğal ortamı vahşi doğaya dair en çok merak edilen hususlardan birisidir. Ancak, zebraların yaşadıkları alanların çok geniş olduğunu söylemek mümkündür. Hatta, çöl, dağ ve ova zebralarının olduğunu söylemek gerekir. Çöl zebraları; bilhassa Somali, Kenya ve Etiyopya’da yaşar. Dağ zebraları ise Namibya ve Güney Afrika’da yaşayabilir. Ova zebraları ise genellikle Sudan, Etiyopya ve Doğu Afrika’nın savanlarını tercih eder. Ayrıca “Serengeti nerede?” içeriğimiz vahşi yaşam hakkında size detaylı bilgi sunacaktır.<br />
<br />
Çöllerde yaşayan zebraların işi bir hayli zordur. Çünkü, buradaki toprak tahmin edilebileceği üzere besin açısından bir hayli fakirdir. Cılız ağaçlar, çalılar ve otlar; zebraların beslenmesi adına gerekli besinleri oluştururken zebraların su bulma konusunda da sıkıntı yaşadıkları aşikardır. Çünkü, bu tür topraklarda su kaynakları azdır. Bir sulama deliğinin yakınında yaşaması gereken zebraların gün içerisinde 50 km’yi dahi aşan mesafeleri kat etmeleri; su ve yiyecek aramaları ile yakından alakalıdır. Zebra; gün içerisinde besin ve su bulmak adına çok uzak mesafelere gitse de gün sonunda eski yerine döner.<br />
<br />
Bu canlıları özel kılan farklı detaylar da vardır. Sürü halinde yaşayan zebralarda sorumluluklar bellidir. Herhangi bir su kaynağı bulunduğunda ilk olarak kimin su içmeye gideceği dahi bellidir. En deneyimli dişi zebra; su içmeye giden ilk kişidir. Onun ardından sırasıyla küçük zebralar ve son olarak da yaşlılar su ihtiyaçlarını giderir. Sürü halinde gezen zebra topluluğunun en sonunda erkek zebra bulunur. Buna ek olarak, zebraların çevredeki tehlikelere karşı almış oldukları birtakım önlemler de vardır. Örneğin, sürü gece uyurken iki zebranın uyanık kalmasına rastlanır. Son olarak, yeni doğan zebraların en kısa sürede bağımsızlıklarını kazandıklarını da söylemek gerekir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Zebralar Hakkında İlginç Bilgiler</span></span><br />
<br />
-Zebralar aslında siyahtır.Çizgileri beyazdır.<br />
<br />
-Zebralar, ABD hayvanat bahçelerinde  herhangi başka bir hayvana kıyasla daha fazla bakıcı yaralanmasından sorumludur.<br />
<br />
-Bir zebra saldırıya uğradığında, ailesi yaralı zebranın etrafını çevreleyip ,savunmaya gelir. Ve yırtıcıları kovmaya çalışır.Bu özellikleri Roma sirklerinde keşfedilmiştir.<br />
<br />
-Devekuşları ve zebralar genellikle birbirlerini avcılardan korumak için birlikte yaşar. Devekuşu zebradan daha iyi görebilir .Ve zebra da tehlikeyi daha iyi sezebilir.Veya daha iyi koku alabilir.<br />
<br />
-İki zebra Filistin'deki bir hayvanat bahçesinde açlıktan öldü. Bunun üzerine  yerlerine siyah beyaz çizgili eşekler koydular.<br />
<br />
-İnsanlar Teksas'daki büyük çiftliklerde zebra  ve diğer Afrika vahşi hayvanlarını avlamak için binlerce dolar ödüyor.<br />
<br />
-Bazı zebralar evcilleştirilmesine rağmen çoğu insan bunu yapamaz. İnsanlara saldırmalarıyla bilinirler.<br />
<br />
-Bilim insanları, çizgilerini  bir barkod gibi tarayarak  zebraları tespit edebiliyor.<br />
<br />
-Zebranın farklı türleri vardır, bunların her birinin farklı bir çizgili deseni vardır.<br />
<br />
-Zebralar, avcının peşinden koşmasını zorlaştırmak için bir avcı tarafından kovalandıklarında  zikzak şeklinde hareket ederler.<br />
<br />
-Zebralar, renkli görebildiğine  inandığımız  az sayıda memeliden biridir.<br />
<br />
-Bir zebra 65 kilometre/saat hızla koşabilir.<br />
<br />
-Zebralar tek toynaklıdır.<br />
<br />
-Turuncu rengi göremezler.<br />
<br />
-Zebralar kulaklarını neredeyse her yönde döndürebilirler. Bu yeteneklerini diğer zebralarla iletişimde kullanırlar.<br />
<br />
-Genellikle ayakta uyurlar.<br />
<br />
-Çizgileri her bir zebra için farklıdır.Bunu insanların parmak izine benzetebiliriz.<br />
<br />
-Anne zebra yeni doğan yavrusunu onun sesini,kokusunu  tanıyana kadar 2-3 gün boyunca diğer zebralardan uzak tutar.<br />
<br />
-Zebralar toplu dolaştıklarından aslanlar gibi renk körü avcılar için çim sanılabilirler.<br />
<br />
-Derileri sinek ve diğer böceklerin kanlarını emmesini engellemektedir.<br />
<br />
-Zebralar arasında hiyerarşi vardır.Erkek lideri dişi sürüsü takip eder.<br />
<br />
</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Zebralar Hakkında Bilgiler</span></span><br />
<br />
Zebra Familyası: Atgiller (Equidae). Yaşadığı yerler: Afrika'nın uçsuz bucaksız otlaklarında. Özellikleri: Katır iriliğinde, beyaz zemin üzerine siyah çizgili vücudu vardır. Sürüler halinde yaşar. Otla beslenir. Çeşitleri: Üç türü vardır. Dağ zebrası (E. zebra), Greyvi zebrası (E. greyvi), Burşeli zebrası (E. burchelli).<br />
<br />
Afrika'da Büyük Sahra'nın güneyinde yaşayan vücudu çizgili katır iriliğinde bir memeli. Çizgili yaban eşeği olarak da bilinir. Vücudunun beyaz tonu üzerindeki siyah çizgiler tırnaklarına kadar devam eder. Tek parmaklılar takımındandır. Geviş getirmez. Sürüler halinde yaşar. Koku alma ve görme duyusu güçlüdür. Kısa ve dik bir yelesi, iri kulakları vardır. Kuyruk ucu püsküllüdür. Grubun bireyleri birbirine çok düşkündür. En büyük düşmanları aslan ve kaplandır. Zebra; vahşi, hızlı, ele geçmez bir hayvandır. Tekme ve dişleriyle kendini korur. Su içerken aslan saldırısına karşı çok dikkatlidir. Açık tepe ve ovalarda yaşarlar. Ormanlardan kaçınırlar. Genellikle sabah ve akşamları gezer, aralıklarla suya gider, ayakta durarak da dinlenirler. Su kenarlarından pek uzaklaşmazlar. Ürktüklerinde sürü heyecanla koşmaya başlar. Sürüden kaybolan bir bireyi saatlerce, hatta günlerce ararlar.<br />
<br />
Kuzey Doğu Kenya'da yarı çöllerde bulunan Greyvi zebrası (E. greyvi) en büyük zebra olup 1.5 metre yüksekliktedir. Güney Batı Afrika'nın dağ zebrası (E. zebra) en küçük zebradır. Bunun yüksekliği ise 1.2 metre civarındadır. Fakat bunların soyu gün geçtikçe azalmaktadır. Doğu Afrika'da en çok yaygın olan Burşeli (E. burchelli) zebrasıdır. Buna “ova zebrası” diyenler de vardır. Ehlileştirilememiştir.<br />
<br />
Gebelik dönemi 12 ay olup, yavru doğumdan hemen sonra anneyi takip eder. Afrika yerlileri zebranın etini yerler. Fakat başkaları için ağır bir tadı vardır. Bazan antilop ve zürafalarla da beraber gezerler. Eşek ile zebranın eşleşmesinden meydana gelen meleze “zebroid” denir. <br />
<br />
Genel yaşam alanları Orta Afrika'nın düzlükleri olan zebralar dünya genelinde hayvanat bahçelerinde de yaşarlar. Atgiller familyasının bir üyesi olan zebra, siyah ve beyaz çizgilere sahip desenleri ile farklı bir görünüşe sahiptir ve kolayca tanınabilen bir hayvandır.<br />
<br />
Kendi aralarında oldukça sosyal olan zebralar, bir erkek zebranın yönettiği küçük haremler şeklinde yaşasalar da büyük göçler sırasında daha büyük sürü grupları halinde bulunmayı tercih ederler. Büyük sürüler halinde bir arada bulunmak onları yırtıcılara karşı güvende tutar. En yakın akrabaları olan atlar veya eşekler gibi kolayca evcilleştirilemezler. Bayağı zebra, dağ zebrası ve Grevy zebrası olmak üzere üç zebra türü bulunmaktadır.<br />
<br />
Zebraların üzerindeki desenler ve çizgi sayıları her bireyde farklıdır. Bu desen ve çizgiler o bireyin adeta parmak izi gibidir. Zebralar üzerine araştırma yapan bilim insanlar barkod okuyucuya benzeyen bir araç kullanarak zebraları kimliklendirme çalışması yaparlar.<br />
<br />
Zebralar tek toynaklıdırlar ve geviş getirmezler. Saatte 65 kilometre hızlara ulaşabilen çok dayanıklı hayvanlardır. Başlıca savunma silahları tekme ve ısırıktır. Aslan dahil tüm yırtıcılar zebraları avlarken tekme ve ısırıktan çekinirler. Zebranın yüksek hızlarda giderken bile atabildiği tekmeleri her canlı için ölümcül olabilir.<br />
<br />
11,5-12 aylık bir gebelik süresi sonunda tek bir yavru dünyaya getirirler. Anne zebra yavrusunun sesini ve kokusunu tanıma sürecinde 2-3 gün boyunca diğer sürü üyelerinden uzak tutar. <br />
<br />
Doğal yaşam süreleri 20-25 yıl olan zebralar hayvanat bahçelerinde 30 yıla kadar yaşamaktadırlar. Hayvanat bahçelerinde şirin ve zararsız görünümlerine aldanmamak gerekir. Güvenlik önlemlerine rağmen hayvanat bahçelerindeki insan yaralanmalarının çoğundan zebralar sorumludur. Ülkemizde 2013 yılında Gaziantep Hayvanat Bahçesi'nde ilk olarak bir yavru zebra dünyaya gelmiştir.<br />
<br />
Zebralar renkleri ayırt edebildiği tespit edilen hayvanlardan biridir. Sadece turuncu rengi göremezler. Zebraların üzerindeki siyah-beyaz desenler sivri sineklerin bu hayvanı tercih etmemesini sağlarlar. Yapılan deneylerde zebra desenine sahip bir örtü giydirilen atların sivrisinek saldırısına uğramadığı, normal bir örtü giydirilen atlara ise sivrisineklerin kolayca zarar verdiği görülmüştür.<br />
<br />
Ova zebrası olarak ta adlandırılan bayağı zebranın yetişkinleri 400 kg ağırlığa sahip olabilir. Zebralar uykuya geçmek konusunda çok tedirgin canlılardır. Etraflarında yırtıcılar geldiğinde kendilerini uyarabilecek başka otçullar olduğunda uyumayı tercih ederler. Zebralar uykularında bile ayakta olurlar.<br />
<br />
Tek parmaklılardan, ata benzeyen, derisi çizgili, Afrika'da yaşayan, memeli hayvan.<br />
<br />
Zebraların da tıpkı atlarda olduğu gibi, yeleleri vardır; vücut yapıları da atlara benzer; ve en az onlar kadar hızlı koşarlar. Nasıl parmak izi her insanda farklıysa zebraların üzerindeki çizgiler de her birinde farklıdır. Bir zebranın çizgileri sanki onun kimlik kartı gibidir. Zebraların dikey çizgileri aynı zamanda önemli bir savunma unsurudur. Bir arada durdukları zaman kendilerini avlamak isteyen kaplan ve aslanlar bu çizgilerden dolayı sürüyü bir bütün olarak algılarlar. Bu durumda avcı, avlayacağı zebrayı seçmekte güçlük çeker, bu da zebralar için bir korunma olur.<br />
<br />
Zebraların çoğu gizlenecek fazla yer olmayan açık otlaklarda yaşar. Bu nedenle hayatta kalabilmek için çok hızlı hareket etmek zorundadırlar. Zebraların tüm bedensel özellikleri de bu duruma özgü bir evrim geçirmiştir. Örneğin bacakları çok uzundur, güçlü kasları ve büyük akciğerleri vardır. Bu nedenle hiç yorulmadan ve yavaşlamadan çok uzun süre koşabilirler. Zebraların kemikleri de hafif olmasına rağmen oldukça güçlüdür.<br />
<br />
Zebralar atgiller familyasından siyah beyaz, muhteşem desenleriyle hafızalara kazınan, dikkat çeken canlılardır.  Özellikleri nelerdir, nerede yaşar, ne yer gibi soruların yanıtlarını yazımızın devamında bulabilirsiniz.<br />
Zebralar<br />
<br />
Vahşi doğa; her yaştan insanın ilgisini çeker. İnsanlar; bilhassa belgeseller aracılığıyla vahşi doğa hakkında bilgi almak isterler. Zebra; atgiller ailesinden bir canlı olmakla beraber kendisine vahşi doğada yer bulur. Atın yakın akrabaları olarak bilinmekle beraber siyah ve beyaz çizgilerle örtülü postları ile dikkat çeker.<br />
<br />
Zebranın ana vatanı tahmin edilebileceği üzere Afrika’dır. Tıpkı atlarda olduğu gibi yel adı verilen saçları vardır. Zebra; bilhassa seyrek ağaçların olduğu yerleri sever. Sürü halinde yaşamalarına rastlanır. Hatta, antiloplarla beraber yaşadıklarını söylemek gerekir. Zebra hakkında kısa bilgiler verdikten sonra şimdi de zebranın öne çıkan özelliklerine bir göz atalım!<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Zebranın Özellikleri Nelerdir?</span></span><br />
<br />
Başlıca zebra özellikleri şu şekilde sıralanabilir;<br />
<br />
    Her şeyden önce, ortalama ömrünün 35 yıl olduğunu söylemek gerekir.<br />
    Bunun yanı sıra, kilosu 175 ila 385 kg arasında değişir.<br />
    Boyu ise 217 ila 246 cm arasında farklılık gösterir.<br />
    Enine çizgilere sahip olan zebra; otobur bir hayvandır.<br />
    Birçok farklı ortamda yaşama kabiliyetine sahiptir. Ağaçlıkların yanı sıra açık düzlüklerde de yaşamaları söz konusudur.<br />
    Tek toynaklı oluşları dikkat çekicidir.<br />
<br />
Zebra; vahşi doğanın yaşam koşullarına ayak uydurmak adına dikkatli olması gereken bir hayvandır. Bir başka deyişle, hayatta kalabilmek adına olabilecek en hızlı şekilde hareket etmeleri gerekir. Ancak, vücutlarının hızlı hareket etmeye müsait yapısı sayesinde herhangi bir sorun yaşamazlar.<br />
<br />
Zebrayı öne çıkaran birtakım fiziksel özellikleri mevcuttur. Her şeyden önce, bacaklarının çok uzun olduğundan bahsetmek gerekir. Bunun yanı sıra, güçlü kasları ve geniş akciğerleri vardır. Bu sayede, uzun süre koşmayı ve tehlikelerden kaçmayı başarabilirler. Zebra; diğer vahşi doğa hayvanlarına kıyasla ilginç özellikleri ile dikkat çeker. Sosyal bir hayvan olduğunu söylemek mümkündür. Sürüler halinde yaşar.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Zebra Nasıl Beslenir?</span></span><br />
<br />
Afrika kıtasının öne çıkan hayvanlarından birisi olan zebra; tıpkı atlar gibi otçul beslenir. Hatta, atlar ile çiftleşmeleri söz konusudur. Ortaya çıkan canlıya zebrat adı verilir. Bir zebranın yaşamını sürdürmesi için ota ve suya ihtiyacı vardır. Ancak, yiyecek bulmak adına işleri bir hayli zordur. Zebranın yiyecek bulabilmek adına gerekli olduğu takdirde 50 km yürüdüğü dahi bilinir. Zebra; bilhassa Afrika’daki savan otlar ile beslenir. Hızlı koşan zebraların su ihtiyaçlarını karşılamak adına genellikle göllere yakın yerlerde yaşadıklarını söylemek mümkündür.<br />
<br />
Zebranın en sevdiği besinler birçok kişi tarafından merak edilir. Bu noktada, domates, ot, birtakım sebzeler ve su; zebranın tüketmesi zorunlu olan besinler arasında yer alır. Sonuç olarak, zebra; tüm hayatını sebze yiyerek ve su içerek geçirebilir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Zebralar Nerelerde Yaşarlar?</span></span><br />
<br />
Zebraların doğal ortamı vahşi doğaya dair en çok merak edilen hususlardan birisidir. Ancak, zebraların yaşadıkları alanların çok geniş olduğunu söylemek mümkündür. Hatta, çöl, dağ ve ova zebralarının olduğunu söylemek gerekir. Çöl zebraları; bilhassa Somali, Kenya ve Etiyopya’da yaşar. Dağ zebraları ise Namibya ve Güney Afrika’da yaşayabilir. Ova zebraları ise genellikle Sudan, Etiyopya ve Doğu Afrika’nın savanlarını tercih eder. Ayrıca “Serengeti nerede?” içeriğimiz vahşi yaşam hakkında size detaylı bilgi sunacaktır.<br />
<br />
Çöllerde yaşayan zebraların işi bir hayli zordur. Çünkü, buradaki toprak tahmin edilebileceği üzere besin açısından bir hayli fakirdir. Cılız ağaçlar, çalılar ve otlar; zebraların beslenmesi adına gerekli besinleri oluştururken zebraların su bulma konusunda da sıkıntı yaşadıkları aşikardır. Çünkü, bu tür topraklarda su kaynakları azdır. Bir sulama deliğinin yakınında yaşaması gereken zebraların gün içerisinde 50 km’yi dahi aşan mesafeleri kat etmeleri; su ve yiyecek aramaları ile yakından alakalıdır. Zebra; gün içerisinde besin ve su bulmak adına çok uzak mesafelere gitse de gün sonunda eski yerine döner.<br />
<br />
Bu canlıları özel kılan farklı detaylar da vardır. Sürü halinde yaşayan zebralarda sorumluluklar bellidir. Herhangi bir su kaynağı bulunduğunda ilk olarak kimin su içmeye gideceği dahi bellidir. En deneyimli dişi zebra; su içmeye giden ilk kişidir. Onun ardından sırasıyla küçük zebralar ve son olarak da yaşlılar su ihtiyaçlarını giderir. Sürü halinde gezen zebra topluluğunun en sonunda erkek zebra bulunur. Buna ek olarak, zebraların çevredeki tehlikelere karşı almış oldukları birtakım önlemler de vardır. Örneğin, sürü gece uyurken iki zebranın uyanık kalmasına rastlanır. Son olarak, yeni doğan zebraların en kısa sürede bağımsızlıklarını kazandıklarını da söylemek gerekir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Zebralar Hakkında İlginç Bilgiler</span></span><br />
<br />
-Zebralar aslında siyahtır.Çizgileri beyazdır.<br />
<br />
-Zebralar, ABD hayvanat bahçelerinde  herhangi başka bir hayvana kıyasla daha fazla bakıcı yaralanmasından sorumludur.<br />
<br />
-Bir zebra saldırıya uğradığında, ailesi yaralı zebranın etrafını çevreleyip ,savunmaya gelir. Ve yırtıcıları kovmaya çalışır.Bu özellikleri Roma sirklerinde keşfedilmiştir.<br />
<br />
-Devekuşları ve zebralar genellikle birbirlerini avcılardan korumak için birlikte yaşar. Devekuşu zebradan daha iyi görebilir .Ve zebra da tehlikeyi daha iyi sezebilir.Veya daha iyi koku alabilir.<br />
<br />
-İki zebra Filistin'deki bir hayvanat bahçesinde açlıktan öldü. Bunun üzerine  yerlerine siyah beyaz çizgili eşekler koydular.<br />
<br />
-İnsanlar Teksas'daki büyük çiftliklerde zebra  ve diğer Afrika vahşi hayvanlarını avlamak için binlerce dolar ödüyor.<br />
<br />
-Bazı zebralar evcilleştirilmesine rağmen çoğu insan bunu yapamaz. İnsanlara saldırmalarıyla bilinirler.<br />
<br />
-Bilim insanları, çizgilerini  bir barkod gibi tarayarak  zebraları tespit edebiliyor.<br />
<br />
-Zebranın farklı türleri vardır, bunların her birinin farklı bir çizgili deseni vardır.<br />
<br />
-Zebralar, avcının peşinden koşmasını zorlaştırmak için bir avcı tarafından kovalandıklarında  zikzak şeklinde hareket ederler.<br />
<br />
-Zebralar, renkli görebildiğine  inandığımız  az sayıda memeliden biridir.<br />
<br />
-Bir zebra 65 kilometre/saat hızla koşabilir.<br />
<br />
-Zebralar tek toynaklıdır.<br />
<br />
-Turuncu rengi göremezler.<br />
<br />
-Zebralar kulaklarını neredeyse her yönde döndürebilirler. Bu yeteneklerini diğer zebralarla iletişimde kullanırlar.<br />
<br />
-Genellikle ayakta uyurlar.<br />
<br />
-Çizgileri her bir zebra için farklıdır.Bunu insanların parmak izine benzetebiliriz.<br />
<br />
-Anne zebra yeni doğan yavrusunu onun sesini,kokusunu  tanıyana kadar 2-3 gün boyunca diğer zebralardan uzak tutar.<br />
<br />
-Zebralar toplu dolaştıklarından aslanlar gibi renk körü avcılar için çim sanılabilirler.<br />
<br />
-Derileri sinek ve diğer böceklerin kanlarını emmesini engellemektedir.<br />
<br />
-Zebralar arasında hiyerarşi vardır.Erkek lideri dişi sürüsü takip eder.<br />
<br />
</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Kangurular Hakkında Bilgiler]]></title>
			<link>/showthread.php?tid=17050</link>
			<pubDate>Sun, 31 Jul 2022 04:16:50 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="/member.php?action=profile&uid=8">RasitTunca</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">/showthread.php?tid=17050</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kangurular Hakkında Bilgiler</span></span><br />
<br />
Kanguru, anavatanı Avustralya olan ve keseli olarak nitelendirilen bir memeli canlı türüdür. Tüm dünyada yalnızca Avustralya bölgesinde yaşamaktadır. Kangurunun Latincedeki adı Macropus’tur.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kanguru ve Özellikleri</span></span><br />
<br />
Kanguru ailesi 11 cins ve 62 türden oluşmaktadır. Maksimum uzunluk doğu gri kanguruda 3 metredir. İkinci olarak, dev bir kırmızı kanguru 1,65 boyundadır. Bununla birlikte, kırmızı dev kanguru, çok ağır bir hayvan değildir. Ağırlığı ortalama 45 kilogram civarındadır. Doğu kanguru ağırlığı 95 kg iken, maksimum ağırlığı 85 kg’dır. Genellikle erkek kanguruları dişilerden daha büyüktür. Erkeklerin büyümesi yaşlanıncaya kadar devam ederken dişilerin büyümesi üreme başladıktan sonra kısa bir süre askıya alınır. Üremeye ilk katılan 15-20 kg ağırlığındaki dişi gri veya sarı kanguru, ona göre 5-6 kat daha fazladır. Buna karşılık, farklı cinsiyetten küçük kanguruların yetişkinlere benzer boyutları vardır. Büyük kangurular çok ilginç hayvanlar, tanımak zordur. Başları küçük, büyük kulaklı ve büyük badem şeklindeki gözleri vardır. Gözler korneayı tozdan koruyan uzun yoğun kirpiklerle çerçevelenir. Kangurunun alt çenesi benzersiz bir yapıya, içeri doğru onun bükülmüş arka uçlara sahiptir. Toplamda 34 diş, kalın bitkisel gıdalarla besleme üzere adapte edilmiştir. Kanguru boynu incedir, toraks dardır, ön pençeleri azgelişmiş gözükürken, atlama bacakları çok güçlü ve masiftir.<br />
<br />
Tabanda kalın ve ucuna doğru sivrilen kuyruk, zıplarken bir dengeleyici görevi görür ve büyük bireylerde kavgalar ve oturma sırasında vücudun desteği olur. Tatmin edici bir işlev yürütmez. Kanguru kuyruğunun uzunluğu türlere bağlı olarak 14,2 ila 107 cm arasında değişmektedir. Kanguruların diğer türlerinde kuyruk daha kısa ve kalındır ve ayrıca daha az tüylüdür. Kaslı uyluklar memelilerin dar pelvisini destekler. Daha uzun kemiklerde, alt bacak kasları daha az gelişir ve ayak bilekleri ayağın yana doğru dönmesini engelleyecek şekilde düzenlenir. Dinlenme ya da yavaş hareket sırasında, hayvanın vücudunun ağırlığı uzun, dar ayaklar üzerinde dağıtılarak bir durma kaybı etkisi yaratır. Ancak, bir sıçrama sırasında, kanguru sadece iki ayak üzerinde durur.  Bazı durumlarda ayağın ilk parmağı tamamen kaybolur. Bu memeliler sadece zıplamakla kalmazlar, aynı zamanda dört uzuvda da yavaşça yürüyebilirler, bu durumda ayaklar çiftler halinde hareket ederler ve dönüşümlü olarak değil. Büyük ve orta büyüklükteki hayvanlar arka ayaklarını öne doğru kaldırdıklarında, kuyruk ve ön pençelere yaslanırlar. Zıplarken, kangurular 40-60 km/s hıza ulaşabilir, ancak bu rakam kısa mesafeler içindir. Yolculukları çok yoğun olduğu için hızlı bir sıçrama başladığında 10 dakika sonra yorulurlar ve yavaşlarlar. Dinlenirken arka ayakları üzerinde oturur, vücudu dik tutarak ve kuyruğa yaslanarak veya yanlarında uzanırlar.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kanguru Türleri</span></span><br />
<br />
Kanguru türleri arasında Kızıl Kanguru, Doğu Boz Kangurusu, Batılı Gri Kanguru ve Antilop Kanguru bulunmaktadır.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kangurularda Avlanma ve Beslenme</span></span><br />
<br />
Kangurularda beslenme ot ile sağlanmaktadır. Otçul olarak bilinen bu canlılar, genellikle bitki yaprakları ve taze otlar ile beslenir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kangurularda Üreme ve Çiftleşme</span></span><br />
<br />
Kangurularda üreme, yaz aylarında gerçekleşir. Yavrulayan dişi kanguru, yavrusunu karın bölgesinde bulunan kese içerisinde taşır.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kanguru Ömrü</span></span><br />
<br />
Kanguru ömrü ortalama 15 yıldır. Bulunduğu habitatta yırtıcı sayısı oldukça az olduğundan yaşam süreleri oldukça uzundur.<br />
<br />
Kanguru Familyası: Kangurugiller (Macropodidae). Yaşadığı yerler: Büyük kangurular Avustralya, ağaç kangurusu Yeni Gine’de. Özellikleri: Arka ayakları üzerine sıçrayarak yol alabilen otçul, keseli bir memeli. Arka ayakları ve kuyruğu üzerine oturur. Dişi, yavrusunu karnındaki kesesinde taşır. Evcilleştirilebilirler. Ömrü: 15 yıl. Çeşitleri: Kaya kangurusu, dev kanguru, gri kanguru, kızıl kanguru, ağaç kangurusu en Ünlü türleridir.<br />
<br />
Avustralya ve Yeni Gine’ye mahsus, sıçrayıcı, keseli memelilere verilen genel ad. Adını Avustralya yerlilerinin dilinden almıştır. Hepsi ot ve diğer bitkilerle beslenirler. Dişilerin karınlarının altında torba şeklinde kesesi vardır. Doğan yavrularına burada ihtimam ve şefkatle bakarlar. Başları küçük, kulakları büyüktür.<br />
<br />
Arka ayakları ön ayaklarından büyük ve güçlüdür. Ön ayaklarını yukarı kaldırıp, arka ayakları ve güçlü, uzun kuyrukları üzerinde oturur ve sıçrayarak yol alırlar. Arka ayakları üzerinde hızla koşarken, kuyruk pek yere dokunmaz, denge organı(balans) olarak kullanılır. Dört ayağı üzerinde yürürken, kuyruk yerde sürüklenerek kendine has bir iz bırakır. Beş parmaklı ve pençeli olan zayıf ön ayaklarını yiyeceklerini ağızlarına götürmek için kullanırlar. Arka ayakları dört parmaklı olup, ikinci ve üçüncü parmaklar bir deri ile birbirine yapışık gibidir.<br />
<br />
Çeşitli boyda birçok türü vardır. Bazıları tavşandan büyük değildir ve ağaçlara tırmanırlar. Herkes tarafından bilinip sevilen kanguru, Avustralya’nın milli sembolüdür. Büyük kangurular Avustralya’da, tırmanıcı olan ağaç kanguruları ise Yeni Gine’de yaşarlar. Kangurular keseli memeli hayvanların en büyüğüdür. Boyu 210 cm ve ağırlığı 90-100 kg gelenleri vardır. Ağaçlarda yaşayan ağaç kanguruları, 140 cm boyunda ve 11 kg kadardır. Erkekler dişilerden daha iri olurlar.<br />
<br />
Araştırmacı kaptan James Cook, 1770 yılında gemideki tayfalarını yiyecek bulmak için Avustralya kıyılarına gönderdi. Bir müddet sonra gemiye dönen adamlar yanlarında ilginç bir hayvan getirdiler. 1,5 metreden büyük olan bu hayvanın 120 cm kadar uzunlukta güçlü bir kuyruğu vardı. Ayrıca karnının üstünde yavrularını korumaya yarayan kıllarla örtülü bir keseye sahipti. Masum görünüşlü, parlak gözlü, tavşana benzer başlı, insana benzer elli, geyik boyunlu bu ilginç hayvancığı şaşkınlıkla seyrettiler; sevdiler, okşadılar. Avustralya yerlilerinden “anlatması çok zor” anlamına gelen “kanguru” ismini taşıdığını öğrendiler.<br />
<br />
Kangurular, sürüler halinde dolaşarak otlarlar. Başlarında tecrübeli bir erkek lider bulunur. Zeka seviyeleri koyundan aşağıdır. Sesleri yoktur. Tehlike anında güçlü arka ayaklarını hızla yere vurarak arkadaşlarını uyarırlar. Çoğunun postu toprak rengindedir.<br />
<br />
Avustralya ovalarının hakimi olan bu hayvanlar, hayata çok cılız olarak başlarlar. Yeni doğmuş iki kanguru yavrusu bir çay kaşığına sığabilir. Dişilerin hamilelik dönemleri türlere göre 29 ile 38 gün arasında değişir. Genelde tek yavru doğururlar. Dişi kanguru doğumunun yaklaştığını hissedince torbasının iç kısmını güzelce yalayarak temizler. Yeni doğan kanguru yavrusu(joey), insan yarım parmağı veya bir bal arısı büyüklüğündedir. Boyu 2,5 santimetreden küçük ve bir gramdan hafiftir. Minik kanguru yavrusu sıvı bir kese içinde dünyaya gelir. Doğumdan sonra bu keseyi yırtar ve bir ile beş dakika arasında annesinin kesesinin içine tırmanarak girer ve dört meme ucundan birine yapışır. Yeni doğmuş yavru kanguru kör, sağır ve tüysüzdür; içgüdü ve koku alma hissi ile annenin tüylerinden tırmanarak keseye ulaşır. Bu sırada anne kendi kanlı postunu yalamakla meşgul olduğundan yavrusuna yardım etmez. Yavru bu kesede kendini iyice emniyette hissedinceye kadar ana kanguru sükunetini muhafaza eder.<br />
<br />
Memeye yapışan yavru, süt emecek güçte değildir. Anne, güçlü kaslarıyla ağzına süt pompalar. Yavru, süt emerken de nefes alabilir. Gırtlağının bir uzantısı buruna ait bir geçitle birleşmiştir. Bu geçitten hava direk olarak akciğerlere gittiğinden, yavru boğulmadan hem sütünü içer, hem de hava teneffüs eder. Dokuz ay içinde, yavru kese içindeki gelişimini tamamlar. Zamanın çoğunu kesenin içinde süt emerek ve bol bol uyuyarak geçirir.<br />
<br />
Gelişimi gayet yavaş olur. Üç aylıkken vücudu kıllanmaya, dört aylıkken gözleri açılmaya başlar. Beş aylık olunca başını keseden çıkarıp rastladığı otları yemeye başlar. Bu gelişim dönemi içinde zaman zaman keseden çıkarak annesi ile otlar. Keseye başı önde girer ve içerde dönerek normal duruma gelir.<br />
<br />
Kanguru sütünün bileşimi, yavrunun gelişme süresine göre değişir. İlk dönemlerde berrak bir sıvıyken, sonraları koyulaşmaya başlar. Dişi kangurular bazan yavrularını emzirirken, ikinci bir yavru daha doğururlar. İki yavru da aynı kesede barınmaya başlar ve süt salgısında enteresan bir olay ortaya çıkar. Bir memeden yeni yavru için renksiz, berrak süt salgılanırken, diğer memelerden ise yaşlı yavru için koyu ve yağlı süt salgılanmaya devam eder. Kengurunun süt salgı bezlerinde aynı anda birbirinden tamamen farklı iki bileşikte süt salgılanması, yüce Allah’ın sonsuz merhametini gösteren sayısız delillerden biridir.<br />
<br />
Yavru kendi başına dolaşabilecek hale gelince bile, bir tehlike anında hemen koşarak annesinin torbasına girer. Mesela bir köpek görünce yavru hemen torbaya sığınır. Annesi de kaçmaya başlar. Köpek kovalamaya devam edince, torbasında yavru bulunduğu için ana kanguru yorulur. Hiç değilse yavrusunu emniyete almak ve daha hızlı koşabilmek için uygun bir yere yavrusunu bırakıp, başka bir yöne saparak köpeği peşine takar. Böylece yavrusunun bulunduğu yerden uzaklaşır. Kendisi kurtulabilirse tekrar yavrusunun yanına gelir. Düşmanından kurtulamazsa hayatı pahasına yavrusunu kurtarmış olur.<br />
<br />
Kanguru kuvvetli arka ayakları sayesinde iyi sıçrar. Bir sıçrayışta, 2-3 metre yükseklik ve 6-7 metre ileriye fırlayabilirler. Kuyruklarını atlama sırığı gibi kullanırlar.<br />
<br />
Queensland’da köpekler tarafından kovalanan bir kangurunun 3 metre yüksekliğinde ve 8 metre genişliğindeki bir odun yığınını bir sıçrayışta aştığı görülmüştür. Sıçrayarak koşarken saatte 40 km yol alır.<br />
<br />
Pek sakin olan ve nadiren hiddetlenen kanguru, bir köşeye sıkıştırılırsa, kuyruğunu destek yaparak, arka ayaklarıyla öyle güçlü tekmeler atar ki, bir insanı veya yırtıcı koca bir köpeği bir darbede öldürebilir. Bir kavgada 10’dan fazla köpeği haklayabilir. Kuyruğunu bir sallayışı ile insanın bacaklarını bir kibrit çöpü gibi kırabilir. Kanguru mecbur olmadıkça döğüşmez. Her zaman sıçrayarak kaçmayı tercih eder.<br />
<br />
Avustralya’da nesli korunmaya çalışılan kanguru, bir taraftan da avlanılmaktadır. Özel yetiştirilen avcı köpekleriyle kovalanarak avlanır. Kanguru kolay yutulur bir lokma değildir. Fazla avcı köpeklerinin saldırısına uğradığında güçlü tekmelerini kullanarak hepsini halledemeyeceğini anlayınca koşmaya başlar. Köpekleri peşinden göl veya nehir gibi bir su birikintisine çeker. Kendisi suya girerek ilerler. Su belinin hizasına gelince durarak köpekleri bekler. Suya giren köpeklerden her biri yanına yaklaşınca kafasından tutar ve su altına çekerek boğar. Yetişkin bir kanguru bu yolla 6-7 köpeğin hakkından gelebilir.<br />
<br />
Kangurular saatlerce birbiriyle boks maçı yaparlar. İki kanguru dövüşecekleri zaman karşı karşıya gelerek, insan eline benzeyen beş parmaklı ön kollarını yumruk yaparak göğüsleri hizasına kaldırırlar. Kuyruklarını destek yaparak bir müddet hareketsiz durur ve birbirlerini süzerler. Ardından maça başlarlar. Karşılıklı boks yapan kangurular bir süre sanki raund sonuymuş gibi maçı keserek geri çekilirler. Bir süre sonra tekrar başlarlar. Uzmanları şaşırtan olay, dövüşme ve dinlenme sürelerinin hemen hemen eşit olmasıdır. Bu süreyi nasıl ayarladıkları halen bir sırdır.<br />
<br />
Kangurular kazanmak için değil, spor için maç yaparlar. Saatlerce döğüşseler bile hiç hiddetlenmezler. Kanguruların bu özelliğinden istifade edilerek sirklerde özel kanguru maçları düzenlenir. Bu maçları yaptıranların bu iş için uzun süreye ihtiyaçları olduğu sanılır. Halbuki asıl problem kanguruya boks yapmasını değil, tekme atmamasını öğretmektir.<br />
<br />
Kangurular sabahın erken saatlerinde, akşam üstü ve ay ışığında otlarlar. Tavşanlar gibi çimler üzerinde saatlerce uzanmayı ve oyun oynamayı da çok severler. Medeniyet onları engin ovalara sürüklemiştir. Bir kanguru, koyundan kat kat fazla yer. Kurak yıllarda mer’aları silip süpürürler. Kanguru avı, Avustralya’da neşe veren bir spordur. Ahali için eti bulunmaz yiyecektir. Kuyruğundan da kendilerine çok sevilen çorba yaparlar. Her yıl bir milyondan fazla deri marketlere satılır. Bunlardan da kürk, eldiven gibi çeşitli giyecekler imal edilir. Kanguru hikayeleri de ayrı bir gelir kaynağıdır. Hülasa, kanguru Avustralya halkı için büyük bir nimettir. <br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kangurular</span></span><br />
<br />
Kangurular ilk kez yaklaşık 15 milyon yıl önce ortaya çıkmaya başladı. Ataları ağaçlarda yaşayan keseli sıçan benzeri canlılardı.<br />
<br />
    Bilimsel adı: Macropus<br />
    Boyutu: 1-3 metre<br />
    Ağırlığı: 18-100 kg<br />
    Ömrü: 6 yıl (doğada), 20 yıl (esaret altında)<br />
    Habitatı: Avustralya ve Tazmanya ormanları, ovaları ve savanlar.<br />
    Popülasyonu: 25-50 milyon<br />
    Korunma durumu: En az endişe<br />
    İlginç bilgi: Develer gibi kanguru da su içmeden uzun süre yaşayabiliyor.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Erkek kangurular kaslı görünmeyi seviyor</span></span><br />
<br />
Modern zamanlı bir araştırma dişi kanguruların kaslı erkekleri daha çekici bulduğunu göstermiştir. Daha büyük pazıları olan erkek kanguruların çiftleşmede daha başarılı olduğu keşfedilmiş ve hatta bazılarının dikkat çekmek için pazılarını çıkardığı bile görülmüştür.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Hayır, kanguru "bilmiyorum" demek değil</span></span><br />
<br />
Türkçe'deki kanguru sözcüğünü oluşturan İngilizce kangaroo'nun Kaptan James Cook'un bir macerasından geldiği düşünülür. Ünlü kaptanın gemisi mercan kayalığında hasar gördükten sonra şimdiki Avustralya, Cooktown'da tamir edilir. Cook bir yerliye hayvanın adını sorar ve yerli ise sözde "bilmiyorum" anlamına gelen gangurru der. Ne var ki günümüz dilbilimcileri yerel Guugu Yimithirr dilindeki bu sözcüğün aslında bölgedeki bir kanguru türünün adı olduğunu buldular.<br />
Kanguru ile valabiyi ayırt etmek<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Valabi</span></span><br />
<br />
Kangurular yaklaşık 2,5 metre boyunda olurken valabiler 30 ila 60 cm boya ulaşır ve ikili arasındaki fark sadece boyuttan ibaret değil. Valabi, kangurudan daha parlak renkli ve ayrıca farklı yapıda dişleri var. Bunlar bilim adamlarının oldukça benzer görünen ikiliyi ayırt etmesini sağlıyor. Ayrıca valabi yaprak yerken kanguru çimen yer.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kangurular neden zıplıyor?</span></span><br />
<br />
Kangurular zıpladığı bilinen en büyük hayvan. Ayakları bunun için özel olarak tasarlanmış ve kuyruğunu denge ve harekete yardımcı olması için kullanıyor. Peki neden zıplıyorlar? Bilim adamları bunun Avustralya'nın uçsuz düzlüklerinde dolaşmanın enerji açısından en verimli yolu olduğunu düşünüyor. Enerji önemli çünkü kangurular çok az yiyecek ve su ile uzun mesafeler kat etmek zorunda.<br />
<br />
Yüzmede de oldukça iyiler. Arka ayaklarını birbirinden bağımsız olarak hareket ettirdikleri tek zamandır. Sudayken dört uzuvlarını birden kullanarak yüzüyorlar.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kanguru eti geleneksel bir yemek</span></span><br />
<br />
Kanguru eti, Aborijin halkı için bir besin kaynağı. Etlerinin obeziteyle mücadeleye yardımcı olduğu düşünülür çünkü gerçekten yağsız – yaklaşık yüzde 2 yağa sahip. Kangurular Avustralya'da federal yasalarla korunuyor ve etleri sadece nüfus kontrol programının bir parçası olarak özel lisanslı avcılardan gelir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Arabalar ve kanguru</span></span><br />
<br />
Konu arabalar olduğunda kanguru bir nevi Avustralya geyiğine benzer. Arabaların farlarını gördüklerinde kafaları karışıyor ve önlerine atlıyorlar. Kangurular geyikten çok daha hızlı ve ağır olduğundan çarpışmanın etkisi çok daha kötü olur. Bu sorunu hafifletmeye yardımcı olmak için araçların koruyucu bar takması önerilir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kangurular sadece Avustralya'da yaşamıyor</span></span><br />
<br />
Kızıl kanguru, Yeni Güney Galler, Avustralya.<br />
<br />
Kangurular Avustralya'nın sembolü olsa da yalnızca ulusa özgü değiller. Yaşadıkları diğer yerler arasında Tazmanya ve Yeni Gine var. Bazen Avrupa ve Amerika'da da görülürler ancak yalnızca hayvanat bahçelerinden kaçtıklarında.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kangurular Hakkında İlginç Bilgiler</span></span><br />
<br />
Kangurular hakkında ilginç bilgiler arasında boks yeteneği bulunmaktadır. Kuyruğundan destek alarak iki ayak üzerinde durabilen bu hayvanlar, ön ayakları ile “aparkat” vuruşu yapabilmektedir.<br />
<br />
-Kangurular su içindeyken arka bacaklarını birbirinden bağımsız şekilde hareket ettiremezler.<br />
<br />
-Kanguru eti Avustralya'dan 55 ülkeye ihraç edilmektedir.<br />
<br />
-Kuyruklarını atlama sırasında dengelerini sağlamak için bir bacak gibi kullanırlar.<br />
<br />
-Kangurular terlemezler,serinlemek için ön pençelerini yalayıp karınlarını nemlendirirler.<br />
<br />
-Yeterli su ve yiyecek bulunan bir ortamda 5 yıl içinde kangurular nüfuslarını 4 kat arttırabilir.<br />
<br />
-Avustralya'nın tropikal bölgelerinde ağaçlarda yaşayan kangurular vardır. Pençelerini başlarının üzerine kaldırabilen tek kanguru türü de bunlardır.<br />
<br />
-Bebek kangurular doğduğunda 2 gramdan daha azdır.<br />
<br />
-Doğduklarında, küçük, pembe ve tüysüzdürler.<br />
<br />
-Genellikle yırtıcılardan suda saklanırlar.Eğer takip edilirlerse,ön pençelerini suyun altında tutup düşmanlarını boğmaya çalışırlar.<br />
<br />
-Victoria'da bir kanguru 2009'da bir insanı boğmaya çalışmıştır.<br />
<br />
-Erkekler dişilerin idrarlarının kokusunu alıp,çiftleşmeye hazır olup olmadıklarını anlarlar.<br />
<br />
-İki kanguru birbirini ilk defa gördüğünde burunlarını tokuşturup,birbirlerini koklarlar.<br />
<br />
-2004'te, Lulu adlı bir kanguruya,düşmüş bir ağacın altında kalan bir adamın ailesine haber verdiği  için RSPCA Avustralya Ulusal Hayvan Valor Ödülü verilmiştir.<br />
<br />
-İngiltere, Fransa ve ABD'de yırtıcı kanguru kolonileri var. Bunlar genellikle hayvanların hayvanat bahçelerinden veya hayvan parklarından kaçması nedeniyle oluşmuştur.<br />
<br />
-Kangurular aslında Avustralya'ya özgü değildir. Papua Yeni Gine'ye ait bazı ağaç kanguruları türleri de vardır.<br />
<br />
-Kangurular, zıplayarak hareket eden tek hayvandır.<br />
<br />
-Kangurular 31-36 günlük bir gebelik sonucu Dünya'ya gelirler.<br />
<br />
-Bir dişi kanguru aynı anda üç yavru sahibi olabilir.(kesede süt içen,embriyo,kese dışında yaşayan)<br />
<br />
-60'dan fazla kanguru türü vardır.<br />
<br />
-Birçok kanguru türü yeşil çimen yiyerek su olmadan uzun süre hayatta kalabilir.<br />
<br />
-Kanguru eti, 1993 yılında ülke çapında 1980'de Güney Avustralya'da insanların  tüketimi için yasal hale getirilmiştir.<br />
<br />
-2008 yılında Avustralyalıların % 14.5'inin yılda en az dört kez kanguru eti yediği bildirilmiştir.<br />
<br />
-Dişi kangurular yavrularının cinsiyetlerini doğuştan önce belirleyebilir.<br />
<br />
-Avustralya'da insanlardan daha fazla kanguru vardır. Bunlar, Avustralya'nın ulusal sembolüdür. Posta pulları, paralar ve uçaklarda görülürler.<br />
<br />
-Genelde 3'lü 4'lü gruplarla gezerler.Sosyal hayvanlardır.100'lü gruplar halinde bile görülebilirler.<br />
<br />
<br />
Kangurular; Avustralya kıtasının en önemli simgelerinden biri olmuş ilginç yapılı hayvanlardır. Avustralya'da sayıları en yüksek olan hayvan türlerinden biridir. Belgesel videolarında ve nadiren hayvanat bahçelerinde gördüğümüz bu ilginç hayvanların genel özellikleri, beslenmeleri, üremeleri ve daha pek çok özellikleri hakkındaki detaylı bilgileri yazımızın devamında bulabilirsiniz.<br />
<br />
Yetişkin bir kangurunun boyu 2 metre, kuyruk uzunluğu ise 1,5 metre kadar olabilir. Böyle bir kanguru 90-100 kg ağırlığındadır. Zıplayarak ilerleyen en büyük hayvan kangurudur. Kangurular geriye doğru zıplayamazlar. Çünkü zıplamak ve dengede kalmak için her zaman güçlü kuyruklarından destek alırlar. Ortalama ömürleri 4-6 yıl arasındadır. Dünyada en uzun yaşayan kangurunun 23 yıl hayatta kaldığı tespit edilmiştir.<br />
<br />
Kangurular; Avustralya kıtasının en önemli simgelerinden biri olmuş ilginç yapılı hayvanlardır. Avustralya'da sayıları en yüksek olan hayvan türlerinden biridir. Belgesel videolarında ve nadiren hayvanat bahçelerinde gördüğümüz bu ilginç hayvanların genel özellikleri, beslenmeleri, üremeleri ve daha pek çok özellikleri hakkındaki detaylı bilgileri yazımızın devamında bulabilirsiniz.<br />
<br />
Yetişkin bir kangurunun boyu 2 metre, kuyruk uzunluğu ise 1,5 metre kadar olabilir. Böyle bir kanguru 90-100 kg ağırlığındadır. Zıplayarak ilerleyen en büyük hayvan kangurudur. Kangurular geriye doğru zıplayamazlar. Çünkü zıplamak ve dengede kalmak için her zaman güçlü kuyruklarından destek alırlar. Ortalama ömürleri 4-6 yıl arasındadır. Dünyada en uzun yaşayan kangurunun 23 yıl hayatta kaldığı tespit edilmiştir.<br />
<br />
Erkek kangurular rakipleriyle mücadelede kaslı yapılarına güvenirler. Rakipleriyle kavgaya girmeden önce kaslarını esneterek gövde gösterisi yaparlar. Avustralya kıtasında yaklaşık 60 milyon kanguru yaşar. Sayılarının bu kadar yüksek olmasındaki en büyük faktör dişi kanguruların hemen her zaman hamile olmalarıdır. Kangurular bebeklerini karınlarındaki kesede büyütürler. Yavru kanguru keseye ulaştıktan kısa bir süre sonra dişi tekrar hamile kalabilir. Dişilerdeki bir başka ilginç özellik ise, diğer yavru keseden ayrılana kadar gebeliğini erteleyebilmesidir. Dişi kangurular dünyaya getirecekleri yavrularının cinsiyetini de belirleyebilirler.<br />
<br />
Kangurular tımar ve beslenme işlerini çoğu kez sol elleriyle gerçekleştirir. Yani kangurular çoğunlukla solaktır. Kanguru eti tüketimi Avustralya'da yasaldır. Lokantalardaki menülerde kanguru burger bulmak her zaman mümkündür. Kanguru sayıları bu kadar fazla olunca trafik kazasına karışma oranları da yüksektir.<br />
<br />
Kanguruların sindirim sisteminde yiyeceklerin sindirilmesiyle ortaya çıkan metan gazının oluşumunu engelleyen bir bakteri yaşar. Bu özelliğiyle kanguruların en çevreci hayvanlar oldukları kesindir. Bilim insanları bu bakterinin tüm çiftlik hayvanlarında da bulunması yönünde çalışmalar yapmaktadır.<br />
<br />
Kangurularda ter bezleri bulunmaz. Bu sebeple sıcak havalarda serinlemeleri kolay değildir. Serinlemek için sürekli ön ayaklarını yalarlar.<br />
<br />
</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kangurular Hakkında Bilgiler</span></span><br />
<br />
Kanguru, anavatanı Avustralya olan ve keseli olarak nitelendirilen bir memeli canlı türüdür. Tüm dünyada yalnızca Avustralya bölgesinde yaşamaktadır. Kangurunun Latincedeki adı Macropus’tur.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kanguru ve Özellikleri</span></span><br />
<br />
Kanguru ailesi 11 cins ve 62 türden oluşmaktadır. Maksimum uzunluk doğu gri kanguruda 3 metredir. İkinci olarak, dev bir kırmızı kanguru 1,65 boyundadır. Bununla birlikte, kırmızı dev kanguru, çok ağır bir hayvan değildir. Ağırlığı ortalama 45 kilogram civarındadır. Doğu kanguru ağırlığı 95 kg iken, maksimum ağırlığı 85 kg’dır. Genellikle erkek kanguruları dişilerden daha büyüktür. Erkeklerin büyümesi yaşlanıncaya kadar devam ederken dişilerin büyümesi üreme başladıktan sonra kısa bir süre askıya alınır. Üremeye ilk katılan 15-20 kg ağırlığındaki dişi gri veya sarı kanguru, ona göre 5-6 kat daha fazladır. Buna karşılık, farklı cinsiyetten küçük kanguruların yetişkinlere benzer boyutları vardır. Büyük kangurular çok ilginç hayvanlar, tanımak zordur. Başları küçük, büyük kulaklı ve büyük badem şeklindeki gözleri vardır. Gözler korneayı tozdan koruyan uzun yoğun kirpiklerle çerçevelenir. Kangurunun alt çenesi benzersiz bir yapıya, içeri doğru onun bükülmüş arka uçlara sahiptir. Toplamda 34 diş, kalın bitkisel gıdalarla besleme üzere adapte edilmiştir. Kanguru boynu incedir, toraks dardır, ön pençeleri azgelişmiş gözükürken, atlama bacakları çok güçlü ve masiftir.<br />
<br />
Tabanda kalın ve ucuna doğru sivrilen kuyruk, zıplarken bir dengeleyici görevi görür ve büyük bireylerde kavgalar ve oturma sırasında vücudun desteği olur. Tatmin edici bir işlev yürütmez. Kanguru kuyruğunun uzunluğu türlere bağlı olarak 14,2 ila 107 cm arasında değişmektedir. Kanguruların diğer türlerinde kuyruk daha kısa ve kalındır ve ayrıca daha az tüylüdür. Kaslı uyluklar memelilerin dar pelvisini destekler. Daha uzun kemiklerde, alt bacak kasları daha az gelişir ve ayak bilekleri ayağın yana doğru dönmesini engelleyecek şekilde düzenlenir. Dinlenme ya da yavaş hareket sırasında, hayvanın vücudunun ağırlığı uzun, dar ayaklar üzerinde dağıtılarak bir durma kaybı etkisi yaratır. Ancak, bir sıçrama sırasında, kanguru sadece iki ayak üzerinde durur.  Bazı durumlarda ayağın ilk parmağı tamamen kaybolur. Bu memeliler sadece zıplamakla kalmazlar, aynı zamanda dört uzuvda da yavaşça yürüyebilirler, bu durumda ayaklar çiftler halinde hareket ederler ve dönüşümlü olarak değil. Büyük ve orta büyüklükteki hayvanlar arka ayaklarını öne doğru kaldırdıklarında, kuyruk ve ön pençelere yaslanırlar. Zıplarken, kangurular 40-60 km/s hıza ulaşabilir, ancak bu rakam kısa mesafeler içindir. Yolculukları çok yoğun olduğu için hızlı bir sıçrama başladığında 10 dakika sonra yorulurlar ve yavaşlarlar. Dinlenirken arka ayakları üzerinde oturur, vücudu dik tutarak ve kuyruğa yaslanarak veya yanlarında uzanırlar.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kanguru Türleri</span></span><br />
<br />
Kanguru türleri arasında Kızıl Kanguru, Doğu Boz Kangurusu, Batılı Gri Kanguru ve Antilop Kanguru bulunmaktadır.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kangurularda Avlanma ve Beslenme</span></span><br />
<br />
Kangurularda beslenme ot ile sağlanmaktadır. Otçul olarak bilinen bu canlılar, genellikle bitki yaprakları ve taze otlar ile beslenir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kangurularda Üreme ve Çiftleşme</span></span><br />
<br />
Kangurularda üreme, yaz aylarında gerçekleşir. Yavrulayan dişi kanguru, yavrusunu karın bölgesinde bulunan kese içerisinde taşır.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kanguru Ömrü</span></span><br />
<br />
Kanguru ömrü ortalama 15 yıldır. Bulunduğu habitatta yırtıcı sayısı oldukça az olduğundan yaşam süreleri oldukça uzundur.<br />
<br />
Kanguru Familyası: Kangurugiller (Macropodidae). Yaşadığı yerler: Büyük kangurular Avustralya, ağaç kangurusu Yeni Gine’de. Özellikleri: Arka ayakları üzerine sıçrayarak yol alabilen otçul, keseli bir memeli. Arka ayakları ve kuyruğu üzerine oturur. Dişi, yavrusunu karnındaki kesesinde taşır. Evcilleştirilebilirler. Ömrü: 15 yıl. Çeşitleri: Kaya kangurusu, dev kanguru, gri kanguru, kızıl kanguru, ağaç kangurusu en Ünlü türleridir.<br />
<br />
Avustralya ve Yeni Gine’ye mahsus, sıçrayıcı, keseli memelilere verilen genel ad. Adını Avustralya yerlilerinin dilinden almıştır. Hepsi ot ve diğer bitkilerle beslenirler. Dişilerin karınlarının altında torba şeklinde kesesi vardır. Doğan yavrularına burada ihtimam ve şefkatle bakarlar. Başları küçük, kulakları büyüktür.<br />
<br />
Arka ayakları ön ayaklarından büyük ve güçlüdür. Ön ayaklarını yukarı kaldırıp, arka ayakları ve güçlü, uzun kuyrukları üzerinde oturur ve sıçrayarak yol alırlar. Arka ayakları üzerinde hızla koşarken, kuyruk pek yere dokunmaz, denge organı(balans) olarak kullanılır. Dört ayağı üzerinde yürürken, kuyruk yerde sürüklenerek kendine has bir iz bırakır. Beş parmaklı ve pençeli olan zayıf ön ayaklarını yiyeceklerini ağızlarına götürmek için kullanırlar. Arka ayakları dört parmaklı olup, ikinci ve üçüncü parmaklar bir deri ile birbirine yapışık gibidir.<br />
<br />
Çeşitli boyda birçok türü vardır. Bazıları tavşandan büyük değildir ve ağaçlara tırmanırlar. Herkes tarafından bilinip sevilen kanguru, Avustralya’nın milli sembolüdür. Büyük kangurular Avustralya’da, tırmanıcı olan ağaç kanguruları ise Yeni Gine’de yaşarlar. Kangurular keseli memeli hayvanların en büyüğüdür. Boyu 210 cm ve ağırlığı 90-100 kg gelenleri vardır. Ağaçlarda yaşayan ağaç kanguruları, 140 cm boyunda ve 11 kg kadardır. Erkekler dişilerden daha iri olurlar.<br />
<br />
Araştırmacı kaptan James Cook, 1770 yılında gemideki tayfalarını yiyecek bulmak için Avustralya kıyılarına gönderdi. Bir müddet sonra gemiye dönen adamlar yanlarında ilginç bir hayvan getirdiler. 1,5 metreden büyük olan bu hayvanın 120 cm kadar uzunlukta güçlü bir kuyruğu vardı. Ayrıca karnının üstünde yavrularını korumaya yarayan kıllarla örtülü bir keseye sahipti. Masum görünüşlü, parlak gözlü, tavşana benzer başlı, insana benzer elli, geyik boyunlu bu ilginç hayvancığı şaşkınlıkla seyrettiler; sevdiler, okşadılar. Avustralya yerlilerinden “anlatması çok zor” anlamına gelen “kanguru” ismini taşıdığını öğrendiler.<br />
<br />
Kangurular, sürüler halinde dolaşarak otlarlar. Başlarında tecrübeli bir erkek lider bulunur. Zeka seviyeleri koyundan aşağıdır. Sesleri yoktur. Tehlike anında güçlü arka ayaklarını hızla yere vurarak arkadaşlarını uyarırlar. Çoğunun postu toprak rengindedir.<br />
<br />
Avustralya ovalarının hakimi olan bu hayvanlar, hayata çok cılız olarak başlarlar. Yeni doğmuş iki kanguru yavrusu bir çay kaşığına sığabilir. Dişilerin hamilelik dönemleri türlere göre 29 ile 38 gün arasında değişir. Genelde tek yavru doğururlar. Dişi kanguru doğumunun yaklaştığını hissedince torbasının iç kısmını güzelce yalayarak temizler. Yeni doğan kanguru yavrusu(joey), insan yarım parmağı veya bir bal arısı büyüklüğündedir. Boyu 2,5 santimetreden küçük ve bir gramdan hafiftir. Minik kanguru yavrusu sıvı bir kese içinde dünyaya gelir. Doğumdan sonra bu keseyi yırtar ve bir ile beş dakika arasında annesinin kesesinin içine tırmanarak girer ve dört meme ucundan birine yapışır. Yeni doğmuş yavru kanguru kör, sağır ve tüysüzdür; içgüdü ve koku alma hissi ile annenin tüylerinden tırmanarak keseye ulaşır. Bu sırada anne kendi kanlı postunu yalamakla meşgul olduğundan yavrusuna yardım etmez. Yavru bu kesede kendini iyice emniyette hissedinceye kadar ana kanguru sükunetini muhafaza eder.<br />
<br />
Memeye yapışan yavru, süt emecek güçte değildir. Anne, güçlü kaslarıyla ağzına süt pompalar. Yavru, süt emerken de nefes alabilir. Gırtlağının bir uzantısı buruna ait bir geçitle birleşmiştir. Bu geçitten hava direk olarak akciğerlere gittiğinden, yavru boğulmadan hem sütünü içer, hem de hava teneffüs eder. Dokuz ay içinde, yavru kese içindeki gelişimini tamamlar. Zamanın çoğunu kesenin içinde süt emerek ve bol bol uyuyarak geçirir.<br />
<br />
Gelişimi gayet yavaş olur. Üç aylıkken vücudu kıllanmaya, dört aylıkken gözleri açılmaya başlar. Beş aylık olunca başını keseden çıkarıp rastladığı otları yemeye başlar. Bu gelişim dönemi içinde zaman zaman keseden çıkarak annesi ile otlar. Keseye başı önde girer ve içerde dönerek normal duruma gelir.<br />
<br />
Kanguru sütünün bileşimi, yavrunun gelişme süresine göre değişir. İlk dönemlerde berrak bir sıvıyken, sonraları koyulaşmaya başlar. Dişi kangurular bazan yavrularını emzirirken, ikinci bir yavru daha doğururlar. İki yavru da aynı kesede barınmaya başlar ve süt salgısında enteresan bir olay ortaya çıkar. Bir memeden yeni yavru için renksiz, berrak süt salgılanırken, diğer memelerden ise yaşlı yavru için koyu ve yağlı süt salgılanmaya devam eder. Kengurunun süt salgı bezlerinde aynı anda birbirinden tamamen farklı iki bileşikte süt salgılanması, yüce Allah’ın sonsuz merhametini gösteren sayısız delillerden biridir.<br />
<br />
Yavru kendi başına dolaşabilecek hale gelince bile, bir tehlike anında hemen koşarak annesinin torbasına girer. Mesela bir köpek görünce yavru hemen torbaya sığınır. Annesi de kaçmaya başlar. Köpek kovalamaya devam edince, torbasında yavru bulunduğu için ana kanguru yorulur. Hiç değilse yavrusunu emniyete almak ve daha hızlı koşabilmek için uygun bir yere yavrusunu bırakıp, başka bir yöne saparak köpeği peşine takar. Böylece yavrusunun bulunduğu yerden uzaklaşır. Kendisi kurtulabilirse tekrar yavrusunun yanına gelir. Düşmanından kurtulamazsa hayatı pahasına yavrusunu kurtarmış olur.<br />
<br />
Kanguru kuvvetli arka ayakları sayesinde iyi sıçrar. Bir sıçrayışta, 2-3 metre yükseklik ve 6-7 metre ileriye fırlayabilirler. Kuyruklarını atlama sırığı gibi kullanırlar.<br />
<br />
Queensland’da köpekler tarafından kovalanan bir kangurunun 3 metre yüksekliğinde ve 8 metre genişliğindeki bir odun yığınını bir sıçrayışta aştığı görülmüştür. Sıçrayarak koşarken saatte 40 km yol alır.<br />
<br />
Pek sakin olan ve nadiren hiddetlenen kanguru, bir köşeye sıkıştırılırsa, kuyruğunu destek yaparak, arka ayaklarıyla öyle güçlü tekmeler atar ki, bir insanı veya yırtıcı koca bir köpeği bir darbede öldürebilir. Bir kavgada 10’dan fazla köpeği haklayabilir. Kuyruğunu bir sallayışı ile insanın bacaklarını bir kibrit çöpü gibi kırabilir. Kanguru mecbur olmadıkça döğüşmez. Her zaman sıçrayarak kaçmayı tercih eder.<br />
<br />
Avustralya’da nesli korunmaya çalışılan kanguru, bir taraftan da avlanılmaktadır. Özel yetiştirilen avcı köpekleriyle kovalanarak avlanır. Kanguru kolay yutulur bir lokma değildir. Fazla avcı köpeklerinin saldırısına uğradığında güçlü tekmelerini kullanarak hepsini halledemeyeceğini anlayınca koşmaya başlar. Köpekleri peşinden göl veya nehir gibi bir su birikintisine çeker. Kendisi suya girerek ilerler. Su belinin hizasına gelince durarak köpekleri bekler. Suya giren köpeklerden her biri yanına yaklaşınca kafasından tutar ve su altına çekerek boğar. Yetişkin bir kanguru bu yolla 6-7 köpeğin hakkından gelebilir.<br />
<br />
Kangurular saatlerce birbiriyle boks maçı yaparlar. İki kanguru dövüşecekleri zaman karşı karşıya gelerek, insan eline benzeyen beş parmaklı ön kollarını yumruk yaparak göğüsleri hizasına kaldırırlar. Kuyruklarını destek yaparak bir müddet hareketsiz durur ve birbirlerini süzerler. Ardından maça başlarlar. Karşılıklı boks yapan kangurular bir süre sanki raund sonuymuş gibi maçı keserek geri çekilirler. Bir süre sonra tekrar başlarlar. Uzmanları şaşırtan olay, dövüşme ve dinlenme sürelerinin hemen hemen eşit olmasıdır. Bu süreyi nasıl ayarladıkları halen bir sırdır.<br />
<br />
Kangurular kazanmak için değil, spor için maç yaparlar. Saatlerce döğüşseler bile hiç hiddetlenmezler. Kanguruların bu özelliğinden istifade edilerek sirklerde özel kanguru maçları düzenlenir. Bu maçları yaptıranların bu iş için uzun süreye ihtiyaçları olduğu sanılır. Halbuki asıl problem kanguruya boks yapmasını değil, tekme atmamasını öğretmektir.<br />
<br />
Kangurular sabahın erken saatlerinde, akşam üstü ve ay ışığında otlarlar. Tavşanlar gibi çimler üzerinde saatlerce uzanmayı ve oyun oynamayı da çok severler. Medeniyet onları engin ovalara sürüklemiştir. Bir kanguru, koyundan kat kat fazla yer. Kurak yıllarda mer’aları silip süpürürler. Kanguru avı, Avustralya’da neşe veren bir spordur. Ahali için eti bulunmaz yiyecektir. Kuyruğundan da kendilerine çok sevilen çorba yaparlar. Her yıl bir milyondan fazla deri marketlere satılır. Bunlardan da kürk, eldiven gibi çeşitli giyecekler imal edilir. Kanguru hikayeleri de ayrı bir gelir kaynağıdır. Hülasa, kanguru Avustralya halkı için büyük bir nimettir. <br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kangurular</span></span><br />
<br />
Kangurular ilk kez yaklaşık 15 milyon yıl önce ortaya çıkmaya başladı. Ataları ağaçlarda yaşayan keseli sıçan benzeri canlılardı.<br />
<br />
    Bilimsel adı: Macropus<br />
    Boyutu: 1-3 metre<br />
    Ağırlığı: 18-100 kg<br />
    Ömrü: 6 yıl (doğada), 20 yıl (esaret altında)<br />
    Habitatı: Avustralya ve Tazmanya ormanları, ovaları ve savanlar.<br />
    Popülasyonu: 25-50 milyon<br />
    Korunma durumu: En az endişe<br />
    İlginç bilgi: Develer gibi kanguru da su içmeden uzun süre yaşayabiliyor.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Erkek kangurular kaslı görünmeyi seviyor</span></span><br />
<br />
Modern zamanlı bir araştırma dişi kanguruların kaslı erkekleri daha çekici bulduğunu göstermiştir. Daha büyük pazıları olan erkek kanguruların çiftleşmede daha başarılı olduğu keşfedilmiş ve hatta bazılarının dikkat çekmek için pazılarını çıkardığı bile görülmüştür.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Hayır, kanguru "bilmiyorum" demek değil</span></span><br />
<br />
Türkçe'deki kanguru sözcüğünü oluşturan İngilizce kangaroo'nun Kaptan James Cook'un bir macerasından geldiği düşünülür. Ünlü kaptanın gemisi mercan kayalığında hasar gördükten sonra şimdiki Avustralya, Cooktown'da tamir edilir. Cook bir yerliye hayvanın adını sorar ve yerli ise sözde "bilmiyorum" anlamına gelen gangurru der. Ne var ki günümüz dilbilimcileri yerel Guugu Yimithirr dilindeki bu sözcüğün aslında bölgedeki bir kanguru türünün adı olduğunu buldular.<br />
Kanguru ile valabiyi ayırt etmek<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Valabi</span></span><br />
<br />
Kangurular yaklaşık 2,5 metre boyunda olurken valabiler 30 ila 60 cm boya ulaşır ve ikili arasındaki fark sadece boyuttan ibaret değil. Valabi, kangurudan daha parlak renkli ve ayrıca farklı yapıda dişleri var. Bunlar bilim adamlarının oldukça benzer görünen ikiliyi ayırt etmesini sağlıyor. Ayrıca valabi yaprak yerken kanguru çimen yer.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kangurular neden zıplıyor?</span></span><br />
<br />
Kangurular zıpladığı bilinen en büyük hayvan. Ayakları bunun için özel olarak tasarlanmış ve kuyruğunu denge ve harekete yardımcı olması için kullanıyor. Peki neden zıplıyorlar? Bilim adamları bunun Avustralya'nın uçsuz düzlüklerinde dolaşmanın enerji açısından en verimli yolu olduğunu düşünüyor. Enerji önemli çünkü kangurular çok az yiyecek ve su ile uzun mesafeler kat etmek zorunda.<br />
<br />
Yüzmede de oldukça iyiler. Arka ayaklarını birbirinden bağımsız olarak hareket ettirdikleri tek zamandır. Sudayken dört uzuvlarını birden kullanarak yüzüyorlar.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kanguru eti geleneksel bir yemek</span></span><br />
<br />
Kanguru eti, Aborijin halkı için bir besin kaynağı. Etlerinin obeziteyle mücadeleye yardımcı olduğu düşünülür çünkü gerçekten yağsız – yaklaşık yüzde 2 yağa sahip. Kangurular Avustralya'da federal yasalarla korunuyor ve etleri sadece nüfus kontrol programının bir parçası olarak özel lisanslı avcılardan gelir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Arabalar ve kanguru</span></span><br />
<br />
Konu arabalar olduğunda kanguru bir nevi Avustralya geyiğine benzer. Arabaların farlarını gördüklerinde kafaları karışıyor ve önlerine atlıyorlar. Kangurular geyikten çok daha hızlı ve ağır olduğundan çarpışmanın etkisi çok daha kötü olur. Bu sorunu hafifletmeye yardımcı olmak için araçların koruyucu bar takması önerilir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kangurular sadece Avustralya'da yaşamıyor</span></span><br />
<br />
Kızıl kanguru, Yeni Güney Galler, Avustralya.<br />
<br />
Kangurular Avustralya'nın sembolü olsa da yalnızca ulusa özgü değiller. Yaşadıkları diğer yerler arasında Tazmanya ve Yeni Gine var. Bazen Avrupa ve Amerika'da da görülürler ancak yalnızca hayvanat bahçelerinden kaçtıklarında.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kangurular Hakkında İlginç Bilgiler</span></span><br />
<br />
Kangurular hakkında ilginç bilgiler arasında boks yeteneği bulunmaktadır. Kuyruğundan destek alarak iki ayak üzerinde durabilen bu hayvanlar, ön ayakları ile “aparkat” vuruşu yapabilmektedir.<br />
<br />
-Kangurular su içindeyken arka bacaklarını birbirinden bağımsız şekilde hareket ettiremezler.<br />
<br />
-Kanguru eti Avustralya'dan 55 ülkeye ihraç edilmektedir.<br />
<br />
-Kuyruklarını atlama sırasında dengelerini sağlamak için bir bacak gibi kullanırlar.<br />
<br />
-Kangurular terlemezler,serinlemek için ön pençelerini yalayıp karınlarını nemlendirirler.<br />
<br />
-Yeterli su ve yiyecek bulunan bir ortamda 5 yıl içinde kangurular nüfuslarını 4 kat arttırabilir.<br />
<br />
-Avustralya'nın tropikal bölgelerinde ağaçlarda yaşayan kangurular vardır. Pençelerini başlarının üzerine kaldırabilen tek kanguru türü de bunlardır.<br />
<br />
-Bebek kangurular doğduğunda 2 gramdan daha azdır.<br />
<br />
-Doğduklarında, küçük, pembe ve tüysüzdürler.<br />
<br />
-Genellikle yırtıcılardan suda saklanırlar.Eğer takip edilirlerse,ön pençelerini suyun altında tutup düşmanlarını boğmaya çalışırlar.<br />
<br />
-Victoria'da bir kanguru 2009'da bir insanı boğmaya çalışmıştır.<br />
<br />
-Erkekler dişilerin idrarlarının kokusunu alıp,çiftleşmeye hazır olup olmadıklarını anlarlar.<br />
<br />
-İki kanguru birbirini ilk defa gördüğünde burunlarını tokuşturup,birbirlerini koklarlar.<br />
<br />
-2004'te, Lulu adlı bir kanguruya,düşmüş bir ağacın altında kalan bir adamın ailesine haber verdiği  için RSPCA Avustralya Ulusal Hayvan Valor Ödülü verilmiştir.<br />
<br />
-İngiltere, Fransa ve ABD'de yırtıcı kanguru kolonileri var. Bunlar genellikle hayvanların hayvanat bahçelerinden veya hayvan parklarından kaçması nedeniyle oluşmuştur.<br />
<br />
-Kangurular aslında Avustralya'ya özgü değildir. Papua Yeni Gine'ye ait bazı ağaç kanguruları türleri de vardır.<br />
<br />
-Kangurular, zıplayarak hareket eden tek hayvandır.<br />
<br />
-Kangurular 31-36 günlük bir gebelik sonucu Dünya'ya gelirler.<br />
<br />
-Bir dişi kanguru aynı anda üç yavru sahibi olabilir.(kesede süt içen,embriyo,kese dışında yaşayan)<br />
<br />
-60'dan fazla kanguru türü vardır.<br />
<br />
-Birçok kanguru türü yeşil çimen yiyerek su olmadan uzun süre hayatta kalabilir.<br />
<br />
-Kanguru eti, 1993 yılında ülke çapında 1980'de Güney Avustralya'da insanların  tüketimi için yasal hale getirilmiştir.<br />
<br />
-2008 yılında Avustralyalıların % 14.5'inin yılda en az dört kez kanguru eti yediği bildirilmiştir.<br />
<br />
-Dişi kangurular yavrularının cinsiyetlerini doğuştan önce belirleyebilir.<br />
<br />
-Avustralya'da insanlardan daha fazla kanguru vardır. Bunlar, Avustralya'nın ulusal sembolüdür. Posta pulları, paralar ve uçaklarda görülürler.<br />
<br />
-Genelde 3'lü 4'lü gruplarla gezerler.Sosyal hayvanlardır.100'lü gruplar halinde bile görülebilirler.<br />
<br />
<br />
Kangurular; Avustralya kıtasının en önemli simgelerinden biri olmuş ilginç yapılı hayvanlardır. Avustralya'da sayıları en yüksek olan hayvan türlerinden biridir. Belgesel videolarında ve nadiren hayvanat bahçelerinde gördüğümüz bu ilginç hayvanların genel özellikleri, beslenmeleri, üremeleri ve daha pek çok özellikleri hakkındaki detaylı bilgileri yazımızın devamında bulabilirsiniz.<br />
<br />
Yetişkin bir kangurunun boyu 2 metre, kuyruk uzunluğu ise 1,5 metre kadar olabilir. Böyle bir kanguru 90-100 kg ağırlığındadır. Zıplayarak ilerleyen en büyük hayvan kangurudur. Kangurular geriye doğru zıplayamazlar. Çünkü zıplamak ve dengede kalmak için her zaman güçlü kuyruklarından destek alırlar. Ortalama ömürleri 4-6 yıl arasındadır. Dünyada en uzun yaşayan kangurunun 23 yıl hayatta kaldığı tespit edilmiştir.<br />
<br />
Kangurular; Avustralya kıtasının en önemli simgelerinden biri olmuş ilginç yapılı hayvanlardır. Avustralya'da sayıları en yüksek olan hayvan türlerinden biridir. Belgesel videolarında ve nadiren hayvanat bahçelerinde gördüğümüz bu ilginç hayvanların genel özellikleri, beslenmeleri, üremeleri ve daha pek çok özellikleri hakkındaki detaylı bilgileri yazımızın devamında bulabilirsiniz.<br />
<br />
Yetişkin bir kangurunun boyu 2 metre, kuyruk uzunluğu ise 1,5 metre kadar olabilir. Böyle bir kanguru 90-100 kg ağırlığındadır. Zıplayarak ilerleyen en büyük hayvan kangurudur. Kangurular geriye doğru zıplayamazlar. Çünkü zıplamak ve dengede kalmak için her zaman güçlü kuyruklarından destek alırlar. Ortalama ömürleri 4-6 yıl arasındadır. Dünyada en uzun yaşayan kangurunun 23 yıl hayatta kaldığı tespit edilmiştir.<br />
<br />
Erkek kangurular rakipleriyle mücadelede kaslı yapılarına güvenirler. Rakipleriyle kavgaya girmeden önce kaslarını esneterek gövde gösterisi yaparlar. Avustralya kıtasında yaklaşık 60 milyon kanguru yaşar. Sayılarının bu kadar yüksek olmasındaki en büyük faktör dişi kanguruların hemen her zaman hamile olmalarıdır. Kangurular bebeklerini karınlarındaki kesede büyütürler. Yavru kanguru keseye ulaştıktan kısa bir süre sonra dişi tekrar hamile kalabilir. Dişilerdeki bir başka ilginç özellik ise, diğer yavru keseden ayrılana kadar gebeliğini erteleyebilmesidir. Dişi kangurular dünyaya getirecekleri yavrularının cinsiyetini de belirleyebilirler.<br />
<br />
Kangurular tımar ve beslenme işlerini çoğu kez sol elleriyle gerçekleştirir. Yani kangurular çoğunlukla solaktır. Kanguru eti tüketimi Avustralya'da yasaldır. Lokantalardaki menülerde kanguru burger bulmak her zaman mümkündür. Kanguru sayıları bu kadar fazla olunca trafik kazasına karışma oranları da yüksektir.<br />
<br />
Kanguruların sindirim sisteminde yiyeceklerin sindirilmesiyle ortaya çıkan metan gazının oluşumunu engelleyen bir bakteri yaşar. Bu özelliğiyle kanguruların en çevreci hayvanlar oldukları kesindir. Bilim insanları bu bakterinin tüm çiftlik hayvanlarında da bulunması yönünde çalışmalar yapmaktadır.<br />
<br />
Kangurularda ter bezleri bulunmaz. Bu sebeple sıcak havalarda serinlemeleri kolay değildir. Serinlemek için sürekli ön ayaklarını yalarlar.<br />
<br />
</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Zürafalar Hakkında Bilgiler]]></title>
			<link>/showthread.php?tid=17049</link>
			<pubDate>Sat, 30 Jul 2022 21:04:00 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="/member.php?action=profile&uid=8">RasitTunca</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">/showthread.php?tid=17049</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Zürafalar Hakkında Bilgiler</span></span><br />
<br />
Zürafalar en uzun kara hayvanlarıdır. Bir zürafa, ayak ucunda durma ihtiyacı duymadan ikinci kattaki bir pencereden içeri bakabilir! Bir zürafa boynu, 6 fit (1.8 metre) uzunluğunda, 600 paund (272 kilogram) ağırlığındadır. Aynı zamanda, zürafanın bacakları 6 fit (1.8 metre) uzunluğundadır. Arka bacakları ön bacaklarıyla aynı uzunlukta olmasına rağmen, daha kısaymış gibi görünür. Zürafanın kalbi 2 fit (0.6 metre) uzunluğunda ve 25 paund (11 kilogram) ağırlığındadır ve akciğerleri 12 galon (55 litre) hava tutma kapasitesindedir! Zürafanın en yakın akrabası okapidir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İlginizi çekebilir: İnanılmaz Hayvan Duyuları</span></span><br />
<br />
Zürafaların sırtlarında hafif bir kamburluk bulunur ve vücutlarını kaplayan lekeli desenle bir leoparı andırırlar. İnsanların uzun yıllar zürafaları “deve-leopar” olarak çağırmalarının sebebi, devenin ve leoparın ortak özelliklerini barındıran bu hayvanın, deve-leopar karışımı olabileceği fikriydi. Zürafaların tür ismi olan Camelopardalis (camel: deve, leopard: leopar) isminin çıkış noktası işte bu düşüncelere dayanmaktadır!<br />
<br />
Bilimsel bir dergi olan Current Biology ‘de zürafaların genetiğiyle ilgili yayımlanan son çalışmaya göre, zürafaların dört faklı türü bulunur – bu durum, kutup ayılarının boz ayılardan farklı olması gibidir – ve bu dört tür içerisinden bir tanesi de yeni ayırt edilen dokuz farklı alt türüyle birlikte bulunur.<br />
<br />
Bu alt türler birbirinden farklı desenlere sahiptir ve Afrika’nın farklı bölgelerinde yaşarlar. Deri renkleri parlak açık kahverengiden neredeyse siyaha kadar değişiklik gösterir. Zürafaların ne ile beslendikleri ve yaşamlarını nerede sürdürdükleri, birbirlerinden farklılaşmalarını sağlar. Zürafaların fenotipinde görülen bu farklılıklar, onlara bizim sahip olduğumuz gibi bir bireysel parmak izine sahip olmayı sağlar.<br />
<br />
Kenya’da yaşayan Masai zürafaları meşe ağacının yapraklarını andıran desenlere sahiptirler; Uganda ya da Rothschild zürafalarının ise bej rengi kalın çizgilerle birbirinden ayrılmış büyük, kahverengi lekeleri vardır. Ağlı zürafalar ise sadece Kenya’nın kuzey bölgesinde bulunur ve siyah derilerinin üzerinde bulunan beyaz dar çizgilerle, ağ ile sarılmış izlenimi verirler.<br />
<br />
Masai Zürafaları meşe ağacının yapraklarını andıran desenlere sahiptirler<br />
<br />
Masai Zürafaları meşe ağacının yapraklarını andıran desenlere sahiptirler.<br />
<br />
Bir zürafanın boynunda kaç kemik vardır? Zürafaların boyunları da, tıpkı insanlarınki gibi 7 adet omurdan oluşur. Ancak zürafalarda her bir omurun uzunluğu 10 inçten (25.4 santimetreden) fazla olabilir!<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Zürafaların İlginç Boynuzları</span></span><br />
<br />
Zürafalar, erkek-dişi olmak fark etmeksizin, tüyle kaplı “ossicones” denen iki adet boynuza sahiptirler. Erkek zürafalar boynuzlarını, birbirlerine doğru savurdukları boyunlarıyla, kavga etmek için kullanırlar. Erkek zürafalar kendilerini bu kafa çarpışmalarından korumak için, olgunlaştıkça kafataslarında kalsiyum depolamaya başlarlar. Bu kireçlenme oldukça belirgin olabilirken, zürafaların beşte üçüne boynuzlarıyla ilginç bir görünüm verebilir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Av – Avcılık</span></span><br />
<br />
Zürafalar oldukça büyük oldukları için avcılarından saklanmaya ihtiyaç duymazlar. Zürafa toplulukları bir arada bulunarak, birlikten güç doğar ilkesiyle, güvende kalırlar; bu topluluk içerisinden bir zürafayı av durumuna getirip yakalamak ise oldukça zor olur.<br />
<br />
İnsanlardan farklı olarak sadece aslanlar ve timsahlar zürafalar için avcı konumundadır. Av sırasında, kendilerini savunmak zorunda kalan zürafalar karate stilinde ölümcül tekmeler kullanırlar. Zürafaların hızları, hareket tarzları ve vücut şekilleri avcılardan kaçmaları gerektiğinde oldukça fayda sağlar.<br />
<br />
Zürafaların tek yönlü harakete dayalı bir yürüyüş biçimleri vardır, vücutlarının aynı tarafa ait ön ve arka bacakları öne doğru hareket ettikten sonra diğer tarafa ait ön ve arka bacaklar da öne doğru hareket eder; bu tempolu yürüyüş olarak adlandırılır. Zürafalar kısa mesafelerde olduça hızlı koşabilirler, saatte 35 mil (56 kilometre) civarında yol katedebilirler.<br />
<br />
Zürafalar ölümcül tekmeler kullanabilirler.<br />
<br />
Zürafalar karate stilinde ölümcül tekmeler kullanabilirler.<br />
<br />
Zürafalar için, sürekli aslanlara karşı dikkatli olmanın ve günün 16-20 saatini yemek yemekle geçirmenin çok ağır bir yük olduğunu düşünebilirsiniz.  Şaşırtıcı bir şekilde, zürafalar 24 saatlik zaman diliminde sadece 5-30 dakika arasında uyumaya ihtiyaç duyarlar!<br />
<br />
Bazen, sadece bir, iki dakikalık hızlı şekerlemeler bile yapabilirler. Zürafalar ayaktayken bile dinlenebilirler, aynı zamanda bazen kafalarını kalçalarının üzerinde yaslayarak, yere de uzanabilirler. Zürafa için korunmasız bir pozisyon olan bu durumda genelde sürünün bir üyesi, dinlenen zürafa için bekçilik yapar.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Sessiz Zürafaların Çok Çeşitli Sesi</span></span><br />
<br />
Çoğu insan zürafaların sesi olmadığını düşünür fakat zürafalar böğürmek, kükremek, horuldamak, tıslamak, hırlamak gibi bir çok çeşitli ses çıkarabilir; sadece bu sesleri çok nadir çıkarırlar. Tehdit altında, panik anlarında horuldardar; örneğin horultunun haklı bir nedeni yakınlarında bir aslanın varlığı olabilir.<br />
<br />
Aynı zamanda, zürafalar bölgede yaşayan diğer hayvanlar için de bir erken uyarı sinyali görevi görürler: bir zürafa sürüsü koşmaya başlarsa, herkes bu koşuya katılır! Yapılan çalışmalara göre, zürafalar insan işitme sınırının altında sesler çıkarıyor ve bu sesleri muhtemelen uzak mesafe iletişimi için kullanıyorlar. Zürafaların neden çoğu insanın favorisi olduğunu anlamak oldukça kolay. Zarif uzun adımları, yoğun kirpik yapıları ve dingin duruşları zürafalara oldukça zarif bir hava katıyor.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Habitat ve Beslenme</span></span><br />
<br />
Bir hayvanat bahçesinde, zürafaların çarpıcı bir görünüşleri vardır. Ama bir de onları, Afrika’da kendi habitatlarında varoluşlarıyla, gerçek bir kamuflaj görevi gören deri desenlerinin gölgeler ve yapraklarla harmanlandığı haliyle düşünün. Zürafalar ağaçlarla kaplı açık Afrikan ovalarında yaşamaya oldukça iyi adapte olmuşlardır. Diğer Afrikan otçulları, yüzeydeki ot ve küçük bitkiler uğruna besin rekabetindeyken, zürafalar taze ve gevrek yapraklarıyla uzun dallara ulaşabilirler.<br />
<br />
Böyle büyük bir hayvanı besleyebilmek için, çok fazla yaprak gerekir. Zürafalar bir günde 75 paund (34 kilogram) yaprak tüketebilirler. Her ısırıkta yalnızca birkaç yaprağı yiyebildikleri için, yemek yemeleri günün çok büyük bir kısmını kapsar. Akasya ağacının yaprakları, zürafalarının favorisidir. Akasya ağacının uzun dikenleri olduğu için çoğu hayvan akasya ağacından beslenemez, ancak bu dikenler zürafaları durdurmaz!<br />
<br />
İlginizi çekebilir: Ağaçlar Birbirleri İle İletişim Kurabilir Mi?<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Zürafa nasıl beslenir?</span></span><br />
<br />
Zürafalar 18 inçlik (46 santimetrelik) dillerini ve kavrama yeteneği güçlü olan dudaklarını dikenlerin etrafında ustaca kullanırlar. Zürafaların dillerinin siyah renkte olmasının sebebinin, yapraklara ulaşırken güneş yanığı olmaktan korunmak için olduğunu düşünülmektedir.<br />
<br />
Zürafalar aynı zamanda, diken yutma durumlarında dikeni kaplayan kalın ve yapışkan tükürüklere sahiptir. San Diego Hayvanat Bahçesinde ve San Diego Hayvanat Bahçesi Safari Parkında, zürafalar yüksek yapay besin ağaçlarının dallarına yerleştirilmiş taze akasya yaprağı, kuru ot, düşük nişastalı ve yüksek lifli bisküvilerle beslenirler.<br />
<br />
Zürafalar yedikleri yaprakları sindiren dört bölümden oluşan mideleriyle, geviş getiren hayvanlardır. Açlık durumlarında geviş getirerek yaşamlarını sürdürürler: yaprakları yedikten sonra, daha iyi öğütmek için, yutulan yaprak kümesi boğazdan tekrar ağza taşınır.<br />
<br />
Akasya yaprakları bolca su içerir, bu sayede zürafalar uzun süre susuz dayanabilirler. Çok susadıklarında, bir göle ya da akan suya doğru uzunca eğilmeleri gerekir. Su içen bir zürafa, timsah gibi avcılar için, kolayca avuçlayabilecekleri bir av pozisyonunda bulunur. Bu yüzden, zürafalar su içmeye sürü halinde giderler ve her zaman avcıları gözetleyen bir nöbetçi bulundururlar. Eğer su kaynağına erişim hayvanat bahçelerindeki gibi kolaysa, zürafalar bir günde 10 galon (38 litre) kadar su içebilirler.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Zürafaların Aile Yaşamı</span></span><br />
<br />
Bebek bir zürafa doğarken, dünyaya önce ön ayakları gelir daha sonra sırayla başı, boynu ve omuzları ortaya çıkar. Zürafa doğumları, yavaş çekimde bir kuğunun suya dalışını andırır! Bunun sebebi, zürafaların göbek kordonlarının 3 fit (1 metre) uzunluğunda olması ve doğumun yarısında kordonun kopmasıyla yeni doğanın yere düşmesidir.<br />
<br />
Bu düşüş yeni doğan yavruya zarar vermemekle birlikte, yavrunun derin bir nefes almasını sağlar. Doğumdan bir saat sonra yavru ayağa kalkabilir ve bir hafta içerisinde de bitkileri tatmaya başlar. Genelde anne zürafa günün çoğu zamanı yavruyu yalnız bırakır. Bu zamanlarda yavru sessizce oturarak annesinin dönmesini bekler.<br />
<br />
Yavru biraz büyüdüğü zaman anne zürafa, yavruyu başka yavruların da bulunduğu “yuva”ya bırakır. Yavrulardan birinin annesi yavrulara bakmak için bu yuvada kalırken, diğer anneler yemek yemeye ve sosyalleşmeye giderler. Yuvada, oynanan oyunlarla yavrular fiziksel ve sosyal açıdan gelişirler.<br />
<br />
Bakıcıları olan anne zürafanın dikkatli gözleri altında, yavrular gün boyu çevrelerini keşfederler. Yavrular dört aylık olduktan sonra yaprak yemeye başlarlar ancak, altı aylıktan dokuz aylığa kadar değişen sürelere kadar yuvada kalmaya devam ederler.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Zürafaların Hayvanat Bahçesi Hikayesi</span></span><br />
<br />
Zürafalar, San Diege Hayvanat Bahçesi konuklarının 1938’den beri dikkatli uzun bakışları altındalar. Hayvanat Bahçesinin ilk zürafaları Afrika’dan büyük bir tantanayla gelen Lofty ve Patches idi. Zürafaları güvenli bir şekilde gemiye bindirmek ve sonrasında New York’tan San Dieogo’ya sürecek olan 10 günlük yolculukları için onları bir kamyona yüklemek hayli zorlu bir işlemdi.<br />
<br />
Ayrıca, varış noktalarına ulaştıkları halde zürafalar kamyondan inmeyi reddetmişlerdi. En sonunda, birinin onlara soğan teklif etmesiyle görev  tamamlanmış ve böylece başka denemelerle hallolmayacak olan işi sebzeler başarmıştı.<br />
<br />
Şu anda Hayvanat Bahçesi, küçük bir Masai zürafa sürüsüne sahip durumda. Hayvanlar ve konuklar için ilginin artması amacıyla, bu sürü Urban Jungle’da bulunan küçük Nubian Soemmering ceylanlarıyla aynı habitatı paylaşıyor. Hayvanat Bahçesi, zürafaları besleme seçenekleri sunuyor. Ziyaret etmeden önce, zürafaların beslenme zamanında gittiğinizden emin olun!<br />
<br />
Safari Parkı, ağlı, Uganda ve Masai zürafalarının evi; zürafalar doğada bulundukları ova habitatlarına benzer şekilde burada bir sürü çeşitli türün yanında, antilop ve gergedanlarla birlikte yaşıyorlar. Zürafa yavrularının yemeklerine rahatça ulaşabildikleri altı adım uzunluğundaki (1.8 metre) besleme merkezleri, yavrulara besin sağlarken, komşuları olan antilop ve gergerdanlardan da korunmuş oluyor. Safari Parkın vahşi yaşam bakım uzmanlarından biri şöyle söylüyor: “Zürafaları ayırt etmek, bulutları izlemeye benziyor.<br />
<br />
Onlara ne kadar uzun bakarsanız, desenlerindeki benzersiz şekilleri daha iyi fark ediyorsunuz. Ve bu bizim onları nasıl ayırt ettiğimizi açıklıyor.” Zürafa bakım uzmanları, her zürafanın benzersiz özelliklerini fotoğraflıyor ve bu fotoğrafları ulaşılabilir bir kaynak olması için bir kitap içerisine yerleştirip, saklıyorlar. Safari Park Doğu Afrika gösterim bölümünde Uganda zürafaları ve ağlı zürafalardan oluşan büyük bir sürü bulunurken,  Masai zürafaları da Parkın Doğu Afrika bölümünde sergileniyor.<br />
<br />
Safari Park Afrikan ovalarında bulunan zürafalar, vahşi yaşam ve ötesi için, istediğiniz zaman yeni Zürafa Kamerası seçeneğiyle, canlı bağlantı videosunu izleyebilirsiniz.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Koruma</span></span><br />
<br />
Zürafa popülasyonları, besi hayvanlarının aşırı otlatılmasına ve yaşanan habitat kaybına bağlı olarak çoğu Afrikan ülkesinde yavaşça azalmaya başlıyor. Bu durum, zürafaların geleceklerinin, yaşadıkları habitatın kalitesinden doğrudan etkilendiğini gösteriyor.<br />
<br />
Geçtiğimiz yüzyılda zürafaların sayıları azalırken, bir zürafa alttürü olan Batı Afrikan ya da Nijeryalı zürafa    Giraffa camelopardalis peralta savunmasız; bir diğer Uganda ya da Rothschild zürafası G.c. rothschildi ise neredeyse soyu tükenme tehlikesi altında. Uganda zürafası tarih boyunca batı Kenya, Uganda ve doğu Sudan’da yaşamını sürdürmesine rağmen, artık neredeyse önceden sahip olduğu tüm çeşitliliği yitirmiş halde izole bir popülasyon olarak Kenya ve Uganda bölgesinde yaşamını sürdürmeye çalışıyor. Nijeryalı zürafalar ise Nijerya’nın küçük bir alanında yaşayan en nadir zürafalar olarak değerlendiriliyorlar.<br />
<br />
Ağlı zürafa G.c. reticulata popülasyonunun, izinsiz avlanma yüzünden sadece 10 yılda yüzde seksene varan endişelendirici bir boyutta azaldığı görülüyor. Etleri, postları, kemik ilikleri ve kuyruk kılları yüzünden vurulan ya da tuzağa düşürülen havyanlar, namlunun ucunda bir hayat sürüyorlar. Bir çok sebep yüzünden, geriye kalan diğer zürafa türleri, soy tükenme tehlikesi altında değiller. Neyse ki, Kenya sahip olduğu üç alt tür olan ağlı zürafalar, Uganda zürafaları ve Masai züfaları G.c. tippelskirchi hakkında bir koruma programını harekete geçirdi.<br />
<br />
Evrensel San Diego Hayvanat Bahçesi, insanların vahşi yaşamla birlikte yaşamasının bir yolunu sağlamak amacıyla, kuzey Kenya’da bir koruma birliği girişimini destekliyor.  San Diego Hayvanat Bahçesinde, zürafa besleme avlumuzda, yüksek lifli büskiviler alıp, zürafaları elden besleme imkanını sunuyoruz. Zürafa büskivilerinin satışında elde edilen bu kazanç ise Afrika’da desteklediğimiz koruma birliklerinin girişimlerini finanse ediyor.<br />
<br />
Yaşamın kıyısında olan zürafaları, yaşama geri döndürmek için Evrensel San Diego Hayvanat Bahçesi Vahşi Yaşamı Koruma birliğini destekleyebilirsiniz. Hep birlikte, yeryüzündeki vahşi yaşamı kurtarabilir ve koruyabiliriz.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Zürafagiller</span></span><br />
<br />
Zürafagiller (Giraffidae), çift toynaklılar (Artiodactyla) takımına ait, geviş getiren bir familya. Bu familya sadece iki ayrı cinse ayrılan iki türden oluşmaktadır: Zürafa ve Okapi.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Özellikler</span></span><br />
<br />
Familyanın iki türü ilk bakışta birbirlerine pek benzemiyor olsalar da, birçok ortak özellikleri vardır. İkisinin de koyu renkli uzun bir dili, tırtıklı yan dişleri ve deri ile kaplı boynuzları vardır. Dilleri çok kıvraktır. Dilleri ile hatta yaprakları tutup koparabilirler. Boynuzları ile dünyaya gelirler. Bu birer kemikten oluşan boynuzları zamanla kafatasları ile birleşir, ömür boyu büyümeye devam etmelerine rağmen sözü edilmeye değer bir ölçüye varmazlar.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Yaşam şekli</span></span><br />
<br />
Familyanın iki türü de yaprak ile beslenir ve bunlara daha rahat ulaşabilmek için uzun bir boyun geliştirmiştir. Okapi ormanlarda yaşadığı için, daha çok açık alanlarda yaşayan zürafa kadar fazla uzun bir boyuna ihtiyacı yoktur. Ayrıca okapi sadece ağaç yaprakları ile değil başka türlü bitkilerle de beslenebilir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Evrim tarihi</span></span><br />
<br />
Geç Miyosen döneminde yaşamış olan Shansitherium ve Palaeotragus<br />
<br />
Zürafagillerin eski çağlarda, bugün olduğundan çok daha fazla türleri olan bir familya oldukları ve ilk olarak Miyosen çağında ortaya çıktıkları kabul edilir. Buzul Çağı'na (Pleistosen) kadar Avrupa ve Asya'da da yaşamışlardır. Sivatherium adı verilen ataları, familyanın sığır zürafaları (Sivatheriinae) adlı, nesli tükenmiş bir kolunu oluşturur.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">DNA dizileme çalışması</span></span><br />
<br />
2016 yılında yapılan bir DNA dizileme çalışmasında, Zürafa (Giraffa camelopardalis), Okapi (Okapia johnstoni) ve Sığır'ın (Bos taurus) genomları incelendi. Okapi ve Zürafa'nın son ortak atasının yaklaşık 11.5 milyon yıl önce yaşadığı hesaplanırken, Zürafagiller ile Boynuzlugillerin son ortak atasının 28 milyon yıl önce yaşadığı hesaplandı.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Zürafa uzun boynuna nasıl kavuştu? </span></span><br />
<br />
Bu sorunun yanıtını arayan Tanzanyalı, Kenyalı, İngiliz ve ABD’li araştırmacılar, zürafanın kalıtımındaki değişimleri inceledi. Ve bu amaçta ilk kez zürafanın en yakın akrabası olan okapisin kalıtımı çözüldü. Analizlerden anlaşıldığı üzere zürafanın iskeleti ve kalp-dolaşım sistemindeki değişimler evrim sürecinde aynı zamanda meydana gelmiş. Zürafanın uzun bacakları, özellikle de uzun boynu onu altı metre kadar yükseğe erişmesini sağlar. Fakat bu eşsiz yapıları iskeleti kadar sinir ve kalp/dolaşım sistemi için de zorluklar yaratır.<br />
<br />
Örneğin iki metre yüksekteki beyne kan pompalayabilmek için son derece güçlü bir kalbe sahiptir. Damarları da mesela hayvanın su içmek için kafasını aniden aşağı doğru eğdiği zaman, basınç farklılıklarını önleyecek şekilde yapılanmıştır. Bu ve diğer davranışlara uyum sağlamaya izin veren genetik değişimlerin hangileri olduğunu Afrika Bilim ve Teknoloji Enstitüsü’nden Morris Agaba, zürafa ve okapi kalıtımını karşılaştırarak inceledi. Okapi ve zürafalar, zürafagiller familyasındaki iki cinsi oluştururlar. Ancak okapinin boynu o kadar uzun değildir. Bilim insanları anavatanı Güney Kenya ve Tanzanya olan iki Maasai zürafasının (Giraffa camelopardalis tippelskirchi) kalıtımını incelemişler.<br />
<br />
Kalıtım analizleri zürafa ve okapisin evrimdeki yollarını sanıldığı gibi 16 milyon yıl önce değil 11,5 yıl önce ayırdıklarını gösteriyor. Zürafaya özel beden yapısını kazandıracak şekilde değişimden geçen toplam yetmiş gen tespit edilmiş. Örneğin boyun omurlarının gelişimini çalıştıran genlerin yapıtaşları değişmiş. Zürafa uzun boynuna rağmen diğer memelilerden daha fazla omura sahip değildir, buna karşın omurlar daha uzundur. İskeleti değiştiren bu tür genetik değişimler, kalp/dolaşım sistemini de etkileyen değişimlerle aynı zamanda gelişmiş. Uzun boyun yapısı nedeniyle zürafaların normalde fizyolojik ve yapısal sorunlar yaşamaları gerekirdi. Bu sorunların çözümü özellikle de güçlü kalp/dolaşım sisteminin, kalp/dolaşım hastalıkları ve yüksek tansiyon gibi rahatsızlıkların tedavilerinde yardımcı olabilir.<br />
<br />
<br />
</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Zürafalar Hakkında Bilgiler</span></span><br />
<br />
Zürafalar en uzun kara hayvanlarıdır. Bir zürafa, ayak ucunda durma ihtiyacı duymadan ikinci kattaki bir pencereden içeri bakabilir! Bir zürafa boynu, 6 fit (1.8 metre) uzunluğunda, 600 paund (272 kilogram) ağırlığındadır. Aynı zamanda, zürafanın bacakları 6 fit (1.8 metre) uzunluğundadır. Arka bacakları ön bacaklarıyla aynı uzunlukta olmasına rağmen, daha kısaymış gibi görünür. Zürafanın kalbi 2 fit (0.6 metre) uzunluğunda ve 25 paund (11 kilogram) ağırlığındadır ve akciğerleri 12 galon (55 litre) hava tutma kapasitesindedir! Zürafanın en yakın akrabası okapidir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İlginizi çekebilir: İnanılmaz Hayvan Duyuları</span></span><br />
<br />
Zürafaların sırtlarında hafif bir kamburluk bulunur ve vücutlarını kaplayan lekeli desenle bir leoparı andırırlar. İnsanların uzun yıllar zürafaları “deve-leopar” olarak çağırmalarının sebebi, devenin ve leoparın ortak özelliklerini barındıran bu hayvanın, deve-leopar karışımı olabileceği fikriydi. Zürafaların tür ismi olan Camelopardalis (camel: deve, leopard: leopar) isminin çıkış noktası işte bu düşüncelere dayanmaktadır!<br />
<br />
Bilimsel bir dergi olan Current Biology ‘de zürafaların genetiğiyle ilgili yayımlanan son çalışmaya göre, zürafaların dört faklı türü bulunur – bu durum, kutup ayılarının boz ayılardan farklı olması gibidir – ve bu dört tür içerisinden bir tanesi de yeni ayırt edilen dokuz farklı alt türüyle birlikte bulunur.<br />
<br />
Bu alt türler birbirinden farklı desenlere sahiptir ve Afrika’nın farklı bölgelerinde yaşarlar. Deri renkleri parlak açık kahverengiden neredeyse siyaha kadar değişiklik gösterir. Zürafaların ne ile beslendikleri ve yaşamlarını nerede sürdürdükleri, birbirlerinden farklılaşmalarını sağlar. Zürafaların fenotipinde görülen bu farklılıklar, onlara bizim sahip olduğumuz gibi bir bireysel parmak izine sahip olmayı sağlar.<br />
<br />
Kenya’da yaşayan Masai zürafaları meşe ağacının yapraklarını andıran desenlere sahiptirler; Uganda ya da Rothschild zürafalarının ise bej rengi kalın çizgilerle birbirinden ayrılmış büyük, kahverengi lekeleri vardır. Ağlı zürafalar ise sadece Kenya’nın kuzey bölgesinde bulunur ve siyah derilerinin üzerinde bulunan beyaz dar çizgilerle, ağ ile sarılmış izlenimi verirler.<br />
<br />
Masai Zürafaları meşe ağacının yapraklarını andıran desenlere sahiptirler<br />
<br />
Masai Zürafaları meşe ağacının yapraklarını andıran desenlere sahiptirler.<br />
<br />
Bir zürafanın boynunda kaç kemik vardır? Zürafaların boyunları da, tıpkı insanlarınki gibi 7 adet omurdan oluşur. Ancak zürafalarda her bir omurun uzunluğu 10 inçten (25.4 santimetreden) fazla olabilir!<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Zürafaların İlginç Boynuzları</span></span><br />
<br />
Zürafalar, erkek-dişi olmak fark etmeksizin, tüyle kaplı “ossicones” denen iki adet boynuza sahiptirler. Erkek zürafalar boynuzlarını, birbirlerine doğru savurdukları boyunlarıyla, kavga etmek için kullanırlar. Erkek zürafalar kendilerini bu kafa çarpışmalarından korumak için, olgunlaştıkça kafataslarında kalsiyum depolamaya başlarlar. Bu kireçlenme oldukça belirgin olabilirken, zürafaların beşte üçüne boynuzlarıyla ilginç bir görünüm verebilir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Av – Avcılık</span></span><br />
<br />
Zürafalar oldukça büyük oldukları için avcılarından saklanmaya ihtiyaç duymazlar. Zürafa toplulukları bir arada bulunarak, birlikten güç doğar ilkesiyle, güvende kalırlar; bu topluluk içerisinden bir zürafayı av durumuna getirip yakalamak ise oldukça zor olur.<br />
<br />
İnsanlardan farklı olarak sadece aslanlar ve timsahlar zürafalar için avcı konumundadır. Av sırasında, kendilerini savunmak zorunda kalan zürafalar karate stilinde ölümcül tekmeler kullanırlar. Zürafaların hızları, hareket tarzları ve vücut şekilleri avcılardan kaçmaları gerektiğinde oldukça fayda sağlar.<br />
<br />
Zürafaların tek yönlü harakete dayalı bir yürüyüş biçimleri vardır, vücutlarının aynı tarafa ait ön ve arka bacakları öne doğru hareket ettikten sonra diğer tarafa ait ön ve arka bacaklar da öne doğru hareket eder; bu tempolu yürüyüş olarak adlandırılır. Zürafalar kısa mesafelerde olduça hızlı koşabilirler, saatte 35 mil (56 kilometre) civarında yol katedebilirler.<br />
<br />
Zürafalar ölümcül tekmeler kullanabilirler.<br />
<br />
Zürafalar karate stilinde ölümcül tekmeler kullanabilirler.<br />
<br />
Zürafalar için, sürekli aslanlara karşı dikkatli olmanın ve günün 16-20 saatini yemek yemekle geçirmenin çok ağır bir yük olduğunu düşünebilirsiniz.  Şaşırtıcı bir şekilde, zürafalar 24 saatlik zaman diliminde sadece 5-30 dakika arasında uyumaya ihtiyaç duyarlar!<br />
<br />
Bazen, sadece bir, iki dakikalık hızlı şekerlemeler bile yapabilirler. Zürafalar ayaktayken bile dinlenebilirler, aynı zamanda bazen kafalarını kalçalarının üzerinde yaslayarak, yere de uzanabilirler. Zürafa için korunmasız bir pozisyon olan bu durumda genelde sürünün bir üyesi, dinlenen zürafa için bekçilik yapar.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Sessiz Zürafaların Çok Çeşitli Sesi</span></span><br />
<br />
Çoğu insan zürafaların sesi olmadığını düşünür fakat zürafalar böğürmek, kükremek, horuldamak, tıslamak, hırlamak gibi bir çok çeşitli ses çıkarabilir; sadece bu sesleri çok nadir çıkarırlar. Tehdit altında, panik anlarında horuldardar; örneğin horultunun haklı bir nedeni yakınlarında bir aslanın varlığı olabilir.<br />
<br />
Aynı zamanda, zürafalar bölgede yaşayan diğer hayvanlar için de bir erken uyarı sinyali görevi görürler: bir zürafa sürüsü koşmaya başlarsa, herkes bu koşuya katılır! Yapılan çalışmalara göre, zürafalar insan işitme sınırının altında sesler çıkarıyor ve bu sesleri muhtemelen uzak mesafe iletişimi için kullanıyorlar. Zürafaların neden çoğu insanın favorisi olduğunu anlamak oldukça kolay. Zarif uzun adımları, yoğun kirpik yapıları ve dingin duruşları zürafalara oldukça zarif bir hava katıyor.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Habitat ve Beslenme</span></span><br />
<br />
Bir hayvanat bahçesinde, zürafaların çarpıcı bir görünüşleri vardır. Ama bir de onları, Afrika’da kendi habitatlarında varoluşlarıyla, gerçek bir kamuflaj görevi gören deri desenlerinin gölgeler ve yapraklarla harmanlandığı haliyle düşünün. Zürafalar ağaçlarla kaplı açık Afrikan ovalarında yaşamaya oldukça iyi adapte olmuşlardır. Diğer Afrikan otçulları, yüzeydeki ot ve küçük bitkiler uğruna besin rekabetindeyken, zürafalar taze ve gevrek yapraklarıyla uzun dallara ulaşabilirler.<br />
<br />
Böyle büyük bir hayvanı besleyebilmek için, çok fazla yaprak gerekir. Zürafalar bir günde 75 paund (34 kilogram) yaprak tüketebilirler. Her ısırıkta yalnızca birkaç yaprağı yiyebildikleri için, yemek yemeleri günün çok büyük bir kısmını kapsar. Akasya ağacının yaprakları, zürafalarının favorisidir. Akasya ağacının uzun dikenleri olduğu için çoğu hayvan akasya ağacından beslenemez, ancak bu dikenler zürafaları durdurmaz!<br />
<br />
İlginizi çekebilir: Ağaçlar Birbirleri İle İletişim Kurabilir Mi?<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Zürafa nasıl beslenir?</span></span><br />
<br />
Zürafalar 18 inçlik (46 santimetrelik) dillerini ve kavrama yeteneği güçlü olan dudaklarını dikenlerin etrafında ustaca kullanırlar. Zürafaların dillerinin siyah renkte olmasının sebebinin, yapraklara ulaşırken güneş yanığı olmaktan korunmak için olduğunu düşünülmektedir.<br />
<br />
Zürafalar aynı zamanda, diken yutma durumlarında dikeni kaplayan kalın ve yapışkan tükürüklere sahiptir. San Diego Hayvanat Bahçesinde ve San Diego Hayvanat Bahçesi Safari Parkında, zürafalar yüksek yapay besin ağaçlarının dallarına yerleştirilmiş taze akasya yaprağı, kuru ot, düşük nişastalı ve yüksek lifli bisküvilerle beslenirler.<br />
<br />
Zürafalar yedikleri yaprakları sindiren dört bölümden oluşan mideleriyle, geviş getiren hayvanlardır. Açlık durumlarında geviş getirerek yaşamlarını sürdürürler: yaprakları yedikten sonra, daha iyi öğütmek için, yutulan yaprak kümesi boğazdan tekrar ağza taşınır.<br />
<br />
Akasya yaprakları bolca su içerir, bu sayede zürafalar uzun süre susuz dayanabilirler. Çok susadıklarında, bir göle ya da akan suya doğru uzunca eğilmeleri gerekir. Su içen bir zürafa, timsah gibi avcılar için, kolayca avuçlayabilecekleri bir av pozisyonunda bulunur. Bu yüzden, zürafalar su içmeye sürü halinde giderler ve her zaman avcıları gözetleyen bir nöbetçi bulundururlar. Eğer su kaynağına erişim hayvanat bahçelerindeki gibi kolaysa, zürafalar bir günde 10 galon (38 litre) kadar su içebilirler.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Zürafaların Aile Yaşamı</span></span><br />
<br />
Bebek bir zürafa doğarken, dünyaya önce ön ayakları gelir daha sonra sırayla başı, boynu ve omuzları ortaya çıkar. Zürafa doğumları, yavaş çekimde bir kuğunun suya dalışını andırır! Bunun sebebi, zürafaların göbek kordonlarının 3 fit (1 metre) uzunluğunda olması ve doğumun yarısında kordonun kopmasıyla yeni doğanın yere düşmesidir.<br />
<br />
Bu düşüş yeni doğan yavruya zarar vermemekle birlikte, yavrunun derin bir nefes almasını sağlar. Doğumdan bir saat sonra yavru ayağa kalkabilir ve bir hafta içerisinde de bitkileri tatmaya başlar. Genelde anne zürafa günün çoğu zamanı yavruyu yalnız bırakır. Bu zamanlarda yavru sessizce oturarak annesinin dönmesini bekler.<br />
<br />
Yavru biraz büyüdüğü zaman anne zürafa, yavruyu başka yavruların da bulunduğu “yuva”ya bırakır. Yavrulardan birinin annesi yavrulara bakmak için bu yuvada kalırken, diğer anneler yemek yemeye ve sosyalleşmeye giderler. Yuvada, oynanan oyunlarla yavrular fiziksel ve sosyal açıdan gelişirler.<br />
<br />
Bakıcıları olan anne zürafanın dikkatli gözleri altında, yavrular gün boyu çevrelerini keşfederler. Yavrular dört aylık olduktan sonra yaprak yemeye başlarlar ancak, altı aylıktan dokuz aylığa kadar değişen sürelere kadar yuvada kalmaya devam ederler.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Zürafaların Hayvanat Bahçesi Hikayesi</span></span><br />
<br />
Zürafalar, San Diege Hayvanat Bahçesi konuklarının 1938’den beri dikkatli uzun bakışları altındalar. Hayvanat Bahçesinin ilk zürafaları Afrika’dan büyük bir tantanayla gelen Lofty ve Patches idi. Zürafaları güvenli bir şekilde gemiye bindirmek ve sonrasında New York’tan San Dieogo’ya sürecek olan 10 günlük yolculukları için onları bir kamyona yüklemek hayli zorlu bir işlemdi.<br />
<br />
Ayrıca, varış noktalarına ulaştıkları halde zürafalar kamyondan inmeyi reddetmişlerdi. En sonunda, birinin onlara soğan teklif etmesiyle görev  tamamlanmış ve böylece başka denemelerle hallolmayacak olan işi sebzeler başarmıştı.<br />
<br />
Şu anda Hayvanat Bahçesi, küçük bir Masai zürafa sürüsüne sahip durumda. Hayvanlar ve konuklar için ilginin artması amacıyla, bu sürü Urban Jungle’da bulunan küçük Nubian Soemmering ceylanlarıyla aynı habitatı paylaşıyor. Hayvanat Bahçesi, zürafaları besleme seçenekleri sunuyor. Ziyaret etmeden önce, zürafaların beslenme zamanında gittiğinizden emin olun!<br />
<br />
Safari Parkı, ağlı, Uganda ve Masai zürafalarının evi; zürafalar doğada bulundukları ova habitatlarına benzer şekilde burada bir sürü çeşitli türün yanında, antilop ve gergedanlarla birlikte yaşıyorlar. Zürafa yavrularının yemeklerine rahatça ulaşabildikleri altı adım uzunluğundaki (1.8 metre) besleme merkezleri, yavrulara besin sağlarken, komşuları olan antilop ve gergerdanlardan da korunmuş oluyor. Safari Parkın vahşi yaşam bakım uzmanlarından biri şöyle söylüyor: “Zürafaları ayırt etmek, bulutları izlemeye benziyor.<br />
<br />
Onlara ne kadar uzun bakarsanız, desenlerindeki benzersiz şekilleri daha iyi fark ediyorsunuz. Ve bu bizim onları nasıl ayırt ettiğimizi açıklıyor.” Zürafa bakım uzmanları, her zürafanın benzersiz özelliklerini fotoğraflıyor ve bu fotoğrafları ulaşılabilir bir kaynak olması için bir kitap içerisine yerleştirip, saklıyorlar. Safari Park Doğu Afrika gösterim bölümünde Uganda zürafaları ve ağlı zürafalardan oluşan büyük bir sürü bulunurken,  Masai zürafaları da Parkın Doğu Afrika bölümünde sergileniyor.<br />
<br />
Safari Park Afrikan ovalarında bulunan zürafalar, vahşi yaşam ve ötesi için, istediğiniz zaman yeni Zürafa Kamerası seçeneğiyle, canlı bağlantı videosunu izleyebilirsiniz.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Koruma</span></span><br />
<br />
Zürafa popülasyonları, besi hayvanlarının aşırı otlatılmasına ve yaşanan habitat kaybına bağlı olarak çoğu Afrikan ülkesinde yavaşça azalmaya başlıyor. Bu durum, zürafaların geleceklerinin, yaşadıkları habitatın kalitesinden doğrudan etkilendiğini gösteriyor.<br />
<br />
Geçtiğimiz yüzyılda zürafaların sayıları azalırken, bir zürafa alttürü olan Batı Afrikan ya da Nijeryalı zürafa    Giraffa camelopardalis peralta savunmasız; bir diğer Uganda ya da Rothschild zürafası G.c. rothschildi ise neredeyse soyu tükenme tehlikesi altında. Uganda zürafası tarih boyunca batı Kenya, Uganda ve doğu Sudan’da yaşamını sürdürmesine rağmen, artık neredeyse önceden sahip olduğu tüm çeşitliliği yitirmiş halde izole bir popülasyon olarak Kenya ve Uganda bölgesinde yaşamını sürdürmeye çalışıyor. Nijeryalı zürafalar ise Nijerya’nın küçük bir alanında yaşayan en nadir zürafalar olarak değerlendiriliyorlar.<br />
<br />
Ağlı zürafa G.c. reticulata popülasyonunun, izinsiz avlanma yüzünden sadece 10 yılda yüzde seksene varan endişelendirici bir boyutta azaldığı görülüyor. Etleri, postları, kemik ilikleri ve kuyruk kılları yüzünden vurulan ya da tuzağa düşürülen havyanlar, namlunun ucunda bir hayat sürüyorlar. Bir çok sebep yüzünden, geriye kalan diğer zürafa türleri, soy tükenme tehlikesi altında değiller. Neyse ki, Kenya sahip olduğu üç alt tür olan ağlı zürafalar, Uganda zürafaları ve Masai züfaları G.c. tippelskirchi hakkında bir koruma programını harekete geçirdi.<br />
<br />
Evrensel San Diego Hayvanat Bahçesi, insanların vahşi yaşamla birlikte yaşamasının bir yolunu sağlamak amacıyla, kuzey Kenya’da bir koruma birliği girişimini destekliyor.  San Diego Hayvanat Bahçesinde, zürafa besleme avlumuzda, yüksek lifli büskiviler alıp, zürafaları elden besleme imkanını sunuyoruz. Zürafa büskivilerinin satışında elde edilen bu kazanç ise Afrika’da desteklediğimiz koruma birliklerinin girişimlerini finanse ediyor.<br />
<br />
Yaşamın kıyısında olan zürafaları, yaşama geri döndürmek için Evrensel San Diego Hayvanat Bahçesi Vahşi Yaşamı Koruma birliğini destekleyebilirsiniz. Hep birlikte, yeryüzündeki vahşi yaşamı kurtarabilir ve koruyabiliriz.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Zürafagiller</span></span><br />
<br />
Zürafagiller (Giraffidae), çift toynaklılar (Artiodactyla) takımına ait, geviş getiren bir familya. Bu familya sadece iki ayrı cinse ayrılan iki türden oluşmaktadır: Zürafa ve Okapi.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Özellikler</span></span><br />
<br />
Familyanın iki türü ilk bakışta birbirlerine pek benzemiyor olsalar da, birçok ortak özellikleri vardır. İkisinin de koyu renkli uzun bir dili, tırtıklı yan dişleri ve deri ile kaplı boynuzları vardır. Dilleri çok kıvraktır. Dilleri ile hatta yaprakları tutup koparabilirler. Boynuzları ile dünyaya gelirler. Bu birer kemikten oluşan boynuzları zamanla kafatasları ile birleşir, ömür boyu büyümeye devam etmelerine rağmen sözü edilmeye değer bir ölçüye varmazlar.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Yaşam şekli</span></span><br />
<br />
Familyanın iki türü de yaprak ile beslenir ve bunlara daha rahat ulaşabilmek için uzun bir boyun geliştirmiştir. Okapi ormanlarda yaşadığı için, daha çok açık alanlarda yaşayan zürafa kadar fazla uzun bir boyuna ihtiyacı yoktur. Ayrıca okapi sadece ağaç yaprakları ile değil başka türlü bitkilerle de beslenebilir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Evrim tarihi</span></span><br />
<br />
Geç Miyosen döneminde yaşamış olan Shansitherium ve Palaeotragus<br />
<br />
Zürafagillerin eski çağlarda, bugün olduğundan çok daha fazla türleri olan bir familya oldukları ve ilk olarak Miyosen çağında ortaya çıktıkları kabul edilir. Buzul Çağı'na (Pleistosen) kadar Avrupa ve Asya'da da yaşamışlardır. Sivatherium adı verilen ataları, familyanın sığır zürafaları (Sivatheriinae) adlı, nesli tükenmiş bir kolunu oluşturur.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">DNA dizileme çalışması</span></span><br />
<br />
2016 yılında yapılan bir DNA dizileme çalışmasında, Zürafa (Giraffa camelopardalis), Okapi (Okapia johnstoni) ve Sığır'ın (Bos taurus) genomları incelendi. Okapi ve Zürafa'nın son ortak atasının yaklaşık 11.5 milyon yıl önce yaşadığı hesaplanırken, Zürafagiller ile Boynuzlugillerin son ortak atasının 28 milyon yıl önce yaşadığı hesaplandı.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Zürafa uzun boynuna nasıl kavuştu? </span></span><br />
<br />
Bu sorunun yanıtını arayan Tanzanyalı, Kenyalı, İngiliz ve ABD’li araştırmacılar, zürafanın kalıtımındaki değişimleri inceledi. Ve bu amaçta ilk kez zürafanın en yakın akrabası olan okapisin kalıtımı çözüldü. Analizlerden anlaşıldığı üzere zürafanın iskeleti ve kalp-dolaşım sistemindeki değişimler evrim sürecinde aynı zamanda meydana gelmiş. Zürafanın uzun bacakları, özellikle de uzun boynu onu altı metre kadar yükseğe erişmesini sağlar. Fakat bu eşsiz yapıları iskeleti kadar sinir ve kalp/dolaşım sistemi için de zorluklar yaratır.<br />
<br />
Örneğin iki metre yüksekteki beyne kan pompalayabilmek için son derece güçlü bir kalbe sahiptir. Damarları da mesela hayvanın su içmek için kafasını aniden aşağı doğru eğdiği zaman, basınç farklılıklarını önleyecek şekilde yapılanmıştır. Bu ve diğer davranışlara uyum sağlamaya izin veren genetik değişimlerin hangileri olduğunu Afrika Bilim ve Teknoloji Enstitüsü’nden Morris Agaba, zürafa ve okapi kalıtımını karşılaştırarak inceledi. Okapi ve zürafalar, zürafagiller familyasındaki iki cinsi oluştururlar. Ancak okapinin boynu o kadar uzun değildir. Bilim insanları anavatanı Güney Kenya ve Tanzanya olan iki Maasai zürafasının (Giraffa camelopardalis tippelskirchi) kalıtımını incelemişler.<br />
<br />
Kalıtım analizleri zürafa ve okapisin evrimdeki yollarını sanıldığı gibi 16 milyon yıl önce değil 11,5 yıl önce ayırdıklarını gösteriyor. Zürafaya özel beden yapısını kazandıracak şekilde değişimden geçen toplam yetmiş gen tespit edilmiş. Örneğin boyun omurlarının gelişimini çalıştıran genlerin yapıtaşları değişmiş. Zürafa uzun boynuna rağmen diğer memelilerden daha fazla omura sahip değildir, buna karşın omurlar daha uzundur. İskeleti değiştiren bu tür genetik değişimler, kalp/dolaşım sistemini de etkileyen değişimlerle aynı zamanda gelişmiş. Uzun boyun yapısı nedeniyle zürafaların normalde fizyolojik ve yapısal sorunlar yaşamaları gerekirdi. Bu sorunların çözümü özellikle de güçlü kalp/dolaşım sisteminin, kalp/dolaşım hastalıkları ve yüksek tansiyon gibi rahatsızlıkların tedavilerinde yardımcı olabilir.<br />
<br />
<br />
</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Sivas Kangal Köpeklerinin Kızanlama Mevsimi - Kızgınlık Eşleşme Zamanı]]></title>
			<link>/showthread.php?tid=10115</link>
			<pubDate>Mon, 06 Jul 2020 09:58:22 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="/member.php?action=profile&uid=8">RasitTunca</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">/showthread.php?tid=10115</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Sivas Kangal Köpeklerinin Kızanlama Mevsimi - Kızgınlık Eşleşme Zamanı</span><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Kızgınlık gösterme zamanı :</span> Kızgınlıklar bütün bir yıla yayılmakla beraber, belli mevsimlerde yoğunlaşmak tadır. Kangal köpeklerinde kızgınlık daha çok ilkbahar, yaz ve kış mevsiminde görülür. Bu farklılığın muhtemelen bölgesel iklim ve bakım- beslenmeden kaynaklandığı söylenebilir. Östrus siklusu süresi: Kangal köpeklerinde östrus siklusu gebeliğin olduğu dönemlerde 180 gün civarındadır.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">İlk kızgınlığa ulaşma yaşı:</span> Bu köpek ırkında ilk kızgınlık yaşı 13.8 ay dolayındadır.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Çiftleşme süresi: </span>Ortalama 20 dakikadır.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Kızgınlık gösterme oranı:</span> Bu oran bakım-beslenme şartları ile çok etkilendiğinden % 64 ile % 94 arasında değişir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Gebelik oranı:</span> Gebelik oranı da bakım ve beslenme farklılıklarından dolayı % 64 ile % 94 arasında değişir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Ortalama yavru sayısı:</span> Kangal köpeklerinde bir doğumda ortalama yavru sayısı 7-8 civarında değişmektedir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Ölü doğum oranı :</span> Ölü doğum oranı % 2 ile % l4 arasında değişmekle beraber, çoklu doğum tipinin artışı ile birlikte ölü doğum oranı da artmaktadır.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Yaşama gücü oranı :</span> 15. Gün ile bir yaş yaşama gücü oranı sırası ile % 85 ile % 75 civarındadır.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Büyüme :</span> Ortalama doğum ağırlığı 550 gr civarındadır.<br />
<br />
Doğum sayısının artması ile birlikte doğum ağırlığı azalmaktadır. Cinsiyet, ana yaşı, doğum yılı ve mevsimi doğum büyüklüğü üzerine etkisi önemlidir. Bir yaş civarında ortalama ağırlık ise 35-40 kg arasındadır. Kangal köpeği yavrularında canlı ağırlık artışının en yüksek olduğu dönem 6. ay ile 8. Ay-1 yaş arasında 10.5 kg olarak gerçekleşmiştir. Yavruların 6. Ay sonu ağırlığı 1 yaş canlı ağırlıklarının yarısından fazladır. 8. Ay sonu canlı ağırlıkları ise 1 yaş canlı ağırlığından yaklaşık 6 kg daha fazladır.</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Sivas Kangal Köpeklerinin Kızanlama Mevsimi - Kızgınlık Eşleşme Zamanı</span><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Kızgınlık gösterme zamanı :</span> Kızgınlıklar bütün bir yıla yayılmakla beraber, belli mevsimlerde yoğunlaşmak tadır. Kangal köpeklerinde kızgınlık daha çok ilkbahar, yaz ve kış mevsiminde görülür. Bu farklılığın muhtemelen bölgesel iklim ve bakım- beslenmeden kaynaklandığı söylenebilir. Östrus siklusu süresi: Kangal köpeklerinde östrus siklusu gebeliğin olduğu dönemlerde 180 gün civarındadır.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">İlk kızgınlığa ulaşma yaşı:</span> Bu köpek ırkında ilk kızgınlık yaşı 13.8 ay dolayındadır.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Çiftleşme süresi: </span>Ortalama 20 dakikadır.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Kızgınlık gösterme oranı:</span> Bu oran bakım-beslenme şartları ile çok etkilendiğinden % 64 ile % 94 arasında değişir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Gebelik oranı:</span> Gebelik oranı da bakım ve beslenme farklılıklarından dolayı % 64 ile % 94 arasında değişir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Ortalama yavru sayısı:</span> Kangal köpeklerinde bir doğumda ortalama yavru sayısı 7-8 civarında değişmektedir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Ölü doğum oranı :</span> Ölü doğum oranı % 2 ile % l4 arasında değişmekle beraber, çoklu doğum tipinin artışı ile birlikte ölü doğum oranı da artmaktadır.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Yaşama gücü oranı :</span> 15. Gün ile bir yaş yaşama gücü oranı sırası ile % 85 ile % 75 civarındadır.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Büyüme :</span> Ortalama doğum ağırlığı 550 gr civarındadır.<br />
<br />
Doğum sayısının artması ile birlikte doğum ağırlığı azalmaktadır. Cinsiyet, ana yaşı, doğum yılı ve mevsimi doğum büyüklüğü üzerine etkisi önemlidir. Bir yaş civarında ortalama ağırlık ise 35-40 kg arasındadır. Kangal köpeği yavrularında canlı ağırlık artışının en yüksek olduğu dönem 6. ay ile 8. Ay-1 yaş arasında 10.5 kg olarak gerçekleşmiştir. Yavruların 6. Ay sonu ağırlığı 1 yaş canlı ağırlıklarının yarısından fazladır. 8. Ay sonu canlı ağırlıkları ise 1 yaş canlı ağırlığından yaklaşık 6 kg daha fazladır.</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Tütün Nedir Faydaları Zararları Çeşitleri Nelerdir Altın Tütün Nedir Nerede Yetişir]]></title>
			<link>/showthread.php?tid=8669</link>
			<pubDate>Fri, 28 Feb 2020 07:36:23 +0100</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="/member.php?action=profile&uid=8">RasitTunca</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">/showthread.php?tid=8669</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-family: Georgia;" class="mycode_font"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Tütün Nedir? Faydaları Zararları Nelerdir? <br />
Tütün Çeşitleri Nelerdir? Altın Tütün Nedir? Nerelerde Yetişir?</span><br />
<br />
Besinin Adı<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Türkçe:</span> Tütün<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">İngilizce:</span> Tobacco<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Latince:</span> Nicotiana tabacum<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Vatanı ve İklimi:</span><br />
Ana vatanının Amerika Kıtası olduğu tahmin edilen tütünün, yapılan coğrafi keşifler sonucunda; Amerika’da Mayalılara ait taşlara çizilmiş olan resimlerde, çeşitli kullanım alanlarına ve pipo şekillerine rastlanmıştır. Tütün; başlangıçta dini törenlerde kullanılmış, daha sonraları farklı şekillerde içilmeye başlanmıştır. Keşiflerle beraber tüm dünyaya yayılmıştır. Avrupa’da başlangıçta ilaç olarak kullanılan tütün, zamanla nargile, pipo, puro, çiğneme tütünü, enfiye ve sigara olarak haz vermek maksatlı kullanılmıştır.<br />
<br />
1559 senesinde, Portekiz’de Jean Nicot isimli bir Fransa elçisi tütünü; baş ağrısına, astıma, öksürüğe, kadın hastalıklarına ve mide rahatsızlıklarına iyi geldiğini belirtip, Fransız Kraliçesine sunmuştur. Bu yüzden tütün “Sefir otu” veya “Kraliçe otu” olarak da adlandırılmaktadır.<br />
<br />
Tütün Türkiye’ye 17.yüzyılın başlarında gelmiştir. Osmanlı topraklarında da tıpkı Avrupa’da sanıldığı gibi, başlangıçta ilaç niyetine kullanılmıştır. Osmanlı döneminde, ihracatta önemli bir rolü olan tütünün; son zamanlarda sağlığa olan zararlarından dolayı, üretiminde kısıtlamalar olmuştur.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Bitkisel Özellikleri:</span><br />
Tütün, patlıcangiller familyasına ait tek yıllık bir bitkidir. Aynı zamanda aromatik bitkiler, keyif verici bitkiler ve endüstri bitkileri kategorisinde yer alır.<br />
<br />
Tütünün gelişimi; iklime, coğrafi şartlara ve toprak yapısına göre değişiklik gösterir. Vejetasyon dönemi*, iklime bağlı olarak 80 ila 120 gün arasında değişiklik gösterir. Tütünün gelişme döneminde ihtiyacı olan en düşük sıcaklık 13-15ᵒC, ortalama sıcaklık 26-27ᵒC, en yüksek sıcaklık ise 35-38ᵒC’dir. Düşük nikotinli ve iyi kaliteli tütün elde edilebilmesi için, 1800-3500ᵒC toplam sıcaklık gerekmektedir.<br />
<br />
Tütün gelişimini etkileyen başka bir etken de; toprağın sıcaklığıdır. Çimlenmenin sağlanabilmesi için, toprağın sıcaklığı minimum 11ᵒC olmalıdır. Gelişme döneminde suya ihtiyaç duyan tütün, olgunlaşma döneminde kuraklık ister.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Faydaları ve/veya Zararları:</span><br />
<br />
Bilimsel çalışmalara göre sigara; inme, kalp hastalıkları, akciğer hastalıkları ve diyabet dahil olmak üzere pek çok kronik hastalığa sebep olmaktadır. Aynı zamanda, en az 15 tür kansere sebep olduğu/tetiklediği de belirtilmiştir.<br />
<br />
Sigara tüketim sıklığı 1964’den günümüze %50 oranında azalsa da, dünyada sigara tüketim oranı oldukça yüksektir. Bu oran, ülkeler arasında ve erkek-kadın arasında da değişiklik göstermektedir. Bu azalmaya rağmen tütün kullanımı, ABD’de hastalıkların ve erken ölümlerin en önde gelen nedenidir.<br />
<br />
Tütüne maruz kalan canlılarda görülen kimyasal maddeler; karbon monoksit, polisiklik aromatik hidrokarbonlar, nikotin, uçucu organik bileşikler, metaller ve tütün spesifik nitrozamin (TSNA)’lerdir.<br />
<br />
    Dünya genelinde sigara tüketim oranları hakkında yapılan bir araştırmaya göre; erkeklerde sigara kullanım yaygınlığının ortalama %24 olduğu görülmüştür. Her etnik grup erkekleri arasında eşdeğer oranlar gözlemlenmiştir. Bu oranlar %25 Karayipler, %21 Afrika, %20 Hint, %29 Pakistan, %40 Bangladeş, %21 İrlanda olarak belirlenmiştir. Kadınlar arasında da oranlar değişiklik göstermektedir. Bu oranlar Afrika’ da %10, Hindistan’da %5, Pakistan’da %5, Bangladeş’te %2, İrlanda’da %8 ve Çin’de %26 olarak belirlenmiştir. Erkeklerin dünya genelinde sigara tüketiminin daha fazla olduğu görülmüştür.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Diğer İsimleri :</span> Nicotiana, Tobacco, Tabac<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Botanik Bilgi :</span> Patlıcangiller familyasından olan bitki, bir yıllık ve 1-2 metre boyundadır. Dikine yükselen, otsu bir bitki olup gövdesi yuvarlak ve koyu yeşil renklidir. Yaprakları koyu yeşil renkli, kenarları bütün, geniş mızrak şeklinde, sıra ile dizilmiştir. Çiçekleri salkım demeti gibi bir arada toplanmış olup, ucu pembemsi veya leylâki, geri kısmı sarımsı beyaz renktedir.  Meyveleri kapsül şeklinde kahverengimsi renkte olup içinde küçük tohumlar bulunur.<br />
<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Yetiştirildiği Yerler :</span> Anayurdu Amerika olan bir bitkidir. Türkiye’nin genellikle Ege bölgesinde ve az miktarda Güneydoğu Anadolu’da yetiştirilir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Toplanması - Saklanması :</span> Ağustos’tan Kasım’a kadar yaprakları alttan üstte doğru sırayla toplanır, kurutulur ve hafif ıslatıldıktan sonra tütün fabrikalarına satılır.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Bilinen Bileşimi :</span> Yapraklarında tanen, zamk, nişasta, reçine ve nikotin vardır. Tohumları yağ bakımından zengindir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Kaliteli Tütün Nasıl Anlaşılır?</span><br />
<br />
Yerli tütünün değerinin anlaşılması ile birlikte özellikle Adıyaman Tütünü satışlarında patlama yaşanıyor. Bu durum hem üreticiler hem de satıcılar için sevindirici olsa bile maalesef yeni dolandırıcıların ortaya çıkmasına sebep oluyor. En çok da Adıyaman Çelikhan tütünü adını kullanan dolandırıcılar nereden getirdikleri belirsiz tütünleri kaliteli ve organik tütün diye satmaya çalışıyorlar.<br />
<br />
Biz de bu sebeple bugün kaliteli tütün nasıl anlaşılır, özellikleri nelerdir gibi soruları yanıtlamaya çalışacağız. Bundan sonra sizler de tütün alırken bu hususlara dikkat ederseniz, aslında yerli tütünümüzün ithal sigaralardan çok daha iyi olduğunu görmüş olursunuz. Öncelikle ülkemiz topraklarında yetişen tütünlere bakalım.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Türkiye’de Üretilen Tütünler</span><br />
<br />
Türkiye’nin coğrafik yapısı tütün üretimine oldukça müsait bir ülkedir. Bu yüzden hemen her bölgesinde tütün üretimi yapılır. Kısaca her bir bölge tütününün özelliklerinden bahsedelim:<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Ege Bölgesi Tütünleri</span><br />
<br />
Nikotini düşük, yanmaları yavaş, tatlı içimli, kokulu tütünler olan Ege bölgesi tütünleri, sert karakterli harmanların sertliğini azaltma, yavan içimli harmanları tatlılaştırma ve nötr harmanlara koku verme özellikleri nedeniyle sigara yapımcıları tarafından aranmaktadır. Büyük bir bölümü ihraç edilir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Marmara Bölgesi Tütünleri</span><br />
<br />
Bu bölge tütünleri tip olarak Ege ve Karadeniz bölgesi tütünlerine benzerlik gösterirler. Marmara bölgesi, ekolojisi ve toprak özellikleri sebebiyle polikültür tarım üretimi yapılmakta olduğundan tütün üretimi düşmektedir. Bölgede tütüne uygulanan fiyat politikası da tütün üretimini bitme noktasına getirmiştir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Karadeniz Bölgesi Tütünleri</span><br />
<br />
Karadeniz Bölgesi Tütünleri çok düşük oranda nikotinli, küçük boyutlu, kırmızı, açık kırmızı renkli, ince damarlı, ince nesiçli elastikiyeti, yüksek, tok içimli, tatlı aromatik kokulu tütünlerdir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi Tütünleri</span><br />
<br />
Bu bölge son yıllarda üretim alanı ve miktarında büyük artış göstermiş ve üretimde ikinci sıraya yerleşmiştir. Tütün üretim alanları birbirinden uzak, toprak yapısı çok farklı, ekolojik koşulları değişik yerler olmasından dolayı değişik tipte tütünler üretilmektedir. Küçük boyutlu tütünlerin yanında büyük boyutlu tütünlerde üretilmektedir. Bu bölge tütünleri Ege, Marmara ve Karadeniz bölgesi tütünlerinden fiziksel ve harman özellikleri bakımından çok farklılık göstermektedir. Bu bölge tütünleri içim ve koku yönünden Virginia tipi tütünlere benzemektedir.<br />
<br />
Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi Tütünleri’de kendi içerisinde gruplara ayrılabilir. Yine bir kaç tanesinden bahseder:<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Bitlis Tütünü (Altın Tütün)</span><br />
<br />
Bitlis tütünü ince kıyımlı, altın sarısı renkte, hoş kokulu ve içimi sert bir tütündür. Bitlis tütünü oldukça ince kıyımlı olduğu için damarsızdır.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Muş Tütünü</span><br />
<br />
Muş’ta yetişen tütün çeşididir. Özellikleri Bitlis tütününe oldukça benzer. Çok hafif bir tütündür.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Çelikhan Tütünü</span><br />
<br />
Adıyaman’ın Çelikhan ilçesinde yetiştirilen tütünlerdir. Adıyaman Tütünü ve ya Çelikhan Tütünü adı ile anılır. Ülkemizde yetişen en popüler tütünlerden biridir. Rengi altın sarısına yakın ve ya kızıl olabilir. Kokusu hoştur ve içerken kötü bir tat bırakmaz. Genellikle tatlı sert kıvamda olurlar.<br />
Tütün Almadan Önce Bilinmesi Gerekenler<br />
<br />
Eğer ilk defa tütün alacaksanız bilmeniz gereken bazı hususlar var. Bu hususları madde madde yazalım.<br />
Tütünün Kıyımı<br />
<br />
Yaprak halinde ki tütünler kurutulduktan sonra kıyılır. Tütüncülerin deyimi ile bıçağa vurulur. Tütünün kıyımı içimini yakından ilgilendirir. Tütün 3 farklı boyutta kıyılır:<br />
<br />
    İnce kıyım: Kıyım eni 0,50–0,65 mm<br />
    Orta kıyım: Kıyım eni 0,65–0,85 mm<br />
    Kalın kıyım: Kıyım eni 0,85–1,00 mm<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Kıyım eni inceldikçe:</span><br />
<br />
    Sigaraların yanması kolaylaşır. İnce kıyılmış tütünler daha çabuk yanar çünkü.<br />
    Kıyılmış tütünlerin dolgunluk niteliği artar, dolaylı olarak gramaj azalır.<br />
    Damarlar daha ince kıyılmış olacağından halk deyimi ile odun durumundan çıkar.<br />
    Sigaralar fazla sıkı ve katı olmaz, yumuşak ve esnek olur.<br />
    İnce kıyılmış tütün ile sarılan sigaraların içinde daha fazla boşluk olacağından, nefes çekerken tütünün dumanı ile birlikte daha fazla hava gelecektir. Bu nedenle de içimi daha hafif olur.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Tütünün Sertliği</span><br />
<br />
Tütünün sertliğini büyük ölçü de nikotin oranı belirler. Tütünler hafif, orta, sert ve tatlı sert olmak üzere 4 farklı sertliğe ayrılır. Tütün almadan önce hangi sertlikte içebileceğinize karar vermelisiniz. Eğer ilk defa tütün içecekseniz bir kaç deneme yaptıktan sonra almanız daha mantıklı olacaktır. Bizden alıyorsanız daha önce hangi sigarayı içtiğiniz söylemeniz yeterli olacaktır. Biz o kıvamda bir Çelikhan Tütünü gönderiyoruz.<br />
<br />
Yeni başlayanlar orta ve tatlı sert tütünleri karıştırabiliyorlar. Orta sertlikteki tütünün tatlı sert tütünden biraz daha ağır olduğunu unutmayın.<br />
<br />
Tütünün sertliğini değiştiren bir diğer faktör de nem oranıdır. Eğer tütününüz çok kurursa oldukça sert bir kıvam alacaktır. Fakat fazlada nemlendirmeyin. Aksi taktirde nefes vermez ve kısa sürede bozulur.<br />
Tütünün Tatlılığı<br />
<br />
Bir tütünü içtiğinizde acı tat bırakıyorsa bunun iki nedeni vardır.<br />
<br />
    Bu tütün çok kalitesizdir.<br />
    Tütüne güzel koku ve renk vermesi için katkı maddeleri eklenmiştir.<br />
<br />
Kaliteli tütünler hiç bir zaman acı bir tat bırakmaz. Sert tütün ile acı tadı karıştırmayın. Kaliteli tütünlerin içerken keyif veren hoş bir aroması vardır.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Tütünün Kokusu</span><br />
<br />
Tütünün yanmadan önce ki ve yandıktan sonra ki kokusu oldukça farklıdır. Uzun bir süre tütün kullanan kişiler tütünün kalitesini kokusundan anlayabilecek seviyeye gelebiliyorlar. Önce yanmamış haldeki bir tütünün kokusundan bahsedelim.<br />
<br />
Eğer tütün kalitesiz ise acı ve keskin bir kokusu vardır. Koklayınca genzi yakar. Bunun yanında tezek ve ot gibi kokan tütünler vardır ki bunlar da kalitesiz tütünlerdir.<br />
<br />
Tütünün yandıktan sonraki kokusu ise ağır olmamalıdır. Hem içeni hem de çevredeki insanları rahatsız edecek kadar ağır bir kokusu varsa kalitesiz bir tütündür. Kalitesiz tütünlerin kokusu kısa bir sürede elinizde ve üst başınıza da siner. Oldukça rahatsız edici bir kokudur.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Tütünün Rengi</span><br />
<br />
Tütünün kalitesini gösteren bir diğer önemli detay rengidir. Fakat her bölgenin tütünün farklı renklerde oluyor. Kimi bölgelerin tütünü altın renginde olurken kimileri kızıl renkte olabiliyor. O yüzden bu konu hakkında fazla yazmayacağım. Fakat şunu da söylemeden geçmeyelim. Dolandırıcılar kalitesiz tütünlere kükürt ekleyerek altın sarısı renk elde ediyorlar. Yani tütünün rengine kanıp hemen almayın. Rengini beğendiyseniz bile içimine de mutlaka bakın.<br />
<br />
Tütünün kül rengi de kalitesi hakkında ip ucu verebilir. Katkı maddeli ve kalitesiz tütünlerin kül renkleri oldukça koyu olur.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">SİGARA VE TÜTÜN BAĞIMLILIĞI </span><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Tütün bağımlılığı nedir?</span><br />
<br />
Sigara dünyada ve ülkemizde önemli bir halk sağlığı sorunudur ve yüksek oranda nikotin içerdiği için bağımlılık yapma potansiyeline sahiptir.<br />
<br />
Sigara, nargile, pipo içme veya dumanının solunması zamanla kişide psikolojik ve fiziksel bağımlılık oluşturur. Tütün ürünlerinde 4000’den fazla kimyasal madde bulunmaktadır. Esas bağımlılık yapan madde nikotindir. Koklanarak burundan çekilen ya da çiğnenen dumansız tütünler de nikotin kadar yüksek düzeyde zehir içermektedir.<br />
 <br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Yol açtığı sağlık sorunları</span><br />
<br />
    Kalp ve damar hastalıkları<br />
    Bronşların daralması sonucu akciğer rahatsızlıkları ve KOAH<br />
    Damarlarda tıkanma ve buna bağlı felç<br />
    Midede gastrit, ülser ve mide kanseri<br />
    Ciltte sararma, kırışıklık, cilt kanseri<br />
    Ağız kokusu ve dişlerde sararma<br />
    Gebelikte sigara içilmesi erken doğuma ve buna bağlı olarak çeşitli gelişim bozukluklarına, doğum sonrası ise sütün kesilmesine yol açar.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Sigarayı bıraktıktan sonra ...</span><br />
<br />
    Sigarayı bıraktıktan 2 saat sonra nikotin vücudunuzu terk etmeye başlar.<br />
    6 saat sonra kalp atış hızı ve kan basıncı düşmeye başlar.<br />
    12 saat sonra sigara dumanından kaynaklanan zehirli karbonmonoksit kan dolaşımınızdan temizlenir ve ciğerlerinizin daha iyi çalışmasını sağlar.<br />
    2 gün sonra tat ve koku duyularınız keskinleşir.<br />
    2-12 hafta içinde kan dolaşımı iyileşir, bu da yürüme, koşma gibi fiziksel aktiviteleri kolaylaştırır.<br />
    3-9 hafta sonra öksürme, nefes darlığı, hırıltı gibi problemler azalır ve akciğerleriniz güçlenir.<br />
    5 yıl içinde kalp krizi riski yarı yarıya azalır.<br />
    10 yıl sonra akciğer kanseri riski yarıya inerken kalp krizi riski hiç sigara içmemiş bir kişinin riskiyle aynı orana düşer.<br />
<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Biliyor musunuz?</span><br />
<br />
    Dünyada her yıl 6 milyon kişi sigara sebebiyle hayatını kaybetmektedir. Bu sayı her 10 saniyede bir kişinin sigaradan ölmesi demektir.<br />
    Günde yaklaşık yarım paket sigara içen bir insan her gün beynine 300 nikotin vuruşu gönderiyor.<br />
<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Bırakmak mümkün!</span><br />
<br />
Sigara bırakma tedavisinde davranış danışmanlığı ve ilaç tedavisi büyük önem taşımaktadır. Ülkemizde pek çok hastanede Sigara Bırakma Poliklinikleri bulunmaktadır. Ayrıca özel sağlık kurumları da sigarayı bırakmaya yönelik ilaç ve psikolojik tedavi hizmeti vermektedir.<br />
<br />
İlaç tedavisinin amacı, sigaranın bırakılmasını izleyen dönemde ortaya çıkan nikotin yoksunluğunu gidermektir. Bu ilaçlar doktor tarafından reçeteli olarak verilmektedir. Bunun dışında bir sağlık uzmanına başvurmadan satılan sigara bırakma ürünlerine itibar etmeyiniz.<br />
<br />
Sigara içmenin ruhsal ve davranışsal yönleri olduğu da gözden kaçırılmamalıdır. Bu faktörler yeterince incelenmezse, nikotin yoksunluğu geçtikten sonra kişi tekrar sigaraya başlayabilir. Hastanın bağımlılık kriterlerine göre planlanan psikolojik tedavide baş etme becerileri, öfke kontrolü, aile görüşmesi, motivasyona yönelik çalışmalar ve değişik terapi yöntemleri uygulanmaktadır.<br />
<br />
    Bırakma tarihi belirleyin.<br />
    Çevrenizdeki kişilere sigarayı bırakmayı planladığınızı söyleyin.<br />
    Karşılaşabileceğiniz zorlukları kestirmeye çalışın ve plan yapın.<br />
    Çevrenizdeki bütün sigara, çakmak, kibrit ve kül tablalarını uzaklaştırın.<br />
    Bırakmanın yararlarını düşünün.<br />
    Yapacak, ilgilenecek yeni şeyler bulun.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Çocuğunuz sigara kullanıyorsa</span><br />
<br />
    Çocuğunuzu sigara içerken yakaladığınızda zarar vermeden sadece elindeki paketi alın ve sigara içilmemesi ile ilgili ev ya da okul kurallarını hatırlatın.<br />
    Sigara ile her yakaladığınızda aynı tepkiyi verin. Önemli olan tutarlı tepkiler vermektir. Sınırlarınız net olsun.<br />
    Kurallara siz de uyun, çocuklar sizi sigara içerken görmemeli.<br />
    Nasihat dilini kullanmadan sigaranın etkileri hakkında konuşun. Doğru bilgileri öğrenmesini sağlayın.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Risk faktörleri</span><br />
<br />
    Nikotin yüksek oranda bağımlılık yapıcıdır. <br />
    Bırakmaya çalışan içicilerin en az yarısında önemli oranda yoksunluk semptomları ortaya çıkar. <br />
    Kullanıcılar sigarasız bir hayatı hayal etmekte zorlanırlar. Bazı kullanıcılar tek başlarına yardımsız bırakabileceklerini düşünürler. <br />
    Bazı kullanıcılar olumsuz duygularla baş etme stratejileriyle ilgili sınırlı birikime sahiptir ya da sigarayı bırakmanın çok kolay olduğunu, dolayısıyla bununla uğraşmaya gerek olmadığını düşünürler.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Pasif İçicilik</span><br />
<br />
Pasif içici, sigara kullanmayan ama sigara dumanına maruz kalan kişidir. Pasif içici olmanın etkileri sigara dumanına maruz kalmanın zamanı, yoğunluğu ve sıklığına göre değişmekle beraber her yıl milyonlarca insan sigaranın neden olduğu hastalıklar nedeni ile ölmektedir.<br />
<br />
    Tütün dumanına maruz kalmak kanser, kalp hastalıkları ve KOAH gibi birçok hastalığa neden olmaktadır.<br />
    Çocuklar tütün dumanının zararlı etkilerine karşı çok daha hassastırlar.<br />
    Tütün dumanına sadece 30 dakika bile maruz kalmak, uzun süreli sigara kullanıcılarında beliren fiziksel etkileri ortaya çıkarmaktadır.</span></span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-family: Georgia;" class="mycode_font"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Tütün Nedir? Faydaları Zararları Nelerdir? <br />
Tütün Çeşitleri Nelerdir? Altın Tütün Nedir? Nerelerde Yetişir?</span><br />
<br />
Besinin Adı<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Türkçe:</span> Tütün<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">İngilizce:</span> Tobacco<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Latince:</span> Nicotiana tabacum<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Vatanı ve İklimi:</span><br />
Ana vatanının Amerika Kıtası olduğu tahmin edilen tütünün, yapılan coğrafi keşifler sonucunda; Amerika’da Mayalılara ait taşlara çizilmiş olan resimlerde, çeşitli kullanım alanlarına ve pipo şekillerine rastlanmıştır. Tütün; başlangıçta dini törenlerde kullanılmış, daha sonraları farklı şekillerde içilmeye başlanmıştır. Keşiflerle beraber tüm dünyaya yayılmıştır. Avrupa’da başlangıçta ilaç olarak kullanılan tütün, zamanla nargile, pipo, puro, çiğneme tütünü, enfiye ve sigara olarak haz vermek maksatlı kullanılmıştır.<br />
<br />
1559 senesinde, Portekiz’de Jean Nicot isimli bir Fransa elçisi tütünü; baş ağrısına, astıma, öksürüğe, kadın hastalıklarına ve mide rahatsızlıklarına iyi geldiğini belirtip, Fransız Kraliçesine sunmuştur. Bu yüzden tütün “Sefir otu” veya “Kraliçe otu” olarak da adlandırılmaktadır.<br />
<br />
Tütün Türkiye’ye 17.yüzyılın başlarında gelmiştir. Osmanlı topraklarında da tıpkı Avrupa’da sanıldığı gibi, başlangıçta ilaç niyetine kullanılmıştır. Osmanlı döneminde, ihracatta önemli bir rolü olan tütünün; son zamanlarda sağlığa olan zararlarından dolayı, üretiminde kısıtlamalar olmuştur.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Bitkisel Özellikleri:</span><br />
Tütün, patlıcangiller familyasına ait tek yıllık bir bitkidir. Aynı zamanda aromatik bitkiler, keyif verici bitkiler ve endüstri bitkileri kategorisinde yer alır.<br />
<br />
Tütünün gelişimi; iklime, coğrafi şartlara ve toprak yapısına göre değişiklik gösterir. Vejetasyon dönemi*, iklime bağlı olarak 80 ila 120 gün arasında değişiklik gösterir. Tütünün gelişme döneminde ihtiyacı olan en düşük sıcaklık 13-15ᵒC, ortalama sıcaklık 26-27ᵒC, en yüksek sıcaklık ise 35-38ᵒC’dir. Düşük nikotinli ve iyi kaliteli tütün elde edilebilmesi için, 1800-3500ᵒC toplam sıcaklık gerekmektedir.<br />
<br />
Tütün gelişimini etkileyen başka bir etken de; toprağın sıcaklığıdır. Çimlenmenin sağlanabilmesi için, toprağın sıcaklığı minimum 11ᵒC olmalıdır. Gelişme döneminde suya ihtiyaç duyan tütün, olgunlaşma döneminde kuraklık ister.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Faydaları ve/veya Zararları:</span><br />
<br />
Bilimsel çalışmalara göre sigara; inme, kalp hastalıkları, akciğer hastalıkları ve diyabet dahil olmak üzere pek çok kronik hastalığa sebep olmaktadır. Aynı zamanda, en az 15 tür kansere sebep olduğu/tetiklediği de belirtilmiştir.<br />
<br />
Sigara tüketim sıklığı 1964’den günümüze %50 oranında azalsa da, dünyada sigara tüketim oranı oldukça yüksektir. Bu oran, ülkeler arasında ve erkek-kadın arasında da değişiklik göstermektedir. Bu azalmaya rağmen tütün kullanımı, ABD’de hastalıkların ve erken ölümlerin en önde gelen nedenidir.<br />
<br />
Tütüne maruz kalan canlılarda görülen kimyasal maddeler; karbon monoksit, polisiklik aromatik hidrokarbonlar, nikotin, uçucu organik bileşikler, metaller ve tütün spesifik nitrozamin (TSNA)’lerdir.<br />
<br />
    Dünya genelinde sigara tüketim oranları hakkında yapılan bir araştırmaya göre; erkeklerde sigara kullanım yaygınlığının ortalama %24 olduğu görülmüştür. Her etnik grup erkekleri arasında eşdeğer oranlar gözlemlenmiştir. Bu oranlar %25 Karayipler, %21 Afrika, %20 Hint, %29 Pakistan, %40 Bangladeş, %21 İrlanda olarak belirlenmiştir. Kadınlar arasında da oranlar değişiklik göstermektedir. Bu oranlar Afrika’ da %10, Hindistan’da %5, Pakistan’da %5, Bangladeş’te %2, İrlanda’da %8 ve Çin’de %26 olarak belirlenmiştir. Erkeklerin dünya genelinde sigara tüketiminin daha fazla olduğu görülmüştür.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Diğer İsimleri :</span> Nicotiana, Tobacco, Tabac<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Botanik Bilgi :</span> Patlıcangiller familyasından olan bitki, bir yıllık ve 1-2 metre boyundadır. Dikine yükselen, otsu bir bitki olup gövdesi yuvarlak ve koyu yeşil renklidir. Yaprakları koyu yeşil renkli, kenarları bütün, geniş mızrak şeklinde, sıra ile dizilmiştir. Çiçekleri salkım demeti gibi bir arada toplanmış olup, ucu pembemsi veya leylâki, geri kısmı sarımsı beyaz renktedir.  Meyveleri kapsül şeklinde kahverengimsi renkte olup içinde küçük tohumlar bulunur.<br />
<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Yetiştirildiği Yerler :</span> Anayurdu Amerika olan bir bitkidir. Türkiye’nin genellikle Ege bölgesinde ve az miktarda Güneydoğu Anadolu’da yetiştirilir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Toplanması - Saklanması :</span> Ağustos’tan Kasım’a kadar yaprakları alttan üstte doğru sırayla toplanır, kurutulur ve hafif ıslatıldıktan sonra tütün fabrikalarına satılır.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Bilinen Bileşimi :</span> Yapraklarında tanen, zamk, nişasta, reçine ve nikotin vardır. Tohumları yağ bakımından zengindir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Kaliteli Tütün Nasıl Anlaşılır?</span><br />
<br />
Yerli tütünün değerinin anlaşılması ile birlikte özellikle Adıyaman Tütünü satışlarında patlama yaşanıyor. Bu durum hem üreticiler hem de satıcılar için sevindirici olsa bile maalesef yeni dolandırıcıların ortaya çıkmasına sebep oluyor. En çok da Adıyaman Çelikhan tütünü adını kullanan dolandırıcılar nereden getirdikleri belirsiz tütünleri kaliteli ve organik tütün diye satmaya çalışıyorlar.<br />
<br />
Biz de bu sebeple bugün kaliteli tütün nasıl anlaşılır, özellikleri nelerdir gibi soruları yanıtlamaya çalışacağız. Bundan sonra sizler de tütün alırken bu hususlara dikkat ederseniz, aslında yerli tütünümüzün ithal sigaralardan çok daha iyi olduğunu görmüş olursunuz. Öncelikle ülkemiz topraklarında yetişen tütünlere bakalım.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Türkiye’de Üretilen Tütünler</span><br />
<br />
Türkiye’nin coğrafik yapısı tütün üretimine oldukça müsait bir ülkedir. Bu yüzden hemen her bölgesinde tütün üretimi yapılır. Kısaca her bir bölge tütününün özelliklerinden bahsedelim:<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Ege Bölgesi Tütünleri</span><br />
<br />
Nikotini düşük, yanmaları yavaş, tatlı içimli, kokulu tütünler olan Ege bölgesi tütünleri, sert karakterli harmanların sertliğini azaltma, yavan içimli harmanları tatlılaştırma ve nötr harmanlara koku verme özellikleri nedeniyle sigara yapımcıları tarafından aranmaktadır. Büyük bir bölümü ihraç edilir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Marmara Bölgesi Tütünleri</span><br />
<br />
Bu bölge tütünleri tip olarak Ege ve Karadeniz bölgesi tütünlerine benzerlik gösterirler. Marmara bölgesi, ekolojisi ve toprak özellikleri sebebiyle polikültür tarım üretimi yapılmakta olduğundan tütün üretimi düşmektedir. Bölgede tütüne uygulanan fiyat politikası da tütün üretimini bitme noktasına getirmiştir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Karadeniz Bölgesi Tütünleri</span><br />
<br />
Karadeniz Bölgesi Tütünleri çok düşük oranda nikotinli, küçük boyutlu, kırmızı, açık kırmızı renkli, ince damarlı, ince nesiçli elastikiyeti, yüksek, tok içimli, tatlı aromatik kokulu tütünlerdir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi Tütünleri</span><br />
<br />
Bu bölge son yıllarda üretim alanı ve miktarında büyük artış göstermiş ve üretimde ikinci sıraya yerleşmiştir. Tütün üretim alanları birbirinden uzak, toprak yapısı çok farklı, ekolojik koşulları değişik yerler olmasından dolayı değişik tipte tütünler üretilmektedir. Küçük boyutlu tütünlerin yanında büyük boyutlu tütünlerde üretilmektedir. Bu bölge tütünleri Ege, Marmara ve Karadeniz bölgesi tütünlerinden fiziksel ve harman özellikleri bakımından çok farklılık göstermektedir. Bu bölge tütünleri içim ve koku yönünden Virginia tipi tütünlere benzemektedir.<br />
<br />
Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi Tütünleri’de kendi içerisinde gruplara ayrılabilir. Yine bir kaç tanesinden bahseder:<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Bitlis Tütünü (Altın Tütün)</span><br />
<br />
Bitlis tütünü ince kıyımlı, altın sarısı renkte, hoş kokulu ve içimi sert bir tütündür. Bitlis tütünü oldukça ince kıyımlı olduğu için damarsızdır.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Muş Tütünü</span><br />
<br />
Muş’ta yetişen tütün çeşididir. Özellikleri Bitlis tütününe oldukça benzer. Çok hafif bir tütündür.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Çelikhan Tütünü</span><br />
<br />
Adıyaman’ın Çelikhan ilçesinde yetiştirilen tütünlerdir. Adıyaman Tütünü ve ya Çelikhan Tütünü adı ile anılır. Ülkemizde yetişen en popüler tütünlerden biridir. Rengi altın sarısına yakın ve ya kızıl olabilir. Kokusu hoştur ve içerken kötü bir tat bırakmaz. Genellikle tatlı sert kıvamda olurlar.<br />
Tütün Almadan Önce Bilinmesi Gerekenler<br />
<br />
Eğer ilk defa tütün alacaksanız bilmeniz gereken bazı hususlar var. Bu hususları madde madde yazalım.<br />
Tütünün Kıyımı<br />
<br />
Yaprak halinde ki tütünler kurutulduktan sonra kıyılır. Tütüncülerin deyimi ile bıçağa vurulur. Tütünün kıyımı içimini yakından ilgilendirir. Tütün 3 farklı boyutta kıyılır:<br />
<br />
    İnce kıyım: Kıyım eni 0,50–0,65 mm<br />
    Orta kıyım: Kıyım eni 0,65–0,85 mm<br />
    Kalın kıyım: Kıyım eni 0,85–1,00 mm<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Kıyım eni inceldikçe:</span><br />
<br />
    Sigaraların yanması kolaylaşır. İnce kıyılmış tütünler daha çabuk yanar çünkü.<br />
    Kıyılmış tütünlerin dolgunluk niteliği artar, dolaylı olarak gramaj azalır.<br />
    Damarlar daha ince kıyılmış olacağından halk deyimi ile odun durumundan çıkar.<br />
    Sigaralar fazla sıkı ve katı olmaz, yumuşak ve esnek olur.<br />
    İnce kıyılmış tütün ile sarılan sigaraların içinde daha fazla boşluk olacağından, nefes çekerken tütünün dumanı ile birlikte daha fazla hava gelecektir. Bu nedenle de içimi daha hafif olur.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Tütünün Sertliği</span><br />
<br />
Tütünün sertliğini büyük ölçü de nikotin oranı belirler. Tütünler hafif, orta, sert ve tatlı sert olmak üzere 4 farklı sertliğe ayrılır. Tütün almadan önce hangi sertlikte içebileceğinize karar vermelisiniz. Eğer ilk defa tütün içecekseniz bir kaç deneme yaptıktan sonra almanız daha mantıklı olacaktır. Bizden alıyorsanız daha önce hangi sigarayı içtiğiniz söylemeniz yeterli olacaktır. Biz o kıvamda bir Çelikhan Tütünü gönderiyoruz.<br />
<br />
Yeni başlayanlar orta ve tatlı sert tütünleri karıştırabiliyorlar. Orta sertlikteki tütünün tatlı sert tütünden biraz daha ağır olduğunu unutmayın.<br />
<br />
Tütünün sertliğini değiştiren bir diğer faktör de nem oranıdır. Eğer tütününüz çok kurursa oldukça sert bir kıvam alacaktır. Fakat fazlada nemlendirmeyin. Aksi taktirde nefes vermez ve kısa sürede bozulur.<br />
Tütünün Tatlılığı<br />
<br />
Bir tütünü içtiğinizde acı tat bırakıyorsa bunun iki nedeni vardır.<br />
<br />
    Bu tütün çok kalitesizdir.<br />
    Tütüne güzel koku ve renk vermesi için katkı maddeleri eklenmiştir.<br />
<br />
Kaliteli tütünler hiç bir zaman acı bir tat bırakmaz. Sert tütün ile acı tadı karıştırmayın. Kaliteli tütünlerin içerken keyif veren hoş bir aroması vardır.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Tütünün Kokusu</span><br />
<br />
Tütünün yanmadan önce ki ve yandıktan sonra ki kokusu oldukça farklıdır. Uzun bir süre tütün kullanan kişiler tütünün kalitesini kokusundan anlayabilecek seviyeye gelebiliyorlar. Önce yanmamış haldeki bir tütünün kokusundan bahsedelim.<br />
<br />
Eğer tütün kalitesiz ise acı ve keskin bir kokusu vardır. Koklayınca genzi yakar. Bunun yanında tezek ve ot gibi kokan tütünler vardır ki bunlar da kalitesiz tütünlerdir.<br />
<br />
Tütünün yandıktan sonraki kokusu ise ağır olmamalıdır. Hem içeni hem de çevredeki insanları rahatsız edecek kadar ağır bir kokusu varsa kalitesiz bir tütündür. Kalitesiz tütünlerin kokusu kısa bir sürede elinizde ve üst başınıza da siner. Oldukça rahatsız edici bir kokudur.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Tütünün Rengi</span><br />
<br />
Tütünün kalitesini gösteren bir diğer önemli detay rengidir. Fakat her bölgenin tütünün farklı renklerde oluyor. Kimi bölgelerin tütünü altın renginde olurken kimileri kızıl renkte olabiliyor. O yüzden bu konu hakkında fazla yazmayacağım. Fakat şunu da söylemeden geçmeyelim. Dolandırıcılar kalitesiz tütünlere kükürt ekleyerek altın sarısı renk elde ediyorlar. Yani tütünün rengine kanıp hemen almayın. Rengini beğendiyseniz bile içimine de mutlaka bakın.<br />
<br />
Tütünün kül rengi de kalitesi hakkında ip ucu verebilir. Katkı maddeli ve kalitesiz tütünlerin kül renkleri oldukça koyu olur.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">SİGARA VE TÜTÜN BAĞIMLILIĞI </span><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Tütün bağımlılığı nedir?</span><br />
<br />
Sigara dünyada ve ülkemizde önemli bir halk sağlığı sorunudur ve yüksek oranda nikotin içerdiği için bağımlılık yapma potansiyeline sahiptir.<br />
<br />
Sigara, nargile, pipo içme veya dumanının solunması zamanla kişide psikolojik ve fiziksel bağımlılık oluşturur. Tütün ürünlerinde 4000’den fazla kimyasal madde bulunmaktadır. Esas bağımlılık yapan madde nikotindir. Koklanarak burundan çekilen ya da çiğnenen dumansız tütünler de nikotin kadar yüksek düzeyde zehir içermektedir.<br />
 <br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Yol açtığı sağlık sorunları</span><br />
<br />
    Kalp ve damar hastalıkları<br />
    Bronşların daralması sonucu akciğer rahatsızlıkları ve KOAH<br />
    Damarlarda tıkanma ve buna bağlı felç<br />
    Midede gastrit, ülser ve mide kanseri<br />
    Ciltte sararma, kırışıklık, cilt kanseri<br />
    Ağız kokusu ve dişlerde sararma<br />
    Gebelikte sigara içilmesi erken doğuma ve buna bağlı olarak çeşitli gelişim bozukluklarına, doğum sonrası ise sütün kesilmesine yol açar.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Sigarayı bıraktıktan sonra ...</span><br />
<br />
    Sigarayı bıraktıktan 2 saat sonra nikotin vücudunuzu terk etmeye başlar.<br />
    6 saat sonra kalp atış hızı ve kan basıncı düşmeye başlar.<br />
    12 saat sonra sigara dumanından kaynaklanan zehirli karbonmonoksit kan dolaşımınızdan temizlenir ve ciğerlerinizin daha iyi çalışmasını sağlar.<br />
    2 gün sonra tat ve koku duyularınız keskinleşir.<br />
    2-12 hafta içinde kan dolaşımı iyileşir, bu da yürüme, koşma gibi fiziksel aktiviteleri kolaylaştırır.<br />
    3-9 hafta sonra öksürme, nefes darlığı, hırıltı gibi problemler azalır ve akciğerleriniz güçlenir.<br />
    5 yıl içinde kalp krizi riski yarı yarıya azalır.<br />
    10 yıl sonra akciğer kanseri riski yarıya inerken kalp krizi riski hiç sigara içmemiş bir kişinin riskiyle aynı orana düşer.<br />
<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Biliyor musunuz?</span><br />
<br />
    Dünyada her yıl 6 milyon kişi sigara sebebiyle hayatını kaybetmektedir. Bu sayı her 10 saniyede bir kişinin sigaradan ölmesi demektir.<br />
    Günde yaklaşık yarım paket sigara içen bir insan her gün beynine 300 nikotin vuruşu gönderiyor.<br />
<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Bırakmak mümkün!</span><br />
<br />
Sigara bırakma tedavisinde davranış danışmanlığı ve ilaç tedavisi büyük önem taşımaktadır. Ülkemizde pek çok hastanede Sigara Bırakma Poliklinikleri bulunmaktadır. Ayrıca özel sağlık kurumları da sigarayı bırakmaya yönelik ilaç ve psikolojik tedavi hizmeti vermektedir.<br />
<br />
İlaç tedavisinin amacı, sigaranın bırakılmasını izleyen dönemde ortaya çıkan nikotin yoksunluğunu gidermektir. Bu ilaçlar doktor tarafından reçeteli olarak verilmektedir. Bunun dışında bir sağlık uzmanına başvurmadan satılan sigara bırakma ürünlerine itibar etmeyiniz.<br />
<br />
Sigara içmenin ruhsal ve davranışsal yönleri olduğu da gözden kaçırılmamalıdır. Bu faktörler yeterince incelenmezse, nikotin yoksunluğu geçtikten sonra kişi tekrar sigaraya başlayabilir. Hastanın bağımlılık kriterlerine göre planlanan psikolojik tedavide baş etme becerileri, öfke kontrolü, aile görüşmesi, motivasyona yönelik çalışmalar ve değişik terapi yöntemleri uygulanmaktadır.<br />
<br />
    Bırakma tarihi belirleyin.<br />
    Çevrenizdeki kişilere sigarayı bırakmayı planladığınızı söyleyin.<br />
    Karşılaşabileceğiniz zorlukları kestirmeye çalışın ve plan yapın.<br />
    Çevrenizdeki bütün sigara, çakmak, kibrit ve kül tablalarını uzaklaştırın.<br />
    Bırakmanın yararlarını düşünün.<br />
    Yapacak, ilgilenecek yeni şeyler bulun.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Çocuğunuz sigara kullanıyorsa</span><br />
<br />
    Çocuğunuzu sigara içerken yakaladığınızda zarar vermeden sadece elindeki paketi alın ve sigara içilmemesi ile ilgili ev ya da okul kurallarını hatırlatın.<br />
    Sigara ile her yakaladığınızda aynı tepkiyi verin. Önemli olan tutarlı tepkiler vermektir. Sınırlarınız net olsun.<br />
    Kurallara siz de uyun, çocuklar sizi sigara içerken görmemeli.<br />
    Nasihat dilini kullanmadan sigaranın etkileri hakkında konuşun. Doğru bilgileri öğrenmesini sağlayın.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Risk faktörleri</span><br />
<br />
    Nikotin yüksek oranda bağımlılık yapıcıdır. <br />
    Bırakmaya çalışan içicilerin en az yarısında önemli oranda yoksunluk semptomları ortaya çıkar. <br />
    Kullanıcılar sigarasız bir hayatı hayal etmekte zorlanırlar. Bazı kullanıcılar tek başlarına yardımsız bırakabileceklerini düşünürler. <br />
    Bazı kullanıcılar olumsuz duygularla baş etme stratejileriyle ilgili sınırlı birikime sahiptir ya da sigarayı bırakmanın çok kolay olduğunu, dolayısıyla bununla uğraşmaya gerek olmadığını düşünürler.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Pasif İçicilik</span><br />
<br />
Pasif içici, sigara kullanmayan ama sigara dumanına maruz kalan kişidir. Pasif içici olmanın etkileri sigara dumanına maruz kalmanın zamanı, yoğunluğu ve sıklığına göre değişmekle beraber her yıl milyonlarca insan sigaranın neden olduğu hastalıklar nedeni ile ölmektedir.<br />
<br />
    Tütün dumanına maruz kalmak kanser, kalp hastalıkları ve KOAH gibi birçok hastalığa neden olmaktadır.<br />
    Çocuklar tütün dumanının zararlı etkilerine karşı çok daha hassastırlar.<br />
    Tütün dumanına sadece 30 dakika bile maruz kalmak, uzun süreli sigara kullanıcılarında beliren fiziksel etkileri ortaya çıkarmaktadır.</span></span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Kedilerde 10 Davranış Problemi ve Çözüm Yolları]]></title>
			<link>/showthread.php?tid=7388</link>
			<pubDate>Sat, 03 Aug 2019 15:02:19 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="/member.php?action=profile&uid=8">RasitTunca</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">/showthread.php?tid=7388</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-family: Georgia;" class="mycode_font"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Kedilerde 10 Davranış Problemi ve Çözüm Yolları</span><br />
<br />
Kedilerin davranışları hiçbir zaman yüzde 100 çözümlenemese de, kedilerde davranış sorunları kolayca gözlemlenebilir.<br />
<br />
“Kedim tuvaletini yapmıyor, kedim idrar püskürtüyor, kedim evin her yerini tırmalıyor, kedim sert oynuyor, kedim beni sık boğaz ediyor, kedim sürekli miyavlıyor” gibi sorularınız varsa bu durum son derece doğal.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Kedilerde 10 davranış problemi ve çözüm yolları şöyle:</span><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">♦ Kum kabından kaçınmak</span><br />
Kediniz kum kabını boykot mu ediyor? Bu durum genellikle kumunu ya da kum kabını sevmediğinden meydana gelir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">♦ İdrarla işaretleme ya da püskürtme</span><br />
Kediler idrarlarını diğer kedilerden kaçınmak için kullanabilirler. Başka bir kediyle kavga ettiklerinde, kendilerini güvende hissetmediklerinde ya da bir dost aradıklarında bu yola başvururlar.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">♦ Tırmalama</span><br />
Kediler oyun oynamak, gerinmek, pençelerini keskinleştirmek ve kendi alanlarını işaretlemek için tırmalama yoluna giderler.<br />
<br />
Peki, içeride yaşayan kediler nasıl mutlu edilir? Yanıtını da sizler için araştırdık.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">♦ Kediler ve ‘sert’ oyun</span><br />
Kediler oynamaya başladıklarında bunun bir oyun ya da gerçek olduğunu söylemek zordur. Üzerinize atlarlar, size vururlar, tırnaklarıyla çizerler ve ısırırlar.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">♦ Sınırlarınızı zorlayıcı davranışlar</span><br />
Bazen kediniz bir şeyi sürekli ve sürekli yaparak sizin canınızı sıkabilir. Bu durum genellikle normaldir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">♦ Hiperaktif geceler</span><br />
İnsanların uykusunun en ağır dönemleri olan geceler, kedinizin en hareketli zamanları olabilir. Oradan oraya zıplarlar ve genellikle uykunuzu bölmenize yol açarlar. Kedinizin sizi uyandırmasını engellemek için ne yapmalısınız? Siz uyumadan önce kedinizi besleyebilir ve / veya kedinizi yorulana kadar oynatabilirsiniz fakat aşırıya kaçmamanız gerekir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">♦ Sürekli miyavlama</span><br />
Kediler en çok insanlara miyavlar. Kedilerin miyavlaması ne anlama gelir? Size merhaba diyebilirler, mama isteyebilirler ya da ilgi isterler.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">♦ Ayrılık endişesi</span><br />
Kediler oldukça sosyal hayvanlardır. Etrafınızda gezmenizden hoşlanırlar. Yalnız bırakıldıklarında sinirlenebilir ya da evi spreyleyebilirler.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">♦ Takıntılı derecede bakım</span><br />
Güzel görünmek ve sakinleşmek için kendilerine sürekli bakım yaparlar.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">♦ Saldırganlık</span><br />
Kediniz saldırganlaşırsa hemen veteriner hekiminize durumu bildirin. Ayakta sert biçimde durup püskürtme yaptığında, gözleri genişlediğinde ya da kediniz hırladığında ona yaklaşmayın.</span></span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-family: Georgia;" class="mycode_font"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Kedilerde 10 Davranış Problemi ve Çözüm Yolları</span><br />
<br />
Kedilerin davranışları hiçbir zaman yüzde 100 çözümlenemese de, kedilerde davranış sorunları kolayca gözlemlenebilir.<br />
<br />
“Kedim tuvaletini yapmıyor, kedim idrar püskürtüyor, kedim evin her yerini tırmalıyor, kedim sert oynuyor, kedim beni sık boğaz ediyor, kedim sürekli miyavlıyor” gibi sorularınız varsa bu durum son derece doğal.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Kedilerde 10 davranış problemi ve çözüm yolları şöyle:</span><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">♦ Kum kabından kaçınmak</span><br />
Kediniz kum kabını boykot mu ediyor? Bu durum genellikle kumunu ya da kum kabını sevmediğinden meydana gelir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">♦ İdrarla işaretleme ya da püskürtme</span><br />
Kediler idrarlarını diğer kedilerden kaçınmak için kullanabilirler. Başka bir kediyle kavga ettiklerinde, kendilerini güvende hissetmediklerinde ya da bir dost aradıklarında bu yola başvururlar.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">♦ Tırmalama</span><br />
Kediler oyun oynamak, gerinmek, pençelerini keskinleştirmek ve kendi alanlarını işaretlemek için tırmalama yoluna giderler.<br />
<br />
Peki, içeride yaşayan kediler nasıl mutlu edilir? Yanıtını da sizler için araştırdık.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">♦ Kediler ve ‘sert’ oyun</span><br />
Kediler oynamaya başladıklarında bunun bir oyun ya da gerçek olduğunu söylemek zordur. Üzerinize atlarlar, size vururlar, tırnaklarıyla çizerler ve ısırırlar.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">♦ Sınırlarınızı zorlayıcı davranışlar</span><br />
Bazen kediniz bir şeyi sürekli ve sürekli yaparak sizin canınızı sıkabilir. Bu durum genellikle normaldir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">♦ Hiperaktif geceler</span><br />
İnsanların uykusunun en ağır dönemleri olan geceler, kedinizin en hareketli zamanları olabilir. Oradan oraya zıplarlar ve genellikle uykunuzu bölmenize yol açarlar. Kedinizin sizi uyandırmasını engellemek için ne yapmalısınız? Siz uyumadan önce kedinizi besleyebilir ve / veya kedinizi yorulana kadar oynatabilirsiniz fakat aşırıya kaçmamanız gerekir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">♦ Sürekli miyavlama</span><br />
Kediler en çok insanlara miyavlar. Kedilerin miyavlaması ne anlama gelir? Size merhaba diyebilirler, mama isteyebilirler ya da ilgi isterler.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">♦ Ayrılık endişesi</span><br />
Kediler oldukça sosyal hayvanlardır. Etrafınızda gezmenizden hoşlanırlar. Yalnız bırakıldıklarında sinirlenebilir ya da evi spreyleyebilirler.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">♦ Takıntılı derecede bakım</span><br />
Güzel görünmek ve sakinleşmek için kendilerine sürekli bakım yaparlar.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">♦ Saldırganlık</span><br />
Kediniz saldırganlaşırsa hemen veteriner hekiminize durumu bildirin. Ayakta sert biçimde durup püskürtme yaptığında, gözleri genişlediğinde ya da kediniz hırladığında ona yaklaşmayın.</span></span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Köpek Cinsleri - Köpek Türleri]]></title>
			<link>/showthread.php?tid=7332</link>
			<pubDate>Sat, 27 Jul 2019 20:23:23 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="/member.php?action=profile&uid=8">RasitTunca</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">/showthread.php?tid=7332</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-family: Georgia;" class="mycode_font"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Köpek Cinsleri - Köpek Türleri</span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Kangal Köpeği</span><br />
Kangal köpekleri genellikle çoban köpeği olarak nitelendirilirler ancak bekçi köpeği tanımına daha çok uyarlar.<br />
Zira diğer çoban köpeği türleri sürüyü korumaktan ziyade yönlendirme ve yönetmekte ustadırlar.<br />
Kangal köpeğinin en belirgin özelliği ise sahibine duyduğu aşırı sadakat ve buna bağlı olarak sahibine ait olduğunu düşündüğü şeyleri korumaya yönelik kuvvetli içgüdüsüdür.<br />
Bu nedenle çok iyi bir dövüşçüdür.<br />
Kurt, çakal gibi yabani hayvanlara karşı çok etkin bir muhafız olmakla beraber aile fertlerine ve özellikle de çocuklara karşı hiçbir tehdit oluşturmazlar.<br />
<br />
Kangal köpekleri, örnek olarak Namibya'da üstün koruyucu yeteneklere sahip oldukları için, yaygın bir şekilde yerli çiftçiler tarafından kulanılırlar.<br />
<br />
Evliya Çelebi, Seyahatnâme'sinde kangaldan bahseder. Bu köpeklerin “aslan kadar güçlü” ve cüsseli olduğunu yazar.<br />
<br />
Kangal Köpegi Resimi<br />
<br />
<br />
---oOo---<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">K9 Köpekleri </span><br />
<br />
<br />
K9 köpek kavramı koruma amacıyla, bomba arama, narkotik, bodyguard, iz takibi yapma, asayiş, askeri ve polis köpeği gibi eğitimleri almış olan bir köpekler için kullanılır. K9 köpek genellikle halk arasında Alman çoban köpeğiyle karıştırılır. Fakat bu doğru bir kavram değildir. Farklı ırklardan olan köpekler K9 olarak eğitim alabilir. Fakat bu eğitimin belli standartları bulunmaktadır.<br />
<br />
K9 köpek hangi ırklardan olabilir?<br />
<br />
K9 köpek asayiş ve koruma görevi yapması için ya da arama görevi yapması için eğitim verilebilir. Asayiş köpeği olarak eğitim verilecek köpeklerin sahip olması gerekli bazı özellikler bulunmaktadır. Bu özellikler içinde olanlar;<br />
<br />
Vücut ölçüleri: Bu eğitimi alacak köpeklerin vücut ölçüleri çok iri olmamalı, ancak çok küçük boyda da olmamalıdır. En ideal vücut büyüklüğü 25-50 kg arasında olan köpeklerdir. Büyük yapılı olan köpekler hantal olacağından, dar alanlardan geçerken zorlanır ve zapt edilmeleri güç olur. Ayrıca bu köpeklerde kalça displazi riski daha yüksektir. Küçük boydaki köpekler ise, karşısındakine caydırıcılık hissi uyandırmaz. Asayişte en fazla kullanılan K9 köpek ırkları ise, Alman çoban köpeği, dev snautzer, Belçika çoban köpeği, doberman, Belçika malinois, boxer ve rottweiller cinsinden köpeklerdir.<br />
<br />
İtaat kapasitesi: Bu görevde kullanılacak köpeklerin itaat etme özelliği iyi olmalıdır. Bu eğitimde itaatsiz olan ve itaat eğitimini tamamlamayan köpekler kullanılmaz. Bu nedenle pitbull, kangal ve Sibirya kurdu gibi köpek ırkları itaat eğitimi almakta zorlandığından bu görevler için uygun değildirler.<br />
<br />
Genel görünüm: K9 köpek denilince, insanlar tarafından iyi eğitim almış, görünümü mükemmel köpekler düşünülür. Bu tanım insanlar için saygınlık ve ciddiyeti anlatır. Bu özelliklerin bir arada olmaması halinde, düşünceler daha farklı olur. K9 köpek itaat etmediğinde, sahibini dinlemediğinde, etrafta saygınlığı olmaz. Görünümünde kusur olan köpekte, aynı etkiyi yapacaktır. Bu yüzden dış görünüm K9 köpekte çok önemlidir. Köpekte fiziki kusurlar olmamalıdır.<br />
<br />
Vücut sağlığı: Bu köpeklerde görevlerini yapmasını engelleyecek sağlık sorunlarının olmaması gerekir. Ancak tedavisi yapılabilen sağlık sorunlarının olması halinde, tedavi edildikten sonra doktor onayıyla eğitime başlayabilirler. Bu köpekler öncesinde seçilmiş olsalar bile, belirli aralıklarla veteriner kontrolleri yapılmalıdır. Daha sonradan oluşabilecek hastalıkların belirlenmesi için, bu konu çok önemlidir.<br />
<br />
Psikolojik durum: Köpekler ilk doğduklarında 3 haftalıktan 3 aylık oluncaya kadar sosyalleşme sürecinden geçerler. Bu dönemin ardından köpeklerin çevresindeki insanlara ve diğer hayvanlara alışması çok zordur. Köpeklerde karakter yapıları ise, 18 aylık olduklarında oturur. Bu sürede kötü deneyimler yaşamış olan köpekler, ortamlarda istenmeyen davranışlar sergileyebilir, sahibine ve diğer insanlara zarar verici hareketler yapabilir. Bu yüzden K9 olarak eğitim verilecek olan köpekler, küçük yaşlardan itibaren eğitilmelidir.<br />
<br />
Yaş: Koruma ve asayiş için eğitim verilip, kullanılacak olan K9 köpeklerin, ilk göreve başlayacakları yaş 1 yaşıdır. Bu zamandan itibaren 9-10 yaşına gelinceye kadar görevlerini yaparlar. Bu yaşlara gelmiş olanlar görevden alınmalıdır. Bu koruma görevi yapan köpeklerde yıpranma daha fazla olduğundan, bunlar erken yaşta ölür. Bu köpeklerin görevleri bitince bir çiftlikte yaşamaları en doğrusudur.<br />
<br />
Oyunculuk: K9 köpekler arama için yetiştirildiklerinde, herhangi bir oyuncakla ya da topla oynama konusunda hırslı olması daha iyi olur. Bu nedenle köpekler bunların arasından seçilir. Böyle köpekler nadir bulunur. K9 köpekler için uygun ırklar arasında bile sadece % 10′u bu özelliğe uygun olur. Bu sebeple köpekler özenle seçilerek, önyargılı davranılmamalıdır.<br />
<br />
K9 köpek eğiticilerinin özellikleri nedir?<br />
<br />
Bu kişiler her şeyden önce köpek eğitmeyi ve bakmayı seven, sabırlı kişilerden olmalıdır. Disiplinli ve düzenli çalışabilen, alkol alışkanlığı olmayan, kötü alışkanlıkları olmayan, köpeklerle iyi diyalog kurabilen, ona sevgiyle yaklaşan kişiler K9 köpek eğitmeni olarak görev yapmalıdır. Köpek eğitimini veren kişilerin geçerli bir sertifikası olmalıdır. Bu konuda en az 1 yıl süreyle tecrübesi bulunmalıdır. Vücudunda herhangi bir özrü ve sakatlığı bulunmamalıdır. Eğitimcilerin her altı ayda bir köpeklerden insanlara geçebilen hastalıklar için, sağlık kontrollerini ihmal etmemesi gerekir.<br />
<br />
K9 Köpegi -Alman Kurdu Resimi<br />
<br />
<br />
---oOo---<br />
<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">İskoç Çoban Köpeği (Collie)</span><br />
<br />
Temel Özellikleri<br />
Huyu birbiriyle çelişen özellikler taşır. Aristokrat tavırlıdır. Apartman hayatı için tavsiye edilmez. Ev içinde çok hareketli olmasalar da çevresi çitlerle çevrili en az orta büyüklükte bir bahçeye gereksinimi vardır. Sıcak havalarda bol su ve gölge sağlandığından emin olunmalıdır.<br />
<br />
Saldırgan değildir. Fakat hoşlanmadığı insanlara karşı kuşkulu davranma eğilimindedir. Collie'nin duyarlılık ve nezaketle ikna edilerek eğitilmesi gerekir. Aksi halde en basit şeyleri bile öğrenmeyi reddedebilir.<br />
<br />
Tüylerinin güzelliğini korumak için sık sık fırçalamak gerekir. Arada bir yıkanmalıdır. Yazları sıcaktan rahatsız olur. Bu nedenle daima gölgede tutulmalıdır.<br />
<br />
Neler Yapar?<br />
Asil ve oldukça zeki bir köpektir. Duyarlı, sevimli, eğitimi kolay ve sadıktır. Genellikle diğer ev hayvanları ve köpeklerle arası iyidir. Sevdiklerine karşı çok yakın ve koruyucudur.<br />
<br />
Bir Collie kaybolduktan sonra ailesini bulmak için 2000 mil yol katetmiştir. Bazı istisnalar hariç çocuklara mükemmel bir dost ve kibar bir oyun arkadaşıdır. İnatçı olacağından sabırlı ve kibar yöntemlerle eğitilmelidir. Aksi takdirde iş birliği yapmak istemeyecektir.<br />
<br />
Bazıları yavruyken insanların topuklarını ısırarak gütme eğilimi sergileyebilir. Erişkin köpekler bu davranışı zamanla unutur veya bu huyu devam ettirir. Collie yavruları, yaklaşık 10-12 haftalık olduktan sonra bir hafta gibi bir sürede tuvalet eğitimi alabilir.<br />
<br />
İyi huylu ve dost canlısı köpeklerdir. Yabancılara karşı mesafeli olabilirler. Sahibine, özellikle de çocuklara karşı güçlü koruma duyguları vardır. Saldırgan değillerdir, ancak tanımadıkları insanlara karşı şüpheci olma eğilimindedirler.<br />
<br />
Collie, güçlü, dikkatli ve aktif bir köpektir. Hala çoban köpeği olarak kullanılmaktadır. Zeki olduğu için, bekçi köpeği, kurtarma köpeği (özellikle sudan ya da ateşten) ve kör çocuklara rehber olarak kullanılır. Güzelliği nedeniyle öncelikle insana eşlik eden köpek haline gelmiştir.<br />
<br />
Tarihçesi<br />
Yüzyıllar boyunca Uzun Tüylü Collie, İskoçya'nın dışında neredeyse hiç tanınmadı, ancak şimdi dünyanın en popüler köpek ırklarından biridir. İşkolik çoban köpekleri nesilinden gelen bu köpek oldukça zekidir. Yüzyıllar boyunca sürülerin korunması ve güdülmesinde insana hizmet etmişlerdir.<br />
<br />
Irkın adı muhtemelen korumakla görevlendirildikleri Colley denen siyah suratlı İskoç koyunundan gelmektedir. İlk Uzun Tüylü Collie'ler daha geniş ve kısa suratlarıyla daha küçük köpeklerdi.<br />
<br />
Collie öylesine zekidir ki kurtarma köpeği, körlere rehber, tv yıldızlığı ve koruma köpekliği gibi çeşitli görevleri başarıyla yerine getirebilmektedir. Kraliçe Victoria, İskoçya'daki Balmoral Kalesinde Collie beslemiş ve onun bu ilgisi ırkın popülerliğinde büyük rol oynamıştır. J.P. Morgan ve yüksek sınıfın diğer üyeleri da daha sonra Collie beslemişlerdir.<br />
<br />
Irkın güzelliği onları aranan aile ve show köpeği yapmıştır. Kısa Tüylü Collie, İngiltere'de Amerika'dan daha yaygındır. Kısa Tüylü Collie, uzun tüyleri hariç Uzun Tüylü Collie ile tamamen aynıdır. AKC (Amerikan Köpek Kulübü) Uzun ve Kısa Tüylü Collie'leri aynı ırkın iki farklı tipi olarak görür. Kürkleri dışında aynı standarda göre değerlendirilirler. İlk Collie 1860'da bir köpek yarışmasında sergilenmiştir.<br />
<br />
<br />
Kötü Kokmayan Köpek Irkları<br />
<br />
Her köpek cinsinin derisi kokmaz. İşte kokmayan ve gönül rahatlığıyla evde besleyebileceğiniz ırklar.<br />
Poodle<br />
<br />
Kötü Kokmayan Köpek Irkları<br />
<br />
Düşük kokulu bünyeye sahip bir köpek edinmek istiyorsanız, uzmanlar bu ırkı öneriyorlar. Üstelik bu ırkın 3 farklı boyda olanı var. Yani evde ya da bahçede besleyebilirsiniz. Üstelik hipoalerjenik kürkleri sayesinde alerji de yapmıyorlar.<br />
Bichon Frise        <br />
<br />
Kötü Kokmayan Köpek Irkları<br />
<br />
Alerjisi olanlara bir zararı olmayan diğer bir ırk da Bichon Frise’dir. Üstelik fazla da tüy dökmeyen bu ırk düzenli taranmaya ihtiyaç duyar. Son derece aktif ve enerjiktir. Bu nedenle fiziksel aktivitelerden hoşlanır.<br />
İskoç Çoban Köpeği (Collie)<br />
<br />
Lassie filminden tanıdığımız Collie ırkı, son derece sadık ve itaatkardır. Üstelik derileri koku yapmaz fakat tüy dökümleri fazladır ve düzenli taranmaya ihtiyaç duyarlar.<br />
<br />
İskoç Çoban Köpeği (Collie) Resimleri <br />
<br />
---oOo---<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Rottweiler hakkinda bilgi</span><br />
<br />
Temel Özellikleri<br />
Rottweiler'ın iri ve güçlü bir bedeni vardır. Adaleli ve atletik olan bu ırk, geniş bir kafaya ve yuvarlak bir alına sahiptir. çeneler iyi gelişmiştir ve dişler makas ısırışı ile kapanır. Gözler ırkın iyi huy ve sadakatinin ifadesini yansıtır ve koyu renklidir. Dengeli, sakin, itaatkar, cesur ve kolay eğitilir. Yalnızca efendisi ve ailesi saldırıya uğradığı zaman sertleşir.<br />
<br />
Neler Yapar?<br />
Rottweiler, sakin, eğitilebilir, cesur ve ailesine kendini adayan bir köpektir. Güvenilir bir karakteri vardır. Ailesini büyük bir kararlılıkla korur. Acıya karşı duyarsız ve güçlü köpeklerdir. Ciddi, kendinden emin ve güvenilirdir.<br />
<br />
Dikkatli ve disiplinli bir eğitim şarttır, aksi takdirde güçlü ve saldırgan bir köpekle karşı karşıya kalınabilir. Ancak sabırlı bir eğitimle güvenilir, sadık ve sevgi dolu birer arkadaş olabilirler. Böylesine iri cüsseli bir köpeği kontrol edebilecek bir sahibe gereksinim duyar. Rottweiler, sakin yaradılışlı doğal bir koruma köpeğidir.<br />
<br />
Oldukça zekidir ve pek çok ülke de polis, askeri ve gümrük gibi görevlerde kendilerini kanıtlamışlardır. Boyutlarından dolayı eğitim erken başlamalı ve köpeğin vahşileştirilmemesine büyük dikkat edilmelidir. Bu ırk, bol ilgi ve diğer hayvanlar ve insanlarla sosyalleştirilmeye ihtiyaç duyar. Diğer köpeklerle anlaşamayacağından toplum içinde tasmasız dolaştırılmamalıdır.<br />
<br />
Rottweiler, tutarlı bir biçimde yetiştirilip eğitildiğinde çocuklar için iyi bir oyun arkadaşı olur. Henüz yavruyken onlarla olumlu tecrübeler yaşadığı sürece kediler ve diğer ev hayvanlarını kabullenir. Aile dostları ve akrabalar sevinçle içeri kabul edilirken yabancılar kaldırımdan öteye geçemez. Irk itaat yarışmaları ve iz sürme alanlarında başarılıdır.<br />
<br />
çoban ve polis köpeği olarak kullanılır, daha önemlisi çok iyi bir bekçi ve muhafızdır. İnsana eşlik eden köpek olarak da değerlidir. özellikle aile üyeleriyle arası çok iyidir.<br />
<br />
Rottweiler'ın bol egzersize gereksinimi vardır. Bu güçlü köpeğe ne kadar iş verirseniz verin memnuniyetle kabul edecektir. Ormanda koşturmak ya da açık alan yürüyüşleri yapmak onları çok mutlu eder ve yanınızdan ayrılma eğitilimleri yoktur.<br />
<br />
Kısa ve parlak tüylerin bakımı kolaydır. Günlük tarama yıkamaya gerek bırakmayacaktır. Orta düzeyde tüy dökücüdür.<br />
<br />
Bir batında 12 yavruya kadar doğurabilir.<br />
<br />
Tarihçesi<br />
Muhtemelen İtalyan Mastiff'inden gelmektedir. Ortaçağ'da çoban köpeği olarak kullanıldı. Wuttember'deki bir Alman kasabasında, Rottweil'da yetiştirildi. 1800'lerde nesli tükendi. 20. yüzyıl başlarında Stuggart'ta toplanan coşkulu köpek yetiştiricileri sayesinde, yeniden popüler hale geldi.<br />
<br />
Rottweiler Resimleri<br />
<br />
<br />
---oOo---<br />
<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Dogo Argentino Köpeği ve Özellikleri</span><br />
<br />
Dogo Argentino yeryüzündeki en yeni köpek ırklarından biridir. Bu köpek Arjantinlilerin ulusal övünç kaynağıdır ve onunla en az futbol ve tango kadar gurur duyarlar. Birçok köpek ırkının aksine, Dogo'nun hikayesi "Bu köpek ırkının hikayesi tarihin derinliklerinde saklıdır..." cümlesiyle başlamaz. Tam tersi, Dogo'nun tarihi oldukça yenidir ve çok iyi bilinmektedir.<br />
<br />
<br />
Irkın yaratıcısı Prof. Dr. Antonio Nores Martines bir genetik uzmanı ve tutku dolu bir avcıydı. 20.yy başlarında Arjantin'de av düpedüz tehlike demekti, çünkü gerek uçsuz bucaksız kayalıklar ve çalılıklardan oluşan arazi, gerekse de tehlikeli hayvanlar (puma, jaguar ve avrupa yaban domuzu) her avı gerçek maceraya dönüştürüyordu.<br />
Dünyadaki hiçbir köpek bu koşullarda avlanamıyor, denendiklerinde ise kendileri "av" oluyorlardı.<br />
<br />
Antonio Martines'in hayali av içgüdülerine sahip olan, uzun mesafeleri koşabilen, iyi koku alabilen, bir pumayla teke tek dövüşüp onu alt edebilecek kadar güçlü, dövüş sırasında alabileceği yaralar yüzünden mücadeleyi bırakmayan ama aynı zamanda ve en önemlisi de insanlara ve diğer köpeklere karşı gereksiz agresiflikten yoksun bir köpek cinsi yaratmaktı.<br />
<br />
Antonio Martines'in hayalini kurduğu köpeğin özellikleri yeryüzündeki hiçbir köpekte birarada yoktu. İstediğini elde etmek için birçok köpek cinsinin en iyi özelliklerini biraraya getirmesi gerekiyordu. Karşısındaki işin çok uzun, yorucu ve belki de imkansız olduğunu biliyordu, ama başaracak olursa bütün dünyayı hayrete düşürecek bir köpek cinsinin ortaya çıkacağını da çok iyi biliyordu.<br />
<br />
Yeni ırkın temeli olarak Perro de Pelea'yı (Kordoba Beyaz Dövüş Köpeği - günümüzde soyu tükenmiştir) aldı. (Bazı kaynaklara göre 30 dişi) Buna tam 9 farklı köpek ırkı ekledi ve uzun yıllar sonunda amacına ulaştı. Kullandığı bütün köpekler safkandı ve çiftleşmeler sonucu doğan yavrular arasından en elitlerini seçiyordu.<br />
<br />
Seçilen ırklar da tabii ki dikkatli inceleme sonunda belirleniyordu.<br />
<br />
1. Bir puma veya yaban domuzuna yetişmek ve ona saldırmak için hızlı ve cesur köpeklere ihtiyaçları vardı ve Antonio Nores Martines ve kardeşi Avgustin Nores Martines'e göre bu köpek İrlanda Kurt Tazısı'ndan başkası olamazdı..<br />
<br />
2. Elde edilen köpeğin büyüklüğünü korumak ve kas yapısını daha da geliştirmek için İspanyol Mastifi kullandıkları bir sonraki cins oldu.<br />
<br />
Dogo Argentino Köpeği Resimleri<br />
<br />
<br />
---oOo---<br />
<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sibirya Kurdu </span><br />
<br />
Sibirya kurdu bütün dünyada tanınan ve oldukça da ilgi gören bir köpek türüdür. Bu türün dünyada bu denli tanınmasının nedeni ise, on yıllar önce Alaskada yaşanan bir difteri hastalığı salgınında ilaç sevkiyatı esnasında oldukça büyük bir rol oynamıştır.<br />
<br />
Bu tarihten itibaren, bu köpek türü bütün dünyaca tanınmaya başlamıştır. Sibirya kurtları yüzyıllar boyunca, Sibirya bölgesinde Chukshi isimli bir halk tarafından bekçi, kızak çekmek ve de ren geyiklerini gütmek amacıyla kullanılıştır. Aynı zamanda, güzelliği, gösterişi ve de kendilerine olan güveniyle insanlar için de çok iyi bir dost olmuşlardır. Sibirya kurtlarının en önemli özelliklerinin başında, bu köpeklerin oldukça sevgi dolu bir karaktere sahip olmaları gelmektedir. Bu köpekler, uzaktan oldukça dikkat çekicidir. Bunun nedeni ise, hem dış görünümleri hem de buz mavisi gözleridir. Bu köpekler, özgürlüğüne çok düşkün ve de inatçılardır. Bu köpekler, özellikle çocuklar için çok özeldirler. Çünkü bu köpekler, çocuklara karşı oldukça hoşgörülü ve de sevgi doludurlar. Aynı zamanda, yalnızlığı hiç sevmezler. Bu nedenle de, insanlarla iyi geçinmeye çalışırlar.<br />
<br />
Fareler ve de kuşlar, Sibirya kurtlarının avlamaktan en çok hoşlandığı hayvanlar arasında yer alırlar. Eğer evde yalnız bırakılırlarsa, evdeki eşyaları kemirerek dikkat çekmek isterler. İsminden de anlaşılabileceği gibi, sıcak havaları asla sevmezler. Soğuk havalara alışkındırlar. Öyle ki bu köpekler -60 derecede dahi hiç zorlanmadan yaşamlarını sürdürebilmektedirler. Köpek deyince akla gelen havlama huyu bu köpeklerde çok yoktur. Çok olmasa da bazen uluyabilmektedirler. Bu köpekler, 10 ile 13 yaşına kadar yaşayabilmektedirler. Ağırlıklarına bakıldığında ise, yetişme çağındaki erkek Sibirya kurtlarının ağırlıkları 20 ile 27 kg arasında değişirken, dişilerin ağırlıkları 16 ile 26 kg arasında değişmektedir. Bu köpekler, oldukça kuvvetli bir vücut yapısına sahiptirler. Yüzleri ve de vücutlarının alt bölgeleri beyaz bir renge sahipken, diğer bölgeler ise cinslere göre gümüş grisi, kurt grisi ya kum sarısı gibi renklere sahiptir. Uzun tüylere sahiptirler. Bu uzun tüyler, onlara buzlu ve de karlı havalarda patilerini korumaya yardımcı olmaktadır. Bu köpeklerin kulakları ise, dik ve de yukarıya doğrudur.<br />
<br />
Sibirya kurtlarının karakteristik özellikleri incelendiğinde, karşımıza ilk olarak bu köpeklerin haylaz, zeki, oyuncu, inatçı ve de soysal oldukları çıkmaktadır. Bakıcı ailelerine karşı oldukça bağlıdırlar. Bu özelliğiyle, bakıcı kişilerin büyük sevgisini kazanmıştır. Bu köpeklerin eğitimi ise diğer köpeklere oranla daha kolaydır. Öğretilmek istenen şeyleri algılamaları ve öğrenmeleri kolay bir şekilde olmaktadır. Tuvalet eğitimi biraz zahmetli olabilmektedir. Eğer öğretilmek istenen şey onlara mantıksız gelirse, o öğretilen şeyi yapmamak için direnmektedirler. Bunun nedeni ise, bu köpeklerin oldukça inatçı bir yapıya sahip olmalarıdır. Bu nedenle de, bu köpeklerin eğitimi esnasında kişilerin oldukça tutarlı ve de sabırlı olmaları gerekmektedir. Genel anlamda, diğer hayvanlarla oldukça iyi bir şekilde geçinmektedirler. Eğer havalar çok sıcak değilse, oynamayı çok severler. Yine bu köpekler soğuğa alışkın oldukları için, sıcak yerlerde yetiştirilmemelidir. Serin yerlerde yetiştirilmelidir.<br />
<br />
Bu köpekler özgürlüklerini çok sevdikleri için, dışarıda kendi başlarına dolaşmayı çok severler. Fakat bunu bir kaybolma ya da kaçma olarak değerlendirmezler. Eğer Sibirya kurdu yetiştirilmek isteniyorsa, bu köpekler yalnızlıktan hiç hoşlanmadıkları için tek değil de, iki Sibirya kurdunu bir arada yetiştirmek daha uyun bir davranış olabilmektedir.<br />
<br />
sibirya kurdu Resimleri<br />
<br />
<br />
---oOo---<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Bullmastiff Köpeği</span><br />
<br />
Bu köpekler 19. yüzyılda Mastiff ile Bulldog melezlenerek üretilmişlerdir.Üretilme amaçları toprak sahiplerinin arazilerinde kaçak avcılığı engellemektir.Sert ve tehdit edici olan bu köpeklere kaçak avcıları yakaladıklarında ısırmamaları öğretilirdi.<br />
<br />
Hantal olmayan oldukça güçlü köpeklerdir.Neşeli,korkusuz,itaatkardırlar.Bu köpeklerin sahipleri de en az onlar kadar enerjik olmalıdır.Egzersiz ihtiyaçları karşılanırsa apartman hayatına adapte olabilirler.Sıcak havalara karşı hassastırlar.<br />
Düzenli egzersiz yaptırılarak bu köpeklerin tembelleşmesinin önüne geçilmelidir,kilolarına dikkat edilmelidir.Tüyleri sert ve kısadır haftalık fırçalama yeterlidir,tırnaklarının uzunluğu kontrol edilmelidir.Bazen inatçı olabilen bu tür köpekler iyi huyludurlar ver dikkatli bekçidirler,kışkıltılmadıkça sakindirler.Nedensiz saldırmaz ancak bir tehlike sezdikleri anda tehlikenin kaynağını yere yatırabilirler.Çocuklarla iyi anlaşırlar.<br />
Bu köpekler ilgiyi severler.Güvenlik açısından sıkı bir itaat eğitimi şarttır,tasmayı çekmeden yürümeyi öğrenmeli diğer insanlarla ve hayvanlarla sosyalleşmeyi yadırgamamalıdır.Bullmastiff'ler diğer köpeklere karşı saldırgan ve insanlara karşı soğukturlar.Zor köpekler değilledir sadece disiplinli bir eğitime ve otoriter sahiplere ihtiyaçları vardır,azarlanmaya duyarlıdırlar.Bullmastiff asla bir yere kapatılmamalıdır. <br />
<br />
Bullmastiff Köpeği Resimi<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Chihuahua </span><br />
<br />
Chihuahua ya da Çivava, dünyanın en küçük türlerinden biri olan köpek ırkıdır. Adını Aztek eyaleti Chihuahua’dan alır. Ağırlığı 0,5 – 2,7 kg, omuzdan yere yüksekliği en fazla 13 cm’dir. Bu köpek cinsinin kulakları iridir. Postu, çeşitli renk karışımları halindeyse de Meksika’da en değerlileri açık kahverengi-beyaz renkli olanlardır. Chihuahua cinsi köpekler, soğuk havaları sevmezler ve ufak oldukları için hemen üşürler. Serin havalarda bir kazak giydirilmesi faydalıdır. Apartman hayatı için uygun bir köpektir. Bu sevimli küçük köpekleri kucakta taşımak çok kolay olsa da düzenli olarak yürütülürse çok daha sağlıklı olurlar. Düz ve kısa tüylü olan Chihuahualar haftalık bakımla temiz tutulabilir. Uzun kürklü olanlar ise yumuşak bir tarakla her gün fırçalanmalıdır. Irk orta derecede tüy döker. Kendi oyuncaklarını ve diğer eşyalarını aşırı sahiplenirler. Oyuncaklarını kimi zaman sahiplerine bile vermezler.Chihuahua oldukça inatçı bir köpektir. Bazıları için eğitimi biraz zor olsa da zeki ve öğrenmeye açıktır. Chihuahua keskin dişlere sahiptir ve bu dişlerini savunma amaçlı kullanır; çünkü tehlike durumunda kaçamayacak kadar küçüktür. Kızdırıldığında da bu yolu tercih edebilir. Bu nedenle çocuklarla oynayabilecek bir köpek türü değildir.<br />
<br />
Chihuahua  Köpeği Resimi<br />
<br />
---oOo---<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Yorkshire Terrier</span><br />
<br />
Temel Özellikleri : Yorkshire Terrier diğer tüm terrier cinsleri gibi çok hareketli ve neşelidir.Diğer hayvanlarla kesinlikle anlaşamaz fakat sahiplerine çok bağlıdırlar.Ev ortamı için birebirdir ve yabancılara karşı çok kuşkucu davranırlar.<br />
<br />
Boy : Boyları genellikle 23-29 cm arasında değişmektedir.<br />
<br />
Kilo : Genellikle 3-4 kilogram arasında görülmektedirler<br />
<br />
Yaşam Tarzı : Tüm dünyada artık yaygınlaşmış olarak insana eşlik eden en yakın köpek cinslerinden birisidir. Bu onun müthiş güzelliği, hareketleri, neşesi ve sempatikliğinin bir eseridir. Ancak yinede ne olursa olsun bir terrier olduğunu unutmamak gerekir.Apartmanda kalmaya bayılır. Dışarıda gezmektende çok hoşlanırlar fakat soğuğa karşı zayıf olduklarından soğuk havalarda mutlaka üzerine birşey giydirilmelidir.<br />
<br />
Yorkshire Terrier Resimi<br />
<br />
<br />
---oOo---<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Wirehaired Pointing Griffon</span><br />
<br />
Temel Özellikleri<br />
Canlı, zeki, hareketli ve duygulu bir köpektir.<br />
<br />
Ortalama Ömür: 12-14 yıl<br />
<br />
Kilo Erkek/Kilo Dişi: 23-27/23-27 kg<br />
<br />
Boy Erkek/Boy Dişi: 56-61/51-56 cm<br />
<br />
Neler Yapar?<br />
Olağanüstü gelişmiş bir koku alma duyusu vardır. Avda özellikle, bıldırcın ve yaban tavşanı avında çok coşkuludur.<br />
<br />
Kökeni<br />
Hollandalı köpek yetiştiricisi E.K. Korthals tarafından samur tazısı, setter, pointer ve spaniel cinsi köpeklerin çiftleştirilmesiyle 1870 ve 1873 yılları arasında geliştirildi.<br />
<br />
Wirehaired Pointing Griffon Genel Yapısı<br />
Wirehaired pointing griffon (Telsi Tüylü Griffon) becerikli bir av köpeğidir, iz sürme ve avı geri getirme konusunda çok iyidir, genel olarak avcının menzilinde bekler.Kendi özgür iradesini avcının komutlarıyla beraber harika kombine eder. Çok becerikli,kesinlikle sadık, sahibini sürekli memnun etmeye çalışan, cana yakın ve genelde neşelidir. Genel olarak diğer insanlara, köpeklere ve diğer hayvanlara arkadaşca yaklaşır.<br />
Wirehaired Pointing Griffon Bakımı<br />
Wirehaired pointing griffon (Telsi Tüylü Griffon) günlük egzersize ihtiyaç duyar, günlük düzenli yürüyüş, oyunlar ve sahada koşmak onun için olmazsa olmazlardandır. Özellikle yüzmeyi çok sever. Evde ve bahçede yaşamasına izin verilirse, sahibi için elinden gelenin en iyisini yapar. Sert tüylerinin haftada bir ya da iki defa fırçalanması gerekmektedir, tüylerinin yenilenmesi için yılda iki defa traş olması gerekmektedir.Kulaklarının düzenli olarak temizlenmesi ve kulak içerisindeki tüylerin herhangi bir kulak sorunu yaşamaması için kesilmesi gerekmektedir.<br />
Wirehaired Pointing Griffon Sağlık Bilgileri<br />
Temel görülen problemler: -<br />
Daha az gözlenen sorunlar : CHD, otitis externa, entropion, ectropion<br />
Nadiren rastlanan sorunlar: -<br />
Uygulanması gereken testler: (hip), (göz)<br />
Ortalama Yaşam Süresi: 12-14 yıl <br />
<br />
Wirehaired Pointing Griffon Resimi<br />
<br />
---oOo---<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Whippet Cinsi</span><br />
<br />
Temel Özellikleri<br />
Mutlu, duygulu, gururlu, zeki ve uysaldır.<br />
<br />
Ortalama Ömür: 12-15 yıl<br />
<br />
Kilo Erkek/Kilo Dişi: 9-18/9-18 kg<br />
<br />
Boy Erkek/Boy Dişi: 48-56/46-53 cm<br />
<br />
Neler Yapar?<br />
Kısa mesafeli yarışlarda kullanılır. Saatte 60 km. hızla koşabilir.<br />
Mükemmel karakteri sayesinde insana eşlik edebilir, gerektiğinde dikkatli bekçi köpeği olarak da eğitilebilir.<br />
Narin görünüşüne rağmen hastalıklara karşı dirençlidir ve uzun ömürlüdür.<br />
<br />
Kökeni<br />
19. yüzyıl sonunda greyhound, İtalyan tazısı ve terrier cinsi köpeklerin çiftleştirilmesiyle geliştirildi.<br />
<br />
İsmi hızlı hareket etmek anlamına gelen “whip it” sözcüklerinden gelir.<br />
<br />
Whippet Cinsi-Köpek-Resimi-Whippet -Fotos<br />
<br />
---oOo---<br />
<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Westphalia Basseti Cinsi</span><br />
<br />
Temel Özellikleri<br />
Westphalia Basseti mücadeleci, zeki, arkadaş canlısı bir ırktır. Evde uyuması gerekir, iyi huyludur. Koklayarak iz sürer.<br />
<br />
Ortalama Ömür: 10-14 yıl<br />
<br />
Kilo Erkek/Kilo Dişi: 15-18/14-17 kg<br />
<br />
Boy Erkek/Boy Dişi: 30-35/28-33 cm<br />
<br />
Neler Yapar?<br />
Tazı ve basetin avcılık yeteneklerini kendi kişiliğinde birleştirmiştir. İz sürer, avcıyı uyarır, inlere girebilir. Güzel görünüşünün yanı sıra taşıdığı melankolik ama aynı zamanda canlı ifade onu insana arkadaşlık eden bir köpek olarak popüler hale getirmiştir. çok az bilinen bir cinstir. Bu nedenle köpek gösterilerinde pek görülmez.<br />
<br />
Kökeni<br />
Alman tazıları ve bassetlerinin çiftleştirlmesiyle üretilmiştir.<br />
<br />
Westphalia Basseti Cinsi Köpek Resimi<br />
<br />
---oOo---<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">West Highland White Terrier </span><br />
<br />
Temel Özellikleri<br />
Geniş göğsünden kaslı bacaklarına kadar sağlam yapılı, fakat küçük gövdeli bir köpektir. Ateşli, hareketli ve kendine güvenlidir.<br />
<br />
Ortalama Ömür: 12-14 yıl<br />
<br />
Kilo Erkek/Kilo Dişi: 7-10/7-10 kg<br />
<br />
Boy Erkek/Boy Dişi: 25-30/23-28 cm<br />
<br />
Neler Yapar?<br />
Pek çok terrier gibi avındaki hayvanları yakalayabilen bir cinstir. Bu rolde ne kadar kararlı ve amansız olduğunu kanıtlamıştır.<br />
<br />
Ancak günümüzde bu sempatik, küçük, hareketli köpek çok değerli ve aranan bir aile dostu haline gelmiştir. Bir apartmanda rahatlıkla yaşayabilir, ama özgürlük duygusunu sevdiği unutulmamalıdır. Bir terastan ya da küçük bir avludan hoşlanır.<br />
<br />
Kökeni<br />
19. Yüzyıl'ın ortasında, İngiltere'nin Argyll bölgesinde yaşayan bir cins terrier yetiştiricisi kendi köpeklerinin arasında bazı beyaz yavrular buldu. Bu köpekler seçildi ve West Highland White Terrier elde etmek amacıyla çiftleştirildi.<br />
<br />
West Highland White Terrier Fotos-West Highland White Terrier Resimi<br />
<br />
<br />
---oOo---<br />
<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Welsh Terrier Cinsi</span><br />
<br />
Temel Özellikleri<br />
Estetik bakımından Airedale'in minyatürüdür. Bu köpeğin öteki terrierlerle çiftleştirilmesiyle elde edilmiştir. Canlı, bağımsız, neşeli, duygulu, itaatkar ve cesur bir köpektir.<br />
<br />
Tüylerinin sık sık fırçalanması gerekir, yılda iki kez de kırpılmalıdır.<br />
<br />
Ortalama Ömür: 12-14 yıl<br />
<br />
Kilo Erkek/Kilo Dişi: 16-18/14-16 kg<br />
<br />
Boy Erkek/Boy Dişi: 46-48/43-46 cm<br />
<br />
Neler Yapar?<br />
Ağıl ve inlerde avcı olarak kullanılır. Tazılarla birlikte sürülerin korunmasında da kullanılır.<br />
<br />
Günümüzde sadece insana eşlik eden köpek olarak kullanılır. Apartman hayatına çok iyi uyum sağlar, aynı zamanda iyi bir bekçi köpeğidir. Efendisine çok bağlıdır, ancak yabancılara karşı biraz ürkektir.<br />
<br />
Kökeni<br />
Bu cins 1700'lerde üretilmesine karşın ilk kez 1885'te resmi olarak tanıtıldı. Ancak bir süre Kırmızı Wire Fox Terrier olarak anılmıştır.<br />
<br />
Welsh Terrier Cinsi Resimleri<br />
<br />
<br />
---oOo---<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Welsh Springer Spaniel Cinsi</span><br />
<br />
Temel Özellikleri<br />
Neşeli, duyarlı ve bağımsızdır. Güçlü, sağlam bir köpektir.<br />
<br />
Ortalama Ömür: 12-15 yıl<br />
<br />
Kilo Erkek/Kilo Dişi: 16-20/16-20 kg<br />
<br />
Boy Erkek/Boy Dişi: 46-48/43-46 cm<br />
<br />
Neler Yapar?<br />
En zor arazilerde avlanmaya uyum sağlar ve avı getirme konusunda yeteneklidir. Her türlü kötü hava koşuluna dirençlidir.<br />
“Daima neşeli” olduğu söylenir. çok soğuk havalardan korkmaz ve yorgunluk belirtisi göstermeden saatlerce çalışabilir.<br />
<br />
Av alanından çok fazla uzaklaşma eğilimindedir. Bu nedenle altı aylıkken bu konuda sürekli eğitilmelidir.<br />
<br />
Kökeni<br />
özellikle av için spaniel stock cinsinden türetilmiştir.<br />
<br />
Welsh Springer Spaniel Cinsi Köpek Resimleri<br />
<br />
<br />
---oOo---<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Dalmaçyalılar</span><br />
 <br />
Dalmaçyalılar Hakkinda (Ozellikleri,Ilginc Bilgiler ..)<br />
<br />
Merhaba Arkadaslar,Dalmacyalilar ile ilgili turkce kaynak ve bilgi cok az oldugu için bugun birkac sayfa ingilizce yayinlardan bilgim yettiginde ceviriler yaptim.Dalmacyali almak isteyenler için aydinlatici olucagini ve Dalmacyali sahipleri icinde referans niteliginde olmasini umuyorum,,,,<br />
<br />
DALMACYALILAR HAKKINDA ILGINC BILGILER<br />
<br />
Dalmacyalilar yillarca itfaiyeci kopegi olarak bilindiler.Yillar once dalmacyalilar itfayeciler tarafindan istasyonlarindaki fareleri kovalamalari için tutulmuslardir.(Dalmacyalilar kedi gibi fare kovalamalari ile unlenmislerdir)<br />
<br />
2.Dunya savasi sirasinda gizli mesaj ve tibbi malzeme tasimak için kullanildiklari bilinmektedir.<br />
<br />
Atlarla aralarinin iyi olmasindan dolayi ayni zamanda itfayeciler yangin sondurmeye giderken at arabalarina eslik etmis ve yollarini acmislardir.ingilterede halen bazi modern itfaiye istasyonlarinda Dalmacyalilar bulundurulmaktadir.<br />
<br />
Dalmacyalilarin iyi bir sirk sovmenleri oldugunu biliyormuydunuz?<br />
Bunun nedeni Dalmacyalilarin atlarla cok iyi dost olabilmeleri ve dogustan ilgiyi uzerine cekme istegine sahip olmalaridir.Yaptiklari numaralar arasinda Fici yuvarlama,Takla atma,dar ince bir alanda yurume…<br />
<br />
Dalmacyalilarin diger bilinen adlari : Itfaiyeci kopegi , Arabaci Palisi, Maskot , Dal<br />
<br />
Bilinen en meshur Dalmatian sahiplerinden bazilari :George Washington ,Ressam Pablo Picasso, Benjamin Franklin<br />
<br />
Dalmacyalilar yavruyken (Ve yavruluk donemi oldukca uzun surmektedir)cocuklarla birbirlerine cok benzerler.Her ikiside dogustan oyuncu.yakinindakiler için ilgi cekici ve cok cabuk sikilarlar.Sinirlar skildiklari zaman cok zorlarlar.<br />
<br />
Erkek Dalmacyalilar disi dalmacyalilara gore iri ve agirdirlar.<br />
<br />
Dalmacyalilarin mukemmel duyu yetenekleri vardir.En kotu duyu sahibi olani bir insanin isitebildiginden dort kat fazlasini duyma yetisine sahiptir.(Unutulmamasi gereken Dalmacyalilar da dogustan sagirlik gozukebilmektedir)<br />
<br />
Dalmacyalilar yuzmeyi cok severler.<br />
<br />
Dalmacyalilarin benekleri siyah veya kahverengidir.Fakat ilginc olani dalmacyalilarda dogduklarindan sut kadar beyaz dogar ve sonradan beneklerine kavusurlar.<br />
<br />
Dalmacyalilar en insancil sicakkanli kopeklerden biridir.Onlar için hayatta onemli olan sey insanlarla birlikte olup oyun oynamaktir.(Gun icerisinde insana ihtiyac duyarlar ve yanliz kalmayi sevmezler)<br />
 <br />
<br />
Dalmaçyalılar Hakkinda (Ozellikleri,Ilginc Bilgiler ..)<br />
<br />
Merhaba Arkadaslar,Dalmacyalilar ile ilgili turkce kaynak ve bilgi cok az oldugu için bugun birkac sayfa ingilizce yayinlardan bilgim yettiginde ceviriler yaptim.Dalmacyali almak isteyenler için aydinlatici olucagini ve Dalmacyali sahipleri icinde referans niteliginde olmasini umuyorum,,,,<br />
<br />
DALMACYALILAR HAKKINDA ILGINC BILGILER<br />
<br />
Dalmacyalilar yillarca itfaiyeci kopegi olarak bilindiler.Yillar once dalmacyalilar itfayeciler tarafindan istasyonlarindaki fareleri kovalamalari için tutulmuslardir.(Dalmacyalilar kedi gibi fare kovalamalari ile unlenmislerdir)<br />
<br />
2.Dunya savasi sirasinda gizli mesaj ve tibbi malzeme tasimak için kullanildiklari bilinmektedir.<br />
<br />
Atlarla aralarinin iyi olmasindan dolayi ayni zamanda itfayeciler yangin sondurmeye giderken at arabalarina eslik etmis ve yollarini acmislardir.ingilterede halen bazi modern itfaiye istasyonlarinda Dalmacyalilar bulundurulmaktadir.<br />
<br />
<br />
Dalmacyalilarin iyi bir sirk sovmenleri oldugunu biliyormuydunuz?<br />
Bunun nedeni Dalmacyalilarin atlarla cok iyi dost olabilmeleri ve dogustan ilgiyi uzerine cekme istegine sahip olmalaridir.Yaptiklari numaralar arasinda Fici yuvarlama,Takla atma,dar ince bir alanda yurume…<br />
<br />
Dalmacyalilarin diger bilinen adlari : Itfaiyeci kopegi , Arabaci Palisi, Maskot , Dal<br />
<br />
Bilinen en meshur Dalmatian sahiplerinden bazilari :George Washington ,Ressam Pablo Picasso, Benjamin Franklin<br />
<br />
Dalmacyalilar yavruyken (Ve yavruluk donemi oldukca uzun surmektedir)cocuklarla birbirlerine cok benzerler.Her ikiside dogustan oyuncu.yakinindakiler için ilgi cekici ve cok cabuk sikilarlar.Sinirlar skildiklari zaman cok zorlarlar.<br />
<br />
Erkek Dalmacyalilar disi dalmacyalilara gore iri ve agirdirlar.<br />
<br />
Dalmacyalilarin mukemmel duyu yetenekleri vardir.En kotu duyu sahibi olani bir insanin isitebildiginden dort kat fazlasini duyma yetisine sahiptir.(Unutulmamasi gereken Dalmacyalilar da dogustan sagirlik gozukebilmektedir)<br />
<br />
Dalmacyalilar yuzmeyi cok severler.<br />
<br />
Dalmacyalilarin benekleri siyah veya kahverengidir.Fakat ilginc olani dalmacyalilarda dogduklarindan sut kadar beyaz dogar ve sonradan beneklerine kavusurlar.<br />
<br />
Dalmacyalilar en insancil sicakkanli kopeklerden biridir.Onlar için hayatta onemli olan sey insanlarla birlikte olup oyun oynamaktir.(Gun icerisinde insana ihtiyac duyarlar ve yanliz kalmayi sevmezler)<br />
<br />
Tum kopeklerin (Dalmacyalilarda dahil)renkleri goremedigini biliyormuydunuz?Bu demek oluyorki butun kopekler siyah ve beyaz gorurler.Renkleri bilmedikleri halde cok keskin ayirt edebilme gudusune sahiptirler.<br />
<br />
<br />
Dalmaçyalılar Hakkinda (Ozellikleri,Ilginc Bilgiler ..)<br />
<br />
<br />
Merhaba Arkadaslar,Dalmacyalilar ile ilgili turkce kaynak ve bilgi cok az oldugu için bugun birkac sayfa ingilizce yayinlardan bilgim yettiginde ceviriler yaptim.Dalmacyali almak isteyenler için aydinlatici olucagini ve Dalmacyali sahipleri icinde referans niteliginde olmasini umuyorum,,,,<br />
<br />
DALMACYALILAR HAKKINDA ILGINC BILGILER<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
Dalmacyalilar yillarca itfaiyeci kopegi olarak bilindiler.Yillar once dalmacyalilar itfayeciler tarafindan istasyonlarindaki fareleri kovalamalari için tutulmuslardir.(Dalmacyalilar kedi gibi fare kovalamalari ile unlenmislerdir)<br />
<br />
2.Dunya savasi sirasinda gizli mesaj ve tibbi malzeme tasimak için kullanildiklari bilinmektedir.<br />
<br />
Atlarla aralarinin iyi olmasindan dolayi ayni zamanda itfayeciler yangin sondurmeye giderken at arabalarina eslik etmis ve yollarini acmislardir.ingilterede halen bazi modern itfaiye istasyonlarinda Dalmacyalilar bulundurulmaktadir.<br />
<br />
<br />
Dalmacyalilarin iyi bir sirk sovmenleri oldugunu biliyormuydunuz?<br />
Bunun nedeni Dalmacyalilarin atlarla cok iyi dost olabilmeleri ve dogustan ilgiyi uzerine cekme istegine sahip olmalaridir.Yaptiklari numaralar arasinda Fici yuvarlama,Takla atma,dar ince bir alanda yurume…<br />
<br />
Dalmacyalilarin diger bilinen adlari : Itfaiyeci kopegi , Arabaci Palisi, Maskot , Dal<br />
<br />
Bilinen en meshur Dalmatian sahiplerinden bazilari :George Washington ,Ressam Pablo Picasso, Benjamin Franklin<br />
<br />
Dalmacyalilar yavruyken (Ve yavruluk donemi oldukca uzun surmektedir)cocuklarla birbirlerine cok benzerler.Her ikiside dogustan oyuncu.yakinindakiler için ilgi cekici ve cok cabuk sikilarlar.Sinirlar skildiklari zaman cok zorlarlar.<br />
<br />
Erkek Dalmacyalilar disi dalmacyalilara gore iri ve agirdirlar.<br />
<br />
Dalmacyalilarin mukemmel duyu yetenekleri vardir.En kotu duyu sahibi olani bir insanin isitebildiginden dort kat fazlasini duyma yetisine sahiptir.(Unutulmamasi gereken Dalmacyalilar da dogustan sagirlik gozukebilmektedir)<br />
<br />
Dalmacyalilar yuzmeyi cok severler.<br />
<br />
Dalmacyalilarin benekleri siyah veya kahverengidir.Fakat ilginc olani dalmacyalilarda dogduklarindan sut kadar beyaz dogar ve sonradan beneklerine kavusurlar.<br />
<br />
Dalmacyalilar en insancil sicakkanli kopeklerden biridir.Onlar için hayatta onemli olan sey insanlarla birlikte olup oyun oynamaktir.(Gun icerisinde insana ihtiyac duyarlar ve yanliz kalmayi sevmezler)<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
Tum kopeklerin (Dalmacyalilarda dahil)renkleri goremedigini biliyormuydunuz?Bu demek oluyorki butun kopekler siyah ve beyaz gorurler.Renkleri bilmedikleri halde cok keskin ayirt edebilme gudusune sahiptirler.<br />
<br />
<br />
<br />
Dalmacyalilar kisa tuylu kopeklerdir.Duzenli olarak taranmalari gerekir.Evinize tuy dokme zamanlarinda halinizin ustune kar yagmis gibi beyaz tuyler gormeniz olasidir.<br />
<br />
Dalmacyalilar cok az koku birakir ve kendisini kediler gibi temizler.<br />
<br />
<br />
DALMACYALI IYI OZELLIKLERI<br />
<br />
Itaatkar (Zaman zaman inatci olduklarida bilinir)<br />
Zeki<br />
Iyi bir gozcu olmasi<br />
Orta derecede koruma kopegidir<br />
Kendini temiz tutar<br />
Cok az koku birakir<br />
Surekli saka yapar ve sizing sakalariniza karsida anlayislidir<br />
Atlari cok sever<br />
Kolay itaat egitimi alir<br />
Iyi hafizasi vardir.<br />
<br />
DALMACYALILARIN OLUMSUZ OZELLIKLERI<br />
<br />
Havlayabilir<br />
Soguga karsi dayaniksizdir<br />
Yeteri derecede eksersiz yapmazsa yaramazlasir ve hiperaktif duruma gelir.<br />
Kiskanclik besler<br />
<br />
<br />
** Yukarida verilen bilgilerin tamami dalmacyalilarin hakkinda bilinenn genel kanaatlar uzerine kurulmustur.Bu kanaatlere uymayan bir dalmacyali kotu bir dalmacyali degildir.<br />
<br />
<br />
<br />
DALMACYALI BENIM için UYGUN BIR IRK’MI?<br />
<br />
Kopegime evin icinde bakabilecek durumdamiyim?<br />
<br />
Gunde bir saat egzersiz yaptirabilecekmiyim ?<br />
<br />
Ben benden bagimsiz basina buyruk hareket eden bir kopek istiyormuyum ?<br />
<br />
Ben kopegimin egitimine zaman ayirabilecekmiyim? (Dalmacyalilar muhakkak egitim ihtiyaci duyar)<br />
<br />
Kopegimle oyun oynucak zaman ayirabilecekmiyim ?<br />
<br />
Ben onun yapabilecekleri daginikliklari toplamaya katlanabilecekmiyim ?<br />
<br />
Ben Fiziksel olarak hiperaktif bir kopekle zaman gecirip onu control edebilecek egitebilecek guc ve enerjiye sahipmiyim?<br />
<br />
Benim butun aile fertlerim evin icindeyken ona ilgi gosterebilecek durumdami?Ve bir dalmacyaliya ve onun sebep olabilecegi seylere katlanabileceklermi? (Her bir bireyin ev icinde hayvan sevgisi duymasi onemlidir)<br />
<br />
Dalmaçyalı Köpek Resimi-Dalmatian-Fotos<br />
<br />
<br />
</span></span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-family: Georgia;" class="mycode_font"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Köpek Cinsleri - Köpek Türleri</span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Kangal Köpeği</span><br />
Kangal köpekleri genellikle çoban köpeği olarak nitelendirilirler ancak bekçi köpeği tanımına daha çok uyarlar.<br />
Zira diğer çoban köpeği türleri sürüyü korumaktan ziyade yönlendirme ve yönetmekte ustadırlar.<br />
Kangal köpeğinin en belirgin özelliği ise sahibine duyduğu aşırı sadakat ve buna bağlı olarak sahibine ait olduğunu düşündüğü şeyleri korumaya yönelik kuvvetli içgüdüsüdür.<br />
Bu nedenle çok iyi bir dövüşçüdür.<br />
Kurt, çakal gibi yabani hayvanlara karşı çok etkin bir muhafız olmakla beraber aile fertlerine ve özellikle de çocuklara karşı hiçbir tehdit oluşturmazlar.<br />
<br />
Kangal köpekleri, örnek olarak Namibya'da üstün koruyucu yeteneklere sahip oldukları için, yaygın bir şekilde yerli çiftçiler tarafından kulanılırlar.<br />
<br />
Evliya Çelebi, Seyahatnâme'sinde kangaldan bahseder. Bu köpeklerin “aslan kadar güçlü” ve cüsseli olduğunu yazar.<br />
<br />
Kangal Köpegi Resimi<br />
<br />
<br />
---oOo---<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">K9 Köpekleri </span><br />
<br />
<br />
K9 köpek kavramı koruma amacıyla, bomba arama, narkotik, bodyguard, iz takibi yapma, asayiş, askeri ve polis köpeği gibi eğitimleri almış olan bir köpekler için kullanılır. K9 köpek genellikle halk arasında Alman çoban köpeğiyle karıştırılır. Fakat bu doğru bir kavram değildir. Farklı ırklardan olan köpekler K9 olarak eğitim alabilir. Fakat bu eğitimin belli standartları bulunmaktadır.<br />
<br />
K9 köpek hangi ırklardan olabilir?<br />
<br />
K9 köpek asayiş ve koruma görevi yapması için ya da arama görevi yapması için eğitim verilebilir. Asayiş köpeği olarak eğitim verilecek köpeklerin sahip olması gerekli bazı özellikler bulunmaktadır. Bu özellikler içinde olanlar;<br />
<br />
Vücut ölçüleri: Bu eğitimi alacak köpeklerin vücut ölçüleri çok iri olmamalı, ancak çok küçük boyda da olmamalıdır. En ideal vücut büyüklüğü 25-50 kg arasında olan köpeklerdir. Büyük yapılı olan köpekler hantal olacağından, dar alanlardan geçerken zorlanır ve zapt edilmeleri güç olur. Ayrıca bu köpeklerde kalça displazi riski daha yüksektir. Küçük boydaki köpekler ise, karşısındakine caydırıcılık hissi uyandırmaz. Asayişte en fazla kullanılan K9 köpek ırkları ise, Alman çoban köpeği, dev snautzer, Belçika çoban köpeği, doberman, Belçika malinois, boxer ve rottweiller cinsinden köpeklerdir.<br />
<br />
İtaat kapasitesi: Bu görevde kullanılacak köpeklerin itaat etme özelliği iyi olmalıdır. Bu eğitimde itaatsiz olan ve itaat eğitimini tamamlamayan köpekler kullanılmaz. Bu nedenle pitbull, kangal ve Sibirya kurdu gibi köpek ırkları itaat eğitimi almakta zorlandığından bu görevler için uygun değildirler.<br />
<br />
Genel görünüm: K9 köpek denilince, insanlar tarafından iyi eğitim almış, görünümü mükemmel köpekler düşünülür. Bu tanım insanlar için saygınlık ve ciddiyeti anlatır. Bu özelliklerin bir arada olmaması halinde, düşünceler daha farklı olur. K9 köpek itaat etmediğinde, sahibini dinlemediğinde, etrafta saygınlığı olmaz. Görünümünde kusur olan köpekte, aynı etkiyi yapacaktır. Bu yüzden dış görünüm K9 köpekte çok önemlidir. Köpekte fiziki kusurlar olmamalıdır.<br />
<br />
Vücut sağlığı: Bu köpeklerde görevlerini yapmasını engelleyecek sağlık sorunlarının olmaması gerekir. Ancak tedavisi yapılabilen sağlık sorunlarının olması halinde, tedavi edildikten sonra doktor onayıyla eğitime başlayabilirler. Bu köpekler öncesinde seçilmiş olsalar bile, belirli aralıklarla veteriner kontrolleri yapılmalıdır. Daha sonradan oluşabilecek hastalıkların belirlenmesi için, bu konu çok önemlidir.<br />
<br />
Psikolojik durum: Köpekler ilk doğduklarında 3 haftalıktan 3 aylık oluncaya kadar sosyalleşme sürecinden geçerler. Bu dönemin ardından köpeklerin çevresindeki insanlara ve diğer hayvanlara alışması çok zordur. Köpeklerde karakter yapıları ise, 18 aylık olduklarında oturur. Bu sürede kötü deneyimler yaşamış olan köpekler, ortamlarda istenmeyen davranışlar sergileyebilir, sahibine ve diğer insanlara zarar verici hareketler yapabilir. Bu yüzden K9 olarak eğitim verilecek olan köpekler, küçük yaşlardan itibaren eğitilmelidir.<br />
<br />
Yaş: Koruma ve asayiş için eğitim verilip, kullanılacak olan K9 köpeklerin, ilk göreve başlayacakları yaş 1 yaşıdır. Bu zamandan itibaren 9-10 yaşına gelinceye kadar görevlerini yaparlar. Bu yaşlara gelmiş olanlar görevden alınmalıdır. Bu koruma görevi yapan köpeklerde yıpranma daha fazla olduğundan, bunlar erken yaşta ölür. Bu köpeklerin görevleri bitince bir çiftlikte yaşamaları en doğrusudur.<br />
<br />
Oyunculuk: K9 köpekler arama için yetiştirildiklerinde, herhangi bir oyuncakla ya da topla oynama konusunda hırslı olması daha iyi olur. Bu nedenle köpekler bunların arasından seçilir. Böyle köpekler nadir bulunur. K9 köpekler için uygun ırklar arasında bile sadece % 10′u bu özelliğe uygun olur. Bu sebeple köpekler özenle seçilerek, önyargılı davranılmamalıdır.<br />
<br />
K9 köpek eğiticilerinin özellikleri nedir?<br />
<br />
Bu kişiler her şeyden önce köpek eğitmeyi ve bakmayı seven, sabırlı kişilerden olmalıdır. Disiplinli ve düzenli çalışabilen, alkol alışkanlığı olmayan, kötü alışkanlıkları olmayan, köpeklerle iyi diyalog kurabilen, ona sevgiyle yaklaşan kişiler K9 köpek eğitmeni olarak görev yapmalıdır. Köpek eğitimini veren kişilerin geçerli bir sertifikası olmalıdır. Bu konuda en az 1 yıl süreyle tecrübesi bulunmalıdır. Vücudunda herhangi bir özrü ve sakatlığı bulunmamalıdır. Eğitimcilerin her altı ayda bir köpeklerden insanlara geçebilen hastalıklar için, sağlık kontrollerini ihmal etmemesi gerekir.<br />
<br />
K9 Köpegi -Alman Kurdu Resimi<br />
<br />
<br />
---oOo---<br />
<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">İskoç Çoban Köpeği (Collie)</span><br />
<br />
Temel Özellikleri<br />
Huyu birbiriyle çelişen özellikler taşır. Aristokrat tavırlıdır. Apartman hayatı için tavsiye edilmez. Ev içinde çok hareketli olmasalar da çevresi çitlerle çevrili en az orta büyüklükte bir bahçeye gereksinimi vardır. Sıcak havalarda bol su ve gölge sağlandığından emin olunmalıdır.<br />
<br />
Saldırgan değildir. Fakat hoşlanmadığı insanlara karşı kuşkulu davranma eğilimindedir. Collie'nin duyarlılık ve nezaketle ikna edilerek eğitilmesi gerekir. Aksi halde en basit şeyleri bile öğrenmeyi reddedebilir.<br />
<br />
Tüylerinin güzelliğini korumak için sık sık fırçalamak gerekir. Arada bir yıkanmalıdır. Yazları sıcaktan rahatsız olur. Bu nedenle daima gölgede tutulmalıdır.<br />
<br />
Neler Yapar?<br />
Asil ve oldukça zeki bir köpektir. Duyarlı, sevimli, eğitimi kolay ve sadıktır. Genellikle diğer ev hayvanları ve köpeklerle arası iyidir. Sevdiklerine karşı çok yakın ve koruyucudur.<br />
<br />
Bir Collie kaybolduktan sonra ailesini bulmak için 2000 mil yol katetmiştir. Bazı istisnalar hariç çocuklara mükemmel bir dost ve kibar bir oyun arkadaşıdır. İnatçı olacağından sabırlı ve kibar yöntemlerle eğitilmelidir. Aksi takdirde iş birliği yapmak istemeyecektir.<br />
<br />
Bazıları yavruyken insanların topuklarını ısırarak gütme eğilimi sergileyebilir. Erişkin köpekler bu davranışı zamanla unutur veya bu huyu devam ettirir. Collie yavruları, yaklaşık 10-12 haftalık olduktan sonra bir hafta gibi bir sürede tuvalet eğitimi alabilir.<br />
<br />
İyi huylu ve dost canlısı köpeklerdir. Yabancılara karşı mesafeli olabilirler. Sahibine, özellikle de çocuklara karşı güçlü koruma duyguları vardır. Saldırgan değillerdir, ancak tanımadıkları insanlara karşı şüpheci olma eğilimindedirler.<br />
<br />
Collie, güçlü, dikkatli ve aktif bir köpektir. Hala çoban köpeği olarak kullanılmaktadır. Zeki olduğu için, bekçi köpeği, kurtarma köpeği (özellikle sudan ya da ateşten) ve kör çocuklara rehber olarak kullanılır. Güzelliği nedeniyle öncelikle insana eşlik eden köpek haline gelmiştir.<br />
<br />
Tarihçesi<br />
Yüzyıllar boyunca Uzun Tüylü Collie, İskoçya'nın dışında neredeyse hiç tanınmadı, ancak şimdi dünyanın en popüler köpek ırklarından biridir. İşkolik çoban köpekleri nesilinden gelen bu köpek oldukça zekidir. Yüzyıllar boyunca sürülerin korunması ve güdülmesinde insana hizmet etmişlerdir.<br />
<br />
Irkın adı muhtemelen korumakla görevlendirildikleri Colley denen siyah suratlı İskoç koyunundan gelmektedir. İlk Uzun Tüylü Collie'ler daha geniş ve kısa suratlarıyla daha küçük köpeklerdi.<br />
<br />
Collie öylesine zekidir ki kurtarma köpeği, körlere rehber, tv yıldızlığı ve koruma köpekliği gibi çeşitli görevleri başarıyla yerine getirebilmektedir. Kraliçe Victoria, İskoçya'daki Balmoral Kalesinde Collie beslemiş ve onun bu ilgisi ırkın popülerliğinde büyük rol oynamıştır. J.P. Morgan ve yüksek sınıfın diğer üyeleri da daha sonra Collie beslemişlerdir.<br />
<br />
Irkın güzelliği onları aranan aile ve show köpeği yapmıştır. Kısa Tüylü Collie, İngiltere'de Amerika'dan daha yaygındır. Kısa Tüylü Collie, uzun tüyleri hariç Uzun Tüylü Collie ile tamamen aynıdır. AKC (Amerikan Köpek Kulübü) Uzun ve Kısa Tüylü Collie'leri aynı ırkın iki farklı tipi olarak görür. Kürkleri dışında aynı standarda göre değerlendirilirler. İlk Collie 1860'da bir köpek yarışmasında sergilenmiştir.<br />
<br />
<br />
Kötü Kokmayan Köpek Irkları<br />
<br />
Her köpek cinsinin derisi kokmaz. İşte kokmayan ve gönül rahatlığıyla evde besleyebileceğiniz ırklar.<br />
Poodle<br />
<br />
Kötü Kokmayan Köpek Irkları<br />
<br />
Düşük kokulu bünyeye sahip bir köpek edinmek istiyorsanız, uzmanlar bu ırkı öneriyorlar. Üstelik bu ırkın 3 farklı boyda olanı var. Yani evde ya da bahçede besleyebilirsiniz. Üstelik hipoalerjenik kürkleri sayesinde alerji de yapmıyorlar.<br />
Bichon Frise        <br />
<br />
Kötü Kokmayan Köpek Irkları<br />
<br />
Alerjisi olanlara bir zararı olmayan diğer bir ırk da Bichon Frise’dir. Üstelik fazla da tüy dökmeyen bu ırk düzenli taranmaya ihtiyaç duyar. Son derece aktif ve enerjiktir. Bu nedenle fiziksel aktivitelerden hoşlanır.<br />
İskoç Çoban Köpeği (Collie)<br />
<br />
Lassie filminden tanıdığımız Collie ırkı, son derece sadık ve itaatkardır. Üstelik derileri koku yapmaz fakat tüy dökümleri fazladır ve düzenli taranmaya ihtiyaç duyarlar.<br />
<br />
İskoç Çoban Köpeği (Collie) Resimleri <br />
<br />
---oOo---<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Rottweiler hakkinda bilgi</span><br />
<br />
Temel Özellikleri<br />
Rottweiler'ın iri ve güçlü bir bedeni vardır. Adaleli ve atletik olan bu ırk, geniş bir kafaya ve yuvarlak bir alına sahiptir. çeneler iyi gelişmiştir ve dişler makas ısırışı ile kapanır. Gözler ırkın iyi huy ve sadakatinin ifadesini yansıtır ve koyu renklidir. Dengeli, sakin, itaatkar, cesur ve kolay eğitilir. Yalnızca efendisi ve ailesi saldırıya uğradığı zaman sertleşir.<br />
<br />
Neler Yapar?<br />
Rottweiler, sakin, eğitilebilir, cesur ve ailesine kendini adayan bir köpektir. Güvenilir bir karakteri vardır. Ailesini büyük bir kararlılıkla korur. Acıya karşı duyarsız ve güçlü köpeklerdir. Ciddi, kendinden emin ve güvenilirdir.<br />
<br />
Dikkatli ve disiplinli bir eğitim şarttır, aksi takdirde güçlü ve saldırgan bir köpekle karşı karşıya kalınabilir. Ancak sabırlı bir eğitimle güvenilir, sadık ve sevgi dolu birer arkadaş olabilirler. Böylesine iri cüsseli bir köpeği kontrol edebilecek bir sahibe gereksinim duyar. Rottweiler, sakin yaradılışlı doğal bir koruma köpeğidir.<br />
<br />
Oldukça zekidir ve pek çok ülke de polis, askeri ve gümrük gibi görevlerde kendilerini kanıtlamışlardır. Boyutlarından dolayı eğitim erken başlamalı ve köpeğin vahşileştirilmemesine büyük dikkat edilmelidir. Bu ırk, bol ilgi ve diğer hayvanlar ve insanlarla sosyalleştirilmeye ihtiyaç duyar. Diğer köpeklerle anlaşamayacağından toplum içinde tasmasız dolaştırılmamalıdır.<br />
<br />
Rottweiler, tutarlı bir biçimde yetiştirilip eğitildiğinde çocuklar için iyi bir oyun arkadaşı olur. Henüz yavruyken onlarla olumlu tecrübeler yaşadığı sürece kediler ve diğer ev hayvanlarını kabullenir. Aile dostları ve akrabalar sevinçle içeri kabul edilirken yabancılar kaldırımdan öteye geçemez. Irk itaat yarışmaları ve iz sürme alanlarında başarılıdır.<br />
<br />
çoban ve polis köpeği olarak kullanılır, daha önemlisi çok iyi bir bekçi ve muhafızdır. İnsana eşlik eden köpek olarak da değerlidir. özellikle aile üyeleriyle arası çok iyidir.<br />
<br />
Rottweiler'ın bol egzersize gereksinimi vardır. Bu güçlü köpeğe ne kadar iş verirseniz verin memnuniyetle kabul edecektir. Ormanda koşturmak ya da açık alan yürüyüşleri yapmak onları çok mutlu eder ve yanınızdan ayrılma eğitilimleri yoktur.<br />
<br />
Kısa ve parlak tüylerin bakımı kolaydır. Günlük tarama yıkamaya gerek bırakmayacaktır. Orta düzeyde tüy dökücüdür.<br />
<br />
Bir batında 12 yavruya kadar doğurabilir.<br />
<br />
Tarihçesi<br />
Muhtemelen İtalyan Mastiff'inden gelmektedir. Ortaçağ'da çoban köpeği olarak kullanıldı. Wuttember'deki bir Alman kasabasında, Rottweil'da yetiştirildi. 1800'lerde nesli tükendi. 20. yüzyıl başlarında Stuggart'ta toplanan coşkulu köpek yetiştiricileri sayesinde, yeniden popüler hale geldi.<br />
<br />
Rottweiler Resimleri<br />
<br />
<br />
---oOo---<br />
<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Dogo Argentino Köpeği ve Özellikleri</span><br />
<br />
Dogo Argentino yeryüzündeki en yeni köpek ırklarından biridir. Bu köpek Arjantinlilerin ulusal övünç kaynağıdır ve onunla en az futbol ve tango kadar gurur duyarlar. Birçok köpek ırkının aksine, Dogo'nun hikayesi "Bu köpek ırkının hikayesi tarihin derinliklerinde saklıdır..." cümlesiyle başlamaz. Tam tersi, Dogo'nun tarihi oldukça yenidir ve çok iyi bilinmektedir.<br />
<br />
<br />
Irkın yaratıcısı Prof. Dr. Antonio Nores Martines bir genetik uzmanı ve tutku dolu bir avcıydı. 20.yy başlarında Arjantin'de av düpedüz tehlike demekti, çünkü gerek uçsuz bucaksız kayalıklar ve çalılıklardan oluşan arazi, gerekse de tehlikeli hayvanlar (puma, jaguar ve avrupa yaban domuzu) her avı gerçek maceraya dönüştürüyordu.<br />
Dünyadaki hiçbir köpek bu koşullarda avlanamıyor, denendiklerinde ise kendileri "av" oluyorlardı.<br />
<br />
Antonio Martines'in hayali av içgüdülerine sahip olan, uzun mesafeleri koşabilen, iyi koku alabilen, bir pumayla teke tek dövüşüp onu alt edebilecek kadar güçlü, dövüş sırasında alabileceği yaralar yüzünden mücadeleyi bırakmayan ama aynı zamanda ve en önemlisi de insanlara ve diğer köpeklere karşı gereksiz agresiflikten yoksun bir köpek cinsi yaratmaktı.<br />
<br />
Antonio Martines'in hayalini kurduğu köpeğin özellikleri yeryüzündeki hiçbir köpekte birarada yoktu. İstediğini elde etmek için birçok köpek cinsinin en iyi özelliklerini biraraya getirmesi gerekiyordu. Karşısındaki işin çok uzun, yorucu ve belki de imkansız olduğunu biliyordu, ama başaracak olursa bütün dünyayı hayrete düşürecek bir köpek cinsinin ortaya çıkacağını da çok iyi biliyordu.<br />
<br />
Yeni ırkın temeli olarak Perro de Pelea'yı (Kordoba Beyaz Dövüş Köpeği - günümüzde soyu tükenmiştir) aldı. (Bazı kaynaklara göre 30 dişi) Buna tam 9 farklı köpek ırkı ekledi ve uzun yıllar sonunda amacına ulaştı. Kullandığı bütün köpekler safkandı ve çiftleşmeler sonucu doğan yavrular arasından en elitlerini seçiyordu.<br />
<br />
Seçilen ırklar da tabii ki dikkatli inceleme sonunda belirleniyordu.<br />
<br />
1. Bir puma veya yaban domuzuna yetişmek ve ona saldırmak için hızlı ve cesur köpeklere ihtiyaçları vardı ve Antonio Nores Martines ve kardeşi Avgustin Nores Martines'e göre bu köpek İrlanda Kurt Tazısı'ndan başkası olamazdı..<br />
<br />
2. Elde edilen köpeğin büyüklüğünü korumak ve kas yapısını daha da geliştirmek için İspanyol Mastifi kullandıkları bir sonraki cins oldu.<br />
<br />
Dogo Argentino Köpeği Resimleri<br />
<br />
<br />
---oOo---<br />
<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sibirya Kurdu </span><br />
<br />
Sibirya kurdu bütün dünyada tanınan ve oldukça da ilgi gören bir köpek türüdür. Bu türün dünyada bu denli tanınmasının nedeni ise, on yıllar önce Alaskada yaşanan bir difteri hastalığı salgınında ilaç sevkiyatı esnasında oldukça büyük bir rol oynamıştır.<br />
<br />
Bu tarihten itibaren, bu köpek türü bütün dünyaca tanınmaya başlamıştır. Sibirya kurtları yüzyıllar boyunca, Sibirya bölgesinde Chukshi isimli bir halk tarafından bekçi, kızak çekmek ve de ren geyiklerini gütmek amacıyla kullanılıştır. Aynı zamanda, güzelliği, gösterişi ve de kendilerine olan güveniyle insanlar için de çok iyi bir dost olmuşlardır. Sibirya kurtlarının en önemli özelliklerinin başında, bu köpeklerin oldukça sevgi dolu bir karaktere sahip olmaları gelmektedir. Bu köpekler, uzaktan oldukça dikkat çekicidir. Bunun nedeni ise, hem dış görünümleri hem de buz mavisi gözleridir. Bu köpekler, özgürlüğüne çok düşkün ve de inatçılardır. Bu köpekler, özellikle çocuklar için çok özeldirler. Çünkü bu köpekler, çocuklara karşı oldukça hoşgörülü ve de sevgi doludurlar. Aynı zamanda, yalnızlığı hiç sevmezler. Bu nedenle de, insanlarla iyi geçinmeye çalışırlar.<br />
<br />
Fareler ve de kuşlar, Sibirya kurtlarının avlamaktan en çok hoşlandığı hayvanlar arasında yer alırlar. Eğer evde yalnız bırakılırlarsa, evdeki eşyaları kemirerek dikkat çekmek isterler. İsminden de anlaşılabileceği gibi, sıcak havaları asla sevmezler. Soğuk havalara alışkındırlar. Öyle ki bu köpekler -60 derecede dahi hiç zorlanmadan yaşamlarını sürdürebilmektedirler. Köpek deyince akla gelen havlama huyu bu köpeklerde çok yoktur. Çok olmasa da bazen uluyabilmektedirler. Bu köpekler, 10 ile 13 yaşına kadar yaşayabilmektedirler. Ağırlıklarına bakıldığında ise, yetişme çağındaki erkek Sibirya kurtlarının ağırlıkları 20 ile 27 kg arasında değişirken, dişilerin ağırlıkları 16 ile 26 kg arasında değişmektedir. Bu köpekler, oldukça kuvvetli bir vücut yapısına sahiptirler. Yüzleri ve de vücutlarının alt bölgeleri beyaz bir renge sahipken, diğer bölgeler ise cinslere göre gümüş grisi, kurt grisi ya kum sarısı gibi renklere sahiptir. Uzun tüylere sahiptirler. Bu uzun tüyler, onlara buzlu ve de karlı havalarda patilerini korumaya yardımcı olmaktadır. Bu köpeklerin kulakları ise, dik ve de yukarıya doğrudur.<br />
<br />
Sibirya kurtlarının karakteristik özellikleri incelendiğinde, karşımıza ilk olarak bu köpeklerin haylaz, zeki, oyuncu, inatçı ve de soysal oldukları çıkmaktadır. Bakıcı ailelerine karşı oldukça bağlıdırlar. Bu özelliğiyle, bakıcı kişilerin büyük sevgisini kazanmıştır. Bu köpeklerin eğitimi ise diğer köpeklere oranla daha kolaydır. Öğretilmek istenen şeyleri algılamaları ve öğrenmeleri kolay bir şekilde olmaktadır. Tuvalet eğitimi biraz zahmetli olabilmektedir. Eğer öğretilmek istenen şey onlara mantıksız gelirse, o öğretilen şeyi yapmamak için direnmektedirler. Bunun nedeni ise, bu köpeklerin oldukça inatçı bir yapıya sahip olmalarıdır. Bu nedenle de, bu köpeklerin eğitimi esnasında kişilerin oldukça tutarlı ve de sabırlı olmaları gerekmektedir. Genel anlamda, diğer hayvanlarla oldukça iyi bir şekilde geçinmektedirler. Eğer havalar çok sıcak değilse, oynamayı çok severler. Yine bu köpekler soğuğa alışkın oldukları için, sıcak yerlerde yetiştirilmemelidir. Serin yerlerde yetiştirilmelidir.<br />
<br />
Bu köpekler özgürlüklerini çok sevdikleri için, dışarıda kendi başlarına dolaşmayı çok severler. Fakat bunu bir kaybolma ya da kaçma olarak değerlendirmezler. Eğer Sibirya kurdu yetiştirilmek isteniyorsa, bu köpekler yalnızlıktan hiç hoşlanmadıkları için tek değil de, iki Sibirya kurdunu bir arada yetiştirmek daha uyun bir davranış olabilmektedir.<br />
<br />
sibirya kurdu Resimleri<br />
<br />
<br />
---oOo---<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Bullmastiff Köpeği</span><br />
<br />
Bu köpekler 19. yüzyılda Mastiff ile Bulldog melezlenerek üretilmişlerdir.Üretilme amaçları toprak sahiplerinin arazilerinde kaçak avcılığı engellemektir.Sert ve tehdit edici olan bu köpeklere kaçak avcıları yakaladıklarında ısırmamaları öğretilirdi.<br />
<br />
Hantal olmayan oldukça güçlü köpeklerdir.Neşeli,korkusuz,itaatkardırlar.Bu köpeklerin sahipleri de en az onlar kadar enerjik olmalıdır.Egzersiz ihtiyaçları karşılanırsa apartman hayatına adapte olabilirler.Sıcak havalara karşı hassastırlar.<br />
Düzenli egzersiz yaptırılarak bu köpeklerin tembelleşmesinin önüne geçilmelidir,kilolarına dikkat edilmelidir.Tüyleri sert ve kısadır haftalık fırçalama yeterlidir,tırnaklarının uzunluğu kontrol edilmelidir.Bazen inatçı olabilen bu tür köpekler iyi huyludurlar ver dikkatli bekçidirler,kışkıltılmadıkça sakindirler.Nedensiz saldırmaz ancak bir tehlike sezdikleri anda tehlikenin kaynağını yere yatırabilirler.Çocuklarla iyi anlaşırlar.<br />
Bu köpekler ilgiyi severler.Güvenlik açısından sıkı bir itaat eğitimi şarttır,tasmayı çekmeden yürümeyi öğrenmeli diğer insanlarla ve hayvanlarla sosyalleşmeyi yadırgamamalıdır.Bullmastiff'ler diğer köpeklere karşı saldırgan ve insanlara karşı soğukturlar.Zor köpekler değilledir sadece disiplinli bir eğitime ve otoriter sahiplere ihtiyaçları vardır,azarlanmaya duyarlıdırlar.Bullmastiff asla bir yere kapatılmamalıdır. <br />
<br />
Bullmastiff Köpeği Resimi<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Chihuahua </span><br />
<br />
Chihuahua ya da Çivava, dünyanın en küçük türlerinden biri olan köpek ırkıdır. Adını Aztek eyaleti Chihuahua’dan alır. Ağırlığı 0,5 – 2,7 kg, omuzdan yere yüksekliği en fazla 13 cm’dir. Bu köpek cinsinin kulakları iridir. Postu, çeşitli renk karışımları halindeyse de Meksika’da en değerlileri açık kahverengi-beyaz renkli olanlardır. Chihuahua cinsi köpekler, soğuk havaları sevmezler ve ufak oldukları için hemen üşürler. Serin havalarda bir kazak giydirilmesi faydalıdır. Apartman hayatı için uygun bir köpektir. Bu sevimli küçük köpekleri kucakta taşımak çok kolay olsa da düzenli olarak yürütülürse çok daha sağlıklı olurlar. Düz ve kısa tüylü olan Chihuahualar haftalık bakımla temiz tutulabilir. Uzun kürklü olanlar ise yumuşak bir tarakla her gün fırçalanmalıdır. Irk orta derecede tüy döker. Kendi oyuncaklarını ve diğer eşyalarını aşırı sahiplenirler. Oyuncaklarını kimi zaman sahiplerine bile vermezler.Chihuahua oldukça inatçı bir köpektir. Bazıları için eğitimi biraz zor olsa da zeki ve öğrenmeye açıktır. Chihuahua keskin dişlere sahiptir ve bu dişlerini savunma amaçlı kullanır; çünkü tehlike durumunda kaçamayacak kadar küçüktür. Kızdırıldığında da bu yolu tercih edebilir. Bu nedenle çocuklarla oynayabilecek bir köpek türü değildir.<br />
<br />
Chihuahua  Köpeği Resimi<br />
<br />
---oOo---<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Yorkshire Terrier</span><br />
<br />
Temel Özellikleri : Yorkshire Terrier diğer tüm terrier cinsleri gibi çok hareketli ve neşelidir.Diğer hayvanlarla kesinlikle anlaşamaz fakat sahiplerine çok bağlıdırlar.Ev ortamı için birebirdir ve yabancılara karşı çok kuşkucu davranırlar.<br />
<br />
Boy : Boyları genellikle 23-29 cm arasında değişmektedir.<br />
<br />
Kilo : Genellikle 3-4 kilogram arasında görülmektedirler<br />
<br />
Yaşam Tarzı : Tüm dünyada artık yaygınlaşmış olarak insana eşlik eden en yakın köpek cinslerinden birisidir. Bu onun müthiş güzelliği, hareketleri, neşesi ve sempatikliğinin bir eseridir. Ancak yinede ne olursa olsun bir terrier olduğunu unutmamak gerekir.Apartmanda kalmaya bayılır. Dışarıda gezmektende çok hoşlanırlar fakat soğuğa karşı zayıf olduklarından soğuk havalarda mutlaka üzerine birşey giydirilmelidir.<br />
<br />
Yorkshire Terrier Resimi<br />
<br />
<br />
---oOo---<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Wirehaired Pointing Griffon</span><br />
<br />
Temel Özellikleri<br />
Canlı, zeki, hareketli ve duygulu bir köpektir.<br />
<br />
Ortalama Ömür: 12-14 yıl<br />
<br />
Kilo Erkek/Kilo Dişi: 23-27/23-27 kg<br />
<br />
Boy Erkek/Boy Dişi: 56-61/51-56 cm<br />
<br />
Neler Yapar?<br />
Olağanüstü gelişmiş bir koku alma duyusu vardır. Avda özellikle, bıldırcın ve yaban tavşanı avında çok coşkuludur.<br />
<br />
Kökeni<br />
Hollandalı köpek yetiştiricisi E.K. Korthals tarafından samur tazısı, setter, pointer ve spaniel cinsi köpeklerin çiftleştirilmesiyle 1870 ve 1873 yılları arasında geliştirildi.<br />
<br />
Wirehaired Pointing Griffon Genel Yapısı<br />
Wirehaired pointing griffon (Telsi Tüylü Griffon) becerikli bir av köpeğidir, iz sürme ve avı geri getirme konusunda çok iyidir, genel olarak avcının menzilinde bekler.Kendi özgür iradesini avcının komutlarıyla beraber harika kombine eder. Çok becerikli,kesinlikle sadık, sahibini sürekli memnun etmeye çalışan, cana yakın ve genelde neşelidir. Genel olarak diğer insanlara, köpeklere ve diğer hayvanlara arkadaşca yaklaşır.<br />
Wirehaired Pointing Griffon Bakımı<br />
Wirehaired pointing griffon (Telsi Tüylü Griffon) günlük egzersize ihtiyaç duyar, günlük düzenli yürüyüş, oyunlar ve sahada koşmak onun için olmazsa olmazlardandır. Özellikle yüzmeyi çok sever. Evde ve bahçede yaşamasına izin verilirse, sahibi için elinden gelenin en iyisini yapar. Sert tüylerinin haftada bir ya da iki defa fırçalanması gerekmektedir, tüylerinin yenilenmesi için yılda iki defa traş olması gerekmektedir.Kulaklarının düzenli olarak temizlenmesi ve kulak içerisindeki tüylerin herhangi bir kulak sorunu yaşamaması için kesilmesi gerekmektedir.<br />
Wirehaired Pointing Griffon Sağlık Bilgileri<br />
Temel görülen problemler: -<br />
Daha az gözlenen sorunlar : CHD, otitis externa, entropion, ectropion<br />
Nadiren rastlanan sorunlar: -<br />
Uygulanması gereken testler: (hip), (göz)<br />
Ortalama Yaşam Süresi: 12-14 yıl <br />
<br />
Wirehaired Pointing Griffon Resimi<br />
<br />
---oOo---<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Whippet Cinsi</span><br />
<br />
Temel Özellikleri<br />
Mutlu, duygulu, gururlu, zeki ve uysaldır.<br />
<br />
Ortalama Ömür: 12-15 yıl<br />
<br />
Kilo Erkek/Kilo Dişi: 9-18/9-18 kg<br />
<br />
Boy Erkek/Boy Dişi: 48-56/46-53 cm<br />
<br />
Neler Yapar?<br />
Kısa mesafeli yarışlarda kullanılır. Saatte 60 km. hızla koşabilir.<br />
Mükemmel karakteri sayesinde insana eşlik edebilir, gerektiğinde dikkatli bekçi köpeği olarak da eğitilebilir.<br />
Narin görünüşüne rağmen hastalıklara karşı dirençlidir ve uzun ömürlüdür.<br />
<br />
Kökeni<br />
19. yüzyıl sonunda greyhound, İtalyan tazısı ve terrier cinsi köpeklerin çiftleştirilmesiyle geliştirildi.<br />
<br />
İsmi hızlı hareket etmek anlamına gelen “whip it” sözcüklerinden gelir.<br />
<br />
Whippet Cinsi-Köpek-Resimi-Whippet -Fotos<br />
<br />
---oOo---<br />
<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Westphalia Basseti Cinsi</span><br />
<br />
Temel Özellikleri<br />
Westphalia Basseti mücadeleci, zeki, arkadaş canlısı bir ırktır. Evde uyuması gerekir, iyi huyludur. Koklayarak iz sürer.<br />
<br />
Ortalama Ömür: 10-14 yıl<br />
<br />
Kilo Erkek/Kilo Dişi: 15-18/14-17 kg<br />
<br />
Boy Erkek/Boy Dişi: 30-35/28-33 cm<br />
<br />
Neler Yapar?<br />
Tazı ve basetin avcılık yeteneklerini kendi kişiliğinde birleştirmiştir. İz sürer, avcıyı uyarır, inlere girebilir. Güzel görünüşünün yanı sıra taşıdığı melankolik ama aynı zamanda canlı ifade onu insana arkadaşlık eden bir köpek olarak popüler hale getirmiştir. çok az bilinen bir cinstir. Bu nedenle köpek gösterilerinde pek görülmez.<br />
<br />
Kökeni<br />
Alman tazıları ve bassetlerinin çiftleştirlmesiyle üretilmiştir.<br />
<br />
Westphalia Basseti Cinsi Köpek Resimi<br />
<br />
---oOo---<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">West Highland White Terrier </span><br />
<br />
Temel Özellikleri<br />
Geniş göğsünden kaslı bacaklarına kadar sağlam yapılı, fakat küçük gövdeli bir köpektir. Ateşli, hareketli ve kendine güvenlidir.<br />
<br />
Ortalama Ömür: 12-14 yıl<br />
<br />
Kilo Erkek/Kilo Dişi: 7-10/7-10 kg<br />
<br />
Boy Erkek/Boy Dişi: 25-30/23-28 cm<br />
<br />
Neler Yapar?<br />
Pek çok terrier gibi avındaki hayvanları yakalayabilen bir cinstir. Bu rolde ne kadar kararlı ve amansız olduğunu kanıtlamıştır.<br />
<br />
Ancak günümüzde bu sempatik, küçük, hareketli köpek çok değerli ve aranan bir aile dostu haline gelmiştir. Bir apartmanda rahatlıkla yaşayabilir, ama özgürlük duygusunu sevdiği unutulmamalıdır. Bir terastan ya da küçük bir avludan hoşlanır.<br />
<br />
Kökeni<br />
19. Yüzyıl'ın ortasında, İngiltere'nin Argyll bölgesinde yaşayan bir cins terrier yetiştiricisi kendi köpeklerinin arasında bazı beyaz yavrular buldu. Bu köpekler seçildi ve West Highland White Terrier elde etmek amacıyla çiftleştirildi.<br />
<br />
West Highland White Terrier Fotos-West Highland White Terrier Resimi<br />
<br />
<br />
---oOo---<br />
<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Welsh Terrier Cinsi</span><br />
<br />
Temel Özellikleri<br />
Estetik bakımından Airedale'in minyatürüdür. Bu köpeğin öteki terrierlerle çiftleştirilmesiyle elde edilmiştir. Canlı, bağımsız, neşeli, duygulu, itaatkar ve cesur bir köpektir.<br />
<br />
Tüylerinin sık sık fırçalanması gerekir, yılda iki kez de kırpılmalıdır.<br />
<br />
Ortalama Ömür: 12-14 yıl<br />
<br />
Kilo Erkek/Kilo Dişi: 16-18/14-16 kg<br />
<br />
Boy Erkek/Boy Dişi: 46-48/43-46 cm<br />
<br />
Neler Yapar?<br />
Ağıl ve inlerde avcı olarak kullanılır. Tazılarla birlikte sürülerin korunmasında da kullanılır.<br />
<br />
Günümüzde sadece insana eşlik eden köpek olarak kullanılır. Apartman hayatına çok iyi uyum sağlar, aynı zamanda iyi bir bekçi köpeğidir. Efendisine çok bağlıdır, ancak yabancılara karşı biraz ürkektir.<br />
<br />
Kökeni<br />
Bu cins 1700'lerde üretilmesine karşın ilk kez 1885'te resmi olarak tanıtıldı. Ancak bir süre Kırmızı Wire Fox Terrier olarak anılmıştır.<br />
<br />
Welsh Terrier Cinsi Resimleri<br />
<br />
<br />
---oOo---<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Welsh Springer Spaniel Cinsi</span><br />
<br />
Temel Özellikleri<br />
Neşeli, duyarlı ve bağımsızdır. Güçlü, sağlam bir köpektir.<br />
<br />
Ortalama Ömür: 12-15 yıl<br />
<br />
Kilo Erkek/Kilo Dişi: 16-20/16-20 kg<br />
<br />
Boy Erkek/Boy Dişi: 46-48/43-46 cm<br />
<br />
Neler Yapar?<br />
En zor arazilerde avlanmaya uyum sağlar ve avı getirme konusunda yeteneklidir. Her türlü kötü hava koşuluna dirençlidir.<br />
“Daima neşeli” olduğu söylenir. çok soğuk havalardan korkmaz ve yorgunluk belirtisi göstermeden saatlerce çalışabilir.<br />
<br />
Av alanından çok fazla uzaklaşma eğilimindedir. Bu nedenle altı aylıkken bu konuda sürekli eğitilmelidir.<br />
<br />
Kökeni<br />
özellikle av için spaniel stock cinsinden türetilmiştir.<br />
<br />
Welsh Springer Spaniel Cinsi Köpek Resimleri<br />
<br />
<br />
---oOo---<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Dalmaçyalılar</span><br />
 <br />
Dalmaçyalılar Hakkinda (Ozellikleri,Ilginc Bilgiler ..)<br />
<br />
Merhaba Arkadaslar,Dalmacyalilar ile ilgili turkce kaynak ve bilgi cok az oldugu için bugun birkac sayfa ingilizce yayinlardan bilgim yettiginde ceviriler yaptim.Dalmacyali almak isteyenler için aydinlatici olucagini ve Dalmacyali sahipleri icinde referans niteliginde olmasini umuyorum,,,,<br />
<br />
DALMACYALILAR HAKKINDA ILGINC BILGILER<br />
<br />
Dalmacyalilar yillarca itfaiyeci kopegi olarak bilindiler.Yillar once dalmacyalilar itfayeciler tarafindan istasyonlarindaki fareleri kovalamalari için tutulmuslardir.(Dalmacyalilar kedi gibi fare kovalamalari ile unlenmislerdir)<br />
<br />
2.Dunya savasi sirasinda gizli mesaj ve tibbi malzeme tasimak için kullanildiklari bilinmektedir.<br />
<br />
Atlarla aralarinin iyi olmasindan dolayi ayni zamanda itfayeciler yangin sondurmeye giderken at arabalarina eslik etmis ve yollarini acmislardir.ingilterede halen bazi modern itfaiye istasyonlarinda Dalmacyalilar bulundurulmaktadir.<br />
<br />
Dalmacyalilarin iyi bir sirk sovmenleri oldugunu biliyormuydunuz?<br />
Bunun nedeni Dalmacyalilarin atlarla cok iyi dost olabilmeleri ve dogustan ilgiyi uzerine cekme istegine sahip olmalaridir.Yaptiklari numaralar arasinda Fici yuvarlama,Takla atma,dar ince bir alanda yurume…<br />
<br />
Dalmacyalilarin diger bilinen adlari : Itfaiyeci kopegi , Arabaci Palisi, Maskot , Dal<br />
<br />
Bilinen en meshur Dalmatian sahiplerinden bazilari :George Washington ,Ressam Pablo Picasso, Benjamin Franklin<br />
<br />
Dalmacyalilar yavruyken (Ve yavruluk donemi oldukca uzun surmektedir)cocuklarla birbirlerine cok benzerler.Her ikiside dogustan oyuncu.yakinindakiler için ilgi cekici ve cok cabuk sikilarlar.Sinirlar skildiklari zaman cok zorlarlar.<br />
<br />
Erkek Dalmacyalilar disi dalmacyalilara gore iri ve agirdirlar.<br />
<br />
Dalmacyalilarin mukemmel duyu yetenekleri vardir.En kotu duyu sahibi olani bir insanin isitebildiginden dort kat fazlasini duyma yetisine sahiptir.(Unutulmamasi gereken Dalmacyalilar da dogustan sagirlik gozukebilmektedir)<br />
<br />
Dalmacyalilar yuzmeyi cok severler.<br />
<br />
Dalmacyalilarin benekleri siyah veya kahverengidir.Fakat ilginc olani dalmacyalilarda dogduklarindan sut kadar beyaz dogar ve sonradan beneklerine kavusurlar.<br />
<br />
Dalmacyalilar en insancil sicakkanli kopeklerden biridir.Onlar için hayatta onemli olan sey insanlarla birlikte olup oyun oynamaktir.(Gun icerisinde insana ihtiyac duyarlar ve yanliz kalmayi sevmezler)<br />
 <br />
<br />
Dalmaçyalılar Hakkinda (Ozellikleri,Ilginc Bilgiler ..)<br />
<br />
Merhaba Arkadaslar,Dalmacyalilar ile ilgili turkce kaynak ve bilgi cok az oldugu için bugun birkac sayfa ingilizce yayinlardan bilgim yettiginde ceviriler yaptim.Dalmacyali almak isteyenler için aydinlatici olucagini ve Dalmacyali sahipleri icinde referans niteliginde olmasini umuyorum,,,,<br />
<br />
DALMACYALILAR HAKKINDA ILGINC BILGILER<br />
<br />
Dalmacyalilar yillarca itfaiyeci kopegi olarak bilindiler.Yillar once dalmacyalilar itfayeciler tarafindan istasyonlarindaki fareleri kovalamalari için tutulmuslardir.(Dalmacyalilar kedi gibi fare kovalamalari ile unlenmislerdir)<br />
<br />
2.Dunya savasi sirasinda gizli mesaj ve tibbi malzeme tasimak için kullanildiklari bilinmektedir.<br />
<br />
Atlarla aralarinin iyi olmasindan dolayi ayni zamanda itfayeciler yangin sondurmeye giderken at arabalarina eslik etmis ve yollarini acmislardir.ingilterede halen bazi modern itfaiye istasyonlarinda Dalmacyalilar bulundurulmaktadir.<br />
<br />
<br />
Dalmacyalilarin iyi bir sirk sovmenleri oldugunu biliyormuydunuz?<br />
Bunun nedeni Dalmacyalilarin atlarla cok iyi dost olabilmeleri ve dogustan ilgiyi uzerine cekme istegine sahip olmalaridir.Yaptiklari numaralar arasinda Fici yuvarlama,Takla atma,dar ince bir alanda yurume…<br />
<br />
Dalmacyalilarin diger bilinen adlari : Itfaiyeci kopegi , Arabaci Palisi, Maskot , Dal<br />
<br />
Bilinen en meshur Dalmatian sahiplerinden bazilari :George Washington ,Ressam Pablo Picasso, Benjamin Franklin<br />
<br />
Dalmacyalilar yavruyken (Ve yavruluk donemi oldukca uzun surmektedir)cocuklarla birbirlerine cok benzerler.Her ikiside dogustan oyuncu.yakinindakiler için ilgi cekici ve cok cabuk sikilarlar.Sinirlar skildiklari zaman cok zorlarlar.<br />
<br />
Erkek Dalmacyalilar disi dalmacyalilara gore iri ve agirdirlar.<br />
<br />
Dalmacyalilarin mukemmel duyu yetenekleri vardir.En kotu duyu sahibi olani bir insanin isitebildiginden dort kat fazlasini duyma yetisine sahiptir.(Unutulmamasi gereken Dalmacyalilar da dogustan sagirlik gozukebilmektedir)<br />
<br />
Dalmacyalilar yuzmeyi cok severler.<br />
<br />
Dalmacyalilarin benekleri siyah veya kahverengidir.Fakat ilginc olani dalmacyalilarda dogduklarindan sut kadar beyaz dogar ve sonradan beneklerine kavusurlar.<br />
<br />
Dalmacyalilar en insancil sicakkanli kopeklerden biridir.Onlar için hayatta onemli olan sey insanlarla birlikte olup oyun oynamaktir.(Gun icerisinde insana ihtiyac duyarlar ve yanliz kalmayi sevmezler)<br />
<br />
Tum kopeklerin (Dalmacyalilarda dahil)renkleri goremedigini biliyormuydunuz?Bu demek oluyorki butun kopekler siyah ve beyaz gorurler.Renkleri bilmedikleri halde cok keskin ayirt edebilme gudusune sahiptirler.<br />
<br />
<br />
Dalmaçyalılar Hakkinda (Ozellikleri,Ilginc Bilgiler ..)<br />
<br />
<br />
Merhaba Arkadaslar,Dalmacyalilar ile ilgili turkce kaynak ve bilgi cok az oldugu için bugun birkac sayfa ingilizce yayinlardan bilgim yettiginde ceviriler yaptim.Dalmacyali almak isteyenler için aydinlatici olucagini ve Dalmacyali sahipleri icinde referans niteliginde olmasini umuyorum,,,,<br />
<br />
DALMACYALILAR HAKKINDA ILGINC BILGILER<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
Dalmacyalilar yillarca itfaiyeci kopegi olarak bilindiler.Yillar once dalmacyalilar itfayeciler tarafindan istasyonlarindaki fareleri kovalamalari için tutulmuslardir.(Dalmacyalilar kedi gibi fare kovalamalari ile unlenmislerdir)<br />
<br />
2.Dunya savasi sirasinda gizli mesaj ve tibbi malzeme tasimak için kullanildiklari bilinmektedir.<br />
<br />
Atlarla aralarinin iyi olmasindan dolayi ayni zamanda itfayeciler yangin sondurmeye giderken at arabalarina eslik etmis ve yollarini acmislardir.ingilterede halen bazi modern itfaiye istasyonlarinda Dalmacyalilar bulundurulmaktadir.<br />
<br />
<br />
Dalmacyalilarin iyi bir sirk sovmenleri oldugunu biliyormuydunuz?<br />
Bunun nedeni Dalmacyalilarin atlarla cok iyi dost olabilmeleri ve dogustan ilgiyi uzerine cekme istegine sahip olmalaridir.Yaptiklari numaralar arasinda Fici yuvarlama,Takla atma,dar ince bir alanda yurume…<br />
<br />
Dalmacyalilarin diger bilinen adlari : Itfaiyeci kopegi , Arabaci Palisi, Maskot , Dal<br />
<br />
Bilinen en meshur Dalmatian sahiplerinden bazilari :George Washington ,Ressam Pablo Picasso, Benjamin Franklin<br />
<br />
Dalmacyalilar yavruyken (Ve yavruluk donemi oldukca uzun surmektedir)cocuklarla birbirlerine cok benzerler.Her ikiside dogustan oyuncu.yakinindakiler için ilgi cekici ve cok cabuk sikilarlar.Sinirlar skildiklari zaman cok zorlarlar.<br />
<br />
Erkek Dalmacyalilar disi dalmacyalilara gore iri ve agirdirlar.<br />
<br />
Dalmacyalilarin mukemmel duyu yetenekleri vardir.En kotu duyu sahibi olani bir insanin isitebildiginden dort kat fazlasini duyma yetisine sahiptir.(Unutulmamasi gereken Dalmacyalilar da dogustan sagirlik gozukebilmektedir)<br />
<br />
Dalmacyalilar yuzmeyi cok severler.<br />
<br />
Dalmacyalilarin benekleri siyah veya kahverengidir.Fakat ilginc olani dalmacyalilarda dogduklarindan sut kadar beyaz dogar ve sonradan beneklerine kavusurlar.<br />
<br />
Dalmacyalilar en insancil sicakkanli kopeklerden biridir.Onlar için hayatta onemli olan sey insanlarla birlikte olup oyun oynamaktir.(Gun icerisinde insana ihtiyac duyarlar ve yanliz kalmayi sevmezler)<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
Tum kopeklerin (Dalmacyalilarda dahil)renkleri goremedigini biliyormuydunuz?Bu demek oluyorki butun kopekler siyah ve beyaz gorurler.Renkleri bilmedikleri halde cok keskin ayirt edebilme gudusune sahiptirler.<br />
<br />
<br />
<br />
Dalmacyalilar kisa tuylu kopeklerdir.Duzenli olarak taranmalari gerekir.Evinize tuy dokme zamanlarinda halinizin ustune kar yagmis gibi beyaz tuyler gormeniz olasidir.<br />
<br />
Dalmacyalilar cok az koku birakir ve kendisini kediler gibi temizler.<br />
<br />
<br />
DALMACYALI IYI OZELLIKLERI<br />
<br />
Itaatkar (Zaman zaman inatci olduklarida bilinir)<br />
Zeki<br />
Iyi bir gozcu olmasi<br />
Orta derecede koruma kopegidir<br />
Kendini temiz tutar<br />
Cok az koku birakir<br />
Surekli saka yapar ve sizing sakalariniza karsida anlayislidir<br />
Atlari cok sever<br />
Kolay itaat egitimi alir<br />
Iyi hafizasi vardir.<br />
<br />
DALMACYALILARIN OLUMSUZ OZELLIKLERI<br />
<br />
Havlayabilir<br />
Soguga karsi dayaniksizdir<br />
Yeteri derecede eksersiz yapmazsa yaramazlasir ve hiperaktif duruma gelir.<br />
Kiskanclik besler<br />
<br />
<br />
** Yukarida verilen bilgilerin tamami dalmacyalilarin hakkinda bilinenn genel kanaatlar uzerine kurulmustur.Bu kanaatlere uymayan bir dalmacyali kotu bir dalmacyali degildir.<br />
<br />
<br />
<br />
DALMACYALI BENIM için UYGUN BIR IRK’MI?<br />
<br />
Kopegime evin icinde bakabilecek durumdamiyim?<br />
<br />
Gunde bir saat egzersiz yaptirabilecekmiyim ?<br />
<br />
Ben benden bagimsiz basina buyruk hareket eden bir kopek istiyormuyum ?<br />
<br />
Ben kopegimin egitimine zaman ayirabilecekmiyim? (Dalmacyalilar muhakkak egitim ihtiyaci duyar)<br />
<br />
Kopegimle oyun oynucak zaman ayirabilecekmiyim ?<br />
<br />
Ben onun yapabilecekleri daginikliklari toplamaya katlanabilecekmiyim ?<br />
<br />
Ben Fiziksel olarak hiperaktif bir kopekle zaman gecirip onu control edebilecek egitebilecek guc ve enerjiye sahipmiyim?<br />
<br />
Benim butun aile fertlerim evin icindeyken ona ilgi gosterebilecek durumdami?Ve bir dalmacyaliya ve onun sebep olabilecegi seylere katlanabileceklermi? (Her bir bireyin ev icinde hayvan sevgisi duymasi onemlidir)<br />
<br />
Dalmaçyalı Köpek Resimi-Dalmatian-Fotos<br />
<br />
<br />
</span></span>]]></content:encoded>
		</item>
	</channel>
</rss>